Arşiv 'Din'Kategori

İncil ve Tevrat’ta öküz durumları

3 Şubat 2009

 öküz (d,75)

Öküzlere, eşeklere, davarlara, erkek

yar.32:5

 

kölesine, öküzüne, eşeğine, hiçbir

cik.20:17

 

«Bir adam öküz ya da davar çalıp boğazlar ya

cik.22:1

 

bir öküze karşılık beş öküz, bir koyuna

cik.22:1

 

Çaldığı mal -öküz, eşek ya da koyun- sağ

cik.22:4

 

öküz, eşek, koyun, giysi, herhangi

cik.22:9

 

eşek, öküz, koyun ya da herhangi bir hayvan

cik.22:10

 

Öküzlerinize, davarlarınıza da aynı şeyi

cik.22:30

 

şaşırmış öküzüne ya da eşeğine rastlarsanız,

cik.23:4

 

Böylece hem öküzünüz, eşeğiniz dinlenir,

cik.23:12

 

on iki öküz getirdiler: Her iki önder için

say.7:2

 

için bir araba, her önder için bir öküz.

say.7:2

 

öküzleri alıp Levililer’e verdi.

say.7:6

 

Gerşonoğulları’na iki arabayla dört öküz,

say.7:7

 

da dört arabayla sekiz öküz verdi.

say.7:8

 

«Öküz kırda nasıl otu yiyip tüketirse,

say.22:4

 

O’nun yaban öküzü gibi gücü var.

say.23:22

 

O’nun yaban öküzü gibi gücü var.

say.24:8

 

kadın kölen, öküzün, eşeğin ya da herhangi

yas.5:14

 

kölesine, öküzüne, eşeğine, hiçbir

yas.5:21

 

ilk doğan öküzüyle iş yapmayacak,

yas.15:19

 

için eşeği öküzle birlikte koşmayacaksın.

yas.22:10

 

«Harman döven öküzün ağzını bağlamayacaksın.

yas.25:4

 

Öküzünüz gözünüzün önünde kesilecek ama

yas.28:31

 

yaban öküzünün boynuzları gibidir.

yas.33:17

 

Tam o sırada Saul, öküzlerinin

1sa.11:5

 

Bir çift öküz alıp parçaladı.

1sa.11:7

 

öküzlerine de aynı şey yapılacaktır.»

1sa.11:7

 

Hanginizin öküzünü aldım?

1sa.12:3

 

öküzünü, koyununu bana getirmesini söyleyin.

1sa.14:34

 

O gece herkes öküzünü getirip orada kesti.

1sa.14:34

 

çocuk, öküz, koyun, deve, eşek

1sa.15:3

 

yerine vardıklarında öküzler tökezledi.

2sa.6:6

 

«İşte yakmalık sunu için öküzler

2sa.24:22

 

odun için dövenlerle öküzlerin takımları!

2sa.24:22

 

Böylece Davut harman yerini ve öküzleri elli

2sa.24:24

 

on iki çift öküzle saban sürenlerin ardından

1kr.19:19

 

öküzleri bırakıp İlyas’ın ardından koştu ve,

1kr.19:20

 

Elişa gidip sürdüğü çiftin öküzlerini kesti.

1kr.19:21

 

eşeklerle, develerle, katırlarla, öküzlerle

1ta.12:40

 

yerine vardıklarında öküzler tökezledi.

1ta.13:9

 

için öküzleri, odun olarak dövenleri,

1ta.21:23

 

beş yüz çift öküze, beş yüz çift eşeğe ve

eyu.1:3

 

Eyüp’e şöyle dedi: «Öküzler çift sürüyor,

eyu.1:14

 

eşeği anırır mı, Yemi olan öküz böğürür mü?

eyu.6:5

 

Dul kadının öküzünü rehin alıyorlar.

eyu.24:3

 

«Yaban öküzü sana kulluk etmek ister mi?

eyu.39:9

 

bin çift öküze, bin eşeğe sahip oldu.

eyu.42:12

 

Yaban öküzlerinin boynuzundan.

zeb.22:21

 

Dağı’nı yabanıl öküz yavrusu gibi sıçratır.

zeb.29:6

 

RAB’bi bir öküzden, Boynuzlu, tırnaklı bir

zeb.69:31

 

Beni yaban öküzü kadar güçlü kıldın,

zeb.92:10

 

Ot yiyen öküz putuna değiştirdiler.

zeb.106:20

 

öküz gibi Hemen izledi onu delikanlı;

ozd.7:22

 

Öküz yoksa yemlik boş kalır, Çünkü bol ürünü

ozd.14:4

 

Çünkü bol ürünü sağlayan öküzün gücüdür.

ozd.14:4

 

Öküz sahibini, eşek efendisinin yemliğini

yea.1:3

 

Toprağı işleyen öküzlerle eşekler Kürekle,

yea.30:24

 

Onlarla birlikte yaban öküzleri, Körpe

yea.34:7

 

hayvanlara, öküzlere yüklenmiş gidiyor.

yea.46:1

 

Çiftçiyle öküzlerini, Valilerle

yer.51:23

 

solda dördünün öküz yüzüne, arkada dördünün

hez.1:10

 

dört yüzü vardı: Birinci yüz öküz yüzüne,

hez.10:14

 

öküz gibi otla beslenecek, göğün çiyiyle

dan.4:25

 

Öküz gibi otla besleneceksin.

dan.4:32

 

Öküz gibi otla beslendi.

dan.4:33

 

arasında yaşadı, öküz gibi otla beslendi,

dan.5:21

 

Kimse denizde öküzle çift sürer mi?

amo.6:12

 

Her biriniz Şabat Günü kendi öküzünü ya da

luk.13:15

 

«Hanginiz oğlu ya da öküzü Şabat Günü kuyuya

luk.14:5

 

`Beş çift öküz aldım, onları denemeye

luk.14:19

 

«Harman döven öküzün ağzını bağlamayacaksın»

1ko.9:9

 

Tanrı’nın kaygısı öküzler mi, yoksa bunu

1ko.9:9

 

«Harman döven öküzün ağzını bağlama» ve

1ti.5:18

 

İnançlar

30 Ocak 2009

Dünyanın Dengesi ile ilgili inançlar

-Dünya sarı öküzün boynuzları üzerinde durur. Sarı öküz başını salladığı zaman deprem olur. Bir inanca göre de Sarı öküz yorulduğu zaman dünyayı bir boynuzundan öteki boynuzuna atar, bu sırada deprem olur. Geçimini tarımla sağlayan köylü için öküz çok önemlidir. Üretim olmazsa insanlar aç kalır.Üretende de insanla birlikte sarı öküzdür. Sarı öküz; toprağın işlenmesinde en büyük katkıyı sağladığı için DÜNYANIN DENGESİ sarı öküzün üstüne yani boynuzlarına yüklenmiştir. Sarı öküzün yorulması, hastalanması veya ölmesi üretimin sona ermesi demektir. Bu da insanlar için ekonomik deprem anlamına gelir. 21.asrın ekonomistleri bile ekonomiyi bu kadar yalın ve çıplak kelimelerle ifade edemezler. Bu düşünceyi ortaya koyan atalarımızın ruhu şad olsun.
http://www.dodurgayadair.com/index.php?option=com_content&task=view&id=182&Itemid=39

ESKİ MISIR, BENİ İSRAİL KAVMİ-İ ETRAK VE APO’S ÖKÜZÜ

5 Haziran 2007
  A. HAMİDD ÖZYAYLA

Ba-ka-ra, yarmak, ayırmak, izah etmek ve araştırmak, anlamında Arapça bir fiildir. El-bakara ise, manda, sığır, inek, düve, öküz (tosun) anlamında Arapça bir isimdir.(1) Sığır cinsine bakara denilmesinin hikmeti ise geçmişte ve halen (!) bu hayvanların tarım sektöründe çiftlik yaparken toprağı sürüp yarmasıdır.(2)

Tasavvuf ilminde Bakara, çile çekme kabiliyeti kazanan ve süfli arzulardan kurtulmaya elverişli hale gelen nefis anlamındadır. (3)

Tefsir ilminde ise Bakara, Kur’ân-ı Kerim’in ikinci ve en uzun sûresidir. Sûrenin biri senam (Zirve), diğeri zehra (parlak beyaz) anlamında iki de lakabı vardır. Medine’de inen Bakara Sûresinde iman esasları, insanın yaratılışı, kıblenin değişmesi, namaz, oruç, hac, sadaka, boşanma, neseb, nafaka, borçların kaydedilmesi (noterlik) gibi pek çok konu izah edilmiştir. Sûrede zulüm ve fitnenin sürüp gitmesinin savaştan daha büyük bir tehlike olduğu belirtilmiştir. Kur’ân’ın metin itibariyle en uzun ayeti (282) de Bakara sûresindedir. Tesbihatta okuduğumuz Ayetel Kürsi sûrenin 255’inci, Amenerrasûlü diye bildiğimiz mirac hediyeleri de sûrenin son iki ayetidir. Sûrenin “Elif… Lâm…Mîm rumuzuyla, sanki el – malum-ul – mechul, (bilinmeyen bilinen)’ün kısaltılmış şekliyle başlayıp, sen mevlamızsın (bizim dostumuz sensin) kafirlere karşı bize yardım et” dua ve cümlesiyle bitmesi çok ilginçtir. (4) Bu ülkede yaklaşık 20.000 camide her gün yatsı namazından sonra okunan ve milyonlarca müslüman insanın bilerek veya bilmeyerek sonunda söyledikleri “Âmin” sadaları umarım Arş’a yükselmiştir. Değilse ülkenin destanını yazanların torunlarına Ebu Cehil bostanı (karpuzu) yedirecekler. Sûrenin fazileti hususunda peygamberimiz (SAV): “Aklı başında bir adam görmedim ki, Bakara Sûresinin sonundaki bu ayetleri okumadan uyusun. Her kim geceleyin Bakara Sûresinden bu iki ayeti okursa ona yeter. (5) Kim evinde gece ve gündüz Bakara Sûresini okursa oraya şeytan üç gün üç gece giremez” (6) buyurmuştur.

Sûreye Bakara isminin verilmesine sebep olan olaya gelince, olay Yahudilerin, Musa (AS) döneminde işlenmiş faili meçhul bir cinayeti aydınlatmak için kestikleri buzağının kemiği ile katilin yakalanma hadisesidir. Birçok faili meçhul cinayetleri aydınlatmada bize ışık tutacak Bakara Sûresinin 67-74. ncü ayetlerine birlikte göz atalım.

Ayet 67- Bir zaman da Musa (AS) kavmine: “Allah size herhalde bir (sığır) inek boğazlamanızı emrediyor” demişti. Onlar: “Bizi eğlence mi ediniyorsunuz? (Bizi alaya mı alıyorsunuz?)” demişti. Musa AS da: “Ben cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım.” demişti. (40) Firavunların idaresi altında bulunan Mısırlılarca (Bu günde uzak (!) doğu ülkelerinin bazılarında olduğu gibi) sığır mukaddes bir hayvandı. Her yıl İspanya’da düzenlenen Arenalar da, yenilen taranaların da aslı buna dayanır. Ona taparlardı. Bu adet İsrail oğullarına Mısırlılardan geçmişti. Zamanla İsrail oğulları da küfürleri yüzünden (Hz. Musa’nın nübüvveti ve mucizelerini inkar ve Tevrat’ın ayetlerini reddettiklerinden) özlerine buzağı bir su gibi içirilmiş (buzağı sevgisi kalplerine sindirilmişti) ve iyice işlemişti. (Bakara 93) Musa (AS) kendisine gelen vahiyle Allah’tan başka hiçbir şeye tapınılmayacağı inancını kökleştirmek ve batıl akideyi gönüllerden söküp atmak ve bir de ölüyü dirilttikten sonra katilin adını ona söyletmek mucizesini göstermek için öyle emretmişti.(8)

Ayetin tefsirinde: Beni İsrail; “Çok tuhaf, sen bizimle alay mı ediyorsun” demişlerdi. Acaba neden böyle demişlerdi. Deniliyor ki; Allah’ın bakara kesmeyi emretmesini akılları almadı. Buna bir sebep bulamadılar, bir ilişki kuramadılar. Böyle olması ise bu emrin onlara henüz Mısır’da iken ve Hz. Musa’nın peygamberliğinin ilk zamanlarında verilmiş olmasına işaret eder. Firavun kavmi olan putperest Mısırlıların APİS öküzüne taptıkları ve boğanın, bunların en yüksek mâbutlarını temsil ettiği, tarihî rivayetlerden olduğuna göre, sığır kurban etmek, o zaman İsrailoğulları üzerinde şiddetle hâkim olan firavun kavminin taptığı tanrıları boğazlamak demek olacağı için, İsrailoğulları açısından Mısır’da iken, bir ihtilal anlamına gelen böyle bir müthiş emir, elbette kolayca yerine getirilebilecek bir emir ve tasavvuru mümkün bir iş değildi. (9)

Rivayete göre, Yahudilerden asilzade zengin bir zat, bir an evvel malvarlığına konmak için (Nesim Malki cinayeti gibi biricik oğlu) kardeşinin oğulları (yeğenleri) tarafından bir gece öldürülmüş ve cesedi başka birisinin kapısının önüne bırakılmıştı. Maktulün yakınları ve emniyet güçleri olayın sır perdesini aralayamamış ve katil bulunamamıştı. Bilâveled maktulün babasının mirasına konmak için işlenen fail-i meçhul cinayeti aydınlatmak için maktulün tarafları çözüm için Hz. Musa AS’a gelmişlerdi. Bu faili meçhul cinayeti işleyen şebekenin açığa çıkması için bir nevi Hz. Musa’dan mucize istemişlerdi. Musa (AS)’da bunun karşılığında kendilerinden kalplerinde gizli sevgi besledikleri putperestlikten vazgeçmelerini ve dünyayı temsil eden altına olan aşırı temayüllerini terk etmelerini istemiştir. Dilerseniz aralarında geçen konuşmalara ayetlerle devam edelim.

Ayet: “(Ey Musa !) .. Bizim için Rabbine dua et de onun (o ineğin) ne olduğunu (kaç yaşında olacağını) bize iyice açıklasın.” dediler.

Musa (AS)’da: “(Ey kavmim !) Allah diyor ki o (inek) ne çok yaşlı, ne de pek genç değil, ikisi ortası (dinç) bir inektir. Artık (gidin) emrolunduğunuz şeyi (hemen) yapın” demişti.

- Bunun üzerine yine emri yerine getirmeye yanaşmadılar-

Ayet: 69 (tekrar) şöyle dediler “(Ey Musa !) Bizim için Rabbine dua et de onun donu (rengi) nedir? Bize tam açıklasın.” O da dedi ki: “(Ey kavmim) Rabbim diyor ki; o bakanlara ferahlık verecek sapsarı (simental) bir inektir”

- Bu açıklamaya da kanaat getirmediler, üçüncü deneme sınavını da kaybettiler.

Ayet: 70-71 (Yine) demişlerdi: “(Ey Musa) Rabbine bizim için dua et de o nedir? Apaçık anlatsın bize. Çünkü bizce birçok inekler birbirine benziyor. (Bu inek bize üstü kapalı karışık geldi onun hangi tip bir sığır olduğunu kestiremedik) ve inşaallah biz her halde yola geleceğiz, yahut kesmenin yolunu bulacağız.” Musa (AS)’da buna da dedi ki; “(Ey kavmim !) Rabbim buyuruyorsa ki; o (inek) ne boyunduruğa koşulup arazi sürecek, ne ekin sulayacak bir inek değildir, salmadır. (Boyunduruk altında ezilmemiş, kusursuz, alacasız bir inektir.)

Onlar bunun üzerine: “Ey Musa (!) Hah… İşte şimdi bize gerçeği bildirdin. (hakikati tastamam getirdin) Bunun üzerine o ineği bulup boğazladılar ki az kalsın bunu yapmayacaklardı. (10)

İsrail, Yakup (AS)’ın mahdumudur. Onun nesline olan ismine izafeten Benî İsrail (İsrailoğulları) denilmiştir. İsrailoğullarının on iki kolu vardır. Eski Mısırlıların kutsal ineği APİS’ine tapmayı bırakıp tevbe ettiklerinden bu kavme Yahudiler denilmiştir. İnsanlık tarihinin en şımarık, dönek ve şerli kavmi Yahudiler Yahya, Zekeriyya ve Kur’ân’da ismi zikredilmeyen Şa’ya AS, hunharca katletmişler. Musa (AS)’ın gösterdiği 9 türlü mucizeye rağmen inkarı tercih etmişlerdi. Mısır’daki kölelikten Allah’ın yardımıyla kurtuldular. Çölde susuz kaldıkları zaman suya, açlık tehlikesi karşısında bıldırcın eti (akınına) ve kudret helvasına kavuştular. Allah’ın bunca nimetle-rine karşılık hemen her defasında yine de kurtarıcılarına karşı gelmekten, peygamberlerini üzmekten ve hatta öldürmekten geri kalmadılar. Musa AS 1001 kelam için çıktığı Tur Dağın’da iken Tuva Vadisinde Samiri isminde bir sarrafın eritip döktüğü altın buzağı heykeline tapmaya başladılar. Musa AS’ın kardeşi ve veziri Harun AS’ı dinlemediler. Allah’a verdiği sözü tutmadılar. Allah’ın kurban edilmesini emrettiği buzağıyı kesmemek için çok direndi-ler. Her seferinde bir bahane ile geldiler, söz konusu sığırın daha başka hangi özellikleri bulunduğunu sordular. Nihayet onun hiç çifte koşulmamış, parlak altın sarısı, iyi gelişmiş ve görenleri imrendirecek güzellikte bir inek olduğu kesinleşti. Kendi cinsinin bütün üstün özelliklerini taşıyan bu hayvanın beden yapısı ile Kutsal APİS öküzünü andırıyor, altın sarısı rengiyle de Yahudilerin altına duyduğu sevgiyi temsil ediyordu. Bu iki sebepten dolayı mutlaka kesilmesi, kurban edilmesi gerekiyordu. Ancak böyle bir kurban sayesinde onlar esaretle geçen eski Mısır günlerinin üzerinde bıraktığı psikolojik eziklik ve aşağılanma etkisinden kurtulacaklardı. Sonuçta istemeye istemeye böyle bir kurbanı bulup kestiler. Hani neredeyse ondan vazgeçiyorlardı. (11)

Hikaye olunduğuna göre yine aynı dönemlerde hiçbir alimin fakirlik üzerine vefat etmeyeceğine inanan dindar ve salih bir pir-i fani ihtiyarın tam bu vasıfları taşıyan bir ineği bir de çocuğu varmış. İhtiyar bu buzağıyı bir ormana götürmüş ve Allah’a emanet ederek bırakmış. “Ey Rabbim, bunu çocuğum büyüyünceye kadar sana emanet ediyorum.” demiş… Vefat edeceği sırada kendisine “Bir gününü görmedik… Fakirlik boynumuzu büktü. İlmin ve kitaplarının bir faydasını görmedik. Hep başka kitaplarını okudun. Ben kitabını hiç okumadım” diye sitemde bulunan hanımına verecek bir cevabı olmayan âlim zat oğlunu ormana gönderir. Oradan da ineği pazara götürürken önüne Hızır (AS) geçer ve der ki; “Yavrum.. Biraz sonra bu ineğe müşteriler olacak. Sakın 4000 altından aşağı vermeyesin, onlar nasıl olsa bunu alacaklar. Sakın unutma…”

Bunun üzerine pazar yerine gelen inekler arasından araya araya o sığırı bulmuşlar ve derisi dolusu altın ve-rerek onu satın almışlar ve hayvanı keserek fukarayı sevindirmişler. Musa (AS)’da ineğin kemiğini maktulün üzerine (değdirerek) dokundurarak ölü dile gelerek kendisini öldüren katili ismen ve şahsen belirtmiştir. Böylelikle hem sır perdesi aralanmış, hem katil bulunmuş, hem âlim zatın dua ve temennisi yerine gelmiş, hem de kinayeli bir şekilde (taptıkları helvayı yiyen kureyş halkı gibi) Yahudiler de (toprakları) içlerinde sevgi besledikleri buzağıyı kendi elleriyle boğazlamış oluyorlardı. Zira fail-i meçhul cinayeti araştıran Yahudiler bu işin ancak kırk senede aydınlanacağını belirtenler bile olmuş ancak gözünde büyüttükleri olayın bir mucizeyle çözülmesi Hz. Musa ve ilâhî mesaja olan akideleri artmıştır. Düşünebilenler için bu Bakara Hadisesi (kıssasının) nin incelikleri ve acaiplikleri pek çok ibretlerle doludur. Hadise tümdengelim metoduyla tekrar başa dönülerek şöyle tamamlanır:

Ayet-72: Hani bir zamanlar siz bir adam öldürmüştünüz de onun hakkında birbirinizle atışmış ve onu üstünüzden atmıştınız; halbuki Allah, saklamış olduğunuzu açığa çıkaracaktır.

Ayet-73: “İşte bundan dolayı bir parçası ile ölüye vurun” dedik. Allah ölüleri işte böyle diriltir ve size ayetlerini gösterir; belki aklınızı başınıza toplarsınız.

Ayet-74: Sonra bunun arkasından yine kalbleriniz katılaştı. Taş gibi, yahud daha katı. Çünkü taşın öylesi vardır; ondan ırmak kaynar, öylesi vardır ki çatlıyor da bağrından sular fışkırıyor, öylesi vardır ki, Allah korkusundan yerlerde yuvarlanıyor. Allah ne yaparsanız hiç birinden gafil değildir.

Şimdi sadede gelelim. Kur’ân’da bulunan ayetler mensuh da olsa namazda kıraati sahihdir. Geçmiş ümmetlerin yaşantılarının biz Muhammed ümmetine vereceği bir hisse olmasaydı bu kıssaların Kur’ân’da ne işi vardı? Madem ki; Kur’ân kıyamet sabahına kadar değişmeyecek ve hükmü baki kalacak o halde değil milenyum, değil Cumhuriyet dönemi, her asırda ve ülkede işlenen fail-i meçhul cinayet dosyalarını inceleyip araştıranlar cesetler üzerinde DNA testi ve otopsi yapıp adli tıp raporu düzenleyenler Kur’ân’la tanışmak ve onu anlamak zorundadır. Hukukun dili “fail-i meçhul cinayet şebekesi” kelimelerini tahlil ederken Arapça kökenli olduklarını kabul ediyor da hukukun normları ve kuralları niçin aynı köke dayanan Kur’ân’dan istinbat eden ayetleri hukukun dışına iti-yor? Namazı emreden ayete itiraz yok da Kısas’a ait ayetlere itiraz neden? Hani Kur’ânın hükmü kıyamete kadar baki kalacaktı?

Şehidlik dini ve manevi bir mertebedir. 30.000 insanın şehadetine sebep olan APO’nun idamı için Diyanet’ten niçin bir fetva istenmez?

İç ve dış güvenliğimizi tehdit eden PKK lideri APO’nun idam edilmesi hususu MGK’nın kararları arasında yer almaz, brifingler verilmez, basın açıklaması yapılmaz.

Neden? 75 yıllık Cumhuriyet döneminde işlenen 17.000 küsür fail-i meçhul cinayet niçin aydınlatılmamıştı? Ey Musa nerdesin? Biz neyi kurban edelim. Verilen bunca kurban yetmez mi?

Tarihte 12 Ocak günü Genç Osman’ı Yedikule zindanlarında boğduran zinde güç, Hükümet ortaklarının verdiği kararla Apo’nun asılması ertelenmiş şehit analarının sevgi dolu kucaklarını ve ülkü ocaklarını yakmıştır. 36 şehid aileleri derneği adına yapılan şikayetnameyle bozulan Baba, 5 Şubat 2000′de yapılacak olan şehit ailelerinin düzenlediği Ankara’daki mitinge engel olmak için ve İspinoz kafesindeki aslanları yaban kedile-rine boğdurmak için Hizbullah örgütü bahane edilerek samimi müslüman ve dindar kişileri töhmet altında tutmak istemiştir. Sosyetenin Derin Devlete inat neden köpek beslediklerini yeni anlıyorum. Çünkü hayvanlar içinde acıkınca yavrusunu yiyen tek yaratık kedidir. Sonra kedi köpekten daha nankördür. Köpek kediye nazaran daha sempatik ve itaatkardır. Dünya üzerinde el’an kendi ülke insanıyla bu kadar kavgalı, kendi tarihi ve milli – manevi kültürüne hasım, ekonomi, siyaset ve insan haklarında dışa bağımlı, bağımsızlığını temin eden milletinin yanında yer alması gerekirken (taraf olması gerekirken) içeride bağımsız-demokrat ve cellat başka bir ülke ve coğrafya var mıdır? Bu vatan için Yemen’de şehit düşmüş bir dedenin torunu olarak tüm şehit aileleri derneği üyeleri adına şahsen benim Fail-i Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyon Başkanlığına bir tavsiyem var. Yaklaşan Kurban Bayramında kesilmek üzere deve güreşlerine katılan semiz bir cemel alıp Kızılay meydanında kurban etmelidirler. Eee… Deveye olacak yedi kişi için de Cumhurbaşkanı, Başbakan, Yılmaz, Bahçeli, Meclis Başkanı, Mit müşteşarını da ayarlamalıdır. Devenin etini %15 zam verdikleri memura versinler, kemiklerini de Hizbullah’a mal edilen mezar evlerinde çürüyen cesetlerin kemiklerine dokundursunlar. Belki kurbanlar ser verir. Ne dersiniz?

MHP meclise girerken tekbir getirerek kurban keserek, başörtüsü meselesini oracıkta halletmemiş miy di? Haa.. Az kalsın unutacaktım.

Ülkemizde mecazi anlamda siyaset yapan partilerin amblemlerinin bir çoğunun hayvan figürü olması bence tesadüf eseri değildir. Mesela, Fazilet’in tabanı hâlâ 1969 MNP’sinin uysal koyununu temsil etmektedirler. Gariplerin hasmını süsecek, karnını deşecek ne bir boynuzu ve ne keskin bir dişleri var. Mesela atın Çin Seddini niçin ve nasıl geçtiği bu figürün hangi kavme dayandığını, itin kurdun hangi ulusa yol gösterdiği, Süleyman’ın Karınca Vadisindeki ictimaya gelmeyen Hüd Hüd’ün (çavuş kuşunun) efsanesinin hangi kültüre dayandığını; Güvercinin Sevr Mağarasına niçin yumurtladığını, İpek böceğinin kozasını hangi dal yaprağından kime ve nasıl ördüğünü, Arı’ya vahyedilen gerçeğin ne olduğunu, Kartal’ın Kartaca’ya dayanıp dayanmadığını bilen varsa beri gelsin. Akrep, yengeç, balık v.b. burçlara inananlar dahil kavm-i etrak üzerinde hala terkedilmemiş Şamanizm’e ait kültür ve inanç felsefesinin derin izleri vardır. Kavm-i etrak da (Beni İsrail’in APOS öküzüne tapınma dürtüsü olduğu ve altına, gümüşe aşırı bir sevgisi olduğu gibi) çile çekme kabiliyeti kazanan nefisini Allah yolunda kurban, nefesini hak yolda tüketmedikçe kendisine daha çok tapınacak APOS öküzü musallat olacaktır. UYANIN…

Kaynaklar

1)- Arapça, Türkçe Yeni Kamus Bekir Topaloğlu, Hayreddin Karaman, Elif Ofset, İstanbul. 1980

2)- Hak Dini Kur’ân Dili M. Hamdi Yazır, Azim Dağıtım Sadeleştirenler (Heyet) İstanbul. 1992

3)- TDV İslâm Ansiklopedisi Cilt: 4 Süleyman Uludağ, Emin Işık, Bakara Mad. İstanbul. 1991

4)- Kur’ân-ı Kerim ve Türkçe Anlamı Meal D. İ. B. Yay. Dr. Lütfi Doğan Emel Matbaacılık Ankara. 1987

5)- A. g. e (2)

6)- A. g. e (3)

7)- Kur’ân-ı Hakim ve Meali Kerim Cilt: 1, H. Basri Çantay, Elif Ofset. İstanbul. 1986

8)- A. g. e (7)

9)- A. g. e (5)

10)- A. g. e (4,5,7)

11)- A. g. e (3,6)

“ÖKÜZ ALEYHİSSELAM!”

26 Mayıs 2007

 

Kötü bir kimseye -hâşâ- “öküz aleyhisselam” demek, insanı uçuruma götürebilecek sözlerden biridir.

Aleyhisselam, “Allah’ın selamı üzerine olsun” anlamında bir selam ve saygı ifadesidir. Dinî literatürde peygamberlerin adını söyledikten sonra “aleyhisselam” derken, Peygamber Efendimiz için “Aleyhissalâtü vsselam” veya “Sallallâhu aleyhi vesellem” deriz.

“Aleyhisselam” ifadesi peygamberler için kullanılır. Bu söz bırakın bir hayvan için, peygamberlerin dışında hiçbir insan için dahi söylenmez. Çünkü peygamberler, Allah tarafından özel olarak görevlendirilmiş Allah’ın elçilerdir. Peygamberler, insanlığın en yüce ve en yüksek mertebesinde bulunan insanlardır.

Bunun içindir ki, bir mümin, peygamberlerin adını söylerken, onlardan bahsederken, onları anlatırken kullanmış olduğu saygılı ifadeleri ne bir insan için, ne de bir hayvan için kullanmamalı. Hele hele bir hakaret anlamı taşıyan “öküz” lafıyla birlikte hiçbir zaman kullanma cüretinde bulunmamalı.

 daideruni.wordpress.com/2007/01/16/agzimizdan-cikan-sozlere-dikkat/

 

Zerdüştlük

22 Mayıs 2007

İranlı Zerdüşt tarafından kurulan tek tanrılı inanç sistemi. İnanılan tek tanrıya verdikleri Ahura Mazda adıyla bağlantılı olarak Mazdeizm de denir. Sonraki dönemlerde ise daha çok Mecusilik adıyla anılmıştır.

Tek tanrılı bir inanç sistemi getirdiği için kimilerince peygamber olarak kabul edilen Zerdüşt’ün hayatıyla ilgili bilgiler daha çok efsanelere dayanır. Zerdüştçülerin inanışına göre Zerdüşt, Büyük İskender’den 258 yıl önce ortaya çıkmıştır. Büyük İskender, Ahameniş hanedanının (M.ö. 559-330) merkezi Parsa’yı (Persepolis) M.ö. 330′da ele geçirdiğine göre Zerdüşt, Harezm’in kralı olduğu sanılan Vistaspa’ya inançlarını M.ö. 588′de kabul ettirmiş olmalıdır. O sırada 40 yaşında olduğu inancı doğru kabul edilirse, doğum tarihinin M.ö. 628 olması gerekir.

Spitamalar adıyla bilinen soylu bir aileye mensub olan Zerdüşt, “Bilge Tanrı Ahura Mazda’dan vahiy aldığını” öne sürerek eski İran dinini yeniden biçimlendirmeye çalıştı. İnanç sisteminin temelini tapınılacak tek tanrı, en yüce tanrı Ahura Mazda oluşturur. Ahura Mazda, göklerin ve yerin, diğer bir deyişle maddî ve manevî dünyaların yaratıcısıdır. Birbirini izleyen karanlıkla aydınlığın kaynağı, evrensel adaletin yaratıcısı, doğanın merkezi, ahlakî düzeninin kurucusu ve tüm dünyaların yargıcıdır.

Ahura Mazda, başlıca altı niteliğe sahiptir. Bunlar doğruluk ya da kusursuz düşen (aşa vahishta), iyi akıl (vohu monah), iyiliksever bağlılık (spenta armaiti), yararlı egemenlik (kshathra vairya), bütünlük ya da kusursuzluk (haurvatat) ve ölümsüzlüktür (ameratat). Bu nitelikler kutsal ölümsüzler (ameşa spenta) denilen altı göksel varlık ya da melek olarak da düşünülür. Kutsal ölümsüzlerin simgelediği iyi nitelikleri Ahura Mazda’ya inananlar da edinebilirler. Bu nitelikler ilahî düzenin işleyişini yansıttıkları ve Bilge Tanrı’yı izleyenleri birbirine bağlayan düzeni oluşturdukları için, Ahura Mazda’nın dünyasıyla ona inananların dünyası birbirine yaklaşmış olur.

Zerdüşçülük’ün kutsal kitabı, hikmet ve bilgi anlamına gelen Avesta’dır. Avesta, üç ana bölümden oluşur. Yasna adını taşıyap ilk bölümde dinî törenlerde okunan ilâhiler yer alır. Zerdüşt’e ait olduğu kabul edilen Gatha’lar da bu bölümdedir. Toplam 896 mısradan oluşan Gatha’l-ar, Gat denilen beş manzumedir. Manzumeler Esnud Gat, Uştad Gat, Spentmend Gat, Vaşnu Hişter Gat ve Vehiştvet Gat adlarını taşır. Çeşitli ilâhilerin oluşturduğu ikinci bölüm Yuşt adını taşır. Videvdat denilen üçüncü bölüm de “şeytanlara karşı kanun” biçiminde adlandırılır. Bu bölümde şeytanlara karşı tılsımlar ve temizlenme kuralları yer alır.

Zerdüşt inançlarına göre, ölümsüzlüğün ve sonsuz mutluluğun geçerli olduğu hak ve doğruluk ülkesinin mutlak hakimi olan Bilge Tanrı Ahura Mazda’nın karşısında, kötülüğü simgeleyen Ehrimen yer alır. Bu inanış Zerdüştçülük’ün ikici (dualist) yönünü oluşturur. Ehrimen’in peşinden gidenler, özgür iradeleriyle onu seçtikleri için kötü olurlar. Bu ahlakî ikicilik Zerdüşt’ün kozmoloji anlayışından kaynaklanır. Bu anlayışa göre başlangıçta “hayat ile hayat olmayan” arasında seçim yapma özgürlüğü bulunan iki ruh karşı karşıya gelmiştir. Bu ilk seçim, iyilik ve kötülük ilkelerinin kaynağıdır. “Adalet ve Hakikatin Egemenliği” iyilik ilkesiyle, “Yalanın (Druc) Egemenliği” ise kötülük ilkesiyle bağlantılıdır. Yalanın ülkesi daeva denilen kötü cinlerle doludur. Kendi iradeleri ve kararlarıyla iki karşıt ilkeye dönüşen iki ruhu da Ahura Mazda’nın yaratmış olması, kozmoğonik ve ahlakî ikiciliğine karşın Zerdüşt dininin tek tanrıcı niteliğini korumasını sağlamıştır.

Bilge Tanrı, kutsal ölümsüzlerin de yardımıyla sonunda kötülüğün simgesi Ehrimen’i yok edecektir. Bu inanç, kozmik ve ahlakî düzlemlerde ikiciliğin ortadan kalkacağı anlamına gelir. Ama bu ikici anlayış Zerdüşt’ten sonraki dönemlerde yeniden önem kazanmış, artık Hürmüz (Yaratıcı) ya da Ormazd olarak anılan Ahura Mazda’nın Ehrimen’l-e eşit konumda görülmesine neden olmuştur. Buna göre zamanın başlangıcında dünya, biri iyinin, diğeri kötünün egemenliği altında bulunan iki alana bölünmüştür. Her insan bunlar arasında seçim yapmak zorundadır; kendi iradesi doğrultusunda ya Bilge Tanrı’yı ve onun egemenliğini ya da Yalan ülkesinde hüküm süren Ehrimen’i seçecektir. İnsanın karar verme özgürlüğü, kendi kaderini belirlemesi ve ondan sorumlu olması sonucunu doğurmuştur. Doğru insanın ödülü, sonsuz dürüstlük ve ölümsüzlüktür. Yalanın yanında yer alanlarsa, yalnız Bilge Tanrı tarafından yargılanıp cezalandırılmakla kalmayacak, kendi vicdanlarınca da mahkum edilecektir. Bu insanların ölümden sonra sürdüreceği hayat, İslam’daki Cehennem hayatına benzer, insan bir kere seçimini yaptıktan sonra geri dönüş yoktur. Bu nedenle dünya, birbiriyle savaş durumundaki iki topluluğun oluşturduğu iki zıt kutup ,olarak algılanır.

Günah insanı kötü güçlerin esiri kılar. Erdemler iyiliğin nihai üstünlüğüne yardım eder. Doğru yaşama, ahlakî emirlere uyma başlıca esaslardır. Ahlakî emirler iyi düşünce, iyi söz ve iyi iş diye özetlenir. Yoksullara cömert davranma, misafirperverlik, bütün kötülüklerden uzak kalma, toprağı sürme, sığırlara bakma, sıkıcı şeyleri ortadan kaldırma da başlıca erdemlerdir. Temiz hayvanları, özellikle köpekleri öldürme büyük günahtır. Zina yasaktır. Bazı cinsel konular ve ölü bedenine dokunma kirlenmeye yolaçar ve arınmak için özel ayinler gerektir.

Gathalarda Zerdüşt’ün kıyamet ve ahiret hayatıyla ilgili inançları da açıklanır. Bu ilâhilerin hemen her satırında ölümden sonra insanı nelerin beklediğinden söz edilir. Bu dünyadaki hayat, ölümden sonraki hayatın uzantısıdır. Bilge Tanrı tüm iyi davranış, söz ve düşünceleri ödüllendirip kötülerini cezalandıracaktır. Ölülerin ruhları, herkeste korku ve kaygı uyandıran Karşılık Köprüsü’nden (Cinvat Peretu) geçecektir. Ahura Mazda’nın yargısından sonra iyi ruhlar sonsuz mutluluk ve ışık ülkesine, kötü ruhlar da korku ve karanlık ülkesine gönderilecektir.

Daha sonraları, Zerdüştçülük çevresinde gelişen kozmolojinin dramatik bir akış olarak gördüğü dünya tarihi her biri 3 bin yıl süren 4 dönemden oluşur. Ezeli, öncesiz zamanda, aydınlıkta duran Hürmüz ile onun altında karanlıkta duran Ehrimen vardır. İlk 3 bin yılın sonunda, Ehrimen, kendisini Hürmüz’den ayıran Boşluk’u geçerek ona saldırır. Ehrimen’l-e mücadelesinin sonlu ölçülerle gerçekleştirilmediği sürece sonsuza kadar süreceğini gören Hürmüz, onunla mücadelesinin süresini sınırlayan bir anlaşma yapar. Arkasından, Zerdüşt inançlarının özünü içerdiğine ve duaların en kutsalı olduğuna inanılan Ahuna Vainya’yı okur. Büyük bir korkuya kapılan Ehrimen, Cehennem çukuruna yuvarlanır ve ikinci 3 bin yılı orada geçirir. Bu dönemde Hürmüz, evreni yaratmaya girişir. Önce, kutsal ölümsüzlerin de içinde bulunduğu ruhlar âlemini, ardından onun maddi karşılıkları olan gökyüzü, yeryüzü, bitkiler, İlk Öküz ve İlk İnsan Gayomart’ı yaratır. Sonra da insan ruhlarına iki seçenek sunar: Sonsuza kadar doğum öncesi durumlarında kalmak ya da bir bedene bürünüp dünyaya gelerek Ehrimen’l-e mücadelesinde Hürmüz’e yardım etmek. Ruhlar doğmayı ve Hürmüz’l-e birlikte mücadele etmeyi seçerler. Bu arada Ehrimen de altı kötü cin ve Hürmüz’ünkine karşıt yapıda bir maddî âlem yaratır.

İkinci 3 binin sonunda Ehrimen, İlk Kadın olan Fahişe’nin kışkırtmasıyla gökyüzüne saldırıp Hürmüz’ün yarattığı dünyaya kötülüğü yayar. Onun öldürdüğü Gayomart’ın cesedinden insan soyu ile ilk metaller, İlk Öküz‘ün cesedinden de hayvanlarla bitkiler türer. Üçüncü dönemde Ehrimen, maddî dünyaya egemen olursa da, ondan kaçmayı başaramaz. Onu bu tuzağa düşüren Hürmüz’dür ve Ehrimen, kendi felaketini kendi eliyle hazırlamıştır. Son 3 bin yıllık dönem, yeryüzüne dinin gelişiyle, yani Zerdüşt’ün doğumuyla başlar. Bu dönemi oluşturan her bin yılın sonunda Zerdüşt’ün ölümünden sonra doğan oğullarından biri onun halifesi olarak ortaya çıkacak ve dünyayı kurtarma görevini üstlenecektir. Üçüncü ve son kurtarıcı Saoşyans, son yargıyı gerçekleştirecek, ölümsüzlük içkisini dağıtacak ve yeni dünyanın yolunu gösterecektir. Saoşyans, Kansava Gölünde yıkanan bir bakirenin, o gölde bulunan Zerdüşt’ün tohumuyla gebe kalması sonucu doğacaktır. Böylece ölülerin dirilmesi başlayacaktır. İlk İnsan Gayomart’ın kemikleri hayat kazanacak, bütün ölüler tekrar vücutlarına kavuşacak ve bir yerde toplanacaklardır. İyilerle kötüler ayrılacak, iyiler Cennet’e, kötüler Cehennem’e gidecektir. Üç gün kalındıktan sonra bütün yaratıkları Ateş Irmağı’ndan geçecek, ateş kötüleri temizleyecek, şeytanlarla bütünleşenler dışında herkes Ahura Mazda’nın ülkesine geçecektir. Böylece sonlu zaman, 12 bin yıllık aradan sonra, içinden koptuğu ezeli, öncesiz zamanla yeniden birleşecektir.

Zerdüşt’ün kurduğu inanç sistemi, onun ölümünden sonra bugün Afganistan’ı oluşturan topraklara doğru güneye ve batıda Medlerle Persler arasında yayıldı. Bu arada eski dinlere özgü öğeler de canlandı, eski tanrılarla tanrıçalara yeniden tapınılmaya başlandı. Bu dönemde Zerdüşt rahipler dinî temizlik idealini ateşle simgelediler. Bu rahipler “ateş yakıcılar” olarak anılmaya başladılar. Müslümanların İranlıları “ateşe tapıcılar” olarak nitelendirmelerine neden olan ateş kültü, İran dinî yapısının en göze çarpan niteliği halini aldı. Ateş tapınakları, güneş ışığının bile sızmasına izin vermeyecek şekilde yapılıyor, buradaki kutsal ateşe insan eli değdirilmiyor, nefesle kirletilmiyordu. Ateşi maşa ve kürekle besleyen rahipler ellerine eldiven giyiyor, ağızlarını örtüyorlardı. Ayinle temizlenmiş odunlarla beslenen ateşten evlere götürülmesi durumunda kesinlikle söndürülmüyordu.

İslâm’ın İran’da yayılmasından sonra, Zerdüştçülük sınırlı biçimde daha 3 yüzyıl varlığını sürdürdü. 8-10. yüzyıllarda ise artık yaşama şansını tümüyle yitirdi. Bunun üzerine son Zerdüştçüler İran’ı terkederek Hindistan’a göçtüler. Hindistan’da varlıklarını hâlâ sürdüren Zerdüştçülere Parsiler denilmektedir.

Günümüzde Parsilik olarak adlandırılan Zerdüştçülük, güçlü monoteist bir karakter taşımaktadır. Ateş, yine tanrıyı simgelemektedir. Eskiden olduğu gibi içinde sürekli ateş yapan tapınakları vardır. Bu tapınaklara Parsi olmayanlar alınmaz. Günde beş kez, ateşin temizliğini korumak için temizleme ayini yapılır. Rahipler denetiminde yapılan ayinlerde Avesta’dan ilâhiler okunur. Sunu ve kurbanlara büyük önem verilir. Ölüler, kentten uzak “dakhma” denilen ölü kulelerine bırakılır. Necis sayılan bu kuleler 4-5 metre yüksekliğinde silindirik yapılardır. Terasına çıplak biçimde yatırılan ölülerin etleri akbabalar tarafından yenilir, kemikleri güneşte kurur. Daha sonra bu kemikler kule içinde depolanır. Böylece toprağın kirletilmediğine inanılır.

Ahmet ÖZALP

www.sevde.de/islam_Ans/Z/30.htm

Yahudilik-öküz

17 Mayıs 2007

Peraşamızda, çalışmanın öneminden nerede bahsedilir?
– Bir öküzü çalıp kesmek ya da başkasına satmak durumunda öngörülen cezadan. Normal şartlarda hırsızlığın cezası, çalınan malın iki katını ödemektir. Eğer çalınan küçükbaş bir hayvansa ceza 4 kat ödeme şeklindedir. Ama öküz gibi büyükbaş bir hayvan çalınmış ve sonra satılmış ya da kesilmişse, ceza öküzün beş katının ödenmesini gerektirir. Bu cezanın yüksekliğinin nedeni, öküzün sahibinin, çalınan hayvanının yokluğunda tarlasını sürememesinden kaynaklanan iş kaybını tazmin etmektir (21:37).

http://www.sevivon.com/show_perasa.asp?id=414

Yahudi yasaları – öküz

17 Mayıs 2007
Hakan Yılmaz Çebi
haycebi@mynet.com

GİZLENEN TALMUD YASALARI – ŞEYTANIN MUSKASI-


evgili dostlarım, bir aya yakın uzun bir süre görüşemedik…Karadeniz’in şirin kasabası toprağım, memleketim, ecdadımın kara toprağında yattığı Sürmene’me gittim…

Cennet gibi bahçelerde insanın ruhunu ve kainatı dinlemesi için yapması gerekenleri yapmaya çalıştım. Haliyle bedenimi de yeni mücadele sanatları için modifiye ettim…

Döndüğümde iki sürprizle karşılaştım. Birincisi ben İstanbul’dan ayrılır ayrılmaz adeta yokluğumuzu tamamlarcasına GİZLENEN TALMUD YASALARI kitabımız piyasaya çıkmış. Bir ay gibi bir süre de ikinci baskı yaparak okuyucularımızı aydınlatma görevini ifa etmeye başlamış… Yazdırana şükür…

İkinci sürpriz de henüz İstanbul’a geldiğimin ikinci günü yaşadım.METAL FIRTINA’NIN yazarlarından sevgili Orkun Uçar’la. Karakutu yayınları adına hazırladığımız YERALTININ GİZLENEN TARİHİ/ KARA DİVAN isimli eserimiz de sahaya inmesi oldu. Bir takım haber kanallarının ana haber bültenlerine konu olacak bir özel mevzu var içinde.

Şunu da iftiharla belirtmek isterim ki bu kitabın ağırlıklı konusu NETPANO’da yazdığımız köşe yazıları oldu. Bu bilgileri saklamamız gerektiği konusunda bizi ikna eden ve yazmaya teşvik eden Baki Günay kardeşime huzurunuzda bir kez daha teşekkür ediyorum.

****

Dünya ve Türkiye gündeme şimdilik hiç girmeyeceğim…

Bildiklerimi saklayacağım, TÜRKİYE’NİN “ BÜYÜK TÜRKİYE “ OLMAMASI için “AT İZİNİ İT İZİNE KARIŞTIRANLAR” a pirim vermemek için bunu yapacağım. Zira AT’ları ya da İT’leri ayrıştırmak Hızır gibi birinin tedrisinden geçmekle mümkün!!! ÖYLE MASA BAŞI FONDİP ÜSTÜNE FONDİPLENİP, BEYNAMAZ PLANLARLA BU ÜLKE KURTARILMIYOR. YÖNÜNÜ, GÜCÜNÜ ALLAH’TAN ALMAYAN VE MÜNAFIKLARDAN OLUŞAN HİÇ BİR HAREKETE ARTIK ASLA VE KAT’A İZİN YOK!

Nasıl BÜYÜK TÜRKİYE STRATEJİSİ”NİN mimarlarından Em. Kurmay Albay Abdülvahit bey 1960 yılındaki ihtilalin kullanıldığını itiraf edip, yönünün saptırıldığını ifa etmişse ve hazırladığı bu stratejiyi KEVN-Ü KAİNAT’ın sahibine yaslayıp bina etmişse aklınca TÜRKİYE’Yİ DÖNÜŞTÜRMEYE ÇALIŞANLAR DA bu muhterem zatın hayatını ve eserlerini iyi okumalıdırlar. Zira Başbakanlık Eski Müsteşarı Kemal Bey’le buluşacağı gün Beyazıt gibi trafiğin pek ağır işlediği bir yerde trafik kazasıyla ortadan kaldırılan bu zatın kaleme döktüğü bu strateji ‘ÇARIKLI ERKAN-I HARP’ ve “RİCALİ GAYB” tarafından bizzat plandı ve takipçisi de bizzat kendileridir EVVELALLAH!!!

Be bu köşe yazımda “GİZLENEN TALMUD YASALARI” ndan biraz örnek vermek istiyorum; bakınız dünyayı yönetenler hayata, insanlığa hangi gözle bakıp hayatlarını nasıl programlamışlar. ŞEYTAN’IN MUSKASI olan isimler, armalar, logoları ise İnşaallah başka bir yazımızda ele alacağız.

***

Sanhedrin sayfa 400; “ emir 59 a” da; Rabbi Johanan emirleri şöyledir:

“Talmud Torah’ı tetkik eden bir gayri yahudinin hak ettiği şey ölümdür. Çünkü bu onun için değil bizim için yazılmıştır. Bu bize bırakılan mirastır”. 

 Bu nasıl bir ceza:

KIZGIN İNSAN PİSLİĞİNDE KAYNATILMAK 

Gene İbrani hurafesi ile uğraşan “GITTIN” adlı eserin sayfa 261, “emir 56b-57a” da, “Talmut ermişlerinin sözleri ile alay edenlerin cezası kızgın insan pisliğinda kaynatılmaktır” der. Babil Talmut’unun 154. sayfasının 18 ve 19’uncu satırlarında aynen bu kelimeler vardır: “Bir şahıs Talmut’u inkar ederse hayatının sonuna kadar rahat yüzü görmez”.

Talmud’un Baba Bathra 54 kısmında şöyle denir:  

“Gayri Yahudinin sahip olduğu mal, çölde ayağınızın altındaki sahipsiz araziye  benzer, kim evvel alırsa onun olur”. Tevekkeli değil tarih boyunca kimin eline bir Talmut geçse koşup yakmış, eğer Talmut’u aklı selim sahibi insanlar bugüne kadar bu şekilde yakmasa idiler belki bugün “Talmut bizim evimizi barkımızı yakacaktı”.  

İşte merak ettiğiniz Talmut’tan bazı kurallar (!) 

Baba Kama 37b kısmı: 

Eğer bir Kenaninin (kenaniler gayri Yahudi bir kavimdir) öküzü bir Yahudi’nin öküzünü boynuzlayıp yaralarsa Kenani ceza görmelidir ve gene bir Yahudi’nin öküzü başka bir Yahudi’nin öküzünü boynuzlarsa oda layık olduğu şekilde cezalandırılmalıdır. Fakat bir Yahudinin öküzü bir Kenani’nin öküzünü boynuzlarsa ceza söz konusu olmaz”. 

Baba Kama 113b:  

Bir biraderin kaybolmuş koyunu derhal kendisine iade edilmediği takdirde, iade etmeyen şahıs cezayı hak etmiştir. Fakat bu mal gayri Yahudiye aitse iş değişir. Gayri Yahudinin malı bizlerde kalmalı ve malı iade eden cezaya çaptırılmalı. Bu mevzuda Yahudi atalarına ati misaller verilir. “R. Phinehas B. Yair’e göre gayri Yahudi birinin malını iade etmek cürümdür. Samoel ise şunu anlatır; gayri Yahudinin hatalarından istifade edilmelidir, bakır zanın ile bir gayri Yahudi’den altın bir kap aldım. Hem altın kabın altın olduğunu söylemedim hem de üstelik gayri Yahudiye vermem gereken 4 zuz (eski İbrani parası) yerine 3 zuz verdim. Rabbi Ashi bir gün büyük bir şaraphanenin yanından geçerken duvardan sarkmış üzümler görmüş ve yanındaki uşağına “Git bak bakalım üzümlerin sahibi Yahudi mi, Yahudi ise toplamayalım, Yahudi değilse toplayalım” demiş.  

Sanhedrin 76 b-76a: 

“Yehova bir gayri Yahudiye malını iade edeni kesinlikle affetmez”

Burada gayri Yahudi kelimesine kamuflaj yapılmış ve “kuti” denmiştir. Bu gayri Yahudileri kuşkulandırmamak için ta o zamanlardan beri tatbik edilen bir usuldür.  

Sanhedrin 57a kısmının altındaki “5” numaralı notta şöyle ednmektedir: “Kuti” kelimesi “Goy” yani gayri Yahudi manasına gelir. 

Yahudi gayri Yahudi arasında ceza durumu: Talmud’un Sanhedrin 57a kısmı: Eğer bir kuti (gayri Yahudi) bir yahudinin malını çalar, gasp eder, Yahudiye ait güzel bir kadını kaçırırsa derhal bunları iade etmek mecburiyetindedir fakat aynı işler bir Yahudi tarafından yapılırsa aldığı malları ve kaçırdığı kadını muhafaza edecektir. 

Gayri Yahudilerin öldürülmesi hakkında gene Sanhedrin 57a’da şu malumatı buluyoruz: 

“Bir kuti bir yahudiyi öldürürse cezaya çarptırılır fakat bir Yahudi bir kutiyi öldürürse cezaya çaptırılmaz”.  

Medeni okuyucu bu hususlar için “bunlar tarihtir artık hükmü kalmamıştır. Yahudiler belki zaman içersinde ehilleşerek iyi mahluklar olmuşladır” diyebilir ancak şunu hatırlatmak isteriz ki bu emirleri ve kuralları yazanlar Yahudi belleğini oluşturmak için yazmışlar. Zaten bu belleğin ve stratejilerin dışına çıkanlar Yahudilik’ten de çıkıyorlar. Bizim ve dünyanın sorunu Musevi vatandaşlarla değil doğmatik ve şeytani emirlerle hareket eden Siyonist Yahudiler ve onların tabi oldukları insanlık düşmanı canice hazırlanmış komutlar. 

  ****

      

Kethuboth 

   Rabbi Dr. Samuel Daıches 

  London, 1936 

 Talmud’un en çirkin cinsi rezalet kısmı “Kethuboth” tur. Elimizdeki eski İbranice “kethuboth”lar ile haham Dr. Samuel Daiches ile Dr. Israel W. Slostski tarafından inceden inceye araştırılarak, İbranice bilmeyen yahidilere etüd için dağıtılan “kethuboth”da mevcuttur.

Kethuboth 11b çocuklar için cinsi temas yapan büyükler ve ile cinsi temasta kullanılan çocuklar hakkında şu garip fikri ileri sürer:

“Bir büyük küçük bir kız ile cinsi temas yaparsa bu göze girmiş bir parmak gibi kabul edilmeli. Keza bir çocuk bir kadınla temas ederse buda kadının cinsi uzvuna bir çubuk girmiş olarak kabul edilmeli. Bir büyük tarafından bir çocuk baştan çıkartılıp ırzına geçirilirse bu ırza girme hadisesi olarak kabul edilmeli, bir büyük tarafından bir çocuk baştan zıkartılıp ırzına girilirse  bu ırza geçme hadisesi olarak değerlendirimemeli; “Nasıl ki gözyaşı tekrar ve tekrar yeniden insanın gözüne gelirse üçyaşından küçük iken cinsi temasta bir kızanda bekareti geri gelebilir”. Küçük yaşlarda erkeklerle yatmış bir kız çocuğu evlenirken bu vaziyeti kocasına bildirmeli aksi halde kan gelmez ve kocası da bu vaziyetten hoşlanmaz.” 

Kethuboth 11b devam ediyor; “bir Yahudi kızının bekareti iki yüz zuz (eski Yahudi parası) değerindedir. Bu pazarlıkla daha evvelinden verilebilir.  

Kethuboth 51b; 

“Bir kadın kocasının izni ile parasını vererek kendisi ile cinsi bir şekilde alakadar olacak bir şahıs kiralarsa, bunda hiçbir kabahat yoktur fakat bu kiraladığı şahıs gayri Yahudi ise bu kabahattir zira kazançlı çıkan gayri Yahudidir. Fakat aynı vaziyet, bir Yahudi erkeği ile gayri Yahudi bir kız arasında vuku buluyorsa zararı yoktur fakat Yahudi erkeği bu gayri Yahudi kızla evlenmemeğe çok dikkat etmelidir”. 

Kethuboth 56a 

Bütün cinsi işler akşam karanlığında yahut karanlık odada yapılmalıdır. Sebebi açık havada böyle işler yapılsa herkes işini gücünü bırakır seyre dalar ve daha fenası işlerini yapacak yerde cinsi temas yapan adamı taklit etmeye çalışır. Fırıncının ekmeği yanar, üzümcünün üzümlerini gayri Yahudiler çalar, çanakçının  çanağı elinden düşer kırılır, nöbetçinin gözü döner şehri düşman basar. Karanlıkta bu işi yapmanın bir başka sebebi de,  eğer bu cinsi teması bir gayri Yahudi ile yapıyorsanız bu gayri Yahudi kimseyi şahit olarak gösteremez hatta kendisi bile yüzünüzü iyi göremez. 

KETHUBOTH 111a 

“Yeryüzünde bütün memleketler İsrail toprağı yanında aşağılık kalır” 

Kethuboth 111b:  

“Dünyada hakimiyet sağlayacak en önemli unsurlardan biri çok üremektir. Bütün yeryüzündeki gayri Yahudiler eşektir. O gün geldiği zaman bunlar yer altında kendileri için kazılmış olan yerlere girip ebediyen yer altında yaşayacaklardır”. 

İĞRENÇ İLİŞKİLER 

Kethobuoth 76 a: 

“O adamki kızkardeşi ile beraber yatıp, kendilerini cinsi zevklere bırakırlar ve kız kardeşi bunu şikayet etmez, bunda bir kabahat yoktur fakat kızkardeş şikayette bulunursa bu işi tekrarlamamsı bu adama bildirilir”. O şahıs ki daha annesi yaşlı değildir ve babası ölmüştür ve validesi yabancı erkeklerin koynuna girmek istemez ve kendi oğlu ile yatmak ister ve keza oğluda validesi ile yatmak isterse böyle bir vaziyette eğer bu işler zor kullanılmadan yapılıyorsa, bize düşen bir vazife yoktur t ki oğul evlenme yaşına gelip de başka bir kızla evlenmek talebinde bulunur ve validesi  buna mani olmak isterse, oğul kendi karısının cinsi arzularını hem de annesinin cinsi arzularını tatmin etmeli ta ki validesi başka bir erkek buluncaya kadar. 

Kethuboth 61b: 

“bir gayri Yahudi Yahudi kızından istifade ederse, bir Yahudi kadınını baştan çıkartırsa bir Yahudi çocuğunu kirletirse, Yahudi umumi bir Yahudi kadını ile temas edip kadına parasını vermezse cezaya çarptırılır. Eğer bir Yahudi umumi kadını kullanıp parasını vermemiş ise parası alınır ve değnekle dövülür, bir Yahudi kadınını baştan çıkartı ise ölünceye kadar taşlanır. Bir Yahudi kızını kirleten gayri Yahudi’nin başı yarım kesilir ve yavaş yavaş öldürülür. Bütün bunlar bilhassa gayri Yahudilerin önünde yapılmalı ki bunlara müthiş bir ibret olsun ve bizim dehşetimiz karşısında titresinler ve Yahudiye dokunmaya bir daha yeltenmesinler.” 

Şimdi de Talmut Yebamoth kısmına geçelim. 

  *******

       Yebamoth 

    Dr. Israel W. Slotkı 

    London, 1936 

Talmud’un Yebamoth kısmı 59 a ve 59b

Talmud’un bu kısmında son derece hoş bir şeymiş gibi kadınların birbiri ile ve hayvanlarla yaptıkları şehvani münasebetlerden bahsedilir. Tm dünyaya pornografiyi yayan zihniyetin kökenini öğrenmemiz açısından talmud’un bu bölümlerini çok sıkılmamıza rağmen hakikatler gün gibi açığa vermek amacıyla sizlerle paylaşmak istedik. Sıkıldığınız yerde ne olur kitabı bırakınız. Zira yazarken de biz sık sık bilgisayarımızın klavyelerindeki tuşlara basmaktan imtina ettik… 

Talmud’un Yebamoth kısmı 59 a ve 59b : 

“bir dul kendini tatmin için her türlü usulere başvurabilir”. Bir kadın sebepler göstererek hayvan ile hayvani münasebetleri ilerletirse bunda münasebetsiz bir şey yoktur. Böyle işlere zevklere heveslenmeyen kadın bulunmaz. Bu sebepten bu gibi zevklere kedini veripte sonradan evlenmeyi düşünen kadını bir haham bile alabilir.  Bu mevzunun altında 4 numaralı notta aynı şey belirtilmekte ve gayri tabi bir şekilde çiftleşmiş bir kadını bir “baş haham” dahi alabilir  denilmektedir.  

Gene Yebamoth ” 59b” devam ediyor, Rabi Shimi b. Hiyya ya göre bir hayvanla ya da insan olmayan bir şey ile cinsi temas yapan kadığn bir haham bile alabilir… Rabi R. Dimi’nin anlattığı bir misal ise şöyledir: harikulade çok güzel bir kadın sıcaktan biraz açık giyinmiş bir şekilde yeri silerken maruf köpeklerden biri kapıda zuhur etmiş…. Kısa bir zaman sonra da kadın bir rahiple evlenmek için izin alabilmiş. Fakat para ile kendisini satan bir kadın para mukabilinde müşterilere zevk vermek için bir köpekle cinsi münasebet yaparsa bu başka türlü kabul edilir ve Hahamlıkça hoş görülmez. 

Yebamoth 60b’de iş daha ileri gitmiş olarak karşımıza çıkmaktadır. “Yahudiliğe döndürülmüş bir kız, üç yaşından bir gün fazla olrusa bir haham onunla evlenebilir. 60b ‘not kısımlarında daha etraflıca  malumat var ki bu malumatı vermeye ne benim ne de sizin sinirleriniz daha fazla kaldırmaya müsaade etmez. 

Son olarak Yebomoth 63a ‘da geçen yukarıdan dokuz, on, onbir ve onikinci satırlar aynen şöyle der, “Elazar şöyle ilave etti: Adem bütün hayvanlar ile çiftleşmiş fakat Havva’nın verdiği tadı hiç birinde bulamamıştı”.   

“YEBOAMOTH 103 b, Yılan Havva’nın içine müthiş bir şehvet sokmuştur”. Böylelikle insanlığın babası adem bütün vaktini hayvanların kucağında geçiriyor Havva ise Adem’den evvel bekaretini bir yılana veriyor demektir… 

“YEBOAMOTH 55 b, Böylelikle “o şahıski akrabası kız ile cinsi temas edip bekaret zarını yalnızca gevşetir. O adamdan şikayet edilmemelidir”. Ölmüş kadın ile temas o kadının hayattaki vaziyetinde iken yapılan temas gibi kabul edilir. Kadın evli ise her ne kadar ölmüş olsa bile gene evli bir kadın olarak kabul edilir ham de ölmüş bir kadınla çiftleşmek meniyi ziyan etmek demektir”. 

Sanırım bu aşamadan sonra devam etmek hem şahsımı hem de okuyucumuzu üzecektir. Mesele anlaşılmıştır diyerek  sırrı ifşa edilecek yeni bir kabal geçiyoruz. 

  *****

Rabbi Dr. Samuel Daıches 

      London, 1936 

 Talmud’un en çirkin cinsi rezalet kısmı “Kethuboth” tur. Elimizdeki eski İbranice “kethuboth”lar ile haham Dr. Samuel Daiches ile Dr. Israel W. Slostski tarafından inceden inceye araştırılarak, İbranice bilmeyen yahidilere etüd için dağıtılan “kethuboth”da mevcuttur.

Kethuboth 11b çocuklar için cinsi temas yapan büyükler ve ile cinsi temasta kullanılan çocuklar hakkında şu garip fikri ileri sürer:

“Bir büyük küçük bir kız ile cinsi temas yaparsa bu göze girmiş bir parmak gibi kabul edilmeli. Keza bir çocuk bir kadınla temas ederse buda kadının cinsi uzvuna bir çubuk girmiş olarak kabul edilmeli. Bir büyük tarafından bir çocuk baştan çıkartılıp ırzına geçirilirse bu ırza girme hadisesi olarak kabul edilmeli, bir büyük tarafından bir çocuk baştan zıkartılıp ırzına girilirse  bu ırza geçme hadisesi olarak değerlendirimemeli; “Nasıl ki gözyaşı tekrar ve tekrar yeniden insanın gözüne gelirse üçyaşından küçük iken cinsi temasta bir kızanda bekareti geri gelebilir”. Küçük yaşlarda erkeklerle yatmış bir kız çocuğu evlenirken bu vaziyeti kocasına bildirmeli aksi halde kan gelmez ve kocası da bu vaziyetten hoşlanmaz.” 

Kethuboth 11b devam ediyor; “bir Yahudi kızının bekareti iki yüz zuz (eski Yahudi parası) değerindedir. Bu pazarlıkla daha evvelinden verilebilir.  

Kethuboth 51b; 

“Bir kadın kocasının izni ile parasını vererek kendisi ile cinsi bir şekilde alakadar olacak bir şahıs kiralarsa, bunda hiçbir kabahat yoktur fakat bu kiraladığı şahıs gayri Yahudi ise bu kabahattir zira kazançlı çıkan gayri Yahudidir. Fakat aynı vaziyet, bir Yahudi erkeği ile gayri Yahudi bir kız arasında vuku buluyorsa zararı yoktur fakat Yahudi erkeği bu gayri Yahudi kızla evlenmemeğe çok dikkat etmelidir”. 

Kethuboth 56a 

Bütün cinsi işler akşam karanlığında yahut karanlık odada yapılmalıdır. Sebebi açık havada böyle işler yapılsa herkes işini gücünü bırakır seyre dalar ve daha fenası işlerini yapacak yerde cinsi temas yapan adamı taklit etmeye çalışır. Fırıncının ekmeği yanar, üzümcünün üzümlerini gayri Yahudiler çalar, çanakçının  çanağı elinden düşer kırılır, nöbetçinin gözü döner şehri düşman basar. Karanlıkta bu işi yapmanın bir başka sebebi de,  eğer bu cinsi teması bir gayri Yahudi ile yapıyorsanız bu gayri Yahudi kimseyi şahit olarak gösteremez hatta kendisi bile yüzünüzü iyi göremez. 

KETHUBOTH 111a 

“Yeryüzünde bütün memleketler İsrail toprağı yanında aşağılık kalır” 

Kethuboth 111b:  

“Dünyada hakimiyet sağlayacak en önemli unsurlardan biri çok üremektir. Bütün yeryüzündeki gayri Yahudiler eşektir. O gün geldiği zaman bunlar yer altında kendileri için kazılmış olan yerlere girip ebediyen yer altında yaşayacaklardır”. 

İĞRENÇ İLİŞKİLER 

Kethobuoth 76 a: 

“O adamki kızkardeşi ile beraber yatıp, kendilerini cinsi zevklere bırakırlar ve kız kardeşi bunu şikayet etmez, bunda bir kabahat yoktur fakat kızkardeş şikayette bulunursa bu işi tekrarlamamsı bu adama bildirilir”. O şahıs ki daha annesi yaşlı değildir ve babası ölmüştür ve validesi yabancı erkeklerin koynuna girmek istemez ve kendi oğlu ile yatmak ister ve keza oğluda validesi ile yatmak isterse böyle bir vaziyette eğer bu işler zor kullanılmadan yapılıyorsa, bize düşen bir vazife yoktur t ki oğul evlenme yaşına gelip de başka bir kızla evlenmek talebinde bulunur ve validesi  buna mani olmak isterse, oğul kendi karısının cinsi arzularını hem de annesinin cinsi arzularını tatmin etmeli ta ki validesi başka bir erkek buluncaya kadar. 

Kethuboth 61b: 

“bir gayri Yahudi Yahudi kızından istifade ederse, bir Yahudi kadınını baştan çıkartırsa bir Yahudi çocuğunu kirletirse, Yahudi umumi bir Yahudi kadını ile temas edip kadına parasını vermezse cezaya çarptırılır. Eğer bir Yahudi umumi kadını kullanıp parasını vermemiş ise parası alınır ve değnekle dövülür, bir Yahudi kadınını baştan çıkartı ise ölünceye kadar taşlanır. Bir Yahudi kızını kirleten gayri Yahudi’nin başı yarım kesilir ve yavaş yavaş öldürülür. Bütün bunlar bilhassa gayri Yahudilerin önünde yapılmalı ki bunlara müthiş bir ibret olsun ve bizim dehşetimiz karşısında titresinler ve Yahudiye dokunmaya bir daha yeltenmesinler.” 

Şimdi de Talmut Yebamoth kısmına geçelim. 

******

      Yebamoth 

      Dr. Israel W. Slotkı 

      London, 1936 

 Talmud’un Yebamoth kısmı 59 a ve 59b

Talmud’un bu kısmında son derece hoş bir şeymiş gibi kadınların birbiri ile ve hayvanlarla yaptıkları şehvani münasebetlerden bahsedilir. Tm dünyaya pornografiyi yayan zihniyetin kökenini öğrenmemiz açısından talmud’un bu bölümlerini çok sıkılmamıza rağmen hakikatler gün gibi açığa vermek amacıyla sizlerle paylaşmak istedik. Sıkıldığınız yerde ne olur kitabı bırakınız. Zira yazarken de biz sık sık bilgisayarımızın klavyelerindeki tuşlara basmaktan imtina ettik… 

Talmud’un Yebamoth kısmı 59 a ve 59b : 

“bir dul kendini tatmin için her türlü usulere başvurabilir”. Bir kadın sebepler göstererek hayvan ile hayvani münasebetleri ilerletirse bunda münasebetsiz bir şey yoktur. Böyle işlere zevklere heveslenmeyen kadın bulunmaz. Bu sebepten bu gibi zevklere kedini veripte sonradan evlenmeyi düşünen kadını bir haham bile alabilir.  Bu mevzunun altında 4 numaralı notta aynı şey belirtilmekte ve gayri tabi bir şekilde çiftleşmiş bir kadını bir “baş haham” dahi alabilir  denilmektedir.  

Gene Yebamoth ” 59b” devam ediyor, Rabi Shimi b. Hiyya ya göre bir hayvanla ya da insan olmayan bir şey ile cinsi temas yapan kadığn bir haham bile alabilir… Rabi R. Dimi’nin anlattığı bir misal ise şöyledir: harikulade çok güzel bir kadın sıcaktan biraz açık giyinmiş bir şekilde yeri silerken maruf köpeklerden biri kapıda zuhur etmiş…. Kısa bir zaman sonra da kadın bir rahiple evlenmek için izin alabilmiş. Fakat para ile kendisini satan bir kadın para mukabilinde müşterilere zevk vermek için bir köpekle cinsi münasebet yaparsa bu başka türlü kabul edilir ve Hahamlıkça hoş görülmez. 

Yebamoth 60b’de iş daha ileri gitmiş olarak karşımıza çıkmaktadır. “Yahudiliğe döndürülmüş bir kız, üç yaşından bir gün fazla olrusa bir haham onunla evlenebilir. 60b ‘not kısımlarında daha etraflıca  malumat var ki bu malumatı vermeye ne benim ne de sizin sinirleriniz daha fazla kaldırmaya müsaade etmez. 

Son olarak Yebomoth 63a ‘da geçen yukarıdan dokuz, on, onbir ve onikinci satırlar aynen şöyle der, “Elazar şöyle ilave etti: Adem bütün hayvanlar ile çiftleşmiş fakat Havva’nın verdiği tadı hiç birinde bulamamıştı”.   

“YEBOAMOTH 103 b, Yılan Havva’nın içine müthiş bir şehvet sokmuştur”. Böylelikle insanlığın babası adem bütün vaktini hayvanların kucağında geçiriyor Havva ise Adem’den evvel bekaretini bir yılana veriyor demektir… 

“YEBOAMOTH 55 b, Böylelikle “o şahıski akrabası kız ile cinsi temas edip bekaret zarını yalnızca gevşetir. O adamdan şikayet edilmemelidir”. Ölmüş kadın ile temas o kadının hayattaki vaziyetinde iken yapılan temas gibi kabul edilir. Kadın evli ise her ne kadar ölmüş olsa bile gene evli bir kadın olarak kabul edilir ham de ölmüş bir kadınla çiftleşmek meniyi ziyan etmek demektir”. 

Sanırım bu aşamadan sonra devam etmek hem şahsımı hem de okuyucumuzu üzecektir. Mesele anlaşılmıştır diyerek  sırrı ifşa edilecek yeni bir kabal geçiyoruz. 
 

“ÖKÜZ ALEYHİSSELAM!”

14 Mayıs 2007

 

Kötü bir kimseye -hâşâ- “öküz aleyhisselam” demek, insanı uçuruma götürebilecek sözlerden biridir.

Aleyhisselam, “Allah’ın selamı üzerine olsun” anlamında bir selam ve saygı ifadesidir. Dinî literatürde peygamberlerin adını söyledikten sonra “aleyhisselam” derken, Peygamber Efendimiz için “Aleyhissalâtü vsselam” veya “Sallallâhu aleyhi vesellem” deriz.

“Aleyhisselam” ifadesi peygamberler için kullanılır. Bu söz bırakın bir hayvan için, peygamberlerin dışında hiçbir insan için dahi söylenmez. Çünkü peygamberler, Allah tarafından özel olarak görevlendirilmiş Allah’ın elçilerdir. Peygamberler, insanlığın en yüce ve en yüksek mertebesinde bulunan insanlardır.

Bunun içindir ki, bir mümin, peygamberlerin adını söylerken, onlardan bahsederken, onları anlatırken kullanmış olduğu saygılı ifadeleri ne bir insan için, ne de bir hayvan için kullanmamalı. Hele hele bir hakaret anlamı taşıyan “öküz” lafıyla birlikte hiçbir zaman kullanma cüretinde bulunmamalı.

Öküz Alehisselam

13 Mayıs 2007

Kötü kimseye :”Öküz aleyisselam” demek küfre götüren sözler ve haller sınıfına giriyormuş.

www.zipironline.com

Kabir Alemi

13 Mayıs 2007

Abdullah bin Ömer’den söyle dedigi rivayet edilmistir:

Kul, Allah’in yolunda öldürülüp kanindan ilk damla yere düsünce Allah onun bütün günahlarini o damla ile afveder. Sonra, Allah ona Cennetten bir Örtü gönderir. Ruhu onun içinde kabzedilir. Cennetten, ruhunun binecegi bir cesed de gönderilir.

Sonra melekler onu göge çikartirlar. Sanki yaratildigindan beri onlarla berabermis… En sonunda Allah’in huzuruna götürülür. O, meleklerden önce Allah’a secde eder. Sonra melekler de secde ederler. Orda magfirete mazhar olur, temizlenir. Sonra sehidlerin makamina götürülmesi emredilir.

Onlara götürülünce, yesil bahçeler, ipekten çadirlar, içinde bulur onlari. Yanlarinda bir balik var bir de Öküz.., Her gün evvelki gün yedirdiklerinden ayri seyler yedirirler onlara:

Balik Cennet nehirlerinden her güzel kokudan alir. Aksamladigi zaman öküz onu boynuzuyla bogazlar o sehidler, onun etinden yerler, onda cennetin bütün güzel kokularini bulurlar.

Geceleyin Öküz cennette gezer, onun bütün meyvelerinden yer. Sabahladigi zaman balik yanina gider, kuyruguyla onu bogazlar. Onlar da onu yerler. Cennetin bütün meyvelerinin tadini onda bulurlar. Onlar orda makamlarina bakarlar. Makamlarina kavusmak için kiyametin kopmasini isterler. (Bu sehidin halidir)

Mümin kul ise öldügü zaman, Allah ona Cennet’den bir hirka ve Cennet reyhanlarindan bir demetle iki melegi gönderir.

O melekler ona:

— Ey nefsi tayyibe rahat ve reyhana, sana kizmayan Rabbînin huzuruna çik. Ne iyi oldu ki geldin, derler.

O da, bildiginiz en güzel bir misk kadar güzel bir koku gibi çikar, Gögün etrafindaki melekler:

— Sübhânallah bu gün yerden hos, güzel bir ruh gelmis derler. Hangi kapidan geçmek istese ona açilir. Hangi melegin yanindan geçse ona rahmet okur, sefaat eder.

Sonra, Rabbine (Azze ve Celle) götürülür. Melekler ondan önce secde ederler. Ve söyle derler:

— Yâ Rabbi bu senin filan kulundur. Onun ruhunu aldik. Sen onu daha iyi bilirsin.

Allah onlara söyle buyurur:

Ona» «secdeye gitmesini emredin.»

Bunun üzerine onun ruhu hemen secdeye gider. Sonra Mikail (a.s) çagirilir. Ona:

— Bu ruhu müminlerin ruhlari içine birak tâ kiyamet gününde senden isteyinceye kadar onu muhafaza et, denilir.

Kabrinin yapilmasi emredilir; eni yetmis su kadar, uzunlugu yetmis su kadar genislenir. Içine reyhan atilir. Ipek dösenir. Eger Kur’an’dan beraberinde bir sey varsa onu aydinlatir. Yoksa, günes gibi gür bir isik ona yaratilir. Sonra Cennette bakan bir kapi ona açilir. Sabah aksam oturacagi yerine bakar.

Kâfir kul ise, Allah onun ruhunu aldigi zaman, bütün sert seylerden daha sert ve pis kokulardan daha pis kalin bir örtüyü iki melek ile ona gönderir. Ona:

— Ey habis nefis! Cehenneme, azabi elime ve sana gazap eden Rabbine çik. Ne pis bir gelisdir bu derler. Hiç birinizin bulamadigi en pis bir lase kokusu gibi bir koku ondan çikar. Gögün etrafindaki melekler de:

— Sübhânallah yerden bir lase ve habis bir ruh gelmis. Ona gögün kapilari açilmiyor, derler. Onun geriye götürülmesi emredilir, kabri sikistirilir. Deve boynu gibi akrebler üstüne doldurulur. Hiç bir kemigini birakmadan onu yerler. Sonra beraberlerinde demirden tokmaklar olan kör sagir bir melek gönderilir. Kördürler, görmezler ki acisinlar. Sagirdir­lar isitmezler ki sesini dinlesinler, ona boyuna vururlar, hirpalarlar. Kendisine Cehennemden bir kapi açilir. Ordaki sabah aksam oturacagi yerine bakar. O da Allah’dan o durumun devam etmesini ister ki, ötesindeki Cehennem atesine girmesin.

www.ehlitevhid.de/Kabir_Alemi/sekerat_melek_ve_ruhaniler_1.html