KIRK KÖSE İLE BİR KÖSE

9 Şubat 2009

Derleyen: Cellâddin KİŞMİR

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, cinler cirit oynar eski

hamam içinde. Deve dellâl iken, sinek berber iken eski hamamın tası yok; yeni hamamın

kubbesi; peştamalın ortası, bu yalanın ötesi yok. En iyisi gidip yatmalı sırt üstü, böyle biter bu

dünyanın derdi; kadının fendi erkeği yendi.

O olmadı, bu olmadı; Ayşeciğin donu fistanına uymadı; yedi iklim dört cihan duydu da

bizim pire cenapları duymadı. Nihayet götürdüler cellâda. Bir vurdu, bir daha vurdu cellâd.

İmdat imdat! Vurdu durdu, durdu vurdu, vurdu durdu derken sabah oldu erken. Sonra pire

başladı ağlamaya, deve başladı uçmaya. Duyan oldu bunu, duymayan oldu bunu. Fakat ben

gözlerimle gördüm. Şöyle kanat çırptı deve, bir daha çırptı, havalanıverdi. El etti bize, selâm

etti havadan tavuk çıktı yumurtadan yumurta nereden çıktı onu gayri bilemem, ama inci,

mercan çıktı balıktan. Balık da çıktı balıktan. Balık çıktı tavadan, tava çıktı tavadan, kısmet

geldi havadan. Hele dur yahu akıl gitti gider zıvanadan. Dün gece sabahı etti anan. Nerede

idin a oğlan. Soğan kırdı siniye; oğul yine, bol yiye diye diye ayrana yoğurt ezdi, üç öğün

namazında adını tesbihe dizdi. Ha geldi, ha taze geldi, ha şimdi geldi, hey geldi gelir. O gele

dursun biz gelelim, işimize. Sağa döndüm hofladım, sola döndüm pofladım, olmadı da

olmadı. Ha dedim anlatayım masalımı sıvazlayıp sakalımı, başladım gır gır söylemeye. Ama

Ali dedim, Veli dedim, üçte ondan eveli dedim arkasını diyemedim. Diyemediklerim bende

kaldı, siz diyeceklerime kulak verin.

İşte böyle, ne siz vardınız dünyada ne ananız, ne babanız ben gezerdim tek başıma Birde

baktım bir gün bir karış boylu bir metre sakallı camız tezeği gibi kat kat akıllı bir köse çıktı

karşıma, merhaba dedikten, hoş beş ettikten sonra, anladım ki kösenin bir derdi var.

“Ne o köse efendi,” dedim. “Bir şeye mi canın sıkıldı?”

O açtı ağzını, yumdu gözünü söyledi söyledi.

“Dur yahu” dedim, “arkandan atlı mı kovalıyor, biraz yavaş ol.”

Anlattı böyle tek tek, ben dinledim yavaş yavaş, tıpkı sizler gibi.

Günlerden bir gün yani aslanların korktuğu, farelerin uçtuğu devirlerde bir karış boylu,

metre sakallı kat kat akıllı köseciğimizin parası kalmadı elinde. Evde dokuz oğlan, sekiz kız

bir ana, bir baba, eder on dokuz kişi aç kalmışlar. Kime gitsinler de karnımız aç desinler.

Alimallah ayıplayıverirler. Dünya kemlik dünyası. Elin ağzı torba değil ki büzesin.

Yapmasaydı o kadar çoluk çocuk deyiverirler. Düşünmezler, bu Allah’ın işidir, kimse çare

bulamaz diye. Kimine on yirmi çocuk verir, kimine de uzaktan baktırır. Neyse köse ne

yapsın? Kalkar gider ahıra, malı mülkü bir tek öküzü pazara satılığa götürür. Dünya kötülük

dünyası derim ve inanmazsanız. Köseciğiz öküzünü doğru dürüst satamamış. Bir gelen

öküzün boynuzları uzun demiş, köse öküzün boynuzlarını kesmiş; bir gelen öküzün kuyruğu

biçimsiz demiş, köse öküzün kuyruğunu düzeltmiş. Sakalı yok, bıyığı küçük, kulağı uzun

burnu eğri, gözleri şaşı, karnı şiş, aklı kısa ayakları topal diyen demiş, köse de her diyenin

aklına uymuş, kâh kesmiş öküzü, kâh dövmüş. Sonunda da koskoca hayvanı kuşa döndürmüş.

Köse şimdi nasıl oldu diye soracak olur, ama hemen bir kahkaha kopmuş:

“Köse” demişler bu ne biçim öküz böyle Hani bunun kuyruğu, kulağı? Boynuzlarını

burnunu ne yaptın? Ayaklarına ne olmuş? Gözleri ağlamış mı ne?

Köse şaşırıp kalmış. Hem “yap” demişler önceden, hem de gülüp alay etmişler sonradan

ağlıyacak gibi olmuş zavallı. Şöyle etrafıma bir bakayım deyince kendisiyle alay edenlerin

kırk küçük tıpkı kendisi gibi adamlar olduğunu görmemiş mi? İçinden sizin alacağınız olsun;

ben bilirim yapacağımı demiş. Kösenin aklına bir şeytanlık gelmiş, gitmiş birbirine benzer iki

*

tavşan tutup birini eve koymuş, birini pazar yerine getirmiş. Etrafını saran kırk kösenin

yanında tavşana demiş ki:

“Hadi git tavşan, ablana söyle de pilav yapsın, tatlı yapsın, aklına ne gelirse yapsın; iki

saat sonra buraya getirsin.”

Tavşan dinlememiş bu sözleri, çekmiş gitmiş dağlara. Köseler;

“Köse” demişler, “senin evin bu tarafta hâlbuki tavşan dağlara, taşlara gitti.”

Köse hazır cevabı hemen yapıştırmış:

“Siz bilmezsiniz o kestirmeden gidiyor.”

İki saat sonra Kösenin karısı bir elinde yemekler, öbür elinde tavşan çıkar gelir. Meğer

Köse karısını tenbihlemiş, filan saat sonra filan filan yemeklerle, hem de şu tavşanla filan yere

çıkar gelirsin. Kırk Köseler şaşırmışlar: bize sat bu tavşanı, bize sat diye bağırmışlar. Köse,

“Alın” demiş, “bir öküz fiyatına bir tavşan”

Öküz değil, deve fiyatına da olsa Köseler alacaklarmış zaten. Köse öküzünün acısını

çıkarmış tavşanı satmış, Kırk Köseler tavşanı ortalarına alıp demişler ki:

“Tavşan her birimizin karısına uğra bize yemek getirsinler.”

Tavşan vurmuş gitmiş dağlara taşlara. Köseler ha beklerler, ha beklerler, ne gelen var ne

giden, ne de tavşandan bir haber? Kösenin oyun ettiğini anlamış kırk aptal, ama geç anlamış.

Gidelim Köseye bir hal edelim, bizimle alay nasıl olurmuş ona gösterelim, demişler. Kösenin

kulağı delik, buları duymuş, hazırlanmış, Köseler geldiklerinde buyur etmiş içeri:

“Hiç olmazsa” demiş, “birer kahve içimlik oturun.”

Köseler kahve içmeye girmişler. Köse karısına seslenmiş:

“Hanım bize kırk kahve pişir kırkı da şekersiz olsun.” Karısı:

“Pişirmem” demiş. Köse:

“Pişireceksin” demiş. Karısı:

“Pişirmem” demiş.

Köse demiş pişireceksin, karısı demiş pişirmem başlamışlar böylece dövüşmeye. Köse en

sonunda dayanamamış, çıkardığı bıçağı karısının boğazına saplamış. Kadın:

“Of anam” demiş, “kanlar içinde yere yuvarlanmış.”

Köseler korkup telaşlanmışlar:

“Hay köse neden yaptın canım. Kahve içmemiz şart değildi ya…” Köse, “sakın

korkmayın” demiş. Şimdi ben onu diriltmesini bilirim. Siz bilmezsiniz kedi gibi yedi canlıdır

o Günde beş on kere ölür, yine dirilir.” Kırk köseler meraklanmışlar. Hadi bakalım dirilt de

görelim demişler. Köse:

“ Nah işte böyle” demiş ve cebinden bir düdük çıkarak öttürmüş.

Düdük öter ötmez karısı ayağa fırlamış!

Köseler:

“Bize sat bu düdüğü bize sat demişler.”

Köse:

“Parayı veren düdüğü çalar” demiş; birer altına birer düdük satmış.

Kırk köselerin kırkı da kösenin bu ikinci oyununa kanarak hiç yoktan karılarıyla kavga

edip öldürmüşler. Ölen insan düdük değil top patlasa yine uyanmaz. Köseler de bir düdüğün

hatırına karılarından olmuşlar. Ötürmüşler, ötürmüşler düdüğü, diriltememişler karılarını,

“Vay” demişler, “köse bunu da bize etti ha öyle mi?”

Kalkmışlar, Köseyi öldürmeye. Ama Köse bilmiş başına gelecekleri. Ayağında çarık,

omzunda heybe çıkıp gitmiş bilinmez ülkelere Gide gide gitmiş, deniz kenarında bir çobana

rastgelmiş, bakmış, çoban düşünceli.

“Ne var hemşerim demiş ne düşünüp durursun?” Çoban:

“Ah keşki öyle olsaydı” demiş. Beni padişahın kızıyla everecekler; ben fakir bir çobanım,

Padişah kızıyla evlenemem ki?”

– Bundan kolay ne var hemşerim., demiş. Köse. Madem evlenmek istemiyorsun evlenme.

Peki, iyi söyledin, hoş söyledin, ama bu sürüyü ne yapayım?”

 

“Düşündüğün şeye bak? Ben varım ya canım. Hem ne olur sanki sen gelinceye kadar ben

bakıveririm sürüye.”

Çoban akıl akıldan; el elden üstündür diyerek koyunlarını Köseye bırakarak gitmiş,

gideceği yere!

Köse ağzı kulaklarında güle oynaya şarkı türkü söyleye evin yolunu tutmuş. Giderken

Kırk köseler çıka gelmişler karşısına. Hemen yakasına yapışıp:

“Seni öldüreceğiz,” demişler.

“Durun sersemler durun,” demiş Köse. Şu sürüye bakın? İsterseniz sizlerin de olabilir

böyle sürü?

Köseler yine telaşlanıp;

“Bize de bul; bize de bul demişler. Nerden buldun, nasıl buldun? Köse:

“Aha” demiş “şu denizin dibinden.”

Köse, Kırk Kösenin kırk ayağına kırk büyük taş bağlayıp:

“Haydi, bakalım demiş; kendinizi gösterin? Kim daha çabuk, kim daha önden girerse, en

çok onun sürüsü olur.”

Köseler birbirleriyle yarış mı kavga mı ne dersiniz deyin denize girip ses vermez yerlere

gitmişler. Onlar da karılarının gittiği öteki dünyada sen ben kavgasına katılmışlar. Bir daha da

bu yeryüzüne dönmemişler.

Metre sakallı, kat kat akıllı Köse kırk köselerin hesabını görüp evine döndüğünde şöyle

rahatça bir nefes almış.

 

Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, 1950, sayı: 17

Bir Yanıt to “KIRK KÖSE İLE BİR KÖSE”

  1. okuz Says:

    ERZURUM MASALLARI

    Anadolu Türk diyolektolojisi üzerinde çalışan Prof.Dr. Ahmet Caferoglu dil malzemesi vermek maksadıyla İlk defa 1942 yılında Erzurum’a ait iki masalı yazıya geçirmiştir, “Ehmet Bezircan” ve “Serencem” adlı bu iki masal Erzurum’un Pasinler İlçesine bağlı Sürbahan köyünden derlenmiştir.

    KÖSE HİKAYESİ

    Bir varmış, bir yokmuş. Pasinler tarafında bir kövde bir köse ailesi yaşarmış. Köse’nin bir oğli varmış. Oğlan Anasının yahasını tutmuş ki “Babama de beni eversin” Anası da erine “Hal bele İken bele. oğlan evlanmah istir.” diyir. Buni diyende gocası diyir ; “Mademki evlanmah. Isdır. Götürsün sehere öküzi satsın parasını getirsin, onun parasıyınan başını bagliyah,” Gari gidir, gocasının söylediklerini oğluna annadir; “Baban dedi ki sabahtan öküzi sehere götürsün satsın, parasını getirsin oni everim” Buni diyende oğlan sevünir. sabahı dar edir.” Öküzü ahurdan cihardır, öğüne gatir, şehrin yoluni dutir. Şehirde de yeddi tene menşur yüz köse varmış. Bu köseler şehrin dışarısındaki yollara dagılir. yollardan gelip geçenleri gandırır, mallarını yoh fiyetten alirlarmış. Oğlanın babasının adı Hasan İmiş. Hasan da çoh menşur bir köseyimiş. Oğlan seherin yoluni yari edende garşısına İki köse çıhır. Bunlar bahirlar ki oğlan birez sevoya benzir. “Bele nereye gidirsen” deyirler.

    Ökizi satmiya götürirem

    Ne istirsen, biz alah

    “On panknot verin” diyende, kösenin biri diyir ki: “Ey hoş fiyeti de ey amma bu öküzün bir gusuri var.”

    “Neymiş gusuri hele diyin bahim”. Köse diyir ki: “Bu öküzün boynuzları coh sivri. Alan adam alaf verende başıni bir sallasa adamın gözüni çıkardır. sufatını dağıdır.

    Oğlan bu sözleri dinlir. öküze “ho” diyir. Birez ilerliyende; “Ola ben ne edim. nasıl edim” diyir. Yerden bir daş almasiyinan öküzün iki boynuzuni da gırir. O hışdlk öküz olir kolik. Bele bu vaziyette yoluna devam edende garşısına İki tene köse daha çıhır. Bu köseler de öbürlerindenmiş. Oğlani birez saf göriller. Gandınp Öküzü elinden almah isdirler: “Bele nereye gidirsen deliganlı?” diyirler.

    Anbu öküzü götirirem ki şeherde satim

    Ne lstirsen? Biz alah,

    “On panknot verin yeter” diyir. Oğlan bele diyende köseler diyirler ki: “Öküzün değeri var. on pankinot eder. daha fazla da eder. Fiyeti de ey .hoş amma bu Öküzün bir gusuru var.” “Neresinde bir gusuri var. hele gösterin” diyende Köseler diyir ki; “Bu öküzün dudahları coh. loşo alaf yiyende etrafa sıçradır.”

    Oğlan köselere peki diyir, öküzü öğüne gatir. Birez gelende cebinden piçaği çıhardlr. öküzün iki dudağını da dibinden kesir. Tebi öküz al ganlar içinde galir. Bele bu veziyette giderken gine garşısına iki köse çıhır: “Deliganli hele eylen, bele nere gidirsen?”

    Anbu öküzi şehirde satmiya götürirem

    Vola ne ey bir öküzmüş bu öküz.

    Ne istisen biz alah,

    On panknot isdirem.

    Ey. öküze göre fiyati bişey değil, ama bu öküzün bir gusuri var, o da olmasa misli menendi bulunmaz.

    -Neymiş gusuri?

    -Bu öküzün pocçigi çoh uzun, Bir sallasa etrafi berbad eder.

    Bu sözleri dinledikten sonra köselerden ayrılan oğlan, şehre yahlaşdıgı yerde gene piçagını çıgardir. öküzün poçcığini dibinden kesir. Beçare öküz onca gan ziyan edir ki artık feri fesi kesilir, daha yürlyemlr. düşir ölir. Öküz ölende oğlan diyir ki: “O ki satamadım, bari derisini köve götürüm.” Öküzi soyir derisini heybesine goyir köye götürir. Babası Hasan Aga. oğlani görende sorir;

    -Ola ne ettin?

    -Heç baba. Ökiz öldi

    “Nasıl oldu bu iş?” diyende, oğlan “Hal bele iken bele” diyir. köselerin yaptıklarını bir bir babasına annadir. Köse Hasan öbürlerinden daha yaman bir köseymiş. Ogluni dinnedikten sora: “Ya ele mi bahah. ki el mi yaman, bey mi?” diyir. Ertesi gün sabah, açılanda garisına diyir ki: “Hele esşegi çıkart, ben bögün şehire gidecagam” Eşşegi çıkardirlar. Köse Hasan, oğlanın tarif ettiği yere yaklaşanda eşşegin gerisine bir tene altın tepir. Birez sonra köseler. Köse Hasan’ın öğini kesirler amma bunlar onun da bir köse olduguni bülmirler.

    Aga uğur ola. nere gidirsen?

    Anbu eşsegi satmiya götürirem.

    Ne istirsen? Biz alah.

    Yüz pankınot.

    Aga bir eşşek de yüz pankınot ede. Hele olacağına de de alah

    “Ahlız keserse, benim eşşeğimin değeri yüz pankınottur.” diyir ve hama eşşegi modullir Modulliyanda eşşek hama “vırt” edir, arkasından altınlari dışari atir. Köseler buni görende şaşırırlar. “Bu nasıl iş” diyirler. Köse Hasan yere düşen altını alir. temizlir dizine sürir parlatır, kesesine goyir. Buni gören köseler diyirler ki

    Hele dur aga bu eşşek her vahıt mı altın cihardır?

    Benim eşşegiin âdeti beledir, her vahit çıharır.

    Bu İş nasıl olir? Hele annat.

    Bu eşsegi bir yere gabatacahsın. bir hafta heç yanına ugamiyacaksan, bir
    hafta sora cıhanp bir modulladın mi, gördüğüz gibi altın cihardır.

    Köse Hasan bele diyende öbürleri dinnirler. dinnirler birbirlerinen pısır kısır gonuşduhdan sora diyirler ki: “Gel bu eşsegi bize yetmiş pankınota ver.”

    Ne başınızı agırdim. Köse Hasan; vur. dut eşsegi dohsan pankınota köselere satir, paraları cebine goyir, köyüne gelir.

    Köse Hasan kövünde olsun, biz gelah eşşegi alan köselere: Köseler, eşsegi alır almaz götürir bir boş merege gabadirlar. Bir hafta heç yanına ugramirlar. Bir hafta sonra gidirler zirzanın üstündeki asma kilidi açirlar, gapiyi itilirler amma gapi bir türll açılmir. Meğer eşşek acından gebermiş. gapının ardasına yıhılmış. Ne İse, zorlanirlar. gapiyi açirlar, eşşegin cendegini dişari atirlar. Köse

    Hasan’a verir verişdirir. “Helbet sen elimize geçersen, biz de sene edeceğimizi bülürük’ diyirler.

    Biz gelek Hasan’a… Köse Hasan köve gelende, yoldan İki tene tilki enigi alir eve gelir. Garısına diyir ki: “Bah beni ey dinne. Ben bele iken bele ettim. Şimdi o köseler gelende onlara bir oyun oyniyacayıh” Bele diyende garısı diyir ki: “Gine kim bülür nasıl bir şeytanlıh düşünmüşsendlr, hele annat. Hasan diyir ki: “Bah şimdi o adamlar gelende diyacahsan ki Hasan tarlada çalışir. Ben bu tilkilerden birini senin yanına bırahacagam. Öbür tilkiyi de tarlaya götürecağam. Sen evde bir ayran aşı, bir guşgana dolma, birez de pilav yap hazır et. Köseler gelende ben onların yanında benim tilkinin kulağına diyecagam ki. eve get söyle. hanım şu şu yemekleri bişirsün, misafirim var.” Emi?

    -ee…

    Tebi tilkiyi puhardanda gacıp gidecektir. Ondan sorasına garışma. Köse Hasan hilesini garısına annatanda garısı. “pekey” diyir. Herif de tarlaya gidir. Aradan bir saat mı geçir, iki saat mı geçir, hilâf olmasın gapı dögllir, Dögülende gar Sövenin deliğinden bahir ki köseler gelmiş:

    -Kim o?

    Hasan Aga evde mi?

    Heyir evde yoh

    Ya nere gitmiş?

    anu garşıdaki tarlada çalışir.

    Köseler “pekey” diyir. Hasan’ın yanına gidirler – Selâm-eleykûmüselâmdan sonra köseler diyirler ki:

    Bize sattığın eşşek öldi.

    Vah.! Çoh yazık. Nasıl ettiz ki öldi?

    Bir hafta yanına uğramadıh.

    Yanına ot, su goyduz mu?

    Heyir goymadıh

    Vah vah zavallı essek, demek ki acından ölmüş. Acıdım, çoh acıdım amma
    ne edek canız sağ olsun, o ki olan olmuş üzülmeyin. Buriya gelmişken bize gidah
    bir yemek yiyah sora gidin.

    ‘Yoh. yoh eziyete düşme” diyende Köse Hasan, adamların yanında, arabanın goluna bağlı bulunan tilkinin gulagına onnann duyacağı bir sesle diyir ki’ “Get eve söyle, de ki “Ağanın iki tene misafiri var. Çorba, dolma, pilav bişirsin. Bir saat sora gelecahlar.” Bu sözleri tilkinin gulagına söyledikten sora. oni buhardır. Tilki adamın elinden kurtulanda tebi gaçir gidir. Köseler buni görir ecebe galirlar ‘Tilki de İnsan dilinden anniya. bu nasıl iş? Hele bahah. soni nasıl cıhacah diyirler. Tarlada Hasan Agaynan birez yarenlik edirler. Birez sora Hasan diyir ki: “E… Ağalar, gahın gidah bir garnımızı doyurah.”

    Hep beraber toplanir. eve gidirler. Hasan Aga evden içeri girir. Köseler onun ardasından girende bahirlar ki tarladaki tilki havluda, evün içinde dolanir. Eyce şaşirirlar. Ne ise biraz sora Hasan’ın. tilkinin kulağına söylediği yemekler bir bir gelende köseler dayanamirlar. yemek yedikten sora diyirler ki:

    Aga anbu tilkiye heyran olduh, gel buni bize sat.

    Olmaz, bu tilki çoh merifetlidir. satamam.

    Hasan tebi bu sözleriynen müşteri gızıştırir. birez gevüşek davrananda köseler israr edirler. “Gel sat. ne istirsen verah” Bunların ısrari üzerine Hasan da diyir ki peki mademki bunca istirsiz ikiyüz pankınot verin, tilkiyi alın götürün.”

    Ne başınızı ağırdım. Vur dut tilkiyi yüzaltmış pankınota alir gidirler. Köse Hasan’nan garısı arkalarından gülirler, sevünirler. Köseler de bir sevincinen tilkiyi alıp öteki köselerin yanına gidirler. Tilkinin merifetini annatirlar. Köselerin başi diyir ki ele İse en evvel tilkinin kulağına ben söylim, bizim eve yollim. yemeği bizde yiyah” Ötekiler, “olur” diyirler. Baş köse. tilkinin kulağına birşeyler söylir. Evde hanıma börekler, paklavalar ısmarlır. tilkiye: “haydi get” diyir. Tilki tebil adamdan gurtulur gurtulmaz gaçir gidir. Birez sora köseler toplanır, baş kösenin evüne yemek yemeye gidirler. Baş kösenin garisi diyir ki Heyir ola herif, bunca misafiri hebersiz neye getirdin?’

    Nasıl hebersiz, tilki gelip söylemedi mi?

    Ne tilkisi, sen ne gonişirsan, tilki de heber getire?

    Köseler, üzüntüden birbirlerini suçliya dursunlar, biz gelah Köse Hasana

    Köse Hasan, gansma diylr ki: “Bah_ gari bu herifler gene gelip beni bulacahlar. Ben sindi sene birşey ögretecagam ey dinne Carisi “pekey” diylr. Hasan diyir ki; “Ben senin boynuna bir bagarsah bağlıyacagam. Bağırsağın içine kan dolduracagam. Misafirler gelende ben sene yemekten sora derem ki hele gadayıf dolması da getir. Sen de dersen ki: ‘Gadayıf dolması yapmadım.1 Benim yalandan hersim çıhar. Beni onların yanında yatırır keserern. sen de ölmüş gibi evvela çıtpınır sora cansız yatarsan sora adamlar sana acırlar. Ben de onlara derem ki: ‘Mademki çoh üzülirslz. sizi üzüntüden gurtarim.’ Anbu gamış düdögl getirir guiagan üç defa öttürürem. O zaman sen cana gelir ayağı gaharsan. Annadın mı?” Gan: “Herif senin bene ettiğin nedir?” dedikten sora “pekey” diyerek kabul edir. Yemekler yiyildikten sora Hasan Ağa. gansına diyir kt “Hele gadayıf dolması getir sofradan gahah..” Gansı dlyir ki: “Ben gadayıf dolması yapmadım?” Hasan Ağa. buna coh fena halde herslenlr. Hama orada belinden gemesini134 çıharir. garının boynuna basir. Garının boynundaki bagarsah deşilir. Ortalığa kan yayillr. Orada ki köseler buna coh üzilirler. “Aman aga ne ettin, bizim yüzümüzden cinayet işledin, vah. vah. coh. üzüldük” diyende. Hasan Ağa misafirlere diyir ki: “Bunca ki üzüldüz. durun ben buni dirildim.” Bele dedigden sora gahlr terekten bir tene küçük kamış düllük135 getirir, yerde cansız yatan gansının kulağına bir defa öttürlr Öttürmez gari çift sıççırir ayağa gahlr. Oradakiler de hayret edirler. Birez sora bu düllüge lallp olirlar. Ne başızl agırdlm Köse Hasan bu dülligi de ey bir para İle onlara satir. Düllügi olan köseler gelir evlerlnde ganlannı birer birer kesirler, düllük heç birini dirilımeyince gene Hasan Aga’nın kövünün yoluni dutirlar.

    Köse Hasan. Öteki köselerin gene köve geleceklerini, bu defa canini gurtaramiyacagınl anlir. yeni bir oyun hazırlir. Gansma dlylr ki: “Bah garl. bu herifler gelir beni sorarlarsa sen ağliyarah de ki. “Hasan öldi.” Ben bir mezer yaptırıp içine gireceğam. Onlar mezerimi görür, öldüğüme İnanırlarsa gurtuluruh_.” Gansı “pekey” diylr.

    Aradan coh geçmlr. Yeddt köse toplanır, köve gelirler. Hışmınnan Hasan’m kapısın! çalirlar. Gansi kederli kederli: “Kim o?” diylr.

    – Hasan Aga yoh mi?

    -Vay canım cıha Hasan Aga öleli 48 saat oldl

    Gari bunları söyleyende kaprom anhasında yalandan aglir. Köseler buni dinnediklen sora diyirler ki:

    -Buraya gelmişken gidah bari mezerinde bir fatiha ohiyah.

    Gabristana gidirler, sıraya düzülir fatiha ohiyanda baş köse bahir ki. mezerin uç yerinde bir delik var. Meğer Hasan orayı nefes deliği goymuş. Baş köse arkadaşlarına diyir ki

    -Vola hele mezeri açın. ben bu delikten şüpelendim

    Köseler mezeri açirlar ki Hasan mezerin ortasında oturir. ” sensen bize bu oyunları oyniyan” diyerek Hasan’i dutir bir çuvalın İçine goyir götürirler. Götürende bahirlar ki uzahdan davul çalınir, atlılar gaynaşir. bir şenlik bir şamata gelir. Yanlarına gidirler ki düğün olir. Hasan’ın bulunduğu çuvalı bir ağaca bağlir, düğüne gidirler. Hasan-bahir ki gettiler. kendi kendine devamlı olarak: “istemirem, lstemirem, istemirem” diyir. O sırada sürüsü ile geçen bir çoban bu sese gulaklanir. Çuvalın yanına gelir ki, içindeki adam boyuna “istemirem. lstemirem” diyir.

    Neyi istemirsen baba. sen kimsen

    Ah benim gardaşım, nasıl annadlm, bene begin gizini vermek istediler,
    almadım. Beni bu çuvala goydular. Ben oni istemirem.

    -Vola sen ne ahılsız adamsan. insan begin gızınıı almaz mi ?

    -Eğer sen istersen, gel çuvala gir. Senin elbiselerini de bene ver. Beg’in gizini
    sen al.

    Hasan bele diyende çobanın ahlı yatir. “He” diyir. Çoban çuvala girir. Hasan çoban gıyafetlnde sürüyi alir gidir.

    Biz gelah yeddi köseye. Köseler düğünden dönirler ki çuval yerinde durir. İçindeki boyuna “beni cihardın ben aliram, begin gizini almıya razı oldum, ben alacağam.” diye gonuşir. Köseler diyirler ki Hasan ahlını oynatmış. Çuvalı alir getirir Çobandede körpüsünden aşşaği atirlar. “Di get, geber. senin yanan buhartmadıh ya!” diyirler.

    http://www.erzurumkulturturizm.gov.tr/Yonlendir.aspx?F6E10F8892433CFF4329F0A36BFEFBCDD46405743274FF07


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: