M. Emin Koç
Beğeneceksiniz. Değerli dostum Nevzat Bakırcı’nın e–mail ile
ulaştırdığı bu hikayeyi, “Kıbrıs üstüne bir Pazar hikayesi” olarak
kabul buyurun…
Geçmiş zamanların birinde bir öküz sürüsü yaşarmış. Yaşarmış
yaşamasına, ama civardaki aslanlar, kaplanlar, sırtlanlar bir türlü
rahat bırakmazmış onları.
Hemen hergün saldırırlarmış sürüye. Öküz dediğin öyle yabana atılır
bir hayvan değil ki, bir araya toplandılar mı kolayca defetmesini
bilirlermiş o koca kaplanları. Gerçi bir iki sıyırık alırlarmış, ama
yine de boyun eğmezlermiş aslanların zorbalıklarına.
Gün geçtikçe aslanları almış bir kaygı. Tavşan, kirpi, fare gibi
küçük hayvancıklarla beslenir olmuşlar. Git gide güçten düşmüşler.
Eee aslan bu, hiç fareyle doyar mı! “Her halde bize bu otlağı terk
etmek düşüyor” demiş aslanlardan birisi. “Evet” diye tasdik etmiş
diğerleri. Nereye gideriz diye düşünürlerken “Bir dakika!” diye bir
ses duymuşlar gerilerden.
Hepsi dönüp bakmış sesin geldiği tarafa. Sürünün en çelimsizi, ama
kurnaz mı kurnaz olan Topal Aslan’mış söze atılan.
“Hayır” demiş, “hiç bir yere gitmiyoruz. Siz bana bırakın, ben
hallederim bu işi.” İnanmamış hiçbiri ona, ama haydi bir şans
verelim ne zararımız olur, diye düşünmüşler.
O da almış yanına bir iki aslan ve gitmiş öküzlerin yanına. Barışın
simgesi olarak bir “Beyaz bayrak” çekmeyi de unutmamış.
Öküzlerin lideri olan Boz Öküz başta olmak üzere beş irikıyım öküz
yaklaşmış onlara. Sormuşlar ne istediklerini.
Topal aslan başlamış konuşmaya. Bir yandan da Boz Öküz’ün sivri ve
kocaman
boynuzlarına bakıp ürperiyormuş… “Saygıdeğer öküz efendiler” diye
başlamış lafa. “Bugün buraya sizden özür dilemek ve kalıcı barışı
sağlamak için geldik. Biliyorum, sizleri çok defa incittik, kim
bilir kaçınızda şu pençemin izi vardır. Ama inanınız bunların hiç
birini isteyerek yapmadık.
Biliniz ki biz aslanlar, barışçı bir topluluğuz. Hele öküzlerle
hiçbir alıp veremediğimiz olamaz. Evet, size defaatle saldırdık, ama
niye biliyor musunuz? Hep o sizin aranızdaki Sarı Öküz yüzünden.
Onun rengi, öyle sizinkiler gibi değil ki… Gözümüzü kamaştırıyor,
aklımızı başımızdan alıyor. Onu gördük mü, ne kadar barışsever
olduğumuzu unutup size saldırıyoruz ve sürünüze zarar veriyoruz.
Yoksa bizim sizinle hiçbir alıp veremediğimiz yok. Onun yüzünden
hepiniz zarar görüyorsunuz. Bir türlü rahat rahat otlayamıyorsunuz,
hatta otlaklarınızdaki milli geliriniz bile düşüyordur. Belki
geceleri bile kükrememiz uykunuzu kaçırıyor. Lakin bütün bunların
hepsi, sizin Sarı Öküz’ünüzün yüzünden. Verin onu bize, siz de
kurtulun, biz de; barış içinde yaşayalım. Öküz başına düşen milli
otunuz da artsın” demiş.
Boz Öküz, diğer önde gelenlerle görüşmek üzere geri çekilmiş. Hepsi
de sıcak bakmışlar bu teklife. Bir tek yaşlı Benekli Öküz “Olmaz”
demiş, ama kimseye dinletememiş. Zavallı Sarı Öküz, kurban edilmiş
aslanlara.
Hepsi birden çullanmışlar zavallı Sarı Öküz’ün üzerine. Bir ikisini
fırlatmış üstünden, ama bitkin düşmüş az sonra. Çırpınmış,
haykırmış, yardım istemiş, can havliyle yalvarmış. Ama yokmuş onu
işiten. Diğerleri tabii ki üzülmüşler üzülmesine; elden ne gelir ki
diye teselli etmişler kendi kendilerini… Bütün bir sürünün selameti
ve öküz başına düşen milli otun artması için gerekliymiş bu.
Gerçekten de günlerce sürüye saldıran olmamış aslanlar cenahından.
Huzur içinde geçer olmuş günleri. Ama aslan, kaplan, sırtlan kümesi
bu, ne kadar sabreder ki. Hele öküz etinin tadını aldıktan sonra…
Acıktık demişler Topal Aslan’a, daha birkaç hafta bile geçmemişken.
O da yine almış yanına bir kaçını, bir defa daha gitmiş Boz Öküz’ün
yanına. “Selam” diye girmiş söze. “Gördünüz ya, biz aslanlar ne
denli uysal toplulukmuşuz. Doğru kararınız için sizi bir daha
kutlamak isterim. Siz de huzur içindesiniz, biz de. Ne mutlu. Yalnız
buraya bunları söylemek için gelmedim. Büyük bir problemimiz var.”
“Nedir?” demiş Boz Öküz merakla.
“Şu sizin Uzun Kuyruk” demiş Topal Aslan, “öyle uzun bir kuyruğu var
ki, nereden baksak görünüyor. O kuyruğunu salladıkça bizim de
aklımız başımızdan gidiyor. Gözümüz kararıyor, sürüye saldırmamak
için kendimizi zor tutuyoruz. Halbuki siz öyle mi ya, hepiniz normal
kuyruklusunuz. Bir onun suçu yüzünden, korkarım hepiniz zarar
göreceksiniz. Gelin verin onu bize, bu mevzuyu burada kapatalım.
Eskisi gibi barış ve sevgi içinde iki taraf da hayatını sürdürsün.”
Boz Öküz, yine kurmaylarını toplamış, istişare yapmış sürünün
ulularıyla. Yine sadece Benekli Öküz olmuş karşı çıkan. Hepsi de
verelim gitsin, demişler. İstişare daha da kısa sürmüş bu defa.
Dışlamışlar, ayırmışlar Uzun Kuyruk’u sürüden. Saatler sürmüş
zavallının çırpınışları ama sonunda o da yenik düşmüş aslanlara.
Çeşitli bahanelerle tekrar tekrar yinelenmis bu olanlar. Her geçen
gün daha da semirmiş aslanlar. Alabildiğince güçlenmişler.
Aslanlarla “uyum içinde olmak hayali”yle avutulan öküzler ise her
gecen gün daha da zayıflamışlar, seyreldikçe seyrelmişler. Aslanlar
ise, küstahlaştıkça küstahlaşıyorlarmış. Artık herhangi bir sebep
bile söyleme gereği duymadan “Verin bize su öküzü da, yoksa
karısmayız” demeye başlamışlar. Zavallı öküzlerin “Hayır” demeye ne
güçleri kalmış, ne sayıları. Hepsi birer birer can veriyormuş,
aslanların pencesinde. Boz Öküz de aralarında olmak üzere bir kaçı
kalmış en sona.
“Ne oldu bize, ne zaman kaybettik bu harbi aslanlara karsı, oysa ne
kadar da güçlüydük?” diye sormuş biri Boz Öküz’e.
“Biz” demis Boz Öküz, gözleri nemli ve sesi pişmanlıkla
titreyerek, “Sarı Öküz’ü verdiğimiz o ilk gün kaybettik bu harbi.”
Hikayenin hikmeti, “Kıbrıs’ı verelim kurtulalım” diyenlere ithaf
olunur ..
http://www.yenimesaj.com.tr/index.php?
sayfa=yazarlar&haberno=5580&tarih=2004-04-04