BİR “SARI ÖKÜZ” HİKAYESİ

21 Aralık 2009
  Yazdir E-posta
Yazar Ülker Fahri   
07 August 2009, Friday
Dünya hızla dönüyor.

Daha dün gibi “millenium” diye 2000 yılını karşılamaya hazırlanırken, 2010 yılına merdiven dayadık da, geçen 10 yılda, ne “yılların nasıl geçtiğini” ne de “yıllardır niye yerinde saydığımızı” fark edebildik.

Ne tuhaf…. “Çözüm ve Avrupa Birliği” hayalleri ile adım attığımız 2000’li yılların başlarında, Denktaş ve UBP yönetimini götürmeyi ve yerlerine Talat ve CTP yönetimini getirmeyi başarı sandık…..

Sandık sanmasına da….

5 yıl içinde, hep birlikte “yüzümüze gözümüze buladığımız” “Çözüm ve Avrupa Birliği” hayallerimizi yok ederken, daha büyük bir başarıya imza atarak UBP’yi tek başına iktidara taşıma becerisi gösterdik.

Ve….

Şimdi de başladık, nisan 2010’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile oyalanmaya ve “Türkiye kimi isterse o Cumhurbaşkanı olacağını bilmezmişiz gibi” kendi aramızda “acaba kim” diye “laf” gevelemeye. (F.S.Soyer yine “seçmenlere hakaret ediyorsun, insanların hiç mi kendi iradeleri yok” diyerek kızacak ama, ben birisinden oy beklemediğim için rahatlıkla inandığım gerçekleri söyleyebiliyorum “evet, yok” çünkü Kıbrıslı Türkler’in iradesi taşınan nüfusa kullandırılan oylarla gasb edilmiştir, sandıktan çıkan sonuç, Kıbrıslı Türkler’in iradesini yansıtmıyor. Beslenen ağaları, bir işarete bakar ve istediklerine oy verdirirler, halen bu gerçeği göremeyen varsa, gözünü açsın lütfen. R.R.Denktaş bile dememiş miydi “Türkiye kimi isterse o seçilir” diye)

Evet…..

Hızla 2009 sonuna yaklaşıyoruz.

Hani….

Cumhurbaşkanı M.A.Talat ve CTP’nin “Referandum” yapılacak dedikleri 2009 yılı sonu var ya o yıl sonu.
Şimdi, söyleyin bakalım…..

Ben bu yazıyı yazarken, Talat ve Hristofyas haftada bir görüşerek çözmeye çalıştıkları “Kıbrıs Sorunu”na ara vererek tatile çıkmışlardır.

Aylardan ağustos ve yıl sonuna 4 ay kalmıştır.

M.A.Talat ve sözcüleri, neredeyse “her konuda anlaşma sağlanmıştır” açıklamaları yaparak, Kıbrıs sorununun çözümüne çok yaklaşılmıştır havası yaratmaya gayret ederlerken…..

D.Hristofyas ve sözcüleri ise”henüz hiçbir konuda anlaşma sağlanamamıştır” açıklamalarını yapmaktan çekinmemekte, onları yalanlamaktadırlar.

***  

Bilmenizde yarar var….

Yıl sonunda, “Ek Protokol” uygulaması için AB’nin Türkiye’ye tanıdığı 3 yıllık süre doluyor.

Aralık ayı ortasında gerçekleşecek “AB Liderler Zirvesi”nde, karar verilecek “Tamam mı Devam mı” diye.

Kimimize göre….

AB kararlı bir şekilde ilkelerine ve kararlarına sahip çıkarak, Türkiye ile üyelik görüşmelerini durduracak….

Kimimize göre….

Türkiye’nin bölgedeki stratejik gücü karşısında AB geri adım atacak ve bir ara formül bulunacak….

Ben diyorum ki…..

Avrupa Birliği içinde, belirleyici üye ülkelerinin “çıkarları” doğrultusunda, ne yapılmasını gerektiriyorsa, Türkiye ile ilgili verilecek karar o yönde olacak.

O nedenle….

Bu düşünceyi gayet iyi bilen Türkiye yöneticileri, haliyle “Türkiye’nin çıkarları” ne gerektiriyorsa, o yönde adım atacaklardır.

Atacakları adıma göre de burada…..

Kimin Cumhurbaşkanı, kimin Başbakan, hangi partilerin hükümette, hangi partilerin muhalefette olacağına karar verilecektir. (F.S.Soyer yine kızacak)

Haberiniz olsun……
Kıbrıslı Türkler’in geleceğinin ne olacağını düşünen de olmayacaktır.

Ve…. hiç şüpheniz olmasın….

Türkiye’yi yönetenler “Türkiye’nin çıkarlarını” hesap ederken…..

Kıbrıs’ı yönetenler(!) “kendi koltuklarını” hesap edeceklerdir….

Göreceksiniz….

M.A.Talat ve CTP “yıl sonu Referandum” diye diye, 2009’u bitireceğiz….. Gerçekleşmeyecek referandumun arkasından, 2010’a girer girmez, “yarım kalmış görev”i bitirmek için, nisan’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi için sizden “oy” istenecektir.

Ve….

Her seçim döneminde yaptığımız gibi….

Belli duruşu olan ve seçimleri göstermelik olarak yorumlayan kesimleri ayırıyorum, hiç kimsemiz, yaşananlara ve yaşatılanlara değil, o gün söyleneceklere “kulak vererek” “ulvi görev olan oyunumuzu kullanmanın gururu içinde” vatandaşlık görevimizi yapacağız.

Sonra da….

Çok da zaman geçmeden, hep yaptığımız gibi, şikayet etmeye başlayacağız.

Ama hiç akıllanmayacak, aklımızı hiç geliştirmeyeceğiz. Çünkü, henüz “sütten kesilmeyi” öğrenebilmiş değiliz.

Sütten kesilmeyi öğrenemediğimiz gibi, aramızda “prens” olmaya meraklı o kadar çok meraklı var ki….

Baksanıza…..

Hükümet “bütçede para yok, imkanlar bu kadar” diye feryat ederken…..

Sağcısı-solcusu bir olmuş hep birlikte “isterukh” diye grevlere hazırlanıyorlar.

***

Siz “Sarı Öküz” hikayesini bilir misiniz?

Hani….

Ormanın birinde…
Aslanlar toplanmış.
“Yahu” demişler, Hesapta kralız, açlıktan öleceğiz birader…
Maymuna saldırsak, ağaca kaçıyor; fillere saldırsak, fazla büyük…Ceylanlar hızlı, yetişemiyoruz; kuşa dalsak, uçuyor, Eee, balık yakalayacak halimiz de yok…
 
N’aapsak?”
Bir tanesi “En iyisi, öküzlere saldıralım” demiş,
“İri yarı görünüyorlar ama ne pençeleri var, ne de dişleri diş… tam dişimize göre!”
Olur mu?  Olur.
Hücum!
Ama evdeki hesap çarşıya uymamış;
Öküz, öyle yabana atılacak hayvan değilmiş meğer…
Organize oluyorlar, topluca savunma yapıyorlar, püskürtüyorlarmış.
Aslanlar aç…
N’aapsak, n’aapsak?
“Tilkiye danışalım” demişler. Tilki “kolay” demiş,
“Beni, öküzlerin yaşadığı zengin otlakların prensi yapın, işinizi halledeyim…”
Kabul etmişler.
Tilki, elinde beyaz bayrakla öküzlere gitmiş, “Saygıdeğer öküzler” demiş, “Aslında aslanlar uysaldır, sizi de çok seviyorlar… Ama, şu aranızdaki sarı öküz var ya, sarı öküz, işte sorun o…
Görünce tahrik oluyorlar, canları çekiyor, verin şu sarı öküzü, kurtulun, Kurtulun kardeşim, huzur içinde yaşayıın.

Öküz heyeti düşünmüş taşınmış,
”Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığıyla, verivermişler sarı öküzü…
Aslanlar da afiyetle yemiş.
 
Bir gün, iki gün…. Tilki gene gelmiş.
“Bakın gördüğünüz gibi, saldırılar kesildi, mutlu mutlu yaşıyorsunuz” demiş ve eklemiş: “Ama benekli öküz var ya, benekli öküz, o burada olduğu sürece size rahat yüzü yok arkadaş, canları çekiyor, verin kurtulun”
 
Öküz heyeti düşünmüş,
“otlağın selameti için” teslim etmişler benekli öküzü..
 
Üç gün, dört gün… Tilki gene gelmiş.
Kuyruğu uzun olanı, burnu beyar olanı, tombul olanı…. tek tek alıp gitmiş.

Otlak seyrelmiş, aslanlar semirmiş.
 
Bir gün… Tilki gelmemiş!
Gerek kalmamış çünkü. Direkt Aslan gelmiş.
 
“Hanginizi istiyorsam, canım hanginizi çekiyorsa, onu vereceksiniz, adamı hasta etmeyin” demiş.
 
Otların arasında tir tir titreyen, tek tük kalmış öküzler, “keşke saraı öküzü vermeseydik” demiş ama iş işten geçmiş.
 
İşte böyle sevgili okurlar…
Hikayenin yazarına göre, “Öküzlük” böyle bir şey.

http://portal.kibris.net/index.php?option=com_content&task=view&id=3642&Itemid=39

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: