Öküz

18 Mart 2009

Öküz Elindeki tahtacı baltasıyla ustaca bir vuruş daha yaptı.Koca çam ağacı çatırdayarak yavaş yavaş yana doğru eğilmeye başladı ve birden diğer çam ağaçlarının üzerine doğru devrildi. Devrilirken yanındaki çam ağaçlarına biraz takılır gibi oldu fakat dayandığı ağaçlar, koca çamın ağırlığına dayanamadılar. Ağaç büyük bir gürültüyle yere düştüğünde birkaç küçük ağacı da birlikte yere yatırmıştı. Biraz soluklandıktan sonra, yerde yatan ağacın etrafını bir kaç defa dolandı. Ayağını ağacın gövdesine koyarak akortsuz bir ıslık tutturdu. Ağacın dal ve budaklarını temizleyerek kabuğunu soyması ,yaklaşık yarım saatini aldı. Boynuna sarılı mendille terini kuruladı ,sonra tiz bir ıslık çaldı. Bir kaç dakika sonra aşağıdaki eğrelti ağaçları arasından, kısa boylu, tıknaz,esmer ,saçı sakalı bir birine karışmış biri çıktı . Yanında ikiye katlanmış bir şekilde iki kulplu kocaman bir testere vardı. Gelir gelmez çevik bir hareketle yerde yatan ağacın üzerinden atladı. Koca testereyi, ağacın üzerinde işaretlediği bir yere koydu. Diğeriyle karşılıklı çekmeye başladılar. Beş on dakika içerisinde koca çam ağacı yaklaşık üç metrelik dört parçaya ayrılmıştı. Kesme işi bitince sonradan gelen elindeki testereyle geldiği yöne doğru giderek, eğrelti ağaçlarının arasında kayboldu. Diğeri çömeldi bir sığara sardı. Sırtını bir çam ağacına dayayarak sıcağın ve kuraklığın etkisiyle artık sararmaya yüz tutmuş ovaya doğru baktı. Bulunduğu yerden tüm Çukurova ayağının altındaymış gibi görünüyordu. Gün öğleye yaklaştığı için sıcaklık oldukça fazlaydı. Yine de Çukurova’nın sarı sıcağını düşününce haline şükretti. Aşağıdan gürültüler gelmeye başlamıştı. Dal hışırtıları arasında “oha“ sesleri ve kime edildiği belli olmayan bir kaç küfür işitildi. Az sonra dal ve yaprakların arasından iki öküz göründü. Arkalarındaki esmer tıknaz adamın omzunda, üzerinde zincir dolanmış bir boyunduruk vardı. Adam, boyunduruğu yere bıraktı. Gidip ,öküzlerden birinin kulağına yapışarak boyunduruğun yanına getirdi. Boyunduruğu ustaca kaldırıp öküzün boynuna yerleştirdi ve öküzün boynunun altından kıldan örme bir iple bağladı. Sonra diğer öküzü çekip getirerek aynı işlemi tekrarladı. Bu arada diğeri, artık tomruk haline gelmiş ağacın baş tarafına, halka şeklinde bir iz açmış zincirin bir ucunu getirip bu halkaya geçirmişti . Öbürü öküzlerin önüne geçti, elindeki kısa değneği öküzlerden birine dokundurdu. Bir ucu tomruğa ,diğer ucu boyunduruğa bağlı zincir ,birden gerildi. Şimdi yamaçtan aşağıya doğru inmeye başladılar. Doğrusu bu iniş, kayma ve sürünme arası bir şeydi. Öküzler, koca tomruğun önüne çıkan her engelde duraklar gibi oluyorsa da ,öndeki adamın ağzından çıkan bir sözle ,veya elindeki değneğin vücutlarına dokunuşuyla ileri doğru atılıyorlardı. Arkadan gelen adamın elinde kalın bir sopa vardı. Zaman zaman, yerde kayan tomruğa yön vermeye çalışıyordu. Tomruğun yerde kayarken yerinden oynattığı taşlar, yamaçtan aşağı doğru yuvarlanıyor,geçtiği yerlerdeki bodur ağaçları gürültüyle kırıp geçiyordu. Dağın eteğine inmeden, düz bir alanda durdular. Öküzlerin sırtından terler fışkırıyordu. Ağızları köpürmüş, ayakları tir tir titriyordu. Duraklamayı fırsat bilen bir sürü sinek ,öküzlerin üzerine üşüştü. Arkadaki,zinciri tomruktan boşandırırken, öndeki de, öküzleri boyunduruktan kurtarıp, aşağıya doğru sürdü. Öküzler, dağın eteğine doğru inerek dalların arasında kayboldular.

http://www.hikayeler.net/yazilar/3937/okuz/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: