Tirigan
20 7 2006 23:30
KÜRT TARİHİ
Kürtler, Ortadoğu’nun halklarından olup Zagros dağlarından, Toros dağlarına kadar uzanan coğrafyada yaşayan ve Hint-avrupa dil grubuna ait bir dil konuşan halkdır. Yaşadıkları coğrafyanın adı tarihsel olarak Kürdistandır, başka bir tanımla ise kuzey Mezopotamya da denilebilir. Tarihi kaynaklar Kürtlerin tarihini 5000 yıl geriye götürmektedir.
Etimoloji
“Kürt” isminin kaynağı tarihsel olarak çok eskilere dayanmaktadır. Bazı araştırmacılara göre Kürt teriminin temelinde KUR kelimesi yatmakta olup Sümer kökenlidir. Sümerce’de KUR, dağ demektir. Tİ eki aidiyeti ifade eder. Böylelikle KURTİ kelimesi dağın halkı, dağlı halk anlamına gelmektedir. Bu ismin geçmişi Milattan önce 3000′lere kadar dayanmaktadır. Kürdistan coğrafyası bilindiği gibi dağlık bir bölgedir. O çağlarda insanlara coğrafyalarıyla veya yaşam tarzlarıyla bağlantılı adlar verilirdi. Kürtlerinde işte bu dağlık coğrafyada binlerce yıldır yaşadığı için bu adı almış oldukları ileri sürülmektedir. Sümercedeki KURTİ adı, Greklerede 2200 yıl önce Kurdienne (Kürt memleketi) diye geçmiştir.
The Name Kurd And İts Philological Connections adlı yazısında Driver, listesini yazıtlardan çıkardığı Kurti, Karda, Karduk, Gord, Kord, Cardakes, Kyrtii, vd gibi sonekleri farklı dillere göre değişse de hepsi ortak bir krd/krt öğesi içeren tüm bu adların aynı kökten geldikleri ve etnik olarak ilişkili oldukları sonucuna varmıştır.
Dr. Asad Khailany’nin yaptığı araştırmalarda yüzlerce ve binlerce yıllık tarihi kaynaklar Kürtleri şöyle kaydetmiştir:
Sümerler – Kürtlere Karda, Kurti ve Guti derlerdi.
Babiller – Garda ve Karda derlerdi.
Asuriler – Qurti and Guti derlerdi.
Grekler – Kardukh ve Gordukh derlerdi.
Ermeniler – Kortukh veya Gortai-kh derlerdi.
Persler – Gurd veya Kurd derlerdi.
Süryaniler – Kardu and Kurdaye derlerdi.
İbraniler ve Keldaniler – Kurdaye derlerdi.
Aramaik ve Nesturiler – Kadu derlerdi.
Erken islamik dönemlerin Arap yazarları Kurd (çoğul Akrad) derlerdi.
Avrupalılar ise M.S. 7. yüzyıldan itibaren Kurd demişlerdir.
Milattan önceki tarihlerde Mezopotamya’da tarih sahnesine çıkmış birçok kavimlerin araştırmacılara iddialarına göre Kürt asıllı olduğu belirtilmektedir. Mesela isimleri tarihlerde anılan; Subaru, Kurti, Guti, Lulu, Kusi, Kassit, Mitanni, Med, Mannai, Urartu, Karduk, Cyrtii, Gord, Kord, Kardakes v.s. gibi kavimlerin çoğunun Kürd olması yüksek olasılıktır. Etimolojik olarak incelendiğinde bugünkü Kürtlerin atalarından bahsedildiği anlaşılmaktadır.
Coğrafya
Kürtler, aslen Türkiye, İran, Irak, Suriye, Ermenistan devletlerinin sınırları içinde ve tarihsel olarakda Kürdistan diye adlandırılan coğrafyada yaşayan, Aryan kökenli etnik gruba mensup kişilerdir. Kürt halkı`nın kesin olarak nüfusu belli değildir; bu sayı, kaynağa göre 20 milyon ile 50 milyon arasında değişmektedir. Kürtlerin çoğunluğu Sünni Müslümandır. İran’da yaşayan Kürtlerinin çoğunluğu Sünni, diğerleri Ahli-Hak ve Şii’dir. Ayrıca Alevi, Yezidi, Yahudi, Zerdüşt ve Hıristiyan Kürtlerde vardır. Avrupada ise 1.5 milyondan fazla Kürt yaşamaktadır.
Dil
Kürt dili Hint-Avrupa dil ailesi içinde yer almaktadır. Bu ailede yer alan İran dil grubu, Kürtçeyi de içermektedir. Daha açıkcası Kürtçe İrani diller ailesinin kuzeybatı grubu içindedir ve Farsça’dan bağımsızdır.
Kürtçe, bugün Türkiye, İran, Irak, Suriye, Ermenistan diye bilinen değişik devletlerin sınırları içinde yaşamakta olan ve tarih boyunca Kürdistan olarak bilinen coğrafyada konuşulur. Dünyada tahminen 20-25 milyon insan tarafından konuşulmaktadır. Kürtçe, Irak ve Kürdistan Özerk Bölgesinde resmi dil olarak tanınmışdır.
Filolog Abdülmelik Fırat’e göre Kürtçede 100 binin üzerinde kelime vardır.
Kürt edebiyatı, halk edebiyatı ve yazılı edebiyat olarak ikiye ayrılır. Sözlü edebiyat, yani halk edebiyatının tarihi binlerce yıl öncesine kadar dayanıyor. Yazılı edebiyat ise bin yıl öncesine kadar dayanıyor. Hemadani Baba Tahir (935-1010), Kürt edebiyatının ilk yazılı örneğini, bin 100 yıl önce İran’da Arap alfabesiyle Kürtçe yazmıştır.
Kürtçe’nin eski ve güçlü edebi ürünlere sahip diğer bir lehçesi de Kurmanci lehçesidir. Kurmanci lehçesiyle bu güne kadar ulaşmıştır şiirler yazan Kürt şairleri arasında ilk akla gelenler Elîyê Herîrî (1425-1495), Feqîyê Teyran (1590-1660), Melayê Cizîrî (1570-1640) ve Ehmedê Xanî (1650-1707)’dir. Ehmedê Xanî’nin Mem û Zîn adlı ünlü eseri ilk kez 1730′da çevrilip yayınlanmıştır.
Tarih
Kürtlerin Anadolu’nun en eski halklarından biri olduğu yapılan genetik, etnografik, linguistik, etimolojik ve arkeolojik araştırmalarla gün ışına çıkmaktadır. Dünyanın her köşesinde halklar yaşadı. Ama Mezopotamya’nın, Zagros’un ayrıcalığı var. Yazının keşfedildiği yer burası. Atın ilk ehlileştirildiği, ilk tekerleğin döndüğü, gökyüzüne ilkel teleskopun doğrulduğu, ilk destanın söylendiği, ilk şiirin yazıldığı, Tanrı ve Tanrıçaların beğenip seçip ilk ayaklarını bastıkları, aile hayatına karışıp çoluk çocuk sahibi oldukları, aritmetik, tıp, ticaret, dış ilişkiler, diplomasi, barış antlaşmaları, ilk türküler, ilk yontular, ilk tapınak, ilk mutfak, ilk şarabın keşfi ve ilk tiyatronun yaratıldığı insanlığa kucağını açmış bir yöre. İşte bunların hepsinde Kürt halkının alın teri vardır. Mezopotamya bölgesini Mezopotamya yapan Dicle ve Fırat nehir isimleride Kürtlerden kaynaklanmaktadır.
I. Antik Çağda Kürtler
Medeniyetin beşiği olan Mezopotamya yöresinin antik halklarından biri olan Kürtler hakkında bir çok eski tarihçi ve coğrafyacı binlerce yıl evvel yazdıkları kitaplarda bahsetmektedir. Bu kitaplarda ve eserlerde Kürtlerin antik çağlardan bu yana yer aldığı, kurduğu birçok beylik, krallık ve devletlerden bahsedilmektedir. Özellikle Yunanlı ve Romalı tarihçiler Kürt tarihinin aydınlanmasına ışık tutmaktadır. Anadolu, Mezopotamya ve İran kaynakları Kürtlerden bahsetmektedir.
Mezopotamya & Kürtler
Subarular
Subarular ‘ın yazılı tarihi hakkında ilk bilgileri Hitit tabletlerinden almaktayız. Buna göre yörenin ilk sakinleri Mitanni adında bir devler kuran Hurriler olmuştur. M.Ö.3000 ve 4000 bin yıllarında bölgede Subarular’ın yaşadıkları ve Fırat isminin bunlar tarafından verildiği ileri sürülmüştür. Subarular’ın Hurriler’le aynı kökten geldikleri ve yeryüzünde madeni ilk işleyen kavim oldukları bilinmektedir. Hatta işlenen madenlerin Mezopotamya’ya da ihraç edildiği anlaşılmaktadır. Mezopotamya’da gelişen kültürlerin kökenini burada aramanın daha doğru olacağı kanaatindedirler.
M.Ö.3000 ve 4000 bin yıllarında Yukarı Fırat boylarında Subarular’ın yaşadıklar Fırat adının bu kavim tarafından verildiği de ileri sürülmüştür.
Subarular Hurriler’le aynı kökten geldikleri ve yeryüzünde madeni ilk işleyen kavim olduğu bilinmektedir. Hatta işlenen madenlerin Mezopotamya’ya, da ihraç edildiği anlaşılmaktadır. M.Ö. 17. yüzyıl içindede Subarular Mitanni Krallığı’nı kurdu.
Subaruların Kürt olduğuna dair tezler vardır. “Subar”ların diğer adı “Suvar”dır. Subaru kelimesi Kürtçedeki Şivan kelimesinin bozulmuş hali olduğu iddia edilmektedir. Kürtçede “Şivan” Çoban demektir. Kürtlerin önemli bir bölümü bugünde çoban hayatı sürdürmektedir. Erbil’de Subaruların bir bölümünün yaşadığı yerde tarihi Kürt aşiret konfederasyonu olan Zubari konfederasyonu Subari/Subaru adını halen taşımaktadır. Hoşyar Zebari adında Kürt bakan dahi vardır.
Guti Krallığı
Zagros dağları ve Aşağı Zap nehrinin kıyılarında yaşayan ve bu günkü Kürtlerin atalarından biri olan Gutiler, M.Ö. 2700 yıllarında müstakil bir devlet kurar,
Gutiler Mezopotamyanın en eski halklarındandı. Gutilerin bilinen 21 tane kralı olmuştur. Guti iktidarı 2 asıra kadar sürmüştür. Guti hanedanlığı daha sonra ise Ur hanedanlığı tarafından sona erdirilmiştir.
Gutiler, Mezopotamya kuzeyindeki Akad memleketlerini M.Ö. 2649 yıllarında işgal edip tam iki asra yakın, Sümer ve Akadları idare ettiler.
Akadlar döneminde Zagrosda yaşayan Gutiler Akad kralı Naram-Sin’in ölümünden sonra kral adayları arasında yaşanan kavgadan faydalanarak Akadları süpüren Gutiler, demoralize olmuş Akad ordusunu yendi. Fırat nehri kenarında bulunan Agade şehrini alarak imparatorluğuda ele geçirdiler.
Kürtler ortadoğunun en eski tarihlerinden birini oluşturmaktadır. Tarih, antropoloji, etnografi, ve linguistik gibi değişik bilim dallarında uzman olan araştırmacıların büyük çoğunluğu Gutileri Kürtlerin ataları olarak saymaktadır.
Eric Jensen kitabında: Ortadoğunun Kürtleri Kürdistanda modern tarih daha muhafaza edilmemişken Kürdistanda yaşıyorlardı diye yazmaktadır. Mezopotamya tarihi uzmanı E.A.Speiser göre tarihte ilk Kürt halkından bahsedilmesi M.Ö 3000 yıllarında Gutium adı altında gerçekleşmiştir. Gutiumlular (Kürdistan) Hint-Avrupa dili konuşmaktaydılar (Morris). Gutium Kürdistanın ta kendisi olması bir tarafa etimologlara göre Guti kelimesi dahi Kürt kelimesin değişime uğramış şeklidir. Prof. Howorth’a göre Kurdistan adı Gutium kelimesinden türemiştir. Ve Babilonyaların kullandığı Khuradi veya Quradu kelimesini Guti adıyla bağdaştırmaktadır. Guti ülkesi modern Kürdistanın adıdır.
Sayce’ye göre Kürt adı Babiloncadaki quradu kelimesinden gelmektedir ve savaşçı anlamını taşımaktadır ve bu kelime Van cıvarındaki halkın adından kaynaklanmaktadır.
Ortadoğu uzmanı eğitimci Dr. Honigman’a göre Guti kelimesi Kürt kelimesiyle aynıdır. Guti, Kurti adının iranize şekliyle telaffuz edilişidir. G>K dönüşümü olmuş. Örneğin: Kardeş kelimesinin Gardaş kelimesine dönüşü gibi. Etimolojik olarak R harfinin zamanla yutulmuş olması ise etimolojide doğal bir olgudur, dolayısıyla, ortaya Guti çıkmış: Guti-Gurti-Kurti.
Araştırmacı Rawlinson’a göre ise Gut ilkel Keldani dilinde sığır anlamına gelmektedir Başka bir iddiaya göre ise “Guti” kelimesi Sümer kökenlidir ve yine (Gud=öküz, sığır) bugünkü Kürtçe’de yer alan “öküz, sığır sahibi halk” anlamına gelmektedir. Gutiler bugünkü Soran Kürtlerin yakın durmaktadır.
Sırayla Guti Krallarının Listesi:
# İnkişuş
# Zarlagab
# Şulme
# Silulumeş
# Inimabakeş
# Igeşauş
# Yarl-agab
# İbate
# Yarl-angab
# Kurum
# Apil-kin
# La-erabum
# İrarum
# İbranum
# Hablum
# Puzur-Suen
# Yarlaganda
# Tirigan
En son Guti kralının adı Tirigandır. Tir Kürtçede “Ok” demektir. Tirigan ise “Okçu”
demektir.
M.Ö. 2000, Kürtlerin Ataları: Churrti (Kurti), Guti ve Subarular
Mitanni İmparatorluğu
Mitannilerin, Habur çayının (Şırnak) doğduğu yerde Vaşşuganni (Vaşukani) adlı bir kent merkezine sahip olduğu, buradan çıkan tabletlerden anlaşılmaktadır. California Üniversitesi Arkeologu Prof.Yoteshilani, Mitanili Kürtlerin Habur yakınlarında yaşamış olduğunu, Krallıklarının adı ise Şenak olduğunu yaptığı kazılarda keşfetmiş. Hurri dil grubu konuşulmakta, ağırlıklı olarak orta Mezopotamya da, bugünkü Urfa, Mardin ve Şırnak bölgelerinde hüküm sürmektedir. M.Ö 1500-1250 yılları arasında yaşamıştır.Demiri kendi tekelinde tutmuştur. At yetiştiriciliğinde meşhurdur.Asur ve Hititlerle sürekli ve şiddetli bir çatışma ortamını yaşamıştır. Mitanniler, Suriye, Amuriye, Asur memleketiyle Kürdistanin Kerkük bölgesine kadar olan topraklara hüketmişlerdir. En son Asur İmparatoru Salmanassar tarafından varlığına geçici olarak son verilmiştir.
Mitannilerin başkentinin adı Vaşukanidir. Bu ismin araştırmacılar tarafından Kürtçeden kaynaklandığı ileri sürülmektedir. Kürtçede başikani veya hoşkani “güzel pınar” demektir. V-B-H harfleri etimolojik olarak en kolay dönüşümü olan harflerdir. Zamanla fonetik değişime uğramış olması yüksek olasılıktır.
Mitannilerin Aryan (Arı) kökenli, (özelliklede Mitani kralları) oldukları biliniyor. Büyük olasılıkla Mitanniler Kürdlerin atalarıdır.
Tarihçi Speiser göre Mitaniler Arı ırkına mensup ve Kürtlerin ecdatlarından, Zagros topluluğunun bir bölümünü teşkil eden Subaruların bir koludur.
Mitannilerin yaşadığı aynı coğrafik bölgelerde yaşayan Kürt aşiretleri halen Mitanni adını Mattini, Motikan/Moti gibi şekillerde yaşatmaktadır.
Bazı Mitani krallarının adları:
# Kirta (M.Ö. 1500 – 1490)
# Şuttarna I (M.Ö. 1490 – 1470)
# Baratarna (M.Ö. 1470 – 1450)
# Parşatatar (M.Ö. 1450 – 1440)
# Sauşşattar (M.Ö. 1440 – 1410)
# Artatama I (M.Ö. 1410 – 1400)
# Şuttarna II (M.Ö. 1400 – 1385)
# Artaşumara (M.Ö. 1385 – 1380)
# Tuşratta (M.Ö. 1380 – 1350)
# Şuttarna III (M.Ö. 1350)
# Mattivaza (M.Ö. 1350 – 1320)
# Sattuara I (M.Ö. 1320 – 1300)
# Vasaşatta (M.Ö. 1300 – 1280)
# Şattuara II (M.Ö. 1280 – 1270)
Komagene Kürt Krallığı
Kommagene (Komajen) krallığı M.Ö. 162 – M.S. 72 yılları arasında Anadoluda bugünkü Adıyaman ili cıvarlarında Kürtler tarafından kurulmuştur. Nemrud Dağı Kürt krallığının en önemli merkezi, başkentiydi. Kral Nemrud Kürd olup adıda Kürtçedir. Nemrud kelimesi Kürtçedeki “Nemir” veya “Nemird” kelimesinin Türkçeleşmiş şeklidir ve “ÖLÜMSÜZ” demektir. Kürtlüğün tüm kriterlerini üzerinde taşıyan yuvarlak tepe, örnek inşa planları ve karmaşık renkli duvarlarıyla dizayn edilmişti. Kürtler’in tüm tarih, gelenek, görenek ve kültür mirasları Kürtçe’nin derinliklerinde gizlidir. Kürtlerin ataları olan Kommageneler döneminde bölgede barış ve huzur hüküm sürmüştür. Yazılı belgelerde MÖ. 850 yılında görülen krallığın ismi o dönemlerde “Kummu” veya “Kummuhu” olarak geçer. Yüzyıllardır ışık Anadoluya Tanrılar dağı Nemruddan doğar ve tüm dünya uygarlığa uyanır.
Kommagen Kralı bir keresinde Asurlulara başkaldırır. Asur kralı Sargon Kommagenleri yener ve yenilen asi kralı: “Tanrılardan korkusu olmayan tanrısız bir adam bu. Sadece kötü planlar yapan bir hilekar,” diyerek suçlar. Kral Sargon’un nitelemesi fazlasıyla öznel görünebilir. Ancak Sargon sözlerine söyle devam eder: “karısını, oğullarını ve kızlarını, malını ve hazinelerini aldım ve son olarak halkını aldım ve onları Mezopotamya’nın güneyine (bugün Irak) sürdüm.” Anlaşılan, yerleşik halkları yurtlarından topraklarından sürmek o zamanlarda da uygulanan bir yöntemdi.
Komagenenin Tarihi Eserleri
Adıyaman şehrinde bulunan Nemrud 2150 metre yüksekliğinde ve bütün bölgeye hükmedercesine durmaktadır. Toros sıradağlarına aittir. Gündoğumu ve günbatımının tüm ihtişamıyla izlenebildiği bu tepede, Kommagene (Komajen) Kralı 1. Antiochos kendisi için görkemli bir anıt mezar, mezar odasının üzerine kırma taşlardan oluşan kutsal alanlar inşa ettirmiştir. Kral 1.Antiokhos’un (Tanrılar Dağı) Nemrud dağına yaptırdığı görkemli kutsal alan, kendi heykeli ve herbiri 9 m yüksekliğindedir.
Doğu ve batı teraslarda; sıra halinde dizilmiş blok halinde 8 yontma taşın üst üste oturtulmasıyla oluşturulan 8-10 metre yüksekliğinde muhteşem heykeller, kabartmalar ve yazıtlar bulunmaktadır. Heykeller, bir aslan ve bir kartal heykeliyle başlar ve aynı düzende son bulur. Hayvanların kralı olan aslan yeryüzündeki gücü, tanrıların habercisi olan kartal ise göksel gücü sembolize eder.
Korduene Krallığı
Ünlü Atinalı filozof ve tarihçi Ksenefon (M.Ö.430-355), Anabasis (sefer) adlı eserinde “Kardukhi” dediği Kürdler tarafından Korduene Krallığı adında kurulmuş bir krallık vardı. Bu krallık Hakkari ve Diyarbakır arasında kurulmuştu. Korduene krallığı Kürt kralları ve prensleri tarafından yönetiliyordu. Ksenefonun dediğine göre bağımsız yaşayan bir halkdı ve Akamenid kralına bağlı değildiler. M.Ö. 1. yüzyılda ise Ermeni olduğu ileri sürülen Kral II Tigranes tarafından Korduene (Kürdistan) feth edilmiştir. Kral Tigranes, Korduene kralı Zarbienus’u da suikast düzenleterek öldürtmüştür.
Yunanlı tarihçi Plutarch M.S. 1. yüzyılda, Kürdistan kralı Zarbienus’un Ermenistan kralı Tigranes’in baskısına karşı ittifak için Roma konsolosu Appius Claudius yoluyla Roma generali Lucullusla gizlice irtibata geçtiğini aktarmış. Fakat bu durumdan haberdar olan Tigranes, Kürt Kral Zarbienus, karısını ve çocuklarını Romalılar Ermenistana girmeden önce suikast düzenleterek öldürtmüş.
M.Ö. 74’de Roma generalliği ve konsolosluğu yapan Lucullus düşüncesiz olmadığı için Kürdistana girdiğinde Zarbienus onuruna cenaze törenleri düzenletmiş. Zarbienus için düzenlenen defin töreninde kraliyet elbiseleri, altın ve Tigranes’den alınan kalıntılarla süslenmiş. Lucullus kendi elleriyle süslenmiş cenazeyi kralın akrabalarıyla beraber parfüm dökerek ateşe vermiş. Arkadaşlarına katılarak Zarbienus’un adına içerek; Zarbienusu arkadaş; ve Romalıların iyi bir müttefiki olarak anlatır. Lucullus, Kürt Kral Zarbienus anısına da masraflı büyük bir anıt yapılmasını emreder. Kürt Kral Zarbienus’un sarayında çok fazla altın, gümüş ve üç milyon ölçek mısırdan oluşan büyük hazine bulunmuş. Böylece Romalı askerlere bolca mısır temin edilmişti. Lucullus kamu hazinesinden tek kuruş almadığı için de takdir edilmişti. Böylece savaşın masrafı kendiliğden de karşılanmıştı. (Plutarch/Hayatlar/Lucullus, Bölüm 36)
İngilizce metni – Chapter 36: Zarbienus, the king of the Gordyeni, as has been said, secretly stipulated with Lucullus, through Appius, for an alliance, being oppressed by the tyranny of Tigranes. He was informed against, however, and put to death, and his wife and children perished with him, before the Romans entered Armenia. Lucullus was not unmindful of all this, but on entering the country of the Gordyeni, appointed funeral rites in honour of Zarbienus, and after adorning a pyre with royal raiment and gold and with the spoils taken from Tigranes, set fire to it with his own hand, and joined the friends and kindred of the man in pouring libations upon it, calling him a comrade of his and an ally of the Romans. He also ordered that a monument be erected to his memory at great cost; for many treasures were found in the palace of Zarbienus, including gold and silver, and three million bushels of grain were stored up there, so that the soldiers were plentifully supplied, and Lucullus was admired for not taking a single drachma from the public treasury, but making the war pay for itself.
M.Ö. 200 Anadolu ve Kürt Krallıkları: Sophene, Gordyene, Mardia, Cortea, Komagene
Ermenistan kralı Tigranes kurduğu “Tigranocerta” (Diyarbakır, Silvan) adındaki şehre Adiabene, Asur, Gordyeni ve Kapadokyalıları yerleştirmiş. Adiabene krallığı Güney Kürdistan krallığıdır. Gordyeniler, Korduene krallığının Kürtleridir. Bu şehirde Grekler ve Kilikyadan getirilip yerleştirilmişlerde varmış. Tigranes bu insanların yerleşim yerlerini darmadağan ederek sakinlerini zorla Tigranocertada yaşamaya mecbur bırakmış.
İngilizce metni – Chapter 36: Thus successful in his campaign, Lucullus struck camp and proceeded to Tigranocerta, which city he invested and began to besiege. There were in the city many Greeks who had been transplanted, like others, from Cilicia, and many Barbarians who had suffered the same fate as the Greeks,— Adiabeni, Assyrians, Gordyeni and Cappadocians, whose native cities Tigranes had demolished, and brought their inhabitants to dwell there under compulsion.
Modern Ermeni tarihçilerinden Nicholas Adontz (Armenia In The Period Of Justinian, 1970) ve Cyril Toumanoff (Studies In Christian Caucasian History, 1963)’un görüşlerini de kısaca not etmek gerek. Toumanoff, lokal “Kardukhi hanedanlıkları”ndan, bir “Gordyene Krallığı”ndan ve “Korduene prensleri”nden, 298 yılından sonra onbeş kalesi bulunan Korduene prensliğinde/devletinde Roma kontrolünden sözeder (a.g.e., s. 181-182).
Adontz, Tigran’ın ordusundaki etnik gruplar arasında “Gordyen’ler”i de sayar (s. 318), modern Kürtler’in atalarının “Kurti”ler olduğunu söyler. Kürtler Kral Tigranesin ordusunda yer alıp birçok yerleşim yerini o dönemlerde hakimiyeti altına almıştır. Bunlar Mezopotamya, Azerbaycan, Suriye, Kapadokyadır. Kürtlerin orduda yer alması sayesinde Ermenistan Kralı İmparatorluğunu genişletebilmiştir. Kral Tigranesin Kürt olduğuna dair iddialarda vardır. Daha sonra ise Korduene Krallığı M.Ö. 55 yılında Roma imparatorluğunun bir eyaleti oldu ve 384 yılına kadar 4. asır Roma hakimiyetinde kaldı.
Bilinen Korduene Kralları:
Zarbienus (M.Ö. 74)
Maniasurus (M.S. 115)
M.Ö. 63 Kürdistan – Sophene & Corduene Kürt Krallıkları
Sophene Krallığı
Sophene Krallığı Dicle ve Fırat nehirlerinin arasından kurulmuş bir krallıktır. Ermenistan krallığının güneybatısında olan Sophene Krallığı bir çok kere Ermenilerin, Perslerin ve Romalıların hakimiyetine girmiştir.
Roma imparatoru Diocletian tarafından feth edilen Sophene Krallığı, Zaza Kürtlerinin coğrafık yerleşim yeriyle kesişmektedir. Bu Sophene Krallığının Zaza Kürtleri tarafından kurulmuş olduğu tarihçiler tarafından söylenmektedir.
Sophene (Şupan, Supani) krallığı, M.Ö. 95’te Büyük Ermenistan (Doğu Ermenistan) kralı olan II. Tigran tarafından devrildi. M.Ö. 95 yılında tahta çıkan ve ‘Büyük’ ünvanı taşıyan Tigran’ın ilk işi küçük Sophene krallığını fethetmek oldu. O tarihe dek bağımsız olan Sophene de ilhak edildi ve Ermenistana bağlandı. Ermenice’de Tsophk adıyla bilinen Sophene Krallığı bugünkü Elazığ-Dersim bölgesine tekabül ediyordu. O dönemde Sophene kralı olan Artanesi tahttan indirdi. Artanes, Zariadres’in soyundandı. (Plutarch, Lucullus, Bölüm XXI), (Strabo XI. 532)
Zariadres I Sophene Kralıydı. M.Ö 201 yılında Büyük Antiochus büyük Ermenistan ve Sopheneyi Ermeni iddia edilen generaller Artaxias ve Zariadresle beraber feth eder. Antiochus, Zariadresi Sophene valise olarak atar. Antiochus’un Romalılara karşı M.Ö 201 yılında yenildigi Magnesia (Manisa) savaşında, Artaxias ve Zariadres ayaklanır. Roma fethiyle Artaxias büyük Ermenistanı, Zariadres de Sophene Krallığını bağımsız olarak yönetmeye başlarlar. Kral Zariadres’in yaptıklarına bakıldığında Zaza Kürdü olduğu izlenimi vermektedir. Zariadres (Zareh) kelimeside Kürtçeden kaynaklanabilir. Zar kelimeside Kürtçe ve Zazaca’da “Sarı” demektir.
Bazı kaynaklara göre Urartu kralı Menua’nin bölgedeki fetihlerini anlatan Bagin’deki yazıtta Dersim ve Elazığ yörelerine Supani denmektedir. Bu adın sonraları Sofene (Sophene) şekli altında yaşadıgını görmekteyiz.
Zaza Kürtlerinden Pers Kralı Darius da bahsetmektedir.
Pers İmparatorluğunun hükümdarlığını yapan Pers Kralı I.Darius (Dara)’un (M.Ö. 522-486) yaşamış olup Ortadoğunun birçok ülkesini egemenliği altına almıştır. Darius, M.Ö 515 yıllarında Behistun yazıtları olarak ün kazanmış çivi yazısını hazırlatmıştır. Darius, yerden 100 metre yükseklikteki kayalıklara yazdığı Behistun kitabesinde Pers tarihinden bahsetmektedir. Behistun kitabesi üç dilde ayrı olarak yazılmıştır: Eski Farsça, Elamice ve Babilce.
Birinci sütunda Darius M.Ö 515 yıllarında Fırat nehrinin kenarında Zazana adında bir kasaba olduğunu yazmış. Bu kitabede, Dersim (Tunceli) ve Elazığ havalisi “Zazana” adı ile anılmaktadır.
Sütununun ingilizce metni:
[1.19] Says Darius the king: Afterwards I went to Babylon; when I had not reached Babylon – there (is) a town Zazana by name along the Euphrates.
Yunanlı Ksenofon’da bu bölgede (M.Ö. 401 yılında), “SuSa” adında bir şehirden bahsedilmektedir. Ki bu şehir, Zazalar tarafından kurulduğu izlenimini veren “Sophene” krallığının merkezi olarak kabul edilmektedir.
Ünlü Yunanlı tarihçi, felsefeci ve coğrafyacı Strabon (Strabo) M.Ö. 65-M.S 25 yılları arasında yaşamıştır. Strabo’nun yazdığına göre, Roma imparatoru Pompey, Sophene’yi
Tigran’dan aldı ve Nero (M.S. 54-68) onu ayrı bir krallık olarak Sohaemus’a verdi. Sophene, daha sonra ise ayrı bir krallık olarak tarihi kaynaklarda gösterilmeye başlanmıştır.
Tarihçi büyük Pliny, M.S. 2. yüzyılda Anadolu ve Mezopotamya cıvarlarındaki ülkeler ve eyaletlerden bahsederken birçok kere Sophene adını kullanmaktadır.
Tarihçi Prof. Dr. Mehrdad İzadi, Sophene’yi (Şupani) Elazığ’in büyük Subhan aşiretinden saymaktadır. Bu aşiret halen mevcuttur.
Ünlü Suriyeli Arap coğrafyacı Yakut İbn Hamavi 1179-1229 yılları arasında yaşamıştır. Aynı zamanda tarihçi, etnografist ve coğrafyacı olan Yakut’un “Mücem ül-Buldan” adlı eseri coğrafya sözlüğü olup, tarihsel, biyografik ve kültürel bilgiler içermektedir.
Coğrafyacı Yakut İbn Hamavi eserinde şu an İran ve Irak arasında yaşayan Feyli Kürtleri olarak bilinen halkdan bahseder: “Feyliler, İran ve Irakı ayıran dağlar arasında yaşarlar. Üstelik fil kadar büyüktürler” diye yazmış.
Yakut El Hamavi 12. yüzyılda Sophene’nin başkenti Arsamosata kentinin %25’inin Ermeniler tarafından meskun tutulmuş olduğunu yazmış. Buradan yola çıkarak geriye kalan %70-75’ininde Zaza Kürtleri tarafından mesken tutulmuş olduğu anlaşılmaktadır. Bunun yanısıra Ermeni krallarının Ermeni asimilasyonuda hesaba katıldığında; ilk kurulduğu yıllarda Kürt kenti olduğu da söylenebilir.
Sophene’nin Başkenti
Sophene Kralı Arsames (260-228): Fırat’ın ana kollarından Aratsani Nehri havzasında kendi adını verdiği Arsamosata (Arşamaşat) kentinin kurucusudur. Batı kaynaklarında Sophene Krallığı olarak anılan devletin kendi sakinlerinin dilindeki adı ‘Şupani’dir. Batılı kaynaklarda ismi Arsamosata (Arşamaşat) olarak geçen Sophenenin başkenti Bizans çağında Asmosata olarak anılmıştır. Aynı isim Ermenice’de Aşmuşat’a dönüşmüş, Süryaniler kente Arşemşat, Araplar ise Sumaysat yada Sumeisgat demişlerdir.
Sophenenin başkent adının Kürtçe olduğuna dair görüşler:
Kürd dilindeki adı Şemşat’tır. Şatır eski dilde site yada şehir yöneticisi anlamına gelmektedir. Şehir anlamına gelen Şat sözcüğünden türetilmiştir. Şat sözcüğünün İranî dillerde ‘Şar’, ‘Şahar’, ‘Şehr’ gibi versiyonları da vardır. Şat şeklinde söyleneni en eskisidir. Şah sıfatı dahi bu Şat kelimesinden türetilmiştir. Şemşat adının Kürd dilinde Şem (Güneş) ve Şat (Şehir)’den hareketle Güneş-Şehir, Baş-şehir anlamına geldiği Kürt dilbilimcileri tarafından söylenmektedir.
Şemşat, Elazığ’ın Palu sınırları içerisinde, Murat ırmağının Güney kıyısındadır. Palu merkez bucağa bağlı Xaraba Köyü’nün Şupani krallığının tarihi başkenti olduğunu aynı yerdeki Şemşat Kalesinin varlığından biliyoruz. Günümüzde ismi ‘Örencik’ olarak değiştirilmiştir.
Yunanlı coğrafyacı Strabo Sophene’nin başkentini Carcathiocerta olarak göstermektedir. Bu şehirin Elazığ (Harput) şehrine yakın olduğu anlaşılmaktadır (XI.14.2). Carcathiocerta şehrinin adı da Harput adıyla benzerlik taşımaktadır.
20. yüzyılın büyük uzmanlarından biri olan Marquart’a göre Carcathiocerta kenti aslında Argatiokerta kenti olarak düzeltilmesi gerekir. Argatiokerta kentini Sophene kralı Zariadres’in oğlu Argatias kurmuştur. Marquart’e göre bu kentin kalıntıları Dicle nehrinin kaynağı Eğil veya Arghana Suyu yakınlarındadır.
“Bilinen Sophene Kralları:”
Sames (Kurucu-M.Ö. 290-260),
Arsames I (M.Ö. 240),
Charaspes (M.Ö. 235),
Arsames II (M.Ö. 230),
Xerxes (Kserks) (M.Ö. 220),
Abdissares (M.Ö. 210),
Zariadres (Bağımsız M.Ö. 190),
Morphilig (M.Ö. 190),
Mithrobuzanes (M.Ö. 170),
Artanes (M.Ö. 110),
Arsaces (M.Ö. 70),
Roma İmparatorluğuna bağlandı (M.Ö. 63)
Strabo’daki Artanes, C. Toumanoff’a göre, Sophene kralı Zariadris (Zareh)’in oğlu Mithrobuzanes I olup, doğru adı Me(h)ruzan’dır. M.Ö. 95 yılında Büyük Tigranes II (95-55) tarafından devrilmiştir. Toumanoff (C. Toumanoff, Studies In Christian Caucasian History, 1963), doğru adının Me(h)ruzan olduğunu söylediği bu kişinin, Primary History’de verilen Ermeniler’in şeceresinde Zareh (Zariadres)’in oğlu Armog olarak geçen aynı şahıs olduğunu söyler. O’na göre Armog adının daha doğru şekli de Artok (Artanes)’tur. Zariadres (Zareh) ise bağımsız Sophenenin krallığını yapmıştır ve mühtemelen Zaza Kürdlerindendir. Mehruzan ile Zareh adları Kürtçedeki Mihrican, Mîrzeban, Zara ve Zarê adlarıyla etimolojik olarak çok yakınlık göstermektedir.
Adiabene Kürt Krallığı
Adiabene krallığı, Mezopotamyada museviliğe M.Ö. 1 asırda ihtida etmiş Kürtler tarafından Erbil merkezli olarak 2000 yıl önce kuruldu. Bu krallığın vatandaşlarının çoğunluğunun Kürt olduğu görünmektedir. Kraliyet evinde, Kürt Kral Monobazes, kraliçe Helena, vârisi ve oğlu İzates’in (Yazata kelimesinden türemiş ve Kürtçede “Melek” demektir) adları halen ilk din değiştirenler olarak muhafaza edimiştir.
Romalıların, İsrail kentleri Judea and Samaria’ya zaptı sırasında (68-67), oraya asker yollayan sadece Kürt Adiabeneydi.
Galilee şehrinin kuşatılması sırasında buraya yardım için birlikler yollayan Adiabene Krallığı eğer Musevi olmasaydı bu hareketin izah edilebilir bir gerekçesi olamazdı.
Ünlü Yunanlı tarihçi, felsefeci ve coğrafyacı Strabon (Latince: Strabo) M.S. 1 yüzyılda Geographika adlı eserinde Adiabene Krallığından bahseder. Strabo, Adiabene’nin çoğunlukla düzlükler ve ovalardan oluştuğunu, halen Babilonya’nın parçası olduğunu; ama Adiabenin kendi hükümdarları olduğunu yazmıştır.
Tarihçi Pliny, M.S. 1. yüzyılda Naturalis Historia (Natural History) adlı kitabında Adiabene’den bahseder ve şöyle der: “Eskiden Carduchi halkı (Kardukhi) olarak bilinen şimdi ise Cordueni, Adiabene’yle birleşir ve önlerinden Dicle nehri akar” (Kitap VI. 17{14}). Pliny, Adiabene adlı bölümde Adiabene’nin başkenti Erbil’i Pers Kralı Darius’un ordusunun Büyük İskender tarafından yenilgiye uğratıldığı şehir olarak tanımlar.
Yunanlı tarihçi Plutarch M.S. 2. yüzyılda Lucullus adlı eserinde Adiabene kralından bahseder ve Tigranes’le Romalılara karşı ittifak oluşturduklarını anlatır.
Ünlü Hardvard Üniversitesinin tarih profesörü Dr Mehrdad Izadi, Adiabene adının antik Kürt Hadebani (Hadhabâni) aşiretinden kaynaklandığı söylemektedir. Bu aşiret halen sentral Kürdistan olarak tanımlanan bölgede mevcuttur. Bu aşiret sürgüne maruz kaldığı için Horasan şehrindede mevcuttur.
Adiabene Hükümdarları:
# İzates I (M.S. 15),
# Bazeus Monobazus I (M.S. 20?-30?),
# Heleni (M.S. 30-58),
# İzates II bar Monobazus (M.S. 34-58),
# Vologases (İzates II karşıtı Partiyalı isyancı – M.S. 50),
# Monobazus II bar Izates (58-75),
# Meharaspes (M.S.?-116),
# Roma İmparatorluğuna geçti (M.S. 116-117),
# Narsai (M.S. 170-200),
# Bilinmiyor (M.S. 200-310),
# Aphraates (M.S. 310),
# Sasani İmparatorluğuna geçti (M.S. 226-649),
M.S. 100, Kürt Krallıkları: Komagene, Korduene, Sophene ve Adiabene
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/2/25/M.S._100_Anadolu.jpg
Dicle & Fırat
Fırat ve Dicle Sularının arasındaki verimli yere tarihten günümüze Mezopotamya adı verilir. Yunanca kaynaklı bir isimdir. Mezopotamya’da ilk tapınak, ilk yazı, ilk aritmetik, tıp, ticaret, dış ilişkiler, diplomasi, barış antlaşması, ilk türkü, ilk yontu, ilk mutfak, ilk tiyatro, ilk astroloji gibi ilklere sahne olmuş bir yöredir.
Dicle ve Fırat nehirlerinin Kürtçe olduğuna dair etimolojik tezler:
*Dicle isminin etimolojisi:
Kürtçede Tij kelimesi sivri ve keskin demektir. Tir kelimesi ise ok demektir. Dicle nehride keskin ve sivri bir nehir ve ok gibi giderek vurduğunu devirir. Tij-Dij-Dijle-Dicle kelimelerinden türemiş. T>D dönüşümü olmuş.
Dünyada Diclenin bilinen adı Tigrisdir. Dünya dillerinede Yunancadan geçmiştir. Yunancada kelimelerin sonuna gelen –is eki gelir ve Tigrisden çıkarılınca geriye kök kelime Tigr kalıyor.
Yunanca’da J harfi yoktur. Kürtçe’deki J, Yunanca’ya G olarak geçer.
Tij-Tir-Tig-Tigr-Tigris
Tij-Dij-Dijle-Dicle
Her ikiside Kürtçedeki Tij/Tir kelimelerinden türemiştir. Dicle ismi binlerce yıllık Kürtçe bir isimdir, belkide on bin yıllık.
Kürt kökenli iki ad: Dicle & Fırat
*Fırat isminin etimolojisi
Batı dillerinde Fırat nehri, Euphrates olarak geçer. Euphrates adı Yunanca’dan gelen bir sözcük olup, asıl kaynak Kürtçedeki “Fere” “Re” ve “Hat” kelimeleridir.
Kürtçede: Fere “Geniş”, Re “Akan su”, Hat “Akan/gelen”
Fere Re Hat = geniş akan su. İki tane “Re” olduğu için teki kullanılmıyor. Ferehat “Geniş akan su” demektir. Yunancada –s eki kelimelerin sonu gelir bunu çıkarınca Euphrate kalır.
Ferehat = Euphrate = Fırat
Fırat nehride geniş akan bir nehirdir. Bu nehir’e neden Kürtler tarafından Fırat adının verildiği nehrin bu özelliği çok iyi göstermektedir. Fırat ismi Hint-Avrupa kökenli Proto-Kürtçe bir isimdir. Medeniyetin ilk kurulduğu Mezopotamyadaki Dicle ve Fırat nehirlerinin adlarını Kürtler vermiş olması yüksek olasılık olarak görülmektedir.
Anadolu-Mezopotamya Kaynakları
Bir Sümer tabletinde Kurtie adı altında yer alan halkın veya Kardakalar’ın eski tabletlerde adı geçen Proto-Kürt kavimler olduklarına bilim adamlarının inançları var. G.R. Driver göre bu yöre Van gölünün güneyidir. Fakat bunlar Kürt kabilelerin sadece bir kısmını teşkil eder.
Lagaş kralı M.Ö. 2400 yıllarında Karda kabilesinden söz eder ve M.Ö. 2200 yıllarında Ur padişahı Kmil Sin (Kemil Sin), Kurde toprağını prens Verdenner’e bırakmıştır. 1370′te Hitit Padişahı Subilkubme, Gurde adında bir topluluğun adını anar. Daha sonraları Asur Kitabelerinde Karadaka Yaylasından ve kurtie, kurti topluluğundan söz edilir. (Kürtler ve Kürtlerin Tarihi, sayfa 15)
Asurlulardan kalan bir tablette bugün “Kurti” veya “Qurtie” diye okunan bir kavim adına rastlanmıştır. G.R. Driver bu bölgenin Bitlis yöresini kapsayan güneydoğu Anadolu olabileceğini düşünmüştür. Asur tabletleri Kurtiler için “Dağların Cini/Efendisi” diye yazıyor.
Tarihçi Speiser, Mesopatamian Origins adlı eserinde Kürtleri Gutiler’le ilişkilendirir.
Bu tezine kanıt olarak Asur kralı Tukulti-Ninurta (Enurta) I (1244-1208 M.Ö)‘in kayıtlarından başlayarak Quti (Guti)‘lerle bağlantılı olarak sık sık Qurti/Kurti adıyla karşılaşıldığını, Quti ve Qurti denenlerin Uqumani (Kummuhi) adlı aşiretlerin komşuları olarak sık sık birlikte anıldıklarını ve yazıtlardaki bu referanslarda Quti (Guti) denenler ile Qurtiler’i birbirinden ayırmanın pratik olarak imkansızlığını öne sürüyor.
Asur kralı Tiglath-pileser’in (1114-1076) zafer silindiri Kürt adının geçtiği en eski kayıtlardandır. Kurti veya Qurtie adındaki yerin kral tarafından feth edildiğini ve bu bölgenin Van gölünün cıvarları olduğu anlatılmaktadır. Kurti adı verilen yerin adının günümüzdeki adı ise şaşırtıcı bir şekilde halen aynıdır. Fakat son 60 yılda değiştirilmiştir.
Asur kralı Tiglath-Pileser II (M.Ö. 745-727) Kur-ti-e diye adlandırılan bir kabileyle savaş yapdığı görülmektedir.
Salmaneser I’in yazıtında “Kirkhu“lar, “Kurkhiler“ gibi adlar, “Tiglat-Pileser I’in bir yazıtında onun zapettiği yerler arasında “Mekhri (Mikhri)” ve “Bisri” bölge adları, Tukulti-Ninib I’in fetihleri arasında “Kurti” (Kur-ti-i), Tiglat-Pileser II’nin yazıtlarında “Quru” halkı gibi adlar geçer. Şerefname Kürdistan’da Mekri adında bir vilayet ve Şehrizor’da bu adda bir aşiret sayar. (Seyfi Cengiz, Kürtler’in orijini)
Greko-Roma Kaynakları
Herodot
M.Ö. 5′ci yüzyılda yaşamış olan ve “Tarihin Babası” olarak tanınan Yunanlı Herodot, Halikarnas şehrinde doğdu. Kendi anlatımına göre Mısır, Mezopotamya , Pontus ve Pers hükümdarlığını gezdi. Güney İtalyanın Thurioi şehirini kurdu ve orada yaşadı. M.Ö. 447 Atinaya yerleştı. Genç yaşta Roma’da yazarlığa başlayan Herodot Yunan-Pers Savaşları, Yunanlılarla Barbarlar, Genel Tarih gibi üç kitap bıraktı. Yaklaşık 64 yıl yaşayan Herodot tarihin ilk büyük gezgini ve ilk tarihçisiydi. Historia adının alan yapıtı tarihin ilk tarih kitabı oldu.
Heredot kitabında Paktilerden bahsetmektedir ve Ksenefon’un anlattığı Karduklar (Kürtler) olabilir. Heredot’ta Darius’un 13‘üncü satraplığında Ermenistan’la birlikte Pactyic Ülkesi anılır. Pactyic sözcüğünü Bohti (Bohtan, Botan) olarak yorumlayanlar var. Ksenefon Karduklardan bahsederken Ermenistan ve Kürdistan sınırının Botan sınırı olduğuna işaret etmektedir dolayısıyla Botan ve Kardukların arasında yakın ilişki vardır. Bazı tarihçilerin görüşlerine göre Heredot’ta Kürtler Pacty (Bohti) adı altında anılmış olmalıdırlar.
Yunanlı Ksenefon ve Anlatımları
Grillos’un oğlu, Diodoradan doğma tarihçi ve filozof Xenophon veya Ksenefon Milattan önce 431 yılı civarında Atina yakınlarındaki Erxieon’da doğdu. Yunanca Sokrates olarak telaffuz edilen filozof Sokrates’in öğrencisi idi.
Yunancada, Ksene = yabancı, fon = ses. Ksenefon= yabancı ses, yabancılarla konuşan demektir.
Ünlü filozof ve tarihçi olan Atinalı Ksenefon (M.Ö.430-355) Anabasis (sefer) adlı eserinde yaşanan olayların yanı sıra geçtiği bölgelerde yaşayan halklar konusunda birçok bilgiler verir.
Pers Kralı Darius
Pers İmparatorluğunun Batı Anadolu valisi olan Kiros/Keyhüsrev’in babası Pers kralı Darius (Kürdçe DARA) ölmüş. Büyük oğlu Artakserksis tahta geçmiş ama Kiros (Cyrus) adlı küçük kardeş tahta çıkan kardeşi II Artakserksise (M.Ö. 404-358) karşı isyan etmiş ve tahtı ele geçirmek için ordu toplamaya başlamıştı. Kiros, babasının ölümünden sonra büyük Pers kralı olan Artakserksis’e karşı sefere hazırlanıyordu. Bu orduda onbinlerce Yunanlı paralı asker vardı ve ordusundaki asker sayısı yaklaşık 300 bin kişi kadardı.
10 bini aşkın Yunanlı bir orduyuda toplayıp katıldığı İran seferini başlatmıştı. Ksenefon, Milattan önce 401 tarihinde Pers kralının oğlu Kiros’un komutanlığında, Kral ikinci Artakserksis’e karşı sefere katıldı. Ksenefon bu olayı baştan sona kaydetmek üzere bir savaş muhabiri olarak bu askeri sefere katılmıştır.
Ksenefon’un Ellinika adlı kitabı, III. kitap, I. bölüm).
Savaşta, Ksenefon, kral adayı ve dostu Kiros’u kaybetti. Yunanlılar savaşı kazanan taraf olmasına rağmen, destekledikleri kral adayı Kiros öldürülmüştü. Kiros muharebede öldürülünce abisi Artakserkis mutlak kral olarak kalır. Bir yandan savaşı kazandıkları için galip sayılırlarken, öte yandan da, destekledikleri Kiros öldürüldüğü için mağlup sayılıyorlardı. Kunaksa yenilgisinden sonra memleketlerine dönmek üzere yola çıkan Helen askerlerinin kumandanı da öldürüldüğü için 10 bini aşkın Yunanlı asker başsız ve komutansız kalmıştı. Bunun üzerine Ksenefon yeteneği ile kendisini komutan seçtirmişti. Ve Yunanlılar Ksenefon komutasında Yunanistan’a geri dönmeye başladılar. İşte bu dönüş tarihte “Onbinlerin Dönüşü olarak” adlandırıldı. (Yunancası “Kiru Anavasi”).
Ksenefon
Onbinler, dönüşlerinde Kürdistandan ve Ermenistan da geçtiler. Komutan Ksenefon da başından geçenleri yazdı. Kiru Anavasi kitabı ortaya çıktı. Kiru Anavasi’nin 4. kitap olarak adlandırılan bölümü, Onbinlerin Kürdistandan geçişini anlatır.
Yunanistana geri dönen ordunun Kürdistana giriş tarihi: Milattan Önce 14 Kasım 401 idi. 20 Kasım’a kadar Kürdistan içerisinde yol alan ordu, 21 Kasımda Kendriti Nehri denilen bugünkü Botan çayına ulaştı. Ermenistana girdi.
22 Kasım da Botan çayını aştılar. Ermenistana girdiler. Kürdistanda geçişleri toplam bir hafta, yani 7 gün sürdü.
Botan çayı o zamanlar Pers kralının desteğinden dolayı güçlü olan Ermenilerle, bağımsız yaşayan, yani Pers kralının bile hükmedemediği Karduklar arasında sınır teşkil ediyordu. Kürdler o zaman Persler ile müttefikleri Ermeniler arasında bir hayli sıkıştırılmış durumdaydılar.
8 Aralık 401 tarihinde Fırat nehrine kavuştular.
Taox’lar ülkesine vardıklarında tarih 31 Ocak 400 idi.
1 Şubat 400 de Makronların ülkesine vardılar.
10 Şubat 400 de Trabzona 15 Martta ise Giresuna kavuştular.
4 nisanda o zamanki adı ile Kotiora, olan bugünkü Türkçeleşmiş telaffuzu ile Ordu şehrine vardılar.
28 Mayıs’ta Yunanlıların iraklia dedikleri bugünkü Karadaniz Ereğlisinde idiler. (Arap harfleriyle iraklia yazılınca EREĞLi okunduğu için Türkler? yanlış okuma sonucu EREĞLi demiş).
Ekim 400 tarihinin başlarıda bugünkü İstanbul boğazı geçilmiş.
Mart 399 da ise Komutan Ksenefon ordusunu Ispartalı komutan Thivronaya teslim etmiş ve sefer sona ermiş.
Ksenefon ve Kürdistandan Geçişi
Tarihçi ve komutan Ksenefon (Xenophon) Milattan önce 401 yılında yazdığı Anabasis (onbinlerin dönüşü) adlı eserinin üçüncü kitabındada Karduklardan sözeder.
Ksene = yabancı, fon = ses. Ksenefon= yabancı ses, yabancılarla konuşan demektir.
Yunanlı Ksenefon 10 bini aşkın ordusuyla Pers ordusunu yendikten sonra başladığı yolculuktan geri dönerken Kardukların ülkesinden geçer ve Kardukların saldırısına uğradığını anlatır.
Mesela:
* Kürdlerin kimsenin hakimiyetini kabul etmeden özgür yaşadıklarını yazmış. Onun tarifine göre Karduklar dağlar arasında yaşayan savaşçı bir halktı. Akamenid (Pers) kralına bağlı değildiler. Onların ülkesinden sonra Ermenistan gelmekteydi.
Komutan Ksenefon, üçüncü kitabının sonunda değinmeye başladığı Karduklardan bahseder:
*Karduklar çok savaşçı ve pek çevik insanlardı, İran şahı Artakserksise (Artaxerxes) düşmanı olup; ona tabi değillerdir. O kadardı ki Karduklar bir defasında 120 bin kişilik İranın kraliyet ordusu bunların ülkesini işgal etmiş, bir teki bile geriye dönemeden yok olmuştur, sebebide Kürdistanın çok karışık oluşu.
Ksenefon, Kardukhların, İranlılardan bambaşka soydan ve onlara çok düşman olduklarını, bir tanık olarak anlatmıştır.
Ksenefon dördüncü kitabında tekrar döner ve şunlardan bahseder:
*Kardukların ülkesine girdiklerinde düşmanın geçiş yollarını kapamamaları için sessiz ve hızlı bir şekilde ilerleme düşünceleri olduğunu yazmış.
*Kardukların toplanarak öndeki askerlere saldırdığını bazılarını öldürdüğünü ve diğerlerinide yaraladıklarını ve bu saldırının kendilerini sürpriz bir şekilde yakaladığını yazmış. Eğer Kardukhlar daha büyük bir rakamla bu saldırıyı yapsalardı ordusunun büyük bir bölümünün yokedilmiş olacağını anlatmış.
*Kardukların çok iyi savaşçılar olduğunu, ellerinde boyları büyüklüğünde yayları ve uzun okları olduğunu yazmış. Mükemmel okçu olduklarını ve yayları gererlerken sol ayağı ile yayın ağaç kısmına basıp kirişi gerdiklerini belirtmiş. Kürd oklarının büyük ve kuvvetli olduğundan Yunan askerlerinin kalkanlarını ve göğüs zırhlarını delip geçtiğini ve askerleri öldürdüğünü yazmış. Kürd oklarının bu özelliklerinden dolayıda Yunan askerlerinin o okları yerden alıp mızrak yerine geri fırlattığıı yazmış.
*Sapan kullandıklarını yazmış. Taş, ok ve sapanlarla bir nevi gerilla savaşı yürüttüklerini yazmış. Hep beraber saldırdıklarında , hep bir ağızdan, saldırı marşı biçiminde bir marş söylediklerini yazmış (Kürdçedir).
*İşgal sırasında Kardukların çoluk çocuğunu alarak dağlara çekilip işgalciye karşı direndiklerini yazmış. Kürd köylerindede epeyce bakır eşya olduğunu yazmış.
*Karduklarin dağlarda ateşler yakarak, bu ateşlerle biribirleriyle haberleştiklerini yazmış.
*Düşmanın kendilerini çok kızdırdığını, tuzak kurarak bazı Kürdleri öldürdüklerini, birkaçınıda canlı yakaladıklarını ve böylecede kendilerine zaman kazandıklarını hemde ülkelerini bilen birisine itimat edebileceklerini yazmış.
*Kürd köylerinde, Kürd evlerinin çok güzel olduğunu, bol yiyecek bulunduğunu ve bu evlerde bolca şarap bulduklarını, şarap saklama sarnıçlarının sıvalanmış iyi sarnıçlar olduğunu yazmış. Yani, Kürdlerin çok modern ve gelişmiş bir toplum olduğunu anlatmış.
*Kürdlerin geçiş yollarını tıkadıklarını ve üstlerine tonlarca ağırlıkta kayalar attıklarını ve askerlerinin paramparça olduğunu, bazılarının öldüğünü diğerlerinin kol ayakların koptuğunu anlatmış. Birkaç çarpışmadan sonra Ksenefon anlaşma önerdiğini, ölü Yunanlılar’ın cesetlerini istediğini anlatmış. Kürdlerinde, Yunanlılara “evlerimizi yakmazsanız ölülerinizi size teslim ederiz”, dediklerini yazmış.
Tarihteki ilk Kürd-Yunan anlaşması. Bu anlaşma yapılırkende tercüman kullanılmış herhalde: Yunanca – Kürdçe.
*Anlaşmaya rağmen görüşmeler daha bitmeden Karduklar yeniden taşlar yuvarlamaya başlarlar. Yürüyüş ertesi gün Karduklar’la savaşa savaşa devam eder.
*Nihayet Yunanlılar “Kürdistan” ile Ermenistan’ı ayıran sınır olan Centrites Nehri‘ne (Ancient Turkey kitabının yazarı Seton Lloyd’a göre bu nehir Dicle’nin doğu kolu olan modern Botan Irmağı’dır) ulaşır.
*Yunanlılar, Kardukların ülkesini yedi günde geçtiler ve bu süre zarfında hep çatıştılar (IV. Kitap, s. 279). Yunanlılar nehrin karşı yakasında Akamenidler’in Ermenistan satrapı Orontas’ın Ermeni, Mardi/Mard ve Chaldaean paralı askerlerinden oluşan ordusunu gördüler. Kendilerini izlemekte olan çok sayıda silahlı Karduklar’ın saldırıları altında çatışarak nehri karşıya geçtiler.
*Kürdistandan 7 günlük geçiş süreci boyunca hiç uyuyamadıklarını ve sürekli savaştıklarını, çok sayıda silahlı Karduklar’ın saldırıları altında çatışarak Kürdistandan çıktıktan sonra rahat bir uyku uyuyabildiklerini yazmış.
Sonraki yürüyüşleri Ermenistan içine devam etmiş. (IV. Kitap, s. 287-91).
Bu haritada Ksenefon’un anlattığı Kürd bölgeleri ve Ermenistanı ayıran sınır.
Dicle’nin doğu kolu olan modern Botan Irmağı Van Gölünün altındaki uzun koludur.
Ksenefonun bahsettigi Onbinlerin geri çekilişi sırasında Ermenistan ordusunda Mard paralı askerleri de bulunuyordu. Mard ve Khaldi (Chaldi) kabileleride tarihçilerin çoğu tarafından Kürt sayılmaktadır. Kaldi kelimesindeki L harfinin yerine R geçince ortaya “Kardi” çıkmaktadır. Yunanlı tarihçi Herodota göre Mardlar iranik bir halkdı. Ortadoğu uzmanı Marquart’in fikrine göre Mardlar Kürtlerin ta kendisidir. Mardlar, modern tarihçi Adontz’a göre, Atropatene (Medya, Azerbaycan)’den gelme göçmenlerdir.
Ksenefonun izlediği rota ve Kürt kabileleri: Carduchi, Mardi, Chaldi
Kürdler bu sınırların diğer yerlerindede yaşıyordu tabiki. Ksenefonun anlattıkları özellikle Kurmanc Kürdlerinin bir kısmı olabilir. Ermeniler bu bölgeye eskiden Trakya-Balkan bölgesinden göç ettikleri ıspatlandı. Yunan tarihçi Strabo da Ermenilerin Trakyadan doğuya göçtüklerini yazmış. Ermeniceninde Trakya dili olduğu ıspatlandı. Ermeniler oralara daha gelmemişken Ermenilerin yaşadığı yerlerde Kürdler yaşıyordu.
There is no doubt, says Professor Manandian, that they were closely related to the Thraco-Phrygians (Trako-Frigleri).
*Ksenefon Kürdistandan geçişleri süresinde başlarına gelen felaketlerin, Pers ordusuna karşı savaştıklarında başlarına gelenlerden daha fazla olduğunu yazmış.Ksenefonun 10 bini aşkın ordusuyla çıktığı yolda geri sadece 2 bin asker dönebilmiş.
Ksenefon’un “Karduklar” ve “Kardukhya” hakkında kısmen dedikleri bunlardır.
Kardukların modern Kürdler’in ataları olduğu görüşü bilim dünyasında kabul görmüştür.
Etimoloji
NOT: Ksenefon Kürdlere Kard-ukh-i demektedir.
Kard: Kürd demek. Kürdçedeki ‘u’ harfini Yunanlılar telaffuz edemiyorlar. Bundan dolayı da “a” olmuş. “-ukh” eki eski Ermenice çoğul ekidir yani Türkçedeki -LER ile -LAR eki karşılığıdır. Ermeniler Kürdlere Kurd-ukh/Gurd-ukh diyorlardı eski çağlarda bu da Kürt-ler demektir.
Yani Ksenefonun kullandığı “Kard-ukh” Kürd-ler demek.
Ama Ksenefon bu kelimeye bir de yunanca çoğul eki olan Kardukh-i’yi ekleyerek KARD-UKH-İ’ demiş. Bugünkü Türkçeye de ‘Kard-ukh-lar’ olarak çevrilmiş.
Yani KARD-UKH-İ “KÜRD-LER-LER” demek.
Polybius
Yunanlı tarihçi Polybius (Polybios) M.Ö. 200-118de Megalopolisde doğdu ve M.Ö.120 yıllarında öldü. Yazdığı 40 kitapdan sadece 5 tanesi bugüne kadar gelebilmiştir.
Polybius (200-118 M.Ö), Selefkosların isyancı Medya (İran ve Mezopotamya) satrapı (Vali) Melon‘un ordusunda “Cyrtii” (Kirti, Kurti)’ler olarak adlandırlan sapancılardan sözeder (Polybius, II. cilt, 5. kitap, 52 madde). Seleucia ve Babil’i alarak Kızıl Deniz’e dek tüm topraklara hakim olan Melon, ardından Susa üzerine yürürse de burada başarılı olamaz. Sonunda Medya’nın güneyinde Suriye kralı Büyük Antiochus III tarafından M.Ö. 217’de yenilgiye uğratılır. Melon’un bu isyanında özellikle sapancı kuvvetlerini oluşturan Kirtiler’e (Cyrtii) güvendiği kaydedilmektedir.
Polybius (200-118 M.Ö), Strabo (M.Ö. 64-M.S 24) ve Ptolemy (M.S. 90-168)’de kısmen değişik şekiller altında ilk kez Xenophon’un eserinden bildiğimiz Karduk’lardan da sözederler. Polybius’un kaydına göre aşağı Suriye üzerinde hakimiyet için Mısır kralı Ptolemy III ile M.Ö. 217 yılında yaptığı savaşta bir süre önce isyancı Medya satrapı Melon’u yenilgiye uğratan Selefkos kralı Antiochus III’ün ordusunda “Cardaces” (Cardac’lar veya Karda’lar) da vardı (Polybius, II. cilt, 5. Kitap, s. 265-66 ve 269).
Strabon
Ünlü Yunanlı tarihçi, felsefeci ve coğrafyacı Strabon (Latince: Strabo) M.Ö. 65 Amasya’da doğmuş ve M.S. 25 yıllarında ölmüştür.
Amasya’dan ayrılıp Nil boyunca gezmiştir. Kendisi batıda Sardunya’ya, kuzeyde Karadeniz’den güneyde Etiyopya’nın sınırlarına kadar seyahat ettiğini söylemektedir.
En ünlü eseri o dönemin bilgisine göre dünya coğrafyasını anlattığı “Coğrafya”dır (Geographika). Dünyanın ilk coğrafyacısı olarak da bilinen Strabon’un bu ünlü eseri bir çok dile çevrilmiştir. Coğrafya’nın babası Yunanlı Strabon Geography adlı kitabındada Kürdlerden bahsetmektedir.
Kürt Krallıkları: M.Ö. 63 Sophene & Corduene
Geography Of Strabo, 14. Kitap, s. 161-62, Suriye başlıklı bölüm).
24. Maddenin ingilizce metni: 24. Near the Tigris lie the places belonging to the Gordyaeans, whom the ancients called Carduchians; and their cities are named Sareisa and Satalca and Pinaca, a very powerful fortress, with three citadels, each enclosed by a separate fortification of its own, so that they constitute, as it were, a triple city. But still it not only was held in subjection by the king of the Armenians, but the Romans stok it by force, although the Gordyaeans had an exceptional repute as master-builders and as experts in the construction of siege engines; and it was for this reason that Tigranes used them in such work. But also the rest of Mesopotamia became subject to the Romans.
Kürt ve Kürdistan adı Gord ve Gordyaea olarak 1, 8, 21, 24 ve 25. maddelerde geçer.
Eskilerin Kardukhi dediği halka kendisi Gord diyor. K>G dönüşümü var. Yunanlılar Kürdçedeki ‘u’ harfini telaffuz edemedikleri için Straboda Kürd yerine Gord demiş.
*Dicle nehrinin bulunduğun yerlerin Kürtlere ait olduğunu söylüyor. Gordyaei (Gordyaea) bölgesine de değinen Strabon, bu bölgenin antiklerin “Kardukhi” dedikleri aynı yöre olduğuna işaret eder. Strabon, Gordyaei’ye dahil yerleşmeleri Sareisa, Satalca ve Pinaca şeklinde saymakta, yapı ve kuşatma tekniğinde usta olan Gordyaeiler’in bu sebeple Artaxiad hanedanlığının en ünlü kralı olan Tigranes (Tigran II) tarafından hizmete alındıklarını, Gordyaea ülkesinin en büyük ve en iyi parçasının Roma generali Pompey tarafından Tigranes’e verildiğine işaret etmektedir.
Bugün tarihi Kürdistanda bulunan yapıtların önemli bir kısmıda Kürdler tarafından inşa edilmiştir. Strabonun anlattıklarından yola çıkarak bugünkü Ermeni yapıtlarının bazılarınıda Kürdlerin inşa etmiş oldukları anlaşılmaktadır.
Strabo, “Kardakes” adının kökünün savaşçı (yiğit, yiğitçe, erkekçe) anlamlı “Carda” (Karda) sözcüğü olduğunu, söyleyerek özetle şu açıklamayı yapmaktadır: Persler (Akamenidler)’de gençler gün doğmadan uyandırılır, onlardan ellişer kişilik gruplar oluşturulur ve her grubun başında bir kralın yada satrapın oğlu olduğu halde kendilerine askeri eğitim yaptırılır. Bu ellişer kişilik gruplara veya bu grupları oluşturan gençlere (kişilere) “Cardaces (Kardakes)” deniliyor. Bunlar soygun ve yağma ile yaşadıkları için savaşçı, yiğit anlamlı Carda’dan türeme bir ad taşıyorlar. Ama çevirenin (Groskurd) notuna göre onun sözünü ettiği Cardace’ler Persler değil, yabancı askerlerdir, daha doğrusu sonraları kendilerine Gordyaei veya Gordyeni denilen ve en son olarak da bugün Kürtler olarak bilinen Ksenefon’da bahsi geçen Karduklar’dır.
Ptolemy, Kardukların Geliler’in aşağısında Margasiler’le Cadusiler’in topraklarına yakın bölgelerde gösterir ve daha ilerde ise Gordyene’den ve Gordyaei Dağları’ndan sözeder.
Diodorus Siculus
Diodorus Siculus M.Ö. 66 yılında “Tarih Kütüphanesi” adlı eserinde Pers Kralı Darius’un hükmettiği ülkeler arasında Gordyene ve Sopheneyi sayar.
Titus Livius
Romalı tarihçi Tito Livio veya Titus Livius (Livy) “Roma Tarihi” (History of Rome, Ab Urbe Condita) adlı muazzam eser yazmıştır. M.Ö. 59 yılında doğan Livy yine M.S. 17 yılında Kuzey İtalyanın Venedik şehrine bağlı Patavium (Padua) kasabasında hayatını yitirmiştir. Livy çalışmalarını özellikle Roma İmparatoru Augustus’un hükümdarlığı döneminde yazmıştır. Livy’nin çalışmaları aslında 142 kitapdan oluşmaktadır ama sadece 35 tanesi mevcuttur.
Livy, Selefkos İmparatoru Büyük Antiochus III. M.Ö. 190 yılında Romalılara ve Bergamalılara karşı Yunanistanı ele geçirmek uğruna yaptığı Magnesia (Manisa) muharebesinde yenildiğini ve Antiochus’un 65-70,000 kişilik ordusunda Kürt okçular olduğunu anlatmaktadır (mixti Cyrtii funditores et Elymaei sagittarii).
Selefkos İmparatoru Büyük Antiochus III
Livy, Anticohus’un ordusunun özelliklerini, düzenleniş şeklini ve kimlerden oluştuğunu anlatırken şöyle der; 1200 güçlü ve 3000 hafif piyade asker, Yarısı Cretanlı (Giritli), ve Trallesliydi. Bunların arkadasında 2500 Misyali yine okçu vardı, çizginin sonundada karışık Kürt sapancıları ve Elamlı okçuklar vardı.
İngilizce Metni: Then came the Dahae, mounted archers, 1200 strong; then 3000 light infantry, half of them Cretans and half Tralles. Beyond these again were 2500 Mysian bowmen, and at the end of the line a mixed force of Cyrtian slingers and Elymaean archers.
Sol kanada 4000 tane Psidyalı, Pamphyliyalı ve Lidyalı, sağ kanatta ise aynı sayıda karışık Kürt ve Elamlı okçuların dizildiğini, yakın mesafedede 16 tane fil olduğunu yazmış.
İngilizce Metni: The History of Rome, Chapter 37, Paragraf 40: Then came 4000 caetrati, Pisidians, Pamphylians and Lydians, next to these Cyrtian and Elymaean troops equal in number to those on the right wing, and finally sixteen elephants a short distance away.
M.Ö. 171 yılında Eumenes II.’nin ordusunda Kürt askerler bulunur. Eumenes II, Yunanistanı Makedon kral Perseus’un elinden almak Roma Generali Licinius Crassus ve Quintus Mucius komutasındaki Roma Cumhuriyet ordusuna yardım ediyordu. Savaş, Yunanistanın Thessaly şehrinin (Selanik) Peneüs nehrinde gerçekleşmiş. Tarihçi Livy ittifak güçlerinin nitelikleri anlatırken şöyle yazar; Önlere 200 Galatyalı süvari ve 300 tane Eumenes tarafından getirilmiş Kürtler halkından (Cyrtiorum gentis) oluşan destek kuvvetleri atandı; 400 tanede Selanikli süvari hazırlandı.
İngilizce Metni: On their front were posted 200 Gaulish troopers and 300 Cyrtians from the auxiliary troops brought by Eumenes; 400 Thessalian cavalry were drawn up a short distance beyond the Roman left. (Livy’s History of Rome, Kitap [42.58])
Latince Metni: ducenti equites Galli ante signa horum instructi et de auxiliis Eumenis Cyrtiorum gentis trecenti. Thessali quadringenti equites paruo interuallo super laeuum cornu locati. Eumenes rex Attalusque cum omni manu sua ab tergo inter postremam aciem ac uallum steterunt.
Pliny
Pliny (Gaius Plinius Secundus), 23 yılında Como, İtalyada doğdu. Tarihde “Büyük Pliny” olarak bilinir. 35 yıllarında babası tarafından Roma’ya götürülüp orada babasının arkadaşı şair ve kumandan Publius Pomponiusdan eğitim almıştır. Roma’da bitkibilim (botanik) ve süslü şekilde budama sanatı üzerine eğitim almıştır. Daha sonra Romalı filozof Senecanın etkisi altında kalarak felsefe ve retorik öğrencisi olmuştur. Hukukda okuyarak avukatlık yapmaya başlamıştır. Naturalist, tarihçi, ansiklopedist ve yazar olan Pliny (Plinius), Naturalis Historia (Natural History) adlı ünlü kitabını yazarak tarihi bir eser bırakmıştır. Naturalis Historia 37 kitapdan oluşmaktadır. 79 yılında ise İtalyadaki Vesuvius yanardağının püskürmesiyle hayatını kaybetmiştir.
Pliny, Naturalis Historia (Natural History) adlı kitabında Kürtlerden bahsetmektedir.
Pliny, Natural History VI.xviii.46. bölümünde Kürdistana Gordyæi (Gord Yurdu) demektedir. Dicle (Tigris) adlı bölümde Dicle adının Med dilinde “Ok” anlamına geldiğini ve nehrin adını ok’un hızlılığından aldığını ve Dicle nehrinin Gordyaei dağlarından geçtiğini yazmış.
İngilizce metni: When its course becomes more rapid, it assumes the name of Tigris, given to it on account of its swiftness, that word signifying an arrow in the Median language. ((The Natural History. Pliny the Elder. John Bostock, M.D., F.R.S. H.T. Riley, Esq., B.A. London. Taylor and Francis, Red Lion Court, Fleet Street. 1855 – VI. Kitap, bölüm. 31)
Dicle nehrinin Ermenistandan başlayıp ”Kürdistan dağlarından”, yine bir Kürt bölgesi olan Adiabene’den, Apameadan ve Mesene kasabasından geçtiğini yazmış. (Kitap VI. 31)
Kafkas kapılarının ardında Gordyaean (Kürdistan) Dağlarında Valli ve Suarni diye barbar ve gaddar kabilelerin halen bulunduğunu fakat onların altın madenlerini işlettiklerini yazmış. (Kitap VI. 12 [11],)
Eskiden Carduchi halkı (Kardukhi) olarak bilinen şimdi ise Cordueni, Adiabene’yle birleşir ve önlerinden Dicle nehri akar diye yazmış. Kitap (VI. 17 [14])
Plutarch
Yunanlı tarihçi Plutarch (Mestrius Plutarchus) Milattan sonra 46-120 yılları arasında yaşamıştır. Yunanistan’ın Chaeronea kasabasında doğan Plutarch aynı zamanda biyografist, felsefeci ve antik çağ ansiklopedistidir. Zengin aileden geldiği için Atina Akademisinde 67 yaşından sonra felsefe, retorik ve matematik eğitimi almıştır. Hayatının büyük bölümünün Romada geçdiği tahmin edilmektedir fakat Yunanistana dönüp orada 125 yılından önce öldüğü anlaşılmaktadır.
Plutarch’ın en ünlü çalışması “Parelel Yaşamlar” (Bioi paralleloi) adlı eseridir. Bu çalışma 46 tane ünlü Romalı ve Yunanlının biyografilerinden oluşuyor. Bazıları karşılaştırılmalı (paralel) olarak bir Yunanlı, birde Romalı olarak anlatılmış.
Plutarch (Plutark), Roma generali Lucullus’un hayatını ele alan bölümde Kürt ve Kürdistandan bahsetmektedir. Kürdistan kralı Zarbienusdan bahseden Plutarch, Ermenistan kralı Tigranes’in baskısına karşı ittifak için Roma konsolosu Appius Claudius yoluyla Roma generali Lucullusla gizlice irtibata geçtiğini aktarmış. Tigranesin, Kürt Kral Zarbienusu, karısını ve çocuklarını Romalılar Ermenistana girmeden önce suikast düzenleterek öldürdüğünü ve Romalıların Zarbienus adına cenaze töreni düzenlediğini anlatmış.
M.S. 115 yıllarında Korduene kralının adı Manisarus idi. Korduene (Kürdistan) şehirleri, Hübschmanna göre Die altarmenische Ortsnamen, 239, and Armenische Grammatik, i/2, 518-20 adlı kitabında fetihden sonra Ermeniceleştirilmeye tabi tutulmuş.
Ptolemy
Claudius Ptolemaeus (Ptolemy) M.S. 90 yılında Mısırda doğdu, 168 yılında da hayatını yitirmiştir. Ailesinin geçmişi hakkında herhangi bilgi mevcut değildir. Roma vatandaşı olan Ptolemy, Yunanca konuşabilen, coğrafyacı, astronom ve astrologdu. Birçok görüşe göre Ptolemy Helenize olmuş Mısırlıydı.
Ptolemy, Carduchiler’i (Kürtleri) Geliler’in aşağısında Margasiler‘le Cadusiler’in topraklarına yakın bölgelerde gösterir ve daha ilerde ise Gordyene‘den (Kürdistan) ve Gordyaei Dağları’ndan sözeder. Suriye üzerinde hakimiyet için Mısır kralı Ptolemy III ile M.Ö. 217 yılında yaptığı savaşta bir süre önce isyancı Medya satrapı Melon’u yenilgiye uğratan Selefkos kralı Antiochus III’ün ordusunda “Cardaces” (Cardac’lar veya Karda’lar) da vardı.
Ayrıca, Ptolemy istemeyerek de olsa Kürt aşiretleri hakkında bilgiler vermektedir. Diyarbakırın Bekiranlıları için Bagraoandene, Antep’in Belikanlıları için Belcanea, Hakkarinin Tiriganlıları için Tigranoandene, Elazığın Subhanlıları için Sophene, Dersimliler için Derzene, Botanlılar için Bokhtanoi aşiretlerinin adlarını verir. Bu aşiretler bugün halen mevcuttur.
Dio Cassius
II.Yüzyılda yaşayan Romalı politikacı, yönetici ve tarihçi Dio Cassius (Cassius Dio Cocceianus) M.S. 155 yıllarında Nicaea (İznik), Bitinyada doğmuştur. Babası Cassius Apronianus, Dalmatya and Kilikya yöneticisiydi. Babasının ölümünden sonar Kilikyadan ayrılıp Romaya gitti, daha sonra Senato üyesi oldu. Bütün Roma tarihi üzerine geniş çapta Yunanca 80 kitap yazmıştır ve sadece 19 tanesi bu zamana kadar yaşayabilmiştir. Daha sonra hastalıktan dolayı emekliliğe ayrılan Dio Cassius M.S. 240 arasında Nicaeada ölmüştür.
Dio Cassius, Kürdistana “Gordyen” (Gord-Yurdu) demektedir.
baris kalyoncu
20 7 2006 23:46
Bilgiler için teşekkür ederiz. Zahmet olmazsa bir de kaynak gösterebilir misin?
Don Kişot
21 7 2006 01:17
Esaslı çalışma; ama kaynak da önemli tabi.
nescafeclassic
21 7 2006 01:28
Pek az bilinen bir konuda hayli bilgilendirici bir metin. Ama ne yazık ki kaynak belirtilmemiş.
Bir de keşke başlık “5000 yıllık muhteşem kürt tarihi” olmasaydı… Bu “muhteşem” ibaresi tüylerimi diken diken ediyor. Halkları gaza getirerek, “tarih bilinci oluşturma” kapsamında, böylesine iddialı, böylesine diğer kültürleri tahrik edici üslupların seçilmesini yanlış ve tehlikeli buluyorum. Benim için ilginç bir nokta da, Türk tezlerini “aşırı şoven” olmakla eleştirenlerin, kendi tarihlerine yaklaşımda farklı bir bakış üretememeleridir. Sonuçta gördüğüm o ki, metni yazan “kürt tarihçi” de o pek eleştirilen “resmi Türk tarihçilerinden” farksız…
Tirigan
21 7 2006 22:16
Ammianus Marcellinus
Romalı Tarihçi Ammianus Marcellinus 325-330 yılları arasında Antakya’da doğmuştur.
Ölüm tarihi ise net olarak bilinmiyor fakat 391 yılına kadar yaşadığı biliniyor. Marcellinus 31 kitap yazmıştır, fakat 13 tanesi kaybolmuştur.
359 yılında Pers krallar kralı II. Sapor Romalıların elinde bulunan Amida’ya (Diyarbakır) yönelmişti. Korkunç bir kuşatma olmuştu. Romalılar, Sasanilerin dövdüğü surlarda yılmadan savunma halindeydiler. Fillerin kullanıldığı saldırı kısmında ise ateş topları ile püskürtme harekatına devam ediyorlardı. O sıralarda Diyarbakırda bulunan A.Marcellinus bizzat şahit olarak kanlı savaşları ve salgın hastalıkları anlatmıştır. Karadan saldırıya geçen kuşatmacılar surları delip şehre girmeye çalışırken, şehri savunanlar genelde sur üstünden savunmaya geçerlerdi. Sonunda Roma direnişi kırıldı. Altıncı yüzyılın sonlarında bu sefer sağlam Sasani savunmasındaki şehre Rumlar yöneldi. Gene klasik şekilde yerden saldırı, sur üstünden savunma tertibi gerçekleşiyordu. Kuşatmanın sessiz bir gecesinde, şaraptan ve uykudan lal haldeki Sasaniler, Rum fırtınasıyla uyandırıldılar. Rumlar şafakla şehre girdiler ve Amid tekrar Bizans hakimiyetine girmiş oldu.
Kuşatma sırasında Amid (Diyarbakır) şehrinde bulunan ve canını zor kurtaran A.Marcellinus Kürdistana “Korduen” (Kord Yurdu) demektedir.
Eutropius
Romalı tarihçi Eutropius (Flavius Eutropius) İstanbulda magister memoriae (üst düzey memur) olarak çalıştı. 361-363 yıllarında İmparator Julian’la birlikte İran’a (Persia) karşı sefere katıldı. Doğu Roma İmparatoru Valens (364–378) zamanında yaşayan Eutropius “Breviarium historiae Romanae (Abridgement of Roman History)” adlı 10 kitaplık tarih çalışmasını Valens’e adamıştır. Bu tarih kitabında Eutropius Kürtlerden bahsetmektedir. Roma dünyasının imparatoru Trajanus’un (Marcus Ulpius Trajanus Crinitus) 98-117 imparatorluk döneminde hakimiyetini ele geçerdiği ülkelerden biri olarakda Kürdistanı sayıyor.
Kitap VIII, 3: İngilizce metni: He recovered Armenia, which the Parthians had seized, putting to death Parthamasires who held the government of it. He gave a king to the Albani. He received into alliance the king of the Iberians, Sarmatians, Bosporani, Arabians, Osdroeni, and Colchians. He obtained the mastery over the Cordueni and Marcomedi, as well as over Anthemusia, an extensive region of Persia.
Tarihçilerin kullandığı Kard, Kord, Gord, Kirti, Kurti adları Kürt adıyla aynıdır.
Gorduene, Corduaie, Gordyeae, K(C)ardu-chi, Cordueni gibi adlar ise Kürdistan adıyla aynıdır.
Tarihçiler ve Kürtlerden bahsetmelerinin tarihleri
M.Ö. 5. yy : Pacty (Bohti, Botan) (Herodot)
M.Ö. 4. yy : Kardukhi (Kürt-ler-ler), (Ksenefon)
M.Ö. 1. yy : Cordueni, Gordyene (Sallust ve Diodorus)
M.S. 1. yy : Cyrti, Gord, (Livy, Strabo)
M.S. 2. yy : Gordyeni, Cordueni (Plutarch ve Pliny)
M.S. 2. yy : Gordyene, Korduene (Ptolemy ve Dio Cassius)
M.S. 4. yy : Kardueni, Cardueni (“Petr. Patr.” [?] , Sextus Ruf., Eutropius)
M.S. 5. yy : Cardueni, Corduena, Cordyena, Kardueni (Ammianus Marcelinus, Julius Honor., Zosimus).
İran Kaynakları
Behistun Yazıtları
http://titus.fkidg1.uni-frankfurt.de/didact/idg/iran/apers/behistun.htm
Pers Kralı Darius, M.Ö 515 yıllarında Behistun yazıtlarında Zaza Kürtlerinden bahsetmektedir. Pers İmparatorluğunun hükümdarlığını yapan Pers Kralı I. Darius (Dara) M.Ö. 522-486 yılları arasında yaşamış olup Ortadoğunun birçok ülkesini egemenliği altına almıştır. Darius, M.Ö 515 yıllarında Behistun yazıtları olarak bilinen ünlü çivi yazısını hazırlatmıştır. Darius, yerden 100 metre yükseklikteki kayalıklara yazdığı Behistun yazıtlarında Pers tarihinden ve Feth ettiği ülkelerden bahsetmektedir. Behistun yazıtları üç dilde ayrı olarak yazılmıştır: Eski Farsça, Elamice ve Babilce.
Birinci sütunda Darius M.Ö 515 yıllarında Fırat nehrinin kenarında Zazana adında bir kasaba olduğunu yazmış. Bu kitabede, Dersim (Tunceli) ve Elazığ havalisi “Zazana” adı ile anılmaktadır.
Sütununun ingilizce metni:
[1.19] Says Darius the king: Afterwards I went to Babylon; when I had not reached Babylon – there (is) a town Zazana by name along the Euphrates – there this Nidintu-Bel who called himself Nebuchadrezzar went with his army against me to engage in battle; afterwards we engaged in battle; Auramazda bore me aid; by the grace of Auramazda the army of Nidintu-Bel I smote utterly; the enemy were driven into the water; the water bore them away; 2 days in the month Anamaka were in course – we thus engaged in battle
Kârnâmag î Ardaşir î Babagân
Kürtler’in isminin geçtiği büyük bir savaş; Sasani-Kürt Savaşı. Bu savaş hem Firdowsi’nin Şahnamesi’nde, hem de Kârnâmag-î Ardaşîr î Babagân (Karnamey Ardeşêr Papakan) adlı yapıtta geçer. Kârnâmag î Ardaşir î Babagân (Babag’ın oğlu Ardeşirin iyilikleri) adlı kitapda Kürt Kralı Madîg ile Sasani Kralı Ardeşir arasında geçen bir savaş anlatılır (M.S. 226). Bu kitap Zerdüst imparatorundan kalan en eski Pehlevice yazılmış kayıttır.
Ardeşir (Ardaşir, Ardeşêr), Babag’ın oğludur, İranda M.S. 226-652 yılları arasında yaşamış Sasani devletinin kurucusudur. Sasan, Babag tarafından at ve büyükbaş hayvanlarına bakması için görevlendirilmiş bir çobandı ve Kral Darabın soyundandı. Babag, Kral Darae’nin oğlu Kral Darab’ın soyundan gelir. İşte İskender’in iblisi yönetimi sırasında Darab’ın soyundan gelenler Kürt Çobanlar ile birlikte yaşamışlardı (chapter 1.;1 to7). İşte Kürtler’in uzun süre koruduğu bu Ardeşir, Kral olur olmaz Kürt Kralı Madig’e saldırır. Bu kral, Ünlü Arap Tarihçisi Tebari’ye göre, Azerbaycan ile Doğu İran, Batı Kürdistan’a hakimdi.
Sasani kralı Ardaşir çok sayıda asker ve Zavul’un kahramanlarını toplayarak Kürt Kralı Mâdîg’e karşı sefere hazırlandı. Çok büyük bir kapışmaya sahne olunan kavga çok kanlı geçer ve Ardaşir’in ordusu Kürtler tarafından sonunda yenilgiye uğratılır. Mâdîg’in ordusu övünerek: “Artık Ardaşir kaygısı olmaz, yenilgiyi aldıktan sonra Pars’a geri dönmüştür.”der. İlk karşılaşmada yenilen Ardeşir, bu arada 4000 kişilik ordu toplayarak Kürtlerin üzerinde bir harb hilesi ile gece baskını düzenler ve 1000 Kürt Askeri’ni kılıçtan geçirir, Kralı, ailesini ve yakınlarını esir alır. Bunda önemli olan 1) Milattan yüz-ikiyüz yıl sonrasına kadar da “Kürt Kralı” ibaresinin kullanılmasıdır. 2) Bu savaşın takriben Ermenistan yolu üstünde bir alanda cereyan etmesidir. 3) Madig’in Azerbaycan’da kral olmasıdır.
İngilizce metni: Afterwards he (viz., Ardashir), having collected many soldiers and heroes of Zavul, proceeded to battle against Mâdîg, the King of the Kurds. There was much fighting and bloodshed (in which) the army of Ardashir (finally) sustained a defeat The army of Madig boasted thus: “Now there should be no fear of Ardashir, as on account of his defeat he has returned to Pars. Meanwhile) Ardashir, having prepared an army of four thousand men, rushed upon them (viz., the Kurds), and surprised them with a night attack. He killed one thousand of the Kurds, (while) others were wounded and taken prisoners; and out of the Kurds (that were imprisoned) he sent to Pars their king with his sons, brothers, children, his abundant wealth and property.
II. Orta Çağda Kürtler
Moses Khorenatsi
Ermeni tarihinin babası olarak tanınan şöhretli Ermeni tarihçisi Moses Khorenatsi (410-490) “Ermenilerin Tarihi” (History of the Armenians, Robert W. Thomson çevirisi) adlı eserinde Kürdistandan bahsetmektedir. Partlar’ın, Ermenistan’a hakim olduklarında ülkeyi beyliklere bölerek yöneten “Korduats’i” (Korduk, Korçek) adını taşıyan eyalette de aynı adı taşıyan bir beylik oluşturduklarını yazmaktadır (a.g.e., s. 143, 178, 196, 209, 220-21). Bu sözcükler Ermenicede Kürdistan anlamına gelir. Khorenatsi’nin bu eserinin M.S. 5.-M.S. 8. yılları arasına ait olduğu sanılmaktadır. Böylece Partlar’ın hakimiyeti çağında ve erken ortaçağlarda da değişik şekiller altında yaşayan aynı adla karşılaşmaktayız gibi. Nitekim M.S. 9.-10. Yüzyılın Ermeni tarihçisi Thomas Artsruni’de de “Korduk” (Kürdistan) adına rastlarız. Thomas Artsruni’nin aktardığı bir rivayette Nuh’un gemisinin dünyanın ortası olarak tanımlanan “Korduk Dağları”nda karaya oturduğu söylenmektedir. Artsruni’nin aktardığı bu rivayet çevirenin notuna göre Eusebıus’un Chronicle’sinde de mevcuttur (Bk. Thomas Artsruni, History Of The House Of The Artsrunik, R. W. Thomson çevirisi, s. 81, 1985).
Kitab futuh el-Buldan
İslam tarihçisi Beladuri, batılı araştırmacıların tümünün esas aldığı güvenilir bir “vakanüvis” veya bir Arab tarihçisi idi. Ünlü İslam tarihçisi Beladuri (…?-897), “Kitab futuh el-Buldan” (Fütuhü’l Büldan) adlı eserinde; 645 yılındaki Arap fetihlerini anarken, yerli kaynaklara da dayanarak, Arap ordusunun İslam Halifesi Omar zamanında başlayan İran istilası, Qadissiya Savaşından sonra bir çorap söküğü gibi giderken, Azerbaycan’ın Başkenti Ardavil (Ardabil) direniş kararı aldı. Bu bölge, o zamanlar nüfus bakımından neredeyse tamamen Kürtler’in hakimiyetindeydi. Fakat Araplar, Ardavil’in valisini kendileri tayin edeceklerdi.
Not: Arap tarihçi Beladurı burada Azerbaycanda bulunan Tebriz ve Ardebilde Kürtlerin yaşadığını ve şehirlerin Kürtlerin elinde olduğunu yazmış. Göç ve asimilasyonlar olmadan önce Güney Azerbaycan şehirleri de Kürt topraklarıydı.
Al-Kufa’ya vali olarak tayin edilen al-Muğriba ibn Şu’ba, Halife ‘Umar’dan; Hudhaifa ibn-al-Yaman’a, Adharbaycan’a vali olarak tayin edildiğine dair bir mektup getirir. Bu vali Eyalet’in başkenti olan Hazar Denizi’nin yakınındaki Ardabil’e kadar ilerler. Fakat Eyalet valisi (o zamanki İran’da marzban deniyordu valiye) halk milisleri kurup bu haraççı yabancılara karşı müthiş bir direnişe geçti. Milisler tamamen Kürtlerden oluşuyorlardı. Uzun direnişlerden sonra yerli vali ile müstevliler arasında bir antlaşma imzalandı. Buna göre Adharbaycan’lılar Araplar’a 800.000 dirhem vergi ödeyeceklerdi. Buna karşılık Araplar hiç bir Kürd’ü esir almayacak, öldürmeyecek, Ateş Mabedleri’nden hiçbirini yakıp yıkmayacaktı. Kürtler danslarını (ki bunlar kısmen semah idi) serbestçe icra edecekti. Bunları “Kitab futuh el-Buldan adlı eserinde kaydeden Baladhuri Kürtlerin Araplar’a karşı koyup büyük direniş gösterip savaştıklarını yazmaktadır.
Kaşgarlı Mahmut
Kaşgarlı Mahmut, 1008′de Doğu Türkistan’ın Kaşgâr şehrinde dünyaya gelmiştir. Medreselerde tahsil gördükten sonra kendisini Türk dili tetkikatına vakfetmiştir. Bu amaçla Orta Asya’yı boydan boya kat ederek Anadolu’ya oradan da Bağdat’a gitmiş, Divânü Lügati’t-Türk, Kaşgârlı Mahmut tarafından 25 Ocak 1072′de yazmaya başlanmış ve 10 Şubat 1074te bitirilmiştir. Kitabın asıl nüshası bu gün Ayasofya Müzesi’nde muhafaza edilmektedir. Kitabın Uygurca çevirisi ancak 1978′de yapılabilmiştir. Mahmut Kaşgar’a dönmüş ve 1105′de vefat etmiştir.
Kaşgarlı Mahmut’un 1074′te yaptığı haritada Kürtlerin ülkesi Arapça olarak “Erdu’l-Ekrad” diye kaydedilmiştir ki bu “Kürtlerin Memleketi” anlamına gelir. Fakat en azından Selçuklular ve Osmanlılar döneminde Kürtlerin ülkesi için Kürdistan adının kullanıldığını biliniyor.
Mücem ül-Buldan
Ünlü Suriyeli Arap coğrafyacı Yakut İbn Hamavi 1179-1229 yılları arasında yaşamıştır. Aynı zamanda tarihçi, etnografist ve coğrafyacı olan Yakut’un “Mücem ül-Buldan” adlı eseri coğrafik sözlük olup, tarihsel, biyografik ve kültürel bilgiler içermektedir. Yakut El Hamavi 12. yüzyılda Kürt Krallığı Sophene’nin başkenti Arsamosata kentinin %25’inin Ermeniler tarafından meskun tutulmuş olduğunu yazmıştır. Buradan yola çıkarak geriye kalan %70-75ininde Zaza Kürtleri tarafından mesken tutulmuş olduğu anlaşılmaktadır. Bunun yanısıra Ermeni krallarının Ermeni asimilasyonuda hesaba katıldığında; ilk kurulduğu yıllarda Kürt kenti olduğu da söylenebilir.
Marco Polo
1254-1324 yılları arasında Venedikte doğmuş ve ölmüş olan ünlü İtalyan gezgin Marco Polo, Batıdan, Uzakdoğuya kadar seyahat etmiş ilk batılı olmuştur. Yaptığı seyahat, Batı dünyasının Doğu ve Uzakdoğu ile ilk gerçek tanışmasıdır. Dünyada ilk “dünya turu” yapan kişi olarak tanınan Polo; Ortaçağ’ın en büyük gezginlerindendir. Polo, Büyük Cengiz Han’ın torunu olan Moğol kağanı Kubilay Han’ın sarayını ziyaret etmiş ve daha sonra da onun emrinde 17 yıl çalışmıştır. Deniz yolculuğuyla İtalyadan; Akdenize, ordan Ortadoğuya geçmiş. Sonra İranın güneydoğusundan; Çin’in, Beijing şehrine ulaşmış. Daha sonra Vietnam, Sumatraya, Sri Lanka, Hindistana geçmiş. Geri dönerken İran, Karadeniz ve son olarakda Akdenizi geçip İtalyanın Venedik şehrine 1295’de geri dönmüş. Polo’nun yolculuğunu anlattığı kitabı yüzyıllar boyunca Avrupalıları aydınlatmıştı.
Marco Polo, Çin’e giderken Musul’da Kürtlerle tanışmış. Ünlü gezgin, Kürtler ve Kürdistan hakkında öğrendiği değerli bilgilerini kitabında aktarmaktadır. 1272’de Marco Polo şöyle yazmıştır: Musul’un dağlık bölgelerinde “KÜRDLER” adında bir kavim vardır. Bazıları Hiristiyan olup Jacobit ve Nasturi mezhebine mensuplar ve diğerleri Muhammadandır (Müslüman). Ama fena bir jenerasyondurlar; tüccarları yağmalamaktan keyif alıyorlar.
Bu eyalete (Musul) yakın olan Muş ve Mardinde Kürtlerin çok kaliteli pamuk ipliği ürettiklerini ve bunlardan bir çok elbise ve kumaş ürettiklerini yazmış. İnsanların esnaf zanaatçı ve tüccar olduklarını ve Tartar kralına tabi olduklarını yazmış. [Seyahatlar, I.vi]
İngilizce metni: Volume I, Chapter V: There is yet another race of people who inhabit the mountains in that quarter and are called CURDS. Some of them are Christians, and some of them are Saracens; but they are an evil generation, whose delight is to plunder merchants. [Near this province is another called MUS and MERDIN, producing an immense quantity of cotton, from which they make a great deal of buckram and other cloth. The people are craftsmen and traders, and all are subject to the Tartar King.
Polo bu sefer Persia’nın büyük bir ülke olduğunu ve içinde sekiz krallık barındırdığını yazmış. Bu krallıklar arasında “Kürdistan” adınıda saymaktakdır.
İngilizce metni: Volume I, Chapter XV: Now you must know that Persia is very great country, and it contains eight kingdoms. I will tell you the names of all. The first kingdom is that at the beginning of Persia and it is called CASVIN; the second is further to the south, and is called CURDISTAN; the third is LOR; the fourth SUOLSTAN, the fifth ISTANID; the sixth SERAZY; the seventh SONCARA; the eigth TUNOCAIN which is at the further extremity of Persia.
Nezhetü'l Kulub
Arap asıllı bir aileden gelen Hamdullah Mustevfi-i Kazvi (Hamdullah Al-Mustaufi Al-Qazwini), Tahran, Kazvin'de doğarak yine aynı yerde 1340'da ölmüştür. Hamdullah Mustevfi-i Kazvi. Kozmografya ile coğrafyaya meraklı bir bilgin olarak derlediği Nezhetü'l Kulub başlıklı Farsça eserini 740 (1339-1340) yılında tamamlamıştır.
Çeşitli kaynaklardan toplanan bilgiler ile meydana getirdiği “Nezhetü'l Kulub” (Nuzhat al-Qulub [Kalbin Gezisi]) adlı eserinde Kürdistandan ve Kürdistan’ın 16 eyalete ayrıldığınından bahsetmektedir.
Kanuni Sultan Süleyman
Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın Frençe kralına yazdığı mektupta “Kürdistan” kelimesini kullanmaktadır.
Kanûnî, azamet ve haşmetini ifade eden şu mektubunu, Fransa Kralı I. Faransuvaya yazmıştı : Ben ki, Akdenizin ve Karadenizin ve Rumelinin ve Anadolunun ve Karaman ve Rumun ve Dulkadir Vilayetinin ve Diyarbekirin ve Kürdistanın ve Azerbaycanın ve Acemin ve Şam ve Halebin ve Mısırın ve Mekkenin ve Medinenin ve Kudüsün ve bütün Arap diyarının ve Yemenin ve ecdadımın fethettikleri daha birçok diyarın Sultanı ve Padişahı Sultan Bayezid Han oğlu Sultan Selim Han oğlu Sultan Süleyman Hanım; sen ki Frençe Vilayetinin kralı Françeskosun…
Şerefname
Bitlis Kürt Hükümdarı, tarihçi, yönetici, yazar ve araştırmacı Şeref Han tarafından 1597 tarihinde Farsça olarak yazılmış olan Şerefname, bir Kürt tarafından Kürt tarihi hakkında yazılmış en eski eserdir. Şeref Han, Şemseddin Han’ın oğlu ve Osmanlılarla 1514′te ittifak andlaşmasını imzalıyan ünlü Şeref Han’ın torunudur.
Beş bölümden oluşan bu dev eserin giriş bölümü;
*Kürt toplulukları ve durumlarının açıklanması hakında,
*Birinci Safha; Kürdistan’ın Saltanat bayrağını bağımsız olarak yükselten ve tarihçiler tarafından sultanlar ve krallar arasına dahil edilen hükümdarlar hakkında,
*İkinci Safha; Saltanat ve bağımsızlık iddiasında bulunmamakla birlikte bazen kendi adlarına hutbe okutmuş ve para bastırmış Kürdistan hükümdarları hakkında,
*Üçüncü Safha; Kürdistan’ın diğer beyleri ve hükümdarları hakkında,
*Dördüncü Safha ise; Bitlis Hükümdarları hakkındadır.
Bitlis hükümdarlarının ünvanları “Emir” veya “Hakim” olarak geçer Şerefname yazarı Bitlis Emiri Şerefhan’a göre, Kürdistan adının bu bölgeye verilmesi çok eski zamanlara dayanır ve Dersim ile yöresini kapsar.
1576′da Kürtlerin ilk tarihini yazan Şeref Han’a göre de Eyyubiler bir Kürt devletidir.
Kürt-Osmanlı Andlaşması’nın mimarı Mevlana İdris’tir. Bu anlaşmayı kabul eden ve gerekli bulan Yavuz Sultan Selim’dir. İkisi de 1520′de maalesef ölmüşlerdir. Sultan Selim, Mevlana İdris’e; “-Git Kürdistan beylerini ve emirlerini topla, kendi aralarında bir beylerbeyi seçsinler” demişti. Mevlana İdris ise, Kürt beylerini çok iyi tanıdığı için kestirmeden bir beylerbeyi Sultan’dan istemiş ve Bıyıklı Mehmet Paşa’yı tavsiye ederek bu işi noktalamış idi. Diyarbakırlı bir Kürt olan Bıyıklı Mehmed Paşa’da Beylerbeyi (Mirimiran) oldu fakat çok erken gitti ve bundan sonra “Kürdistan Eyaleti Başkenti’ne” Makedonlu komutanlar gelmeye başladı.
Seyahatname
Evliya Çelebi (1611-1682) İstanbul’da doğdu. Osmanlı gezgini. 1640 yılından ölümüne kadar gezgin olarak dolaşmış ve gördüğü yerleri yazmıştır. Eseri 10 ciltlik Seyahatnamedir. Mısır’da öldüğü sanılıyor. 1670 yılında Muğla ve çevresini ziyaret ediyor.
Evliya Çelebi ünlü Seyahatnamesin de Kürdistanı anlatırken şöyle diyor; “Kürdistan; Van, Hakkari, Erzurum, Diyarbekir, Cizire, Ciziri ibn Ömer, İmadiye, Musul (Kerkük te bu vilatyete bağlıydı o dönemde), Şarezor ve Ardelan dan oluşmaktadır.”
Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde, Kürtçeden ve Kürtçenin lehçelerinden söz eder. Kürtçenin zengin ve kadim bir dil olduğunu; Farsça, İbranice ve Dericeden ayrı olduğunu vurgular. Kürt kültürünün en gelişdiği şehrin ise Diyar-i bekir olduğunu yazmış. Seyahatnamesine, Kürtçe bir kaç şiirde eklemiş.
Zafername
Zafername’nin yazarı Şerafettin Ali, Kürdistan’dan kısaca söz eder. Kürd meşhurlarından ve Şerefhan’dan söz eder. Şeyh İdrisi Bitlisi ise Heşt Bihişt adlı kitabında şöyle der:
“Tebriz’in fethinden dönüşümüzde Yavuz Sultan Selim bana, Kürdistan’ın çeşitli yerlerindeki Kürd beyleri ve emirleri ile görüşmemi ve onların hepsine, Osmanlı bayraĝı altında, Osmanlı hükumetine boyun eĝmelerini söylememi emretti. Bu sıralarda Kürdistan; Tebriz yakınlarından Malatya’ya kadar, güneyde Musul’a kadar yayılıyordu. Ancak bu yoldaki çalışmalarımız istenilen sonuca ulaşamadı.”
Yakın Çağda Kürtler
Not: Bu çalışma Tirigan’a aittir. Yazarın adı kaynak gösterilemezse yayınlanamaz.
Kaynakça
Bender Cemşid; Kürt Tarihi ve uygarlığı, İstanbul, 1992
Cyril Toumanoff , Studies In Christian Caucasian History, 1963
Driver, The Name Kurd And İts Philological Connections
Nicholas Adontz, Armenia In The Period Of Justınıan, 1970
Evliya Çelebi, Seyahatname
Moses Khorenatsi, History Of The Armenians, Robert W. Thomson çevirisi
Speiser 1930: “Mesopotamian Origins, The Basic Population of the Near East,” by
Şeref Han, Şerefname, 1597, M. E. Bozarslan çevirisi
Thomas Artsruni, History Of The House Of The Artsrunik, R. W. Thomson çevirisi, 1985
E.A.Speiser, Philadelphia/ London. p.101 f.: Elucidates the Indo-European origin of Gutians.
Honigman 2003: “Just Imagine…” By Gerald A. Honigman, Israel Hasbara Committee leaflet, 27
Jensen 1996: “History Of Turkish Occupation Of Northern Kurdistan,” Eric Jensen, Poli. Sci. (Third World Politics).
Howorth 1901: “The Early History of Babylonia”, Henry H. Howorth, The English Historical Review, Vol. 16, No. 61 (Jan. 1901), p.1-34
http://www.ping.de/sites/systemcoder/necro/info/sumerian.htm Sümerce Sözlük
http://www.abdullah-ocalan.com/index1.htm Kürt tarihi, Kürt adının kaynağı
http://onlinebooks.library.upenn.edu/webbin/gutbook/author?name=Xenophon Ksenefonun bütün kitapları
http://penelope.uchicago.edu/Thayer/E/Roman/Texts/Strabo/16A*.html Strabo: The Geography, MÖ 30 yılları, Chapter 1-Paragraf 21-24
http://penelope.uchicago.edu/Thayer/E/Roman/Texts/Strabo/16A*.html Strabo, Adiabene
http://penelope.uchicago.edu/Thayer/E/Roman/Texts/Cassius_Dio/68*.html Cassius Dio: Roman History, Epitome of Book LXVIII, 26 paragraf, yıl 200
http://www.isidore-of-seville.com/herodotus/3.html Herodot
http://penelope.uchicago.edu/Thayer/E/Roman/Texts/Polybius/5*.html Polybius, V, 52.
http://mcadams.posc.mu.edu/txt/ah/Livy/Livy42.html Livy’s History of Rome: Book 42
http://www.thelatinlibrary.com/livy/liv.42.shtml#65 Livy, History of Rome, (Latince)
http://www.perseus.tufts.edu/cgi-bin/ptext?doc=Perseus%3Atext%3A1999.02.0137&query=head%3D%23241 Pliny, VI, 9(9), 12 (11), 17 (14), Gordyaei (Kürdistan)
http://www.livius.org/pi-pm/pliny/pliny_e.html Pliny the Elder (1)
http://www.answers.com/topic/eutropius-byzantine-official Eutropius
http://www.tertullian.org/fathers/eutropius_breviarium_2_text.htm Eutropius, Abridgment of Roman History / Historiae Romanae Breviarium – Cordueni
http://www.thelatinlibrary.com/livy/liv.37.shtml Ptolemy, Cyrti (Kurti), XXXVII, 40
http://worldebooklibrary.com/eBooks/WorldeBookLibrary.com/livyrome5.htm Ptolemy, Cyrti
http://en.wikipedia.org/wiki/Trajan Roma imparatoru Trajan
http://penelope.uchicago.edu/Thayer/E/Roman/Texts/Plutarch/Lives/Lucullus*.html Plutarch, Paralel Hayatlar
http://www.crystalinks.com/plutarch.html Plutarch
http://www.armenian.com/history1.html Ermeniler Trakya bölgesinden doğu Anadoluya göçmüşler
http://en.wikipedia.org/wiki/Paleo-Balkan_languages Ermenice Balkan kökenli
http://ancienthistory.about.com/library/bl/bl_text_xenophon_anabasis_4.htm Xenophon Anabasis or March up Country
http://www.fordham.edu/halsall/ancient/xenophon-anabasis.html
http://arkeoloji.edebiyat.ege.edu.tr/anabasis.html
http://en.wikipedia.org/wiki/Corduene Korduene Krallığı
http://www.perseus.tufts.edu/cgi-bin/ptext?doc=Perseus%3Atext%3A1999.02.0137&query=head%3D%23248 Adiabene, Pliny, VI, 10, 16
http://www.avesta.org/pahlavi/karname.htm Kârnâmag î Ardashîr î Babagân
http://www.zazaki.org/modules.php?name=Sections&sop=printpage&artid=19 Kaşgarlı Mahmut
http://www.thenmc.org/ebooks/TheTravelsofMarcoPoloVolume1.pdf Marco Polo, Volume 1, Sayfa19
http://www.xelkedondurma.com/dirok/dirok_k_html%5Cserefname.html Şerefname
http://www.kurds.dk/turkce/2000/haber11.html Şerefname
http://www.let.uu.nl/~Martin.vanBruinessen/personal/publications/Evliya_Celebi_Kurdistan.htm Evliya Çelebi, Seyahatname
http://www.kurdistanica.com/english/history/articles-his/his-articles-02.html Exploring Kurdish Origins
http://home.arcor.de/mazlumkaya/s-cengiz/kurtlerinorijini.htm Kürtlerin orijini
http://www.adiyaman.gov.tr/turizm/nemrut1.html Komagene Krallığı
http://www.iranian.com/History/2005/March/Gutians/ Gutiler
http://en.wikipedia.org/wiki/Gutian_Period Gutiler
http://sanliurfa.meteor.gov.tr/bolgeilleri/sanliurfa/surfaayrtar.htm Mitanniler
Dipnot: http://penelope.uchicago.edu adlarıyla başlayan siteler public domaindir.
http://penelope.uchicago.edu/Thayer/E/HELP/corrections.html adlı sitede yayın hakkı kamuya izin vermektedir
ses
21 7 2006 23:35
Valla kimse söylemeden ben söyleyeyim dedim ama ondan önce:
Sevgili yeni üyemiz Tirigan, hoşgeldiniz.
Kaynaklarınızda adı geçen Şerefname var ya, o beni çok uğraştırmıştı vaktiyle.
Efenim benim babam sağlık memuru idi ve o yıllardaki görev yeri Gedikpaşa’da (Sultanahmet) bir dispanser idi.
Babıali işçileri dispansere geldikçe -halkımızın karakteri malum, eli boş gelmez- kitap mitap dergi broşür artık ellerinde ne varsa kalmış, getirirlerdi. Şerefname 2. cilt baskısını bu sayede görmüştüm.
Şerefname osmanlı – iran tarihi (imlası böyle) yazıyordu kapakta ve tabii benim bu kitabı okumam, okuduklarımı anlamam falan zaman aldı. Arka kapaktan öğrendiğime göre bu kitabın 1. cildi Kürt Tarihi’ni anlatıyordu ve Ant yayınları onu da yayınlamıştı. Aman nasıl yana yakıla aradımdı. Ne yazık ki hiç bulamadım. Takvim çünkü 1980′lere kırmıştı dümeni.
2. cilt künye şöyle:(İmla aslına uygundur)
Farsça yazılış: BİTLİS, 1597
Arapça Yayını: KAHİRE, 1962
Türkçe İlk Yayını:
ANT YAYINLARI
Mayıs, 1971, İstanbul
Arapça’dan Çeviren: Mehmet Emin Bozarslan
1. cilt demek 1971 öncesi. Eh, o zamanlar daha mı özgürmüşüz ki bunlar basılıyormuş diye soralım mı?
* * *
Şimdi, ilk cümleme döneyim.
Valla kimse söylemeden ben söyleyeyim dedim, kaynaklarınızın 2. maddesi hiç hoş bulunmayacak.
Akademik kimliği mi var ki ilgili şahsın, kaynak kabul edilsin? O da bir yerlerden aldı bu bilgileri. Aldığı yer dürüst bir kaynaksa, siz de orayı kaynak alabilirdiniz, şahsı anmanız hiç gerekmiyordu.
Bu şahsın bu halka “Çocuklaştırılmış bir halk, kadınlaştırılmış bir halk” demesini ben sindiremiyorum, -ki hiç de dünyadaki her hangi bir halkın düşkünü değilimdir bilen bilir.- siz de boş verseydiniz keşke.
Ama zor, değil mi?
* * *
hakanca
04 8 2006 11:08
http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%BCrtler
bize öyle bi bilgi gelmedi?
şimdi bu muhteşem 5000 bin yılda hangi devletler kurulmuş özet olarak? mümkünse tarih olarak verirsen sevinirim. yok bazı kaynaklarda “tarihte devlet kuramayan tek millet” yazıyorda o düşünceyi kafamdan silmek istiyorum.
Tirigan
08 8 2006 22:14
Emrin olur beyefendi. Kürtlerin birçok devleti, krallığı ve beylikleri olmuştur. Bilimsel olmayan popüler şeyler gerçeklerle uyuşmamaktadır.
Kürt İmparatorlukları:
Mitanni İmparatorluğu
Med İmparatorluğu
Kürt Krallıkları:
Korduene Krallığı
Sophene Krallığı
Adiabene Krallığı
Komagene Krallığı
Kürt Devletleri:
Alamut Ziyar’ı Devleti
Hamdani Devleti
Mervani devleti
Sedadi Devleti
Eyyubi Devleti
Gor Devleti
Alamut Devleti
Ağrı Cumhuriyeti
Kızıl Kürdistan
Mahabad Cumhuriyeti
Irak Kürdistan Federal Devleti
Kürt Beylikleri:
Amid
Bitlis
Cezire
Çapakçur
Çemişkezek
Çermük
Egil
Elok
Hısn-ı Keyfa
Hısn-ı Mansur
Hizan
Hızo
Imadiye
Palo
Musul
Sason
Sincar
Siverek
Suran
Wan
Zerik
nechaiev
09 8 2006 08:55
tarihin “muhteşemi” mi olur? olmaz, tarih tarihtir, başlı başına bir olaydır. o zaman tarih’in yanına neden herhangi bir abartı sıfatı eklenir?
ben şuna yormak istiyorum: bir çeşit hegelyen “tarihsiz” halklar saçmalığından beslenen “kürtlerin, tarihi yoktur,” iddiasına karşı aslında zengin ve kökleri oldukça eskiye dayanan bir tarihin varlığına vurgu yapılmak istenmiş olsun. aksi bir “muhteşem” anlamı, bir kürt olarak beni rahatsız eder.
bunun haricinde gerçekten de iyi bir özet olmuş. ve o Anabasis yok mu…
hakanca
09 8 2006 16:14
trigan verdiğin linklere baktım neredeyse %90 ı yabancı türk kaynağın yok, bir de şunu sormak istiyorum sen kaç dil biliyosun? türkçeyi zaten burda konuşuyosun, kürdüm diyosun tamam kürtçede biliyosundur, ingilizce evrensel bi dildir ona da okey güzel kardeşim latinceyi nerde öğrendin? gidiyosun latince bi siteden kaynak gösteriyosun ya da burda kaç kişi latince biliyo?
verdiğin 30 kaynaktan 4-5 tanesi aynı site + wikipedia haricinde doğruluğuna inanacağım bi site görmedim.. istersen sana 10 dakikada bi site yaparım kürtlerin 5000 bin yıllık tarihi yoktur derim abuk subuk kaynaklardan abuk subuk yazıları cımbızlarım sen bile inanırsın ağzın açık bakarsın..
birde trigan arkadaşın verdiği 2. linke dikkat edin link şu “http://www.abdullah-ocalan.com/index1.htm Kürt tarihi, Kürt adının kaynağı” arkadaşım sen türk değilsin belli burda abdullah öcalan gibi bi şerefsizin sitesinden örnek veriyosun sende gözümde şu an en onun kadar rezilsin, diğer konuda Atatürk’ün sözlerinle dalga geçmeni hala daha unutmadım..
bu coşkuyla bu kadar yazabildim.. saygılar..
Lancelot
16 8 2006 23:00
Herşeyi bir kenara bıraktım. Şunu sormak istiyorum.. Netice ? Bu yazıdan çıkarmamız gereken nedir ? Varsayalım bu yazılanlar doğrudur. Evet böyle bir tarih vardır.. Eeee ?
Lafı geveleme de maksadını bir yazıver suraya.. Bu kadar yazarsın. Akabinde dersin ki, kardeşim biz 5000 yıldır bu topraklarda oturuyoruz. Siz 1071 sonrası geldiniz. Gidin buradan burası bizim. O zaman yazdıklarının benim için bir kıymet-i harbiyesi olur. Ama bunları yaz yaz git.. O zaman sana soyleyeceğim tek sey git PROVAKATOR lugunu baska sitede yap olur..
Haydi selametle
baris kalyoncu
17 8 2006 00:06
Sevgili arkadaşlar.
Bu yapılmış bir araştırmadır ve aksi kanıtlanana veya yanlış olduğu ispatlanana kadar benim için bilimsel mahiyette kalacaktır.
Kendi düşüncelerime uymuyor diye bu araştırmayı yok sayamam. Temennim odur ki araştırma yanlışlıklardan geçilmiyor olsun.
Yakın tarihe meraklı biri olarak bu kadar uzak tarih hakkında bir araştırmam olmadığı için ve imkanım da bulunadığı için yazıya herhangi bir tepki vermiyorum vermiyeceğim de.
Eğer aksi yönünde araştırması ve bilgisi olan varsa zevkle dinlemeye hazırım.
Bilgehan
18 8 2006 21:22
Bu yazi yayinlanirmi bilmem. Ama neyse deneyelim. 1. Kürtler vardir ve bu topragin insanlaridir. 2. Türkler vardir bu topragin insanlaridir 3. Kimsenin bir gidesi yoktur. 4. Ne Türklerin ne de Kürtlerin Mezopotamya ve Anadoluda 5 bin yillik tarihi yoktur. Neden mi????
1. En eski Hint Avrupa Kavimleri I.Ö 2000 lerde ve sonrasinda bölgeye gelmislerdir. Hititler I.Ö 2000 Helenlerin atalari i.Ö 1200 irani kavimler i.Ö 1200 yazili kaynaklar böyle diyor. Ve bu kavimler bölgeye gelmeden önce tarihte bir uygarlik izi nbirakmamislardir.
Ne Hititlerin ne Helenlerin ne de irani kavimlerin i.Ö 2000 e ait yazili kalintilari YOKTUR. Bunun aksini kanitlayan Dünya bilim tarihine gecer.
Sonuc: Mezopotamya herkesi adam etmistir. Sümerler dahil.
2. Sumerlerin, Hurrilerin, Urartularin dili asyaniktir;Hint Avrupa Dili kesinlikle degildir. BU bu dillerin Türkce oldugu anlamina da gelmez. Ancak Sümerce Ural Altay Dillerini animsatmaktadir. Bunlarin aksini ispat eden de DILBILIM dünyasinda yeni bir dönem acar.
3. Kürt halki bölgede bu kadar eski ise neden Kürtce M.Ö”den kalma eser yoktur. Hititler bölgeye geldiklerinde yazilari yoktu. Ancak asurlardan ögrendiler. Kürtler o kadar bu bölgede eski olsalardi onlarda yaziyi ögrenip kendi eserlerini verirlerdi.
4. Bölgede her (K) ile baslayan halk Kürt ise eyvah ki eyvah. Bir halkin yüzlerce yil yaziyi bilenlerin yaninda yasayip da yaziyi ögrenmemesi aciklanamaz. Bu en basta Kürtlere hakarettir.
5. Siyasi hedefler icin tarihle oynanmaz. Hele köken mökenle hic oynanmaz. Sonra birileri cikar Türkler Orta Asyaya ,öbürleri de Kürtler Hint Avrupalilarin anavatani varsayilan Dogu Avrupaya gitsin der.
6. Ural Altay dili konusan bir Türk ile Hint Avrupa Dili konusan bir Kürt# bir Almandan veya Kazaktan birbirine daha yakindir.
baris kalyoncu
18 8 2006 21:59
Hoşgeldin bilgehan. Ne güzel geldin hemde.
Konuyu biraz daha açarsan seni zevkle okumaya hazır bir sürü kişi var burada… En azından ben varım
Bilgehan
18 8 2006 22:03
Yanit yazarsaniz sevinirim. Bu arada bilincli olarak kaynak göstermedim. Cünkü yazdiklarim cok genel ve tarihcilerce “genel” kabul gören seyler. Üstelik kaynak dedigin öyle baska tarihcilerin adini ve yazdiklarini söylemekle olmayacagi inancindayim. Örnegin iddalarimin aksinin ispatlanmasi icin kil tablet numarasi, yazit adi falan gerekir. Yoksa tarihciler de insan ve hicbir tarihci objektif degildir.
Örnegin: i.ö ‘ye veya yakin sonrasina ait bir kürtce kalinti varsa lütfen kaynak gösterilerek yanitlansin. Ne bileyim kürtce büyü tarifi, siir, öykü, destan vs.
Böyle bir seyi bak hititler yazmis, sümerler, hurriler yazmis.
Ha son bir nokta Mitanniler bölgeye sonradan gelmis bir Hint Avrupa Kavmidir. Hurriler üzerinde egemenlik kurmuslardir. Bu dönemden sonraki eserler Hint Avrupa dili ile de yazilmistir. Ancak bu Hurrilerin Hint Avrupali oldugunu kanitlamaz. Ilk Hurrice metinler Hint Avrupa ailesinden KESINLIKLE degildir. Her Ural Altay konusanin yazanin Türk olamayacagi gibi her Hint Avrupa dili konusan da Kürt olmaz.
Zaten carpitmada burada basliyor:
Bugün eski Romalilara bile Italyan denmiyor. Neden mi ? Cünkü Eski Romali bir köylü ile bir Italyan arasinda herhangibir bag yok da ondan. 1. Dilsel olarak anlasmalari mümkün degil. 2. Günümüzün Italyanlari Cermenlker ve Hunlar dahil degisik kavinmlerle karismislardir. Dolayisi ile etnik akrabalik da zayiftir.
Zaten yukaridaki metinin en bilimdisi kismi tam da bui noktada : Kürtlerin i.ö halklarla genetik akrabaligi iddia ediliyor. Bu hangi kanitlara dayandiriliyor. Bu kadar eskiye dayanan gen arastirmasi yapmak iMKANSIZ. Hem o zaman ki halklarin genleri ile bugünkü Kürtlerin genleri nasil uyusabilir. Bu günkü her Türk ve Kürtün kaninda birbirine ait genler vardir. Bunlara ek olarak Araplar+cerkesler+iranlilar+eski Anadolu kavimleri+ermeniler+yunanlilar hep birbirleri ile karistilar. Aksini iddia etmek IRKCILIK degil midir ?