Archive for the 'Öküz Resimleri' Category

Dünyanın en büyük öküzü İngiltere’de

3 Haziran 2008

http://www.aktifbir.com/forum/f43/2-metrelik-okuz-10054/

ÖKÜZ TAŞI (Kırşehir) HAKKINDA

3 Haziran 2008

Cevat Kulaksız’ın yazısı ve fotoğrafları ile yazıya yapılan yorumlar:

http://www.kirsehiryenihaber.com/yazi/okuz-tasi-ustune

“Öküz Taşı” üstüne

 

Yolunuz Kırşehir’imizin hudutları içinde bulunan Hirfanlı Barajına düşerse, baraj site girişinde, baraj gölüne hâkim bir sırtın başında, iki öküzü canlandıran “öküz taşı” heykeli görürsünüz. Dört ayaklı beton kaide üstünde ve tonlarca ağılığında olan, bu tarihî heykelin üstüne çıkıp bakıldığında, ortasının dört köşe havuz şeklinde oyulduğu görülür. Hitit’lerden kalan, granit taştan yapılan Kırşehir’imizin en değerli tarih hazinesi olan bu haykel gerçekten çok ilginçtir. Ne yazık ki, gerek çevresel faktörler (rüzgâr, yağmur, kar vb) gerekse şartlanmış ön yargılı insanların tahribi ile heykelin kulak, boynuz gibi öteki orijinal kısımları kırılmış.


Bundan 3000–4000 yıl önceden kalan bu eşsiz tarih hazinesi, çağın insanının sanat zevkini yansıtır. Bu sanat yapıtı, sadece bir heykel değil, aynı zamanda insanın ayrı bir gereksinimini karşılar. Tarih kitaplarında krallara üzüm salkımı sunan heykelleri görmüşüzdür. Şimdi olduğu gibi, binlerce yıl önceden üzüm ve üzümden elde edilen pekmez, şarap, çok uzun bir süre insanoğlunun en önemli gıdası olmuştur.

 

İşte, üstten bakınca havuz görünümünde olan bu taş yontuda, o devrin insanları üzüm ezip şıra çıkarıyorlardı. Bu öküz heykelinin burun deliklerinden şıra akması için delikler bulunuyor.  Bu öküz taşının bulunduğu Toklümen, Savcılı gibi Kızılırmak vadisindeki bağcılar, aynı yöntemle, bu tür havuzlarda ta o zamanki gibi, ayakları ile çiğneyerek üzümden şıra çıkarmaya devam etmekteler. Ancak şimdikilerin bu üzüm ezme havuzları, Hititler zamanındaki gibi süslü heykeller gibi değil, taş duvarlı beton havuzlar şeklinde. (Kırşehir’imizin bağcılığı en ileri olan beldesi Toklümümen Kasabamızdır).                                                                                                              

 ÖKÜZ TAŞI NEREDEN GELDİ?

1950–1955 yıllarında Kızılırmak üzerinde Hirfanlı Barajı için etüt ve yapımı başladığında, şimdilerde arazisi ile birlikte baraj gölü altında kalan “Dokuz” köyünün bir höyük tepesinde bulunan, bu anıtsal öküz taşı, su altında kalmaması için, büyük zorluklarla şimdiki yerine getirilmişti.

 

O devrin insanları neden böyle muhteşem anıtsal öküz heykeli yapmıştır? 3000–4000 yıl öncesini düşünürsek, şimdiki hiçbir motorlu araç ve makine yoktu. İnsanoğlunun en büyük yardımcısı, yük taşıyıcısı eşek ve öküzdü. Öküzün emeğinden yararlanan, ürününü taşıyan etini yiyen, derisini birçok işte kullanan (kemer, kayış, çarık, giysi vb)  insan, öküze öylesine minnet duymuş, öylesine değer vermiş ki, böylesine muhteşem heykellerle onu adeta kutsamış. Kızılırmak boylarında Hititlerden günümüze kadar, bütün Anadolu’da ve hatta öteki ülkelerin yaşamında öküzün ve öküz kağnısının yüzyıllar süren insanla çok sıkı etkileşimi vardır. Ne ki, daha yakın zamana kadar, binlerce yıl, insanlar öküzün emeğinden yararlanmış (tarlasını sürmüş, her türlü yükünü taşımış, hasadını yapmış), etini yemiş, derisinden (gönünden) ayağına çarık dikmiş, bağırsaklarından sucuk (hatta def) yapmış, boynuzundan bıçak sapı, bazı kutu kaplar, tarak, uçkurluk, kağnısına kayış ve sabunluk yapardı, (gıcırdamasını, sürtünmeyi azaltsın diye, tekere sabun sürerlerdi). (Kışın yakmak için gübresinden tezek yaparlardı. İnsanoğlu öküzden öylesine yararlanmış ki, ahır sekisi denilen ve öküzlerle insanların adeta birlikte kaldıkları büyükçe odada, öküzün nefesi bile insanı ısıtırmış. Ne ki, daha 1960 lı yıllara kadar Anadolu’nun birçok köyünde ahır sekileri vardı. İşte insanoğlunun öküz ve eşekle böylesine bütünleştiği başka bir canlı yoktur. Gün olmuş çiftçi, öküzünü ev halkı ile eşdeğer tutmuştur. Onun için adeta bir öküz ve eşek kültürü oluşmuş. İnsanoğlu bu iki hayvandan böylesine faydalanıp severken, onun etrafında oluşturduğu tekerleme, aşağılama sözleri ile bir mizah kültürü de oluşmuştur. Bunları incelersek, “eşek kafalı’dan tutun da, “öküzün trene baktığı gibi”sine kadar, sayfalarımızı dolduran,  nice deyimler atasözleri sayabiliriz.
 

 

Babası bir öküz nalbandı olduğu için bu lakabı alan, Öküz Mehmet Paşa bir yana bırakıp, hele Kurtuluş savaşında öküz kağnılarının cephane taşıması nasıl unutulur… Buraya “Mustafa Kemal’in Kağnısı” şiirini, sayfa el verse de yazsa idim.

 

Öküzünü çok sevdiği için, öküzünün başına “maşallah”, mavi bocuk takan, ne ki öküzüne muska yazdıranlar bile vardı. Hatta kağnısını ve de tekerini görülmemiş derecede süsleyenlere bir örnek vermek istiyorum. Yanda resmi görülen kağnı tekerini 1996 da Antalya’ da bir antikacı dükkânında görmüştüm. Kırşehir yöresinde değil, Türkiye’nin hiç bir yerinde bir daha görülemeyecek bir süslü tekerdi. İşte, bu toprakların insanı, gücünden ekmek yediği öküzünü, kağnısını böyle kutsayıp sevmiş, binlerce yıl ötesinden onun heykelini dikerek ebedileştirmiş. Ayrıca bu yönde halk ozanları çok ilginç şiirleri ile, halkın öküze, kağnısına kaşı sevgisini dile getirmişler.

 

Daha beri gelelim. Artık heykel, resim yasak olduğu için, şiirlerle öküz kutsanmış. Birçok abdalların kendilerine “pir” saydıkları Pir Sultan Abdal (1510–1589)öküz için şunları diyor:       

 

                   “Dağdan kütür kütür hezen indirir,            

                   İndirir de ateşlere yandırır,                          

                   Her evin dirliğim öküz döndürür,                

                   İreçberler hoşça tutun öküzü. 

                    

Öküzün damını alçak yapın

                                        

Yaş koman altını yapın,   kuruluk

                                        

Koşumdan koşuma gözlerin öpün,

 

İreçberler hoşça tutun öküzü.

 

Pir Sultanım der ki kaynar coşunca,

Tekne hamur kalmaz ekmek pişince,

Âdem ata öküzün çifte koşunca,

İreçberler hoşça tutun öküzü.

 

Halk ozanlarımızdan Ruhsati (1835–1911) de Tanrı’dan dört öküz istiyor:

 

“Ya ilâhi görünmeden bir devlet

                   Zekâtımı veremezsem geri al,                                                   

                   Helâlından dört öküz ver yarabbi

                   Koşup çifte süremezsem geri al”

  

Mercî adlı ozan şöyle diyor:

 

Öküz altında buzağı arar,

 Reva mı katmaya aşuna agu,

Taleb kılasın öküzden buzağı”.

 

 Ozan Gedai (1826–1901) de şöyle diyor:

                                                                        

“Sözün tutup hele dinledim anı 

Varıp bir köşede tuttum mekânı

Çiftçi oldum ele aldım sabanı

Öküzlerim öldü tohum ekerken”.

 Gelen Yorumlar :

hele şükür!!
sevgili okuyucular, nihayet siyasetten ve siyasetin dalgalarındaki o acımasız girdaptan kurtulup da bize ait, özümüz, varlığımızın izlerini taşıyan,  kısaca tarih, folklor ve edebiyat kokan bir yazı ile karşılaştım buralarda.yazarının eli dert görmesin ve devamını diliyorum.
mehmet kara | 09 Ağustos 2007 Saat 01:22
SAYIN CEVAT HOCAYA SAYGILARIMI SUNARIM
Gitme giden gitme sual sorayim
Ya bu dünya neyin üstünde durur
Vallahi billahi ben onu gördüm
Dünya Sari Öküz’ün üstünde durur

Gitme giden gitme bir dahi soram
Ya bu öküz neyin üstünde durur
Vallahi billahi ben onu gördüm
Öküz de bir salin üstünde durur

Gitme giden gitme bir dahi soram
Ya bu sal da neyin üstünde durur
Vallahi billahi ben onu gördüm
Sal da bir baligin üstünde durur

Gitme giden gitme bir dahi soram
Ya bu balik neyin üstünde durur
Vallahi billahi ben onu gördüm
Balik da deryanin üstünde durur

Gitme giden gitme bir dahi soram
Ya bu derya neyin üstünde durur
Vallahi billahi ben onu gördüm
Derya da ikrarin üstünde durur

Gitme giden gitme bir dahi soram
Ya bu ikrar neyin üstünde durur
PIR SULTAN’im der ki ben onu gördüm
Ikrar da imanin üstünde durur

Yaşar AVCI | 09 Ağustos 2007 Saat 15:42

Öküz Arabası

3 Haziran 2008

öküz

Terapi gören öküz

3 Haziran 2008

http://fotograf.edebyahu.com/r-cesitli-fotograflar-22-karikaturler-26-terapiye-giden-okuz-755.htm

Öküz Resimleri

15 Nisan 2008

http://www.hayvanlar.org/Kategori/166/Okuz-Resimleri

ÖKÜZ AHMET

23 Mayıs 2007

okuzahmetap9.jpg

Ahmet diye biri yaşardı köyün birinde

Bir öküzü vardı Ahmet’in

Çalışırdı saban önünde

Par par parlardı iki gözü

Bakana parmak ısırtırdı

Ahmet’in öküzü

Tarlaları o sürerdi

Zahireyi değirmene götürürdü

Dinç iri bir öküzdü

Gün geldi ayakta uyur oldu

Bir öğle karanlığında

Uzun uzun esnedi durdu

Acaba dedi Ahmet

/Fukara çok mu yoruldu/

Yemeden içmeden kesildi hayvan

Bakar oldu yemlere yavan yavan

Komşular

/Nazar deymiş/ dediler

Zavallıyı düşünceli ettiler

Sordu akıllı bildiğine

Çaresi nedir diye

Dediler

/Kurşun döktür

Okut nefesli birine/

Kalktı sabah ezanında

Üç hocaya okuttu

Aradan üç gün geçti

Öküzü ölü buldu

Ağladı saatlerce Yaradan can versin diye

Öküz başını kaldırıp

Bakmadı bile

Kış geldi Ahmet öküzsüz

Yaz çıktı öküzsüz

Ekmek için tarlaları

Geçti saban önüne

Koca gün saban çekti

Döndü tarlanın içinde

Görenlerin kimi güldü kimi yandı

O günden

Bu güne

Ahmet’in adı

Öküz Ahmet kaldı

Çetin Özdemir

Seçim Afişleri Sergisi

22 Mayıs 2007
   
Garanti Sanat Galerisi, 4 – 27 Ekim tarihleri arasında Türkiye’de Seçim Afişleri Sergisi’ne ev sahipliği yapıyor. Tarih Vakfı ve Garanti Bankası’nın işbirliğiyle, Beyazıt Kütüphanesi ve Milli Kütüphane’nin katkılarıyla hazırlanan sergide, en ilgi çekici tarihsel belgeler arasında yer alan seçim afişleri izleyicilerle buluşuyor. Sergi, çok partili sisteme geçişten sonraki 57 yıllık dönemde 17 seçim yaşayan, sayısı yüzleri bulan siyasi partiyle tanışan Türk insanına, 18. seçimin öncesinde, siyasi tarihimizin bir özetini sunuyor.

Sergide yer alan afişler, yalnızca siyasi tarihimizi değil, toplumsal ve ekonomik gelişimimizi de izlemeyi mümkün kılıyor. Örneğin, siyasi partilerimizden birinin, nal mıhı, kalsiyum ve penisilin yokluğuyla ilgili eleştirisini, 1957 seçimlerinde “Nal Mıhı, Kalsiyum, Penisilin” başlığıyla afişlerine taşıdığı görülüyor. Bir başka siyasi parti, 1973 seçim kampanyasında kullandığı “Avrupa’yı Asya’ya Bağladık” sloganıyla, boğaz köprüsünün kendi döneminde yapıldığını vurguluyor.

1950’lerin tarımın büyük ağırlık taşıdığı toplumunda “öküzün nallanması” ya da gazyağı, buğday fiyatları pahalılığın ne kadar arttığı tartşmalarında ölçü değerini taşıyor. O yıllarda henüz hafızalardaki tazeliği koruyan “jandarma dayağı,” “rey çalma” döneminin sorumluluklarına dikkat çekilmesi, dünyaya açılma ve Batı blokuyla bütünleşmenin “ileri bir dünya milleti olmak” olarak sunulması, etkili propaganda araçlarıdır. İşçi hakları tartışması kısa süre sonra unutulmaya bırakılır, ama genel olarak demokrasi aranışı tüm bu onyılların temel konularından biri olmayı sürdürür. Köylünün seçmeler arasında ezici bir ağırlık oluşturduğu Türkiye’de sloganlar ve afişler de bundan etkilenir. Afişlerde fotoğraf ve resim kullanılmasının yasayla engellenmesi çeşitlenmiş malzeme ve gelişkin tasarım kullanımını büyük ölçüde sınırlar. Yine de partilerin sosyal gruplar temelinde ayrışması ve Türkiye’de grafik sanatının gelişimi afişleri gitgide daha ilgi çekici kılar. Türkiye demokrasisi ardarda gelen askeri müdahalelere rağmen ağır aksak gelişirken tartışma konuları ve bakış açıları da genişler.

Seçim afişleri; sloganları, tasarımları, renkleri ve boyutlarıyla tarih, siyaset, sosyoloji, iletişim ve dil bilimleri açısından değerli ipuçları içeriyor. Plat-FORUM, elinde benzeri afişler bulunan kişi ve kuruluşları, afişleri bağışlamaya ya da kopyalarının alınmasına izin vermeye çağırıyor.

4 – 27 Ekim 2002, Garanti Sanat Galerisi
İstiklal Cad. No:187 Beyoğlu, (212) 293 63 71
Bilgi için: (212) 233 22 38 / A&B Tanıtım – Esra Şengülen
(212) 233 2161/36 / Tarih Vakfı – Ertan Keskinsoy

Kaynak : Türk Tarih Vakfı

www.plat-forum.org/forum/viewtopic.php

Tablo

8 Mayıs 2007

 

Yazın o en sıcak günleri geride kaldı. Saman balyalarının gölgesine sığınınca, güneşin umursamaz yakıcılığından kurtulabiliyor insan. Yanımdaki testiden buz gibi su içerken, gözüm önce ilerideki öküzlere takılıyor. Kaçmasınlar diye arabaya bağlanmışlar. Acaba isteseler, arabayı sürükleyerek kaçabileceklerini biliyorlar mı? Acaba istesek kaçabileceğimizi biliyor muyuz? Neyse, zaten öküzlerin tek istediği bir şeyler yemek. Hemen önümde uyuyan kadınla adam sabahtan beri çalışmış olmalılar. Nasıl da derin bir uykunun içindeler. Kadın adamdan uzaklaşmak, hatta korunmak istercesine kendine kapanmış. Bacaklarını biraz daha karnına çekse, ana rahmine sığınmak isteyen bir bebeği andıracak. Kimbilir uyumadan ne hayaller kurmuştur? Başka bir yerde olma, başka biriyle olma, başka biri olma… Oysa adam öyle mi? Besbelli burada olmaktan dolayı hiç bir üzüntü duymuyor. Onun tek istediği daha çok “burada” olmak. Çoğu zaman benim de yapabildiğim tek şey bu değil mi? Şimdi ve burada… “Ora”nın korkusu değil mi, ruhumuzun en cesur köşelerine boyunduruk vuran? Neyse, adamın eski ayakkabılarının dibine bıraktıkları orakları görünce, birden gözümün önüne bir çekiç görüntüsü geliyor. İşçiler, köylüler, emekçiler… Eskimiş ayakkabıları ama pırıl pırıl parlayan orakları… Aşkı düşünüyorum ister istemez. Bir insana , bir fikre sonuna kadar -sonsuza kadar demek ne derece doğru?- bağlanmak. Onun için, onunla mücadele etmek… Bildiğim bütün güzel aşk sözleri, şu samanların hışırtısında yok olup gidiyor. Sarıdan griye dönen gökyüzünün altında, griden karaya giden yaşamlar bir tablo gibi beynime kazınırken, gözlerim kapanıyor. Uyuyorum…

Yekta Kopan

Hep aynı

7 Mayıs 2007

att954872.jpgatt954861.jpg

Tamga

6 Mayıs 2007

Semirechye Petroglifleri

Güzel sanatların bir türü olan petroglifler, Kazakistan bölgesinde ortaya çıkmış ve çok eski zamanlardan bugüne kadar varlığını sürdürebilmiştir. Son yıllarda bulunan birçok anıt, eski boyların sanatçı geleneklerinin özgünlüğünü göstermektedir.

Petroglif güzel sanatının en ünlü merkezi Kazakistan’daki Semirechie de bulunur (Kazakistan’ın bulunduğu bölgeye Yedi Göller adı verilmektedir.) Birbirine benzeyen anıtların incelenmesi bir asırdan daha da eskilere dayansa da, bu güne değin edinilen bilgi çok azdır…

1950’lerin sonunda Anrakhai dağlarında Tamgalı’ye ait petroglifik boyamalı, eşsiz bir tapınak bulunmuştur. Yeni araştırmalara 1970-80’lerde başladı. Bir başka sıra dışı anıt olan, Koksu Vadisindeki Eshkiolmes Tapınağı , 1980’lerde keşfedilmiştir. Bir çok petroglif Semirechie bölgesinde bulunmuştur. Ondan(10) fazla site bu araştırmaya dâhil edilmiştir.

Fotoğraf 1

Fotoğraf 2

Fotoğraf 3

Fotoğraf 4

Fotoğraf 5

Kazakistan’daki petroglif sanatının gelişmesindeki ana evrelerin farklılaşma olasılığı bu keşiflerden sonra ortaya çıkmıştır.

Şu ana kadar Semirechie’de petroglif sanatın bulunduğu 50 tane keşfedilmiş anıt vardır. En ünlü petroglifler, Tamgalı’nin (okunuşu: Tamgalı) doğal sınırında; Koksu Nehri’nin Vadisinde, Sholak, Kyndyktas, Anrakhai ve Bayan Zhruek Dağlarının arasındadır. Bir kaç bin petroglifi barındıran bu sıra dışı barınaklarla beraber, küçük gruplar halinde onlarca ve yüzlerce petroglif de, vadi duvarlarında, tepelerde ve gömütlerde bulunur.

Bu karmaşık incelemeyi ve petroglifler hakkında ek bilgi almayı mümkün kılan diğer arkeolojik ortamlar, gömütler, kurban sunakları ve kült yapılardır. Farklı türdeki anıtların arasındaki bağlantıyı sağlayan bu keşifler, bunlarının tümünün bir sistem içinde olduğunu düşünmeye fırsat vermiştir. Bu sırasıyla, Semirechie’deki eski sanat anlayışının ne kadar geniş olduğunu da gözler önüne seriyor.

Batı Semirechie’deki petrogliflerin ana bölümü Bronz Çağına kadar uzanır. Bu türdeki boyamalar bölgedeki tüm petrogliflerin toplam sayısının %80-90’ını oluşturur. Bunlar, doğu Semirechie’deki petrogliflerden teknik metot, stil ve karakter anlayışından epeyce farklıdır.

Sıra dışı yöntemlerle çalışılmış en büyük sığınak olan “Tamgalı Geleneğinin Petroglifleri” , bu yönden kendine batı Semirechie de yer bulur.

Tamgalı’nın doğal sınırı, Almatı’nın kuzey batısına 170 km mesafede olan Anrakhai dağlarında bulunur. Petrogliflerin çoğu kuzey batıda bulunan ana vadideki yedi küçük vadicik gibi, ana vadinin alt ve yan taraflarında bulunur. Ana vadideki toplam petroglif sayısı yaklaşık 2000’dir. Hepsi şartlı olarak yedi guruba ayrılmıştır. Grupların numaralandırılması vadinin iç boğazından başlamaktadır.

Burada güneş başlı tözlerin (fotoğraf 1, 2, 3), gizlenmiş savaşçıların, evli çiftlerin, doğumdaki kadınların görüntüleri görülebilir.Ayrıca bir sürü figürün niteliği, portelenmiş insan ve hayvanların avlanma sırasındaki görüntüleri ve kurban boğaların görüntüleri vardır.(fotoğraf 8,9)
 

Fotoğraf 6

Fotoğraf 7

Fotoğraf 8

Fotoğraf 9

Fotoğraf 10

Güneşle ilgili semboller fazlaca yer tutarken, iki tekerlekli savaş arabalar nadiren resimlerin konusunun içindedir.

Bu petroglifler çeşitli zamanlara ait olmasına rağmen çoğu bronz çağa uzanır. Boyamalar eski petrogliflerden ayrı olarak Saakların hayvan stiline göre yapılmıştır.(fotoğraf 13, 14).Bununla birlikte bazı örneklerde birbiriniz tamamlar hatta birbirlerini kaplarlar. Orta çağa ait petroglif görüntüleri vadiyi çevreleyen tepeler ve susuz küçük vadilere çakılmıştır.(fotoğraf 15,16, figür . 1,2)

Tamgalı doğal sınırı, halen Semirechie’deki en eski ve en sıra dışı anıtlardan biridir.

Karakyn sınırı, ana Tamgalı vadisinin kuzeyindeki yokuşta, Anrakhai dağlarında bulunur. Petroglifik görüntüler alt taraftaki birkaç tepede olduğu gibi daha yüksek alanlara da yayılmıştır. Boyamaların temel bölümü 2-3 kat şeklinde, kuzeyde bulunan kayalıkların kenarlarında keşfedilmiştir.

Anthropomorpic görüntüler içinde güneş başlı tözler (fotoğraf 17,18), insan figürleri, okçular, biniciler, hayvanlar, güneşle ilgili S şekilli semboller vardır.(figür  3).Hayvan görüntülerine boğa, keçi, geyik, yaban domuzu, köpekler de dahildir.çok fazla figürden oluşan kompozisyonlar fazla yoktur. Ellerini kaldıran adam figürleri pek yaygın değildir.

Bu görüntüler farklı zamanlara aittir. Tamgalı ana vadisindeki bronz çağ petrogliflerinin büyük kısmı konu ve stil olarak benzerlik taşır. Tepelerin yüksek kısımlarında bulunan hayvan görüntüleri Scythian-Siberian hayvan stiline göre uygulanmıştır.

Çok yüksek olmayan Serektas dağları; Anrakhai’nin kuzey doğusundaki dağ sırtına 16–18 km uzaklıkta bulunur. Onlar, dikkat çeken tepeler olarak, ovalardan 250–300 metre daha yüksekte yer alırlar. Kuzey batı’ya 16 km olan Tamgalı içinde, en yüksek noktası deniz seviyesinden 600 metre yukarıda bulunan dağlar doğal sınırın ters tarafında bulunur.

Keçi, boğa, geyik, yabani koyun, avlanan okçular, ellerini yukarı kaldırmış insanlara ait figürler ve güneşle ilgili semboller bu tepelerin doruklarına oyulmuştur.

Fotoğraf 11

Fotoğraf 12

Fotoğraf 13

Fotoğraf 14

Fotoğraf 15

En ilginç petroglif toplanması, kuru vadi üzerindeki bir kayada keşfedilmiştir. Bu vadinin kurumuş deresi güneydoğudan kuzeybatıya kadar dağları yırtarak geçer.

Bazı sağ açılı taş süslemeleri kayaların altında ve hayvan barınakları için parçalara ayrılmış kullanılan kısımlar aşağı tarafta saklanmıştır. Bunlar erken demir çağa (M.Ö.. 1200 – 750) ait olan köylerdir. Evlerin yapımından kalan kalıntılar bu yerleşimlerde 6–8 ev bulunduğunu gösterir.

Yanında duran kayanın üstünde hayvan stiline uygun çalışılmış geyik boğa keçi ve yabani koyun figürleri vardır. Bunlar aynı zamanda kutulanarak yerleşimin bir parçasıymış gibi ele alınabilir.

Yurt görüntüleri(fotoğraf 19a, 19b, 19c) petrogliflerin genel bölümlerinden nakavt tekniği ve patina renginden dolayı farklılık gösterir. Bunlar kayanın üzerinde, sonradan dikkat çekmiş gibi görünüyor. Bu görüntülerin içinde bulunan küçük dikdörtgen figürler, buranın giriş kapısı olabileceğini düşündürüyor. Yerleşim yerinin yukarısında bulunan toplam sayısı yaklaşık 50–60 tane olan bu görüntüler kayanın içine çakılmıştır.

Demir çağına ait olan bu yerleşimlerin karşılıklı düzenlemeleri ve kayalardaki petroglifler bunları yer anlamı içerisinde, aynı boya mensup insanlara ait olan tapınaklar olarak görmemizi sağlıyor.

Oy-Jailau’nın (coğrafi yerin adı) doğal sınırı, Jambul ilinin Kurdai bölgesinde (Kazakistan 17 ile bölünmüştür ve her il de kendi arasında bölgelere ayrılmıştır.), Otyrar istasyonuna 40 km uzaklıkta olan Kyndykus dağlarının arasında bulunur. Burası düzlükten 1200 metre yükseklikte bulunan küçük tepelerle çevrili dağlık bir platodur. Derin çukurlar platoyu bir taraftan diğer tarafa doğru keser. Bu çukurlar ovaya kuzeybatıdan güneydoğuya doğru akan eski nehir kanallarıdır.

Doğal sınır, doğudan batıya 6–7 km, kuzeyden güneye 4–5 km kadar uzar.

Petroglifler, doğal sınırın kuzey batıdaki kısmında bulunan küçük nehrin sol tarafındaki sahilde bulunur. Petroglifler geniş uçurumların büyük parçaları üzerine yapılmıştır. Burada Bronz Çağ’dan başlayarak eski Türk tarihine kadar uzanan farklı çağlara ait yaklaşık yüz adet örnek vardır.

Bronz çağ petroglifleri, uçurumun sonunda, batı tarafında yer alır. Yaklaşık 50 tane görüntü vardır. İki binicinin ellerinde kitabelerle yüz yüze resmedildiği görüntü kayalıkların üst kısmında keşfedilmiştir.

Bunun yanında boğa ve deve figürleri işlenmiştir. Kayalıkların dibinde, oradan kopmuş bir kaya parçasının üzerinde büyük boğa ve keçi resimleri bulunmuştur.

Tapınma ayini sırasında duruşları resmedilmiş iki adam, bu resimlerin üst tarafında yer alır. Hayvanların çoğunluğu Tamgalı geleneğine göre yapılmıştır.

Fotoğraf 16

Fotoğraf 17

Fotoğraf 18

Blokların doğuya bakan yüzünde bulunan aynı kayalıklarda, burnu kuş gagasını andıran şekilde resmedilmiş bir geyik bulunur.(figür 5) Geyik düzgün bacakları ve öne doğru uzanan burnu ile karakteristik duruşuyla resmedilmiştir. Arkasındaki karakteristik kamburuyla, iki tane ortak merkezli dairenin içine sokulmuş gözleriyle gösterilmiştir.

Kedigiller familyasına ait olan iki yırtıcı hayvan figürü gibi Saak dönemi tarihli semboller dağ sırtında ve yuvarlak tepelerde bulunur.

Bu bronz çağ petrogliflerinin doğusunda Türk devrinin çok farlı nitelikleri yer alır. Sivri uçlu başlıklı iki tane binici, püsküllerle donatılmış atlarıyla resmedilmiştir. Biniciler elerinde mızrak ve iki şeritli bayrak tutarlar. Bu sahnenin üst kısmında atların dizginlerini tutan bir adam yer alır. Bu sahnenin aşağı kısmında ise eğilmiş bir geyikle onu vurmaya hazırlanan bir okçu karşımıza çıkar.

Jambul ilinin Kurdai bölgesindeki Chuyili dağlarının dibinde derin bir vadi olan Ungurii yer alır. Petroglifler koleksiyonu Chu istasyonundan 30 km güneydoğuda yer alır. Bu bölgedeki dağlar kuzeybatıya doğru azalarak, akarsu ve ırmakların kanalları tarafından boğazlanarak yayla şeklini almıştır. Bu eski kanallardan bir tanesi de Ungourii vadisinde şekillenmiştir.

Petroglifler, Canyon nehriyle aynı ismi taşıyan nehrin kayalıklarının dikey öbeklerine yapılmıştır.100 dizaynın da toplamı 2-5 km genişliğindedir. Dikey blokların çoğu kademesinde, vahşi boğa, vahşi domuz, atlar, keçiler ve yaban koyunu gibi iyi çizilmiş figürler bulunmaktadır. Bu resimler 30–40 cm genişliğindedir.

Petroglifli kanyonlar, Sartai Vadisinden doğal sınıra kadar olan bölgeye 3 km batı uzaklığındaki girişte keşfedilmiştir. Petroglifik resimler, nehrin iki yanında bulunan küçük kaya parçalarının üzerine kazınıp çizilmiştir. Yaklaşık olarak 50 tane Petroglifik resim bulunmaktadır. Karakteristik Tamgalı geleneklerine göre çizilen boğa resimleri, tapınağın merkezinde yer almaktadır.

Fotoğraf 19a

Fotoğraf 19b

Fotoğraf 19c

Fotoğraf 20

Fotoğraf 21

Bu resimler diğerlerine oranla çok daha büyüktür. Aynı zamanda, hayvan takibi yapıp avlayan okçuların görüntüleri de bulunmaktadır. Bunların yanında çizilmiş dolu deve, geyik, köpek, keçi ve yırtıcı hayvan resimleri vardır.

Yukarda bahsedilen petroglifli tapınakların yanı sıra Kurdai Bölgesindeki Akkaynar-Şoşkabas doğal sınırında bulunan Khantai dağlarında küçük bir petroglif koleksiyonu vardır.

Çoğu aynı temel kurallara göre organize edilmiştir, bir veya 2 tane büyük petroglifik çizimin yanında, küçük av veya hayvan çizimleri yer almaktadır.

Kuzeydoğu Semirechie topraklarındaki petrogliflerin ana kısmı Jungar Alatau’da keşfedildi.

Bu bölgedeki petrogliflerin özelliği bronz çağdan sonra bile bu sanatın gelişmeye devam edip Saak ve Eski Türk sanatının en güzel örneklerini sunmasıdır.

Jungar petrogliflerinin asıl hali Semirechie’nin batı tarafındaki petrogliflerden dikkate değer bir biçimde farklıdır. Konuların birleşimi ve bütün kompozisyonlar anlatımda ve kayaların üzerine uygularken kullanılan teknik metot bakımından içine uzanır. Göçebelerin yaptığı oymacılık işi bu bölgenin M.Ö.. 1–2 yy. arasında asimile edildiğini ve aktif olarak diğer çağlarda gelişmeye devam ettiğini kanıtlıyor.

Jungar’daki en büyük ve ilk sanat abideleri Eshkiolmes dağlarındaki petrogliflerdir.

Eshkiolmes alanı Jungar Alatau’nun batıdaki ucudur. Burası Taldykorgan bölgesinin 30 km güneyinde bulunan Almatı kentinde yer alır. Alanın kuzey yokuşu düzgünce geniş bir yaylaya açılır. Güney kısmı ise dik bir şekilde Semirechie’deki birçok nehirden biri olan Koksu’ya iner ve burada Koksu nehri dar vadisinden koparak geniş bir alana yaylır. Alanın yüksekliği deniz seviyesinden 1300 m yüksektedir.(fotoğraf 20) Eshkiolmes alanıyla Koksu nehri arasında kalan küçük yükselti de bronz çağdan ortaçağa kadar olan zamana ait olan arkeolojik anıtlar vardır.

Bu buradaki yerleşimin çok eski zamanlara uzandığını kanıtlar. Bu sarnıcın yukarısında üstünde petroglif bulunan tepeler vardır.

Petroglifler 6 vadide toplanmıştır. Çoğu Talapaty’nin karşısında ve barajın 6.5 km üstünde bulunmaktadır.

Bunlar insan ve hayvan figürleridir ve üzerlerinde semboller bulunur. Ana bölümde bulunan hayvan figürleri arasında develer, atlar, keçiler, geyikler, yaban domuzları, öküzler, köpekler ve yırtıcı hayvanlar vardır. Semirechie’deki başka hiçbir sığınakta bu kadar fazla atların çektiği savaş arabalarına rastlanmamıştır.(fotoğraf 21, 22 figüre 7,8).Üç okçunun “dev”e saldırısını içeren bir çok sahne vardır.(fotoğraf 23, figür  9,10).

Teke tek dövüşlerin, avlanmanın ve kurban etmenin bulunduğu resimler yaygındır.(fotoğraf 24, 25 figür  11,12,13).Savaş arabalarının üstündeki güneş başlı tözler ve avcılık görüntüleri Semirechie’deki petroglif sanatı açısından özgün ve ilgi çekicidir.(figür14).

Barınaklardaki en eski boyamalar Bronz çağa ve Saak devrinde aittir. Değiştirilmiş ve elden geçmiş görüntülerdeki solmayı dikkate alarak, bunların eski Türk Devrinden kalmış olduğu tespit edilebilir.

Göçebelerle ilgili konular Saak devri ve eski Türk devrinde hâkimdir. Bu görüntülere yırtıcı hayvanların otobur hayvanlara yaptığı saldırılar(fotoğraf 26, 27, 28), öküzleri süren insanlar, çiftlik hayvanları yüzünden savaşçılarla yapılan teke tek muharebeler ve sosyal görüntüler dâhildir.(figür  15,16)

Görüntülerin çoğu beklenmedik ve ulaşılması güç yerlerde bulunduğu için kolayca keşfedilememektedir. Yerel sanatçıların sahip olduğu inkâr edilemez, kendilerine özgü sanat anlayışı kayalıkların üzerindeki çizimlerde kullandıkları orijinal metotlarla dikkate değerdir. Minyatür figürler 1-2 cmyi aşmamakla beraber sahip oldukları zarafetleri kolayca fark edilebilir.

Eshkiolmes petroglifleri kendine has bir şekilde Semirechie’nin bütün Jungar bölgesinin geleneklerini yansıtır.

Terekty kanyonu Jungar Alatau sıra dağlarının batı sınırındadır. Burası, Almatı ilinin Taldykourgan bölgesindeki Begash köyünün 4 km batısındadır. Petroglifler, kanyonun kuzeybatı rampasının üst kısmında yer alır. Onlar, Koksu vadisiyle yüksek dağ merasını birbirine bağlayan göçebelerin kullandıkları patika üzerinde bulunurlar.

Fotoğraf 22

Fotoğraf 23

Fotoğraf 24

Fotoğraf 25

Fotoğraf 26

Görüntülerin çoğu, keçi, öküz, yaban koyunu, geyik, at, kuşlar ve yırtıcı hayvanlardan oluşur.
Avlanma sahneleri, teke tek dövüşler, öküzleri süren insanlar ve çiftlik hayvanları için yapılan savaşlar, baskın konulardır. Ayrıca başka benzeri olmayan birbirini takip eden araba görüntüleri mevcuttur.(figüre 17).Konuların çoğu kısmı Bronz Çağa aittir.

Küçük Koitas’ın doğal sınırı, Usek nehrindeki vadide; Almaty ilinin, Panfilov bölgesinin Toksanbai alanının güney rampasında, Zharkent şehrinin 40-45 km. kuzeyinde yer alır.

Toplamda sekiz tane petroglif merkezi keşfedilmiştir ve sadece bir tanesi çok önemlidir.
Tapınak merkezi Küçük ve orta Usek nehirlerinin karışıp birleştiği yerde ve Zharkent’in kuzeyine 42 km mesafede yer alır. Petroglifler, taraçanın aşağısında ve ovaların yukarısındaki tepelerde yer alır. Bu anıtların özelliği bunların çoğunluğunun demir çağdan kalmış oldukları gerçeğidir. Kayalıkların üzerine çakılmış erkek domuz, geyik, at ve keçi resimleri karakteristik hayvan stiline göre yapılmıştır. Konuların koleksiyonu biraz homojendir. Bu petroglif grubunun merkezi bölümü 8m çapındaki erkek domuz figüründen oluşmaktadır. Bu metot, Rönesans devrinin petroglif sanatının karakteristik yapısıdır.(figür 18,19)

Sholak dağları, Jungar Alatou’nun güneybatı çıkıntısıdır. IIi nehri, 20. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilen Kapchagi sarnıcının üstünde, güneyde kalır. Sholak dağları göçebelerin sığır üretmesi bakımından ekonomik olarak daha uygundur.

Sholak dağlarının petroglif sanatı sadece tek başına eşsiz büyük bir koleksiyon değildir. Genellikle dağların güney yokuşuna açılan birkaç vadinin arasında bulunurlar. En ilginç petroglif topluluğu Karaispe, Aiyr-Kezen, Taigak, Terekty, Kyzyt-Auyz’da ve diğer vadilerde bulunmuştur. Görüntülerin çoğu kısmı eski Saak devrinden sonraki orta çağlara uzanır.(figür 20,21)

Semirechie’deki bölgelerde bulunan petroglif sanatını tanımlarken her bölgenin kendine özgü petroglif merkezleri olduğundan söz etmek yerinde olacaktır. En önemli anıtlar, kayaların üstüne işleniş biçimi, stili ve metotlarında olduğu gibi, konularının zenginliği veya sayılarının fazlalığı bakımından da farklılık gösterir.

Kuzey doğu Eskiolmes için batı Semirechie’deki en göze çarpan anıtlar Tamgalı tapınağında bulunur. Daha özgün konuya sahip ve daha küçük petroglif topluluğu bu tapınaklar etrafındadır.

Fotoğraf 27

Fotoğraf 28

Fotoğraf 29

Fotoğraf 30

Fotoğraf 31

Kazakistan’ın bilim adamlarının eskiye nazaran bugünler de daha çok inceleme yapabildiğini söyleyebiliriz. Yıllar boyunca bu tip anıtlara karşı, uzmanların kuşkucu yaklaşımları petrogliflerin zamanını saptayacak bir metot olmaması yüzündendi. Farklı bilim adamları bir tanesinde aynı konunun farklı zamanlar da işlendiğini anladılar. Bir tanesi taş devrine, bir tanesinin Saak devrine diğerinin de bronz devre ait olduğu görüldü.

Petrogliflerin tarihlerinin belirlenmesindeki bu farklılıklar nesnel engellere bağlıdır. Mesela mezarın tarihini saptamak amacıyla cenaze törenine ait teçhizatlar göz önünde bulundurulmaktadır. Tarihleri, savaşların ve yatağın başında bulunan tabakların (belki tepsi) yardımıyla bile bulunabilir. Tarih saptamadaki son aşama olarak modern metotlar ve karbonlama tekniği kullanmak gerekebilir.

Petrogliflere göre her şey farklıdır. Yüzlerce ve binlerce görüntü benzer göründüğü için, bunların aynı zamanlarda yapılmış olduğu sanılabilir. Ama zaman geçtikçe arkeologlar tanınmış bilinen konuların aynı devire ait olmadığını anlamışlardır. Bilindiği gibi bu savaş arabaları M.Ö. 17 yy. daha önce oluşmamıştır. Büyük İskender’in seferlerine çıktığı sıralarda bunların modasının geçtiği ve eskidiği göz önünde bulundurulmalıdır. Tamgalı’deki kayalarda birkaç tane sopalı, iki tekerlekli araba vardır.

Bu görüntülerin birinde öküzlerin arabaya bağlanış biçiminden bunun bir savaşa, avlanmaya ya da sadece taşımacılık anına ait olduğu sonucuna ulaşmak güçtür. Eskiolmes’deki petrogliflerin arasında yaklaşık yüz tane savaş arabası-ki birkaç tanesine atlar bağlanmıştır-ve bazılarında da yüklemenin yapıldığı yerde resmedilmiş arabacı resmi vardır. Bilindiği gibi çok önceleri öküzleri ve yabani eşekleri arabaya bağlamak, insanların atları evcilleştirip kullanmayı öğrenmesinden hemen sonra ortaya çıkmıştır.(tablo 1)

Jungari ve karatas dağlarının içinde, savaş arabalarının üstüne çıkmış biçimde atış yaparken resmedilen okçular bulunmuştur. Ayrıca bir savaş arabasının diğerini takip ettiği şemalar vardır. Bu şemalara göre, bu görüntüleri ve farklı araba resimlerini, M.Ö.. 1.-2. yüzyıl arasında Kazakistan bölgesinde yaşayan insanların yaptığı sonucuna ulaşabiliriz. Bunun anlamı, bu görüntülerin gelişmiş ve geç bronz ve hatta önceki göçebe devriyle bağlantılı olduğudur. (Tunç/Bronz Çağı M.Ö.. 3000–1200)

Bütün kompozisyonun bir parçası olan insanlar ve çoğu hayvan figürleri de bu devre uzanır.

Bununla birlikte, yukarıda bahsedilen görüntülerin oluşma tarihi bir yüzyıldan fazla olsa da, araştırmacılar tarihlerin daha geniş bir zaman aralığına ait olduğunu söyleyeceklerdir. Ve sadece büyük guruplar halinde resmedilmiş savaşlar kronolojik zaman süresini kısaltmayı mümkün kılabiliyor.

Tamgalı, Eshkiolmes ve Karatau’daki geniş vadilerde (kanyon) bulunan birçok şemada savaşta kullanılan çekiçler, baltalar ve mızraklarla resmedilmiş insan figürleri vardır. Bilindiği gibi, savaşlarda kullanılan çekiçler sonraki Bronz çağ da kullanılmış olup M.Ö.. 1. yy.ın son çeyreğinde kullanılmaktan vazgeçilmiştir. Milat öncesi süvari ve atlı sınıfının çoğunluğunda bu çekiçleri kullanmayı bıraktığını söyleyebiliriz. Bazı petrogliflerde taştan yapılmış ok uçlarını fark edip, çeşitlerine dikkat ederek bu petrogliflerin ne zaman yapıldığını ortaya çıkarmak olanaklıdır.

Bundan başka petrogliflerin yapılış tarihini belirlemek için kullanılan birkaç yöntem daha vardır. Tamgalı’daki mezarlık bölümünde bazı tamamlanmamış insan figürleri vardır. Buradaki taşlar eski zamanlardan beri mezar hücrelerinin yapımında malzeme olarak kullanılmıştır.

Taştan yapılmış kutu şeklindeki kapsüller birkaç yüzyıldır yeraltında duruyor ve bu resimlerin Bronz çağdan sonra yapılmadığı düşüncesini uyandırıyor.

Petrogliflerin tarihlerinin belirlenmesi konusunda sadece birkaç örnek verdik.

Fotoğraf 32

Fotoğraf 33

Fotoğraf 34

Fotoğraf 35

 Petroglif sanatının tarihinin ayrıca resmin stilinden de anlaşılabileceği bir gerçektir. Hayvan stilinin göçebeler tarafından bulunduğu ve stilin doruk noktasına M.S. 6–7. yüzyılda ulaştığı bilinir.

Jungari dağlarında seçkin tapınaklarda Saak sanatı keşfedilmiştir. Bunlara benzeyenler Saak ve Skiff mezarlık tepeciklerinden altın ve bronz mücevherler şeklinde bulunabilir.(tablo 2)
Eski Türk zamanı petrogliflerinin son derece şematik ve sıradan olduğu kısa bir müddet için göz önünde bulundurulduysa da yeni malzemeler bu varsayımı kanıtlamamıştır.

Chuili ve Jungari dağlarında o çağa ait petroglif sanatının bu güzel tapınakları keşfedilmiştir.(figür . 23–24)

Atlı süvarilerin katıldığı savaş görüntüleri, avcılık görüntüleri ve getir-götür işi yapan insan figürlerinin oluşturduğu şemalar en karakteristik olanlarıdır.

Atların sürdüğü üççatallı bahçe aletleri, sembollerin biçimi, kıyafetlerin detayı ve eşkenar dörtgen şekilli taştan yapılmış ok uçlarının kılıfları gibi detaylara bağlı olarak bunların M.Ö. 6–9. yüzyılları arasında eski Türk devrine ait olduğu anlaşılabilir.(figür  25, 26)

Petrografik sanatın konularını yorumlamak bundan daha kolay bir görev değildir.
Dikkatlice incelendiğinde, Saak petrografilerinde koyun ya da büyükbaş hayvan imgelerine rastlanmamaktadır. Bronz çağın petrogliflerinde, çiftçilerin işlerini gösteren sahnelere rastlanmamaktadır. İstisna olarak tartışmaya açık olan 1–2 adet Saimely – Tash bulguları bulunmaktadır. Bu sanat türünde insanların aktivitelerini direkt olarak yansıtan bulgular bulunmamaktadır.

İlkel mantık üzerine kurulu sanat dinsel fikirler ile özdeşleşmişti. Geniş Tamgalı kayaları üzerine çekiç darbeleriyle, kuyrukları olan adam figürleri yapılmıştı. Bunlar hayvan derilerinde saklı olan, insanlar ve ruhlar ile insanlar ve tanrılar arasında aracı olan rahiplerdi.

Figür 1

Figür 2

Figür 3

Figür 4

Figür 5

Güneş kafası ile biçimlendirilmiş olan yaratıklar bu tapınakta canlandırılmıştır. Bu imgelerin yüksek makamlardaki tanrısallığın göstergeleri olduğu düşünülebilir.

Pek çok farklı konuyu analiz ederken akılda bulundurulması gereken şudur ki; tapınaklarda, eski Tamgalı’dekilere benzer olarak, petroglifler bilgi transferi bakımından bir işaret sistemi olarak açıkça hizmet etmiştir. Betimlenen kişinin erkek olduğunu belirtmek için, sanatçı cinsiyeti gösteren bir işaret kullanır. Bazı törelerde yalnızca erkeklerin yer aldığı düşünülecek olursa, bu detayın açık bir biçimde gösterilmesi büyük bir önem taşımaktadır.

Kadınların fonksiyonları sınırlı olduğu için, sadece falezlerin üzerindeki doğum imgelerini görebiliriz. Bu bağlamda, tapınaklardaki petroglifleri görmeye gelen ziyaretçiler için betimlenen imgeler netlik kazanmış oluyordu.

Etnografik araştırmalar ile eski metinlerde saklanan açıklamalar bazı geleneklerin anlamlarını açıklamada faydalı olmaktadır. Ancak, kült bir karakterin tüm konularının bu yöntem ile açığa çıkarılması pek de mümkün değildir. Petrogliflerin üzerindeki materyaller kullanılarak sadece belli bir sahnenin açıklanması değil aynı zamanda aralarında tutarlılık olan bilgilerin açığa çıkarılması da mümkündür. Böylelikle eski insanlara dair açıklanması gereken bilginin sınırları belirlenebilmektedir.

Üretkenlik kültü Semirechie’deki Bronz Çağ Petrogliflerinde daha yaygındır. Evlilik seremonisi, çocuğun oluşumu gibi imgeler aracılığıyla ifade edilmiştir. Üretkenlik kültü güneş kültü ile yakından ilişkilidir. (tablo 3)

Başlarında ışık saçan yuvarlak bir cisimle, noktalı, haleli bir atmosfer içinde resmedilmiş Antropomorfik önemli kişiler, güneş inancının kanıtıdır. İnançlar ve kurban fikri resimlerde açık bir biçimde gözlemlenebilir. Kamufle edilmiş resimler ve devlerin görüntüleri savaş arabaları ve kutsal hayvanların bulunduğu kült şemalarda olduğu gibi iyi ve kötünün zıtlığıyla bağlantılıdır.

Her bir şemaya paralel olarak Avrasya kıtasının insanları, eski mitolojik metinlerde bulunabilir. Saak devri sırasında, göçebe kültürü kendi özel zoomorfilik kodunu dünya düzenine kazımıştır. Saak ve Skiff sanatında kuşlar üst dünyayı temsil ederken, otobur hayvanlar dünyayla, yılanlar ve yaratılar ise ölülerin dünyasıyla bağlantılıdır.

Petroglif sanatının o zamana ait olan en seçkinleri, yırtıcı hayvanların otobur hayvanlara eziyet ederken resmedilmiş görüntüleridir. Farklı hayvanların büyük figürleri-geyik, erkek domuz, vahşi keçiler ve önemli atalarının bazı resimleri kayalıkların üzerine yapılmış olup son derece etkileyici görünmektedir.

Saak göçebeleri, zoomorfik şekilli sanatına rağmen önceki çağlara ait olan aynı düşünceleri ve görüntüleri yansıtmaktadırlar(tablo 4,5)

Figür 6

Figür 7

Figür 8

Figür 9

Figür 10

Türk zamanına ait petroglifler, birkaç şema birleşiminden oluştuğu gibi, daha az geleneklere bağlı kalmıştır. Türk milletinin sanat anlayışı daha destansı geleneklere uzanıp, anı ve yazıt şeklinde oluşturuldukları bilinir. Bu sanat, barındırdığı atalarının cesur savaşçı görüntüleri ve tüm gerçekleriyle şu an yaşadığımız çağa taşınmıştır. Atlı süvarilerin, üniformalı savaşçıların at üstünde teke tek yapılan dövüş görüntülerinin, kurt at gibi hayvanların avlanma görüntüleri kült konuların arasındadır.

Bu resimler, eski Türklerin ideolojisinde öncelikle onların askeri inanışlarına dayanmakla beraber çok seçkin, önemli bir yer tutmaktadır.(fotoğraf 33)

Sadece birkaç petroglifin konularının maksat ve anlamına karar vermek mümkündür. Birçok şema hala aydınlığa kavuşturulamadığı için bugünün insanları için gizemini korumaktadır.

Petroglif araştırmacıları büyük petroglif topluluklarının bulunduğu yerlerin barınak olabileceğini belirtiyor. Eski insanların tapınakları inşa etmeden önce ağaçlıkları, uçurumları ve dağları ibadet için kullandıkları bilinmektedir.(fotoğraf 34) Bu yüzden petroglifler eski tapınakların bir öğesi olarak göz önünde tutulur. Bunların sunak görevi görmüş olmaları olasılığının yanı sıra ziyaretçilere eski ünlü mitleri hatırlatır ve anlatırlar.

Buna rağmen, petrogliflerle kutsal bölge bağlantısı sadece tahminen bugünlerde keşfedilebilmiştir. Martynov A.I. kutsal taşları, bireysel çizimleri, mantıklı öykü anlatımlı görüntüleri ve barınakları birçokları arasından seçmiştir.

Barınakları çeşitlerine göre ayırmak sadece onları işlevlerine göre sınıflandırmakla mümkün görünüyor. Boyutları ve bulundukları yer çoğunlukla onların işlevlerini belirtir. Dağların dibinde, bozkırlardaki petroglifler, büyük ve küçük petroglif toplulukları arasından teşhis edilebilir.

Kural olarak büyük petroglif gurupları kabileler arası barınaklar olarak göz önünde tutulur. Semirechie’deki Tamgalı ve Eshkiolmes barınakları diğerlerinden farklı olarak ilk dâhil edilen barınaklar olmalı. Buralarda birkaç bin resim görmek mümkün. Buralardaki büyük çoklu figürlerin kompozisyonlarının varlığı ve kült şemalardaki farklılıklar bakımından diğerlerinden ayrılmaktadır.

Çeşitli kurban edilen yerler ve mezarlıklar, cenaze törenleriyle, yapı itibari ile kendi içinde farklılık göstermesinin yanı sıra kullandıkları şeylerin takımlarında olduğu gibi petrogliflerle yakından keşfedilebilir. Bu barınakların birden fazla nesle ve kabileye ait olduğu varsayımına olanak verir. Küçük barınaklarda, daha benzer konulara sahip bazı dağılmış petroglifler vardır. Açıkça, her gün inanç adına yapılan idamlar, soyun saygınlık ve değerinin korunmasına hizmet eder.

Figür 11

Figür 12

Figür 13

Figür 14

Semirechie araştırmacısı V.V.Saraev bir mağara çıkışındaki düz alanda yaşanmışlığın işaretlerini keşfetmiştir. Genelde yerleşim yerlerinde üzerinde petroglifler bulunan bazı kayalara rastlanır. Besbelli bu küçük sığınaklar bir aileye aitti.büyük ve küçük barınaklardan başka ortalama ölçülere sahip başka barınaklar da vardır.Bu ve diğer barınakların hangi nüfusa hizmet ettiğini söylemek zor.Açık alanda bulunan Saimaly-Tash ve Dzhungarsky Terecty ve Maly Koitas gibi benzer barınaklar genelde dağlık araba yollarında bulunur.

Uçurumlardaki petroglifler tarihi ve dünya şartlarını anlatmaya hizmet etmekle beraber, zeminin farklı dinsel ayinlerin uygulanması için kullanılması imkân dâhilindedir. Kült elemanlar, kayaları topraklara mal ederken dağın aşağı kısmında yaşayan insanların sahip olduğu anlayışın özelliklerini görmemizi sağlıyor.

Koyu renkli kayalar ve gökyüzünün arka planındaki açık renkteki resimler izleyicilere sezginin ve olayın görkeminin etkisini veriyor. Kayalıklar yokken sadece kayaların önündeki boşluklardan faydalanarak orayı dağların arka planının oluşturduğu zıtlık sayesinde sunak olarak kullanıyorlardı.(fotoğraf 35).Armoni kültü ve dünya düzeni sadece petrogliflerde ve ayrı şemalarda değil, barınakların tasarımıyla da kendini gösteriyor.

Onlar eski insanlar tarafından tapınaklara adapte edilerek dünya anlayışının yansımasıyla uyum içinde görünürler. Her tapınak bu modelin bir parçasını ya da dünya örneğini temsil eder.

Figür 15

Figür 16

Figür 17

Figür 18

Figür 19

Evrim sorununa baktığımızda kalıpların kullanılabilirliği 2.yy.ın başlarında ve 3. yy.ın Saimaly-Tash ve benzer tapınaklarında göze çarpar. Bu, iyi gelişmiş antropomorfik mitolojiyle ilgilidir. Mecazî görüntüler ve semboller, insanların ve hayvanların ayrı resimleri o zamanın insanları için anlaşılır şekilde bir işaret sistemiyle temsil edilmiştir.

Şartlı sembol herhangi bir değişimin konusu olmadığından çok uzun bir süre var olmayı başaramamıştır. Bozkır bölgelerinde petrogliflere başlanmasıyla birçok işaret ve semboller kaybolmuş ve şemalar Saimalytash’tan daha basmakalıp hale gelmiştir. Fakat antropomorfik mitolojinin ilkeleri Semirechie-Tamgalı’daki ilk yapılan barınakta saklanmıştır.

Özellikle öküz yetiştiren kabilelerle bağlantılı olan, M.Ö. 2 yy.ın ikinci yarısından başlayarak bu zamana uzanan petrogliflerin yeni şemaları, Kazakistan’da Semirechie’de bulunmuştur. (tablo 6–7). Karatau dağlarında evcilleştirilmiş develerin görüntüleri vardır. Dzhungaria’da evcilleştirilmiş at resimleri daha baskındır. Savaş arabalarının oymalı şekilleri her yere dağılmıştır. M.Ö. 2 yy.ın sonuna kadar bunlar şematik görüntülere veya savaş arabalarının amblemlerine dönmüştür.(tablo 8)

Bronz çağın sonraki dönemlerine ait olan petroglifler arasında güneş başlı tanrıların ayrı resimleri vardır fakat bunlar tapınaklarda kendilerine merkezi bir yer edinemezler. Boğa kültü ve maskelenmiş, güneşle ilgili, gözlüklü görüntüler kaybolmuştur. Savaş sahnelerinin sayısının askeri inancın boyutuna bağlı olarak arttığı göze çarpar. Ayrı resimlerin küçük ayrıntılarını yansıtmaya izin veren eşsiz Dzhungarian oymaları, bu dönem içinde oluşmuş, buna ek olarak Tamgalı stiline uygun yapılmıştır.

Figür 20

Figür 21

Figür 22

Figür 23

Bizim yaşadığımız çağdan yedi yüzyıl önce, geniş bir bölgede Saak göçebelerinin “hayvan stili” sanatı orantılı bir hızda şekillenmiştir. Bunun kadar parlak ve değişik bir sanat olmamakla beraber, Saak devrine ait olan tapınakların Bronz çağa ait olanlara nazaran daha küçük olduklarını söylemek yerinde olur.

Yaşadığımız çağdan yüz yıl önce “hayvan stili” aşama aşama ortadan kaybolmuştur. Bu yok oluşun sebebi başka materyallerin kullanılarak farklı türde denenmiş sanatın başka alıcılara yöneltilmesi olabilir. Kuralların genel işaretlerini ve kabaca bakan hayvan figürlerini terk edilmesi, ayrıntıların dikkatlice çalışılması, bu stilin erken aşamalarının karakteridir.

Sholaktau’daki barınakların içindeki Semiechie ye ait materyaller bu dönem petroglif sanatını temsil eder. Kural olarak bu dönemi takip eden Türk devri petrogliflerinde yer alan boşlukların üzerinde, eski tünelde aynı uzaklığın (Tamgalı, Oi-Dzhailau) veya yakınındaki çizimlerin devamı olan aynı konular kutsanmış veya onarılmıştır(Eshkiolmes). Bu döneme ait yan yana bulunan tek düze konular farklı bir biçimde destansı ve kahramanca bir dönemin başlangıcı gibi görünüyor. Atlı savaşçıların düelloları, savaş kompozisyonları ve üniformalı savaşçı figürleri bu sayısız görüntülere işaret ediyor. İstisnasız bir şekilde bazı petroglifler bir mezar kitabesinin parçası olabilir.

Figür 24

Tablo 1

Tablo 2

Figür 25

Figür 26

Kazakistan bölgesinde Ortaçağdaki İslam ve diğer dinlerin anlayışı, sonunda petroglif sanatının yozlaşmasına sebep olmuştur. Ancak, geleneksel ekonomiye sahip çıkan göçebelerin oturduğu bölgelerde, 19 yüzyıla kadar geçen zaman boyunca sanata ait birkaç kalıntı kalmıştır.

Tablo 3

Tablo 4

Tablo 5

 

Anıt mezarlardaki taşların üstündeki oymalar, kayaların üzerindekilere göre çoğunluktadır. Göçebe sanatının en iyi gelenekleri içerisinde hayvan ve silah resimleri oldukça becerikli nakledilmişse de insan görüntüleri şematik figürlerle temsil edilmiştir.

Tablo 6

Tablo 7

Tablo 8

Toplamak gerekirse, Kazakistan’daki petroglif sanatının sürdüğü dönemlerde başarıya ulaşmış ve sonra yok olmuştur. En parlak ve anlamlı şekilde üreten ekonomi dönemini temsil etmiş, nesillerinin içindeki güçlü bağları ve ataerkil yaşam tarzına sahip olan bölgeleri geleneksel ekonomiye bağlı tutmuş ve kademe kademe yok olmuştur.

Töz: Prof. Dr. Abdulkadir İNAN,ongun hakkında şu bilgileri veriyor:Altaylarda ‘tös=töz’ ,Yakutlarda ‘tangara’, Uranhalarda ‘eren’, Moğol Buretlerde ‘ongon’ denilen putlar – fetişler vardır.Bunlar, keçeden,paçavradan,kayın ağacı kabuğundan yapılır.Bir kısmı çocukların oynadıkları bebeklere benzerler.Bir kısmı da tilki, tavşan ve başka hayvan derilerinden ibarettir.Bunlar duvarlara yahut sırıklara asılır.

Etnografi: Kavimleri karşılaştırarak inceleyen, kültür oluşumlarını araştıran bilim, budun betimi, kavmiyat.

www.heddam.com/Dosyalar/Turkoloji/TamgaliSay/index.htm

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 1.804 takipçiye katılın