Neye göre tercih?

22 Mayıs 2007

 

 
 

Yaşamak demek, bir anlamda, “tercih” demektir. Eğer “tercih etme imkânı” olmasaydı, insanlıktan, hür yaşamaktan, ahlâktan, hukuktan, kültür ve medeniyetten, devletten, milleten, dinden, hak ve sorumluluktan bahsedilemezdi.

Tercihlerde bilgi, inanç, ideoloji, tecrübe, alışkanlık, yetenek ve imkânlar, nasihat ve musibet, güçlülük ya da güçsüzlük, particilik, cemaatçilik, ırkçılık, cinsellik, bölgecilik, arkadaşlık, zorlamalar, aşırı sevgiler ve nefretler, aşağılık duyguları, zıtlaşmalar, çileler, duygusallıklar, büyük rol oynar.

Şimdi, bunların bir kaçını örneklendirebiliriz…

En başta “bilgi”, dedik… Bu biraz da, insanın, yapıp ettiklerinin farkında olmasıyla ilgili…

Gerçekten bilgi, insanın tercihlerini değiştiriyor. Yalnız, bunun doğru bilgi olması çok önemli… Ya, yanlış bilgiye dayalı bir değişiklik ve tercih söz konusu olursa?

Bakınız, bir zamanlar, şehirde yaşayanlar, kendilerine yakıştıramadıkları için, kepekli ekmek pek yemezlerdi. Şimdi ise arayıp da bulamıyorlar… Neden? Akıllandılar da ondan… Bir de, diğer konularda akıllarını başlarına devşirebilseler!.. Özellikle, şehirde (birlikte) yaşama bilinci konusunda!..

Olayları ve olguları, tersinden okuma yoluyla da tercihlerin yapıldığı görülmektedir. “Falan gibi olmama düşüncesi”, bunda etkilidir… Gerçi bu yol, biraz negatif bir yoldur…

Kızgınlık ve hava atma, tercihlerde, başlı başına bir faktördür, … Sırf bu yüzden, doğal gaz kullanımına, bir yıl geç geçtik… Niçin mi? Apartman sakinlerinin bazıları birbirine kızdığı için. Üstelik doğal gazın faydasına ve ekonomik olduğuna inanıldığı halde…

Hırsları, sadece onları zarara sokmadı… Çünkü hepimiz bir gemideyiz… Birisi dibini delerse, diğerlerinin de batması, kaçınılmaz bir sonuçtur.

Sırf bu kızgınlık yüzünden, ana babasına, toplumuna, ülkesine, partisine ve cemaatine bayrak kaldıranlar, hiç de az değildir… Bunlar, pireye kızıp yorgan yakan, papaza kızıp oruç bozan takımındandırlar… Hele de, bu işi, alışkanlık haline getirmişlerse?..

Bu bakımdan, tercihlerin neye göre yapıldığı, insan hayatında büyük önem taşır.  Çünkü yapılan işler, buna göre anlam kazanmaktadır…

Diğer taraftan, insanın tercihleri, onu tanımaya yardımcı olur…  Arkadaş, eş,  iş ve aş seçimi, bunu açıkça göstermektedir… “Arkadaşını söyle, kim olduğunu söyleyeyim”, atasözü, konuyu izah etmek için, çok yerinde bir sözdür.  

Bazen giydiklerimiz, konuşurken seçtiğimiz kelimeler, okuduğumuz gazete ve kitap, seyrettiğimiz film ve tiyatro, yine aynı şekilde, hakkımızda ipuçları verebilir… Hatta oturup kalkışımız, selâmımız ve kelâmımız, tercihlerimiz hakkında bir kanaat oluşturabilir.

Peki, bunun hiç mi istisnası yoktur? Elbette vardır… Bir filozof bu konuda şöyle der:

İt itin izinden yürür; ama ayrı ittir… Yani, aynı yolu seçenler, her zaman aynı sebepten seçmiş sayılmaz. Bu ince noktaya, çok dikkat etmek gerekir. Öyle ki, farklı sebepten dolayı, pek çok kişi, aynı kare içinde gözükebilir…

Makamlar ve mansıplar da öyledir. Herkes oralara, aynı maksat için gelmemiştir. Kimi hizmet etme gayesi güderken, kimi zenginliği, kimi şöhreti, kimi de kendisinden korkulan birisi olmayı ön plâna almıştır. Gözlemci bir ruhla bakarsanız, o kadar çok örnek görülür ki!

Şunu unutmamak gerekir ki, insan her zaman, bir kavşak noktasındadır. Önünde, kendisine göre, doğrular ve yanlışlar, iyiler ve kötüler, yokuşlar ve inişler, zararlılar ve faydalılar vardır…

Bunlar nasıl seçilecek?

İşte bu noktada, yukarıda da belirttiğimiz gibi, pek çok faktör, insanın tercihini, doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyecektir…  

İyi ile kötü yan yana gelse, iş kolay…  Bir bakmışsınız, ölümle hastalık birlikte sökün etmiş… İster istemez, birini tercih edeceksiniz.

Denize düşmek de öyledir… Ya deniz, ya yılan?  

Deve de, zor durumdadır, bu tercih meselesinden…  Pat diye sorarlar…

—Yokuşta mı yoksa inişte mi yük çekmek istersin?  

Kızarak bir soru da o yöneltir:

—Düzün gözü mü çıktı? Niye onu hiç saymıyorsunuz?..

Bir de tercihlerde, duyguların aklın önüne geçtiği anlar vardır…

Meselâ iki çocuğu olan bir anne düşününüz… Çok az miktarda yiyecek vardır yanında… Taksim etse, ikisi de ölecek!.. Birine verse, o yaşayacak!..

İnsanın karakteri de tercihlerinde etkilidir…

Şu egoistin tercihine bir göz atalım…

Vaktiyle bir adamın sırtı yük çeke çeke yara olur. Bir gün böyle, iki gün böyle… İyice canına tak der. Eşek alacak ne parası vardır ne de hatırı…

Kara kara düşünürken, birden aklına, dua etmek gelir…

—Allahım!.. Halimi görüyorsun…  Ne olur, bir eşek!

Bir gün, iki gün derken, nihayet rüyasında Hızır’ı görür. Şöyle bir teklif sunar kendisine:

—Allah’tan, komşunun iki eşeği olmasını iste. O zaman, sana da bir tane verilecek!..

Adam bir anda neye uğradığını şaşırır…

Komşu, ha? Hemen tercihini yapar:

—Ben yine, sırtımla çekerim… Yeter ki, komşunun iki eşeği olmasın!..

Ya şu hasetçiye ne demeli?

Bir yolculuğa çıktığı esnada, azık olarak yanına bir miktar salatalık (hıyar) alır. Acıkınca, kabuklarını soyup bir kenara yığar. Kimse yemesin diye üzerini de bir güzelce kirletir…

Fakat geri dönerken o kadar acıkır ki, daha önce kirlettiklerini, “şurasına değmemiş, burasına değmemiş” diyerek silip süpürür…

Bazı mizahlar ve espriler de tercihlerin istikametini değiştirebilir…

Bir seçim propagandası esnasında, adaylardan birisi kürsüye çıkarak, şöyle bir soru sorar:

-Aziz vatandaşlarım!.. Siz çift sürmek için tarlanıza, öküzü mü koşarsınız, tosunu mu?..

Hep birden cevap verirler…

-Öküzü!..

Bu cevaba çok sevinen aday, duygularını şöyle ifade eder:

-İşte ben öküzüm!.. Ötekiler ise tosun!..

Sonunda vatandaşlar, tercihlerini öküzden yana kullanırlar…

Bu anlamda öküz, tecrübeyi temsil etmektedir. Burası tamam. Yalnız bir gün bu öküz, yaşlanıp kasaplık hale gelirse, ne olacak?..  Vefa duygusuyla, tekrar onu çifte koşacaklar mı, koşmayacaklar mı?..  İşte, işin püf noktası burada!.

Babasının oğlu, anasının kızı, falanların akrabası ve dostları olduğu için tercih edilenler de az değildir… Hatta bazı kurumlar, baştan sona bunlarla doludur… Öyle sanıyoruz ki, bu alanda araştırma yapacak olanlar, hiç sıkıntı çekmezler…

Bir de şu, mecburî tercihler yok mu?.. Hani, insanı minnet altında bırakacak cinsten…

Bu konuda söylenen şu şiir çok anlamlıdır…

Geçme namerdin köprüsünden, ko aparsın su seni… Yatma tilki gölgesinde, vay aslanlar yesin seni!..

Tercihlerimizde, reklâmların ve korkularımızın de etkisi olduğu açıktır. Sunulan bazı fikirleri ve seçenekleri tercih edişimiz bundandır… Aynı şekilde, aldığımız  pek çok ürünü, yine bu yüzden tercih etmiyor muyuz?

İşin en kötüsü, bazı kişilerin, asıl tercihlerini gizlemesidir… Yani, tercih ediyormuş gibi yapmak!..

Bakıyorsunuz, bir kısım insanlar, demokrasi isterken, hak ve hukuku savunurken, cumhuriyet ve laikliği dilinden düşürmezken, dinden diyânetten bahsederken, hürriyet özlemini dile getirirken, bunları istermiş gibi yapıyor…  Gerçek ise, tamamen tersine!..

İşin bir vahim tarafı da şu:

Bazen insan, tercihlerinin esiri olup olmama ile karşı karşıya kalabiliyor…

Diyelim ki, büyük bir özenle seçtiğimiz karpuzlar ve kavunlar kabak çıktı… Hem de ne kabak!

Ne olacak şimdi?

Atacak mıyız, tutacak mıyız?

Yoksa poliannacılık mı oynayacağız?

Herkesin tercihi, kendisine!..

 

www.konyapostasi.com.tr/

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: