Arşiv 'Üç öküz'Kategori

Çocuklara Sarı öküz masalı

3 Haziran 2008

2007-2008  Eğ.ve Öğr. yılı yarıyıl tatili başladı.
 
Karne hediyesi olarak ne versem acaba diye düşünürken, karınca kararınca, şu meşhur masalı vermek geldi aklıma.
 
Yetişkinlerin işine yaramadı… 

Belki çocukların işine yarar.
 
Ormanın birinde…
 
Aslanlar toplanmış.
 
“Yahu” demişler, “Hesapta kralız, açlıktan öleceğiz birader… Maymuna saldırsak, ağaca kaçıyor; fillere saldırsak, fazla büyük… Ceylanlar hızlı, yetişemiyoruz; kuşa dalsak, uçuyor; e balık yakalayacak halimiz de yok… N’aapsak?”
 
Bir tanesi “En iyisi, öküzlere saldıralım” demiş, “iri yarı görünüyorlar ama, ne pençeleri var, ne dişleri diş… Tam dişimize göre!”
 
Olur mu? Olur.
 
Hücum!
 
Ama evdeki hesap çarşıya uymamış; öküz, öyle yabana atılacak hayvan değilmiş meğer… Organize oluyorlar, topluca savunma yapıyorlar, püskürtüyorlarmış.
 
Aslanlar aç bitkin.
 
Ne yapsak, ne etsek acaba ? Derken tilki  gelmiş akıllarına.
 
“Tilkiye danışalım” demişler.
 
Tilki “kolay” demiş, “beni, öküzlerin yaşadığı zengin otlakların prensi yapın, işinizi halledeyim…”
 
Kabul etmişler.
 
Tilki, elinde beyaz bayrakla öküzlere gitmiş, “saygıdeğer öküzler” demiş, “aslında aslanlar uysaldır, sizi de çok seviyorlar… Ama şu aranızdaki sarı öküz var ya, sarı öküz, işte sorun o… Görünce tahrik oluyorlar, canları çekiyor, verin şu sarı öküzü, kurtulun kardeşim, huzur içinde yaşayın!”
 
Öküz heyeti düşünmüş taşınmış, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığıyla, verivemişler sarı öküzü…
 
Aslanlar da afiyetle yemiş.
 
Bir gün, iki gün…
 
Tilki gene gelmiş.
 
“Bakın gördüğünüz gibi, saldırılar kesildi, mutlu mutlu yaşıyorsunuz” demiş ve eklemiş: “Ama şu benekli öküz var ya, benekli öküz, o burada olduğu sürece size rahat yüzü yok arkadaş, canları çekiyor, verin, kurtulun!”
 
Öküz heyeti düşünmüş, “otlağın selameti için” teslim etmiş benekli öküzü.
 
Üç gün, dört gün…
 
Tilki gene gelmiş.
 
Kuyruğu uzun olanı…
 
Burnu beyaz olanı…
 
Tombul olanı…
 
Tek tek alıp, gitmiş.
 
Otlak seyrelmiş.
 
Aslanlar semirmiş.
 
Bir gün… Tilki gelmemiş!
 
Gerek kalmamış çünkü.
 
Direkt aslan gelmiş.
 
“Hanginizi istiyorsam, canım hanginizi çekiyorsa, onu vereceksiniz, adamı hasta etmeyin” demiş.
 
Otların arasında tir tir titreyen, tek tük kalmış öküzler, “keşke sarı öküzü vermeseydik” demiş ama, iş işten geçmiş.
 
İşte böyle çocuklar…
 
Öküzlük böyle bir şey.

Aslan ve iki öküz

8 Mayıs 2007

Otlaqda iki öküz otlayırdı. Ac aslan onları görüb çox sevindi. O fürsət tapıb öküzlərə hucum etdi. Öküzlər daldala verib, buynuzları ilə aslanı qovdular. Aslan onların birliyini görüb, qorxudan geri çəkildi.

O, hiləyə əl atdı. Öküzlərin birinə yanaşıb pıçıldadı:

- Əzizim bax bu gözəl otlağı sənə veriyəm. Dadlı odlardan nə qədər istəyirsən ye! Ancaq o, boz öküzlə gəzmə. Buna əməl etsən sən ilə işim yoxdur. Ağılsız öküz aslanın vədəsinə aldanıb, vəfalı yoldaşından uzaqlaşdı. Bunu görən aslan fürsət tapıb, yalqız qalan öküzü parçalayıb yedi. üç gündən sonra aslan yenidən acalıb, gəlib aldanmış öküzü parçalayıb onuda yedi. Uşaqlar namərdin qaydasıdır, ayırar dostu dostdan.

hem.passagen.se/dalqa/aslan-okuz.htm

Üç Öküz

8 Mayıs 2007

http://groups.yahoo.com/group/mydonose/message/817

Sarı Öküzün Öyküsü

Eski zamanların birinde bir otlakta öküz sürüsü yaşarmış. Yaşarmış
yaşamalarına ama civardaki aslanlar bir türlü rahat bırakmazmış
onları. Hemen her gün saldırırlarmış bu sürüye. Öküz dediğin öyle
yabana atılır bir hayvan değil ki, bir araya toplandılar mı kolayca
defetmesini bilirlermiş o koca aslanları. Gerçi bir iki sıyrık
alırlarmış ama.. yine de boyun eğmezlermiş aslanların
zorbalığına.Gün geçtikçe aslanları almış bir kaygı. Ancak tavşan,
fare gibi küçük hayvancıklarla beslenir olmuşlar. Git gide güçten
düşmüşler. Eee, aslan bu, hiç fareyle doyar mı.

- ‘Her halde bize bu otlağı terk etmek düşüyor’ demiş aslanlardan
birisi.

- ‘Evet’ diye tasdik etmiş diğerleri.

Nereye gideriz diye düşünürlerken ‘bir dakika’ diye bir ses
duymuşlar gerilerden. Herkes dönüp bakmış sesin geldiği
tarafa.Sürünün en çelimsiz, ama kurnaz mı kurnaz bir ferdi olan
Topal Aslan’mış söze atılan.

- ‘Hayır’ demiş, ‘hiç bir yere gitmiyoruz. Siz bana bırakın, ben
hallederim bu işi.’

İnanmamış kimse ona ama haydi bir şans verelim ne çıkar diye
düşünmüşler.O da almış yanına bir iki aslan gitmiş öküzlerin yanına.
Beyaz bayrak çekmeyi de unutmamış. Öküzlerin lideri olan Boz Öküz
başta olmak üzere beş irikıyım öküz yaklaşmış onlara. Sormuşlar ne
istediklerini.

Topal aslan başlamış konuşmaya. Bir yandan da Boz Öküz’ün sivri ve
kocaman boynuzlarına bakıp ürperiyormuş.

- ‘Saygıdeğer öküz efendiler’ diye başlamış lafa. ‘Bugün buraya
sizden özür dilemek için geldik. Biliyorum sizleri çok defa
incittik, kimbilir kaçınızda şu pençemin izi vardır. Ama inanınız
bunların hiç birini isteyerek yapmadık.Biliniz ki biz aslanlar
barışçı bir milletiz. Hele öküzlerle hiç bir alıp vermediğimiz
olamaz. Ancak evet size defaatla saldırdık, ama niye biliyor
musunuz? Hep o sizin aranızdaki Sarı Öküz yüzünden. Onun rengi öyle
sizinkiler gibi değil ki. Gözümüzü kamaştırıyor, aklımızı başımızdan
alıyor. Onu gördük mü ne kadar barışsever olduğumuzu unutup size
saldırıyoruz, ve sürünüze zarar veriyoruz. Yoksa bizim sizinle hiç
bir alıp veremediğimiz yok. Onun yüzünden hepiniz zarar
görüyorsunuz. Bir türlü hayatınızdan emin rahat rahat
otlayamıyorsunuz, belki geceleri bile bizim kükrememiz sizin
uykunuzu kaçırıyor. Bunların hepsi Sarı Öküz’ün suçu. Verin onu
bize, siz kurtulun, biz de barış içinde yaşayalım’ demiş.

Boz Öküz, diğer önde gelenlerle görüşmek üzere geri çekilmiş. Hepsi
de sıcak bakmışlar bu teklife. Bir tek yaşlı Benekli Öküz olmaz
demiş ama kimseye dinletememiş sesini.Zavallı Sarı Öküz kurban
edilmiş aslanlara. Hepsi birden saldırmışlar zavallı öküzün üzerine.
Bir ikisini fırlatmış üstünden ama bitkin düşmüş az sonra.
Çırpınmış, haykırmış, yardım istemiş, yalvarmış, ama yokmuş onu
işiten. Diğerleri üzülmüşler üzülmesine ama elden ne gelir ki. Bütün
sürünün selameti için bir öküz…,gerekliymiş bu.

Gerçekten de günlerce sürüye hiç bir saldıran olmamış. Huzur içinde
geçer olmuş günleri. Ama aslan milleti bu, ne kadar sabreder ki.
Hele öküz etinin tadını aldıktan sonra. Acıktık demişler Topal
Aslan’a daha bir kaç hafta bile geçmemişken. O da yine almış yanına
bir kaçını, bir defa daha gitmiş Boz Öküz’ün yanına.

- ‘Selam’ diye girmiş söze. ‘ Gördünüz ya biz aslanlar ne denli
uysal milletiz. Doğru kararınız için sizi bir daha kutlamak isterim.
Siz de huzur içindesiniz, biz de. Ne mutlu. Yalnız buraya bunları
söylemek için gelmedim. Büyük bir problemimiz var.’

- ‘Nedir?’ demiş Boz Öküz merakla..

- ‘Şu sizin Uzun Kuyruk’ demiş Topal Aslan. Öyle uzun bir kuyruğu
var ki nereden baksak görünüyor. O kuyruğunu salladıkça bizim de
aklımız başımızdan gidiyor. Gözümüz dönüyor, sürüye saldırmamak için
kendimizi zor tutuyoruz. Halbuki siz öylemi ya, hepiniz normal
kuyruklusunuz. Bir onun suçu yüzünden korkarım hepiniz zarar
göreceksiniz. Gelin verin onu bize bu mevzuyu burada kapatalım.
Eskisi gibi barış ve sevgi içinde iki taraf da hayatını
sürdürsün.Boz Öküz yine istişare yapmış sürünün ulularıyla. Yine
sadece Benekli Öküz olmuş karşı çıkan. Hepsi de verelim gitsin
demişler. İstişare daha da kısa sürmüş bu defa.Dışlamışlar Uzun
Kuyruk’u sürüden.Saatler sürmüş zavallının çırpınışları ama sonunda
o da yenik düşmüş aslanlara.

Tekrar tekrar yinelenmiş bu olanlar. Her geçen gün daha da semirmiş
aslanlar. Alabildiğince güçlenmişler. Öküzlerse her geçen gün daha
da zayıflamışlar, seyreldikçe seyrelmişler. Aslanlar küstahlaştıkça
küstahlaşıyorlarmış. Artık bir sebeb bile söyleme gereği
duymuyorlarmış. ‘Verin bize şu öküzü yoksa karışmayız’ derlermiş
sadece. Zavallı öküzlerin hayır diyebilecek güçleri kalmamış. Hepsi
birer birer can veriyorlarmış aslanların pençesinde.Boz Öküz de
aralarında olmak üzere bir kaçı kalmış en sona. Ne oldu bize, ne
zaman kaybettik bu harbi aslanlara karşı, oysa ne kadar da
güçlüydük? diye sormuş biri Boz Öküz’e.

- ‘Biz’ demiş Boz Öküz gözleri nemli ve sesi pişmanlıkla
titreyerek ‘Sarı Öküzü verdiğimiz gün kaybettik bu harbi…’

Öküz hikayesi

8 Mayıs 2007

           
    Eski zamanda bir vadide kendi halinde bir öküz sürüsü yaşarmış… Hemen yanıbaşında da bir aslan sürüsü.. Aslanlar zaman zaman öküzlere saldırırmış. Ama öküzler birlik olur, birkaç sıyrık alsalar da, her defasında aslanları bir güzel püskürtürlermiş.
    Çevredeki hayvanlar azalınca aslanlar daha da gıdasız kalmışlar.
    Ne yapsınlar? Aslanların en bilgesi “Topal Aslan” bu konuda bir cinlik düşünmüş. Varmış öküzlerin yanına:
    – Saygıdeğer öküz efendiler, demiş, zaman zaman size saldırdığımız oluyor ancak bunu isteyerek yapmıyoruz.. Aranızda bir sarı öküz var hani.. İşte o bizi fena kışkırtıyor, görünce kendimizi kaybediyoruz. Atın onu aranızdan, verin bize, barış içinde yaşayalım…
    Bilge öküz durumu anlamış, diğerlerini uyarmaya çalışmış ama nafile. Öküz sürüsü rahat etmek için sarı öküzü aslanlara teslim etmiş.
    Barış dolu birkaç hafta geçmiş. Aslanlar yine öküzlerin kapısını çalmış:
    – Şu sizin uzun kuyruklu öküz var ya… Bizi çileden çıkarıyor. Dayanamıyoruz. Verin onu bize şu barış dolu günlerimiz devam etsin…
    Uzun kuyruklu öküz de yollanmış aslanların midesine…
    Aslanlar birkaç hafta sonra yine dayanmış kapıya. Öküzler tek tek gitmiş gümbürtüye. Öküzler acı içinde “Biz bu savaşı ne zaman, nasıl kaybettik” diye dertlenirken Bilge öküz başını sallayarak:
    – Sarı öküzü verdiğimiz gün, demiş…

Üç Öküz

8 Mayıs 2007

Bir zamanlar dağda bayırda hep birlikte gezen üç öküz varmış. Akça
öküz, sarı öküz ve kara öküz hiçbir sürüye katılmazlar ve
birbirlerinden ayrılmazlarmış. Birlikte otlar, yemeklerini paylaşır,
aralarında zaman zaman anlaşmazlık çıksa da herhangi bir düşman
saldırısı karşısında birlikte savaşırlarmış. Karşısında altı sivri
boynuz gören saldırgan da fazla uzatmadan arkasını döndüğü gibi
kaçarmış. Ünleri iyice yayıldığından fazla saldıran da olmaz, üç
öküz istedikleri çayıra gider, rahat rahat otlarlarmış. O sıralarda
ormanlar kralı aslan biraz sıkıntılıymış. Bölgesindeki av
hayvanlarının sayısı iyice azalıyor, kurtulanlar uzaklara
kaçıyormuş. Üstelik başka yırtıcı hayvanlar da aslana rakip olmaya
başlamışlar. Bir gün aslanın yolu üç öküzün otladığı çayıra düşmüş.
Üçü de birbirinden besili öküzleri görünce aslanın ağzı iyice
sulanmış, “Bunların her biri beni bir hafta idare eder” diye
düşünmüş. Öküzler de tehlikeyi hissedip birbirlerine sokulmuş,
boynuzları ileri çıkarmışlar. İşinin kolay olmayacağını kestiren
aslan yumuşak ve barışçı bir sesle “Merhaba öküz arkadaşlar,
nasılsınız?” diye seslenmiş. Öküzler de tedbiri elden
bırakmadan “İyiyiz sayın kralımız, sağolun” diye cevap vermişler.
Öküzlerin yine de gevşemediklerini gören aslanın aklına bir fikir
gelmiş. “Korkmayın öküz arkadaşlar” demiş “Buraya sizi yemek için
gelmedim…” Sonra inandırıcı sesiyle devam etmiş: “Tam tersine, siz
bu otlaktayken dışarda beliren tehlikelere karşı sizi uyarmaya
geldim. Haberiniz olsun, son günlerde kaplan, panter ve sırtlan çok
azdı. Herkese saldırıyorlar. Üstelik insanoğlu da buraları keşfetti
ve yiyecek bulmak için hergün gelmeye başladı. Ben de kralınız
olarak sizleri uyarmaya geldim.” Bu sözler üç öküzün üzerinde
gereken etkiyi yapmış, öküzler gevşemiş ve dışardan gelecek
tehlikelere karşı kendilerini koruma planları yapmaya başlamışlar.

Birkaç gün sonra aslanın midesi iyice kazınmaya başlamış. O sırada
akça öküz ilerdeki dereden su içmeye gitmiş. Aslan kara öküzle sarı
öküzü yanına çağırıp fısıldayarak ve sesine korku ifadesi vererek
şöyle demiş: “Arkadaşlar büyük bir tehlikeyle karşı karşıyayız. Bu
akça öküzün beyazlığı çok uzaklardan dikkat çekiyor, geceleri bile
görünüyor. Düşmanlarımız bunu görür ve yerimizi bulursa mahfoluruz.
Benim düşüncem şu ki, bu akça öküzden kurtulalım, böylece kendimizi
güvenceye alalım. Ne dersiniz ?” Uzun süredir aynı otlakta
kaldıkları için yiyecekleri de azalmaya başlamış olduğundan sarı
öküzle kara öküz hemen aslanın fikrine katılmışlar.”Aslan kralımız
haklıdır” derken bundan sonra otlakların ikiye bölüneceğini
düşünüyorlarmış. Aslan devam etmiş: “Şimdi bunu otlaktan dışarı
gönderirsek hem yerimizi belli etmiş oluruz hem de akça öküz
düşmanlara yem olur. Yani hem tehlike yaratmış hem de düşmanlarımıza
iyilik yapmış olacağız. Diyorum ki akça öküzü ben yiyeyim de
düşmanlara yar olmasın.” Kara öküzle sarı öküz bu fikre de
katılmışlar ve akça öküz hemen aslanın midesine göçüvermiş.

Aradan birkaç gün daha geçmiş, bu kez kara öküz ırmağa su içmeye
gittiğinde aslan sarı öküzle konuşmuş ve kara öküzün karalığının
yarattığı tehlikeleri anlatmış. Sarı öküz çabuk ikna olmuş ve kara
öküz de aslanın midesine gitmiş. Birkaç gün sonra aslan yine acıkmış
ve sarı öküzü yanına çağırmış. Sarı öküz gelmiş ve meraklı
bakışlarla aslanın karşısında durmuş. Aslan kükremiş: “Ey öküz oğlu
öküz! Niye öyle bakıyorsun? Sıranın sana geleceğini hiç düşünmedin
mi? Üstelik sana renginin sarılığıyla ilgili hikaye anlatmama da
gerek yok!” Sonra bir pençede sarı öküzü devirmiş ve midesine
indirmiş. Üç öküzün hikayesi de böylece sona ermiş.

Kıbrıs üstüne bir pazar hikayesi

8 Mayıs 2007

M. Emin Koç

Beğeneceksiniz. Değerli dostum Nevzat Bakırcı’nın e–mail ile
ulaştırdığı bu hikayeyi, “Kıbrıs üstüne bir Pazar hikayesi” olarak
kabul buyurun…

Geçmiş zamanların birinde bir öküz sürüsü yaşarmış. Yaşarmış
yaşamasına, ama civardaki aslanlar, kaplanlar, sırtlanlar bir türlü
rahat bırakmazmış onları.

Hemen hergün saldırırlarmış sürüye. Öküz dediğin öyle yabana atılır
bir hayvan değil ki, bir araya toplandılar mı kolayca defetmesini
bilirlermiş o koca kaplanları. Gerçi bir iki sıyırık alırlarmış, ama
yine de boyun eğmezlermiş aslanların zorbalıklarına.

Gün geçtikçe aslanları almış bir kaygı. Tavşan, kirpi, fare gibi
küçük hayvancıklarla beslenir olmuşlar. Git gide güçten düşmüşler.

Eee aslan bu, hiç fareyle doyar mı! “Her halde bize bu otlağı terk
etmek düşüyor” demiş aslanlardan birisi. “Evet” diye tasdik etmiş
diğerleri. Nereye gideriz diye düşünürlerken “Bir dakika!” diye bir
ses duymuşlar gerilerden.

Hepsi dönüp bakmış sesin geldiği tarafa. Sürünün en çelimsizi, ama
kurnaz mı kurnaz olan Topal Aslan’mış söze atılan.

“Hayır” demiş, “hiç bir yere gitmiyoruz. Siz bana bırakın, ben
hallederim bu işi.” İnanmamış hiçbiri ona, ama haydi bir şans
verelim ne zararımız olur, diye düşünmüşler.

O da almış yanına bir iki aslan ve gitmiş öküzlerin yanına. Barışın
simgesi olarak bir “Beyaz bayrak” çekmeyi de unutmamış.

Öküzlerin lideri olan Boz Öküz başta olmak üzere beş irikıyım öküz
yaklaşmış onlara. Sormuşlar ne istediklerini.

Topal aslan başlamış konuşmaya. Bir yandan da Boz Öküz’ün sivri ve
kocaman

boynuzlarına bakıp ürperiyormuş… “Saygıdeğer öküz efendiler” diye
başlamış lafa. “Bugün buraya sizden özür dilemek ve kalıcı barışı
sağlamak için geldik. Biliyorum, sizleri çok defa incittik, kim
bilir kaçınızda şu pençemin izi vardır. Ama inanınız bunların hiç
birini isteyerek yapmadık.

Biliniz ki biz aslanlar, barışçı bir topluluğuz. Hele öküzlerle
hiçbir alıp veremediğimiz olamaz. Evet, size defaatle saldırdık, ama
niye biliyor musunuz? Hep o sizin aranızdaki Sarı Öküz yüzünden.
Onun rengi, öyle sizinkiler gibi değil ki… Gözümüzü kamaştırıyor,
aklımızı başımızdan alıyor. Onu gördük mü, ne kadar barışsever
olduğumuzu unutup size saldırıyoruz ve sürünüze zarar veriyoruz.

Yoksa bizim sizinle hiçbir alıp veremediğimiz yok. Onun yüzünden
hepiniz zarar görüyorsunuz. Bir türlü rahat rahat otlayamıyorsunuz,
hatta otlaklarınızdaki milli geliriniz bile düşüyordur. Belki
geceleri bile kükrememiz uykunuzu kaçırıyor. Lakin bütün bunların
hepsi, sizin Sarı Öküz’ünüzün yüzünden. Verin onu bize, siz de
kurtulun, biz de; barış içinde yaşayalım. Öküz başına düşen milli
otunuz da artsın” demiş.

Boz Öküz, diğer önde gelenlerle görüşmek üzere geri çekilmiş. Hepsi
de sıcak bakmışlar bu teklife. Bir tek yaşlı Benekli Öküz “Olmaz”
demiş, ama kimseye dinletememiş. Zavallı Sarı Öküz, kurban edilmiş
aslanlara.

Hepsi birden çullanmışlar zavallı Sarı Öküz’ün üzerine. Bir ikisini
fırlatmış üstünden, ama bitkin düşmüş az sonra. Çırpınmış,
haykırmış, yardım istemiş, can havliyle yalvarmış. Ama yokmuş onu
işiten. Diğerleri tabii ki üzülmüşler üzülmesine; elden ne gelir ki
diye teselli etmişler kendi kendilerini… Bütün bir sürünün selameti
ve öküz başına düşen milli otun artması için gerekliymiş bu.

Gerçekten de günlerce sürüye saldıran olmamış aslanlar cenahından.
Huzur içinde geçer olmuş günleri. Ama aslan, kaplan, sırtlan kümesi
bu, ne kadar sabreder ki. Hele öküz etinin tadını aldıktan sonra…
Acıktık demişler Topal Aslan’a, daha birkaç hafta bile geçmemişken.

O da yine almış yanına bir kaçını, bir defa daha gitmiş Boz Öküz’ün
yanına. “Selam” diye girmiş söze. “Gördünüz ya, biz aslanlar ne
denli uysal toplulukmuşuz. Doğru kararınız için sizi bir daha
kutlamak isterim. Siz de huzur içindesiniz, biz de. Ne mutlu. Yalnız
buraya bunları söylemek için gelmedim. Büyük bir problemimiz var.”

“Nedir?” demiş Boz Öküz merakla.

“Şu sizin Uzun Kuyruk” demiş Topal Aslan, “öyle uzun bir kuyruğu var
ki, nereden baksak görünüyor. O kuyruğunu salladıkça bizim de
aklımız başımızdan gidiyor. Gözümüz kararıyor, sürüye saldırmamak
için kendimizi zor tutuyoruz. Halbuki siz öyle mi ya, hepiniz normal
kuyruklusunuz. Bir onun suçu yüzünden, korkarım hepiniz zarar
göreceksiniz. Gelin verin onu bize, bu mevzuyu burada kapatalım.
Eskisi gibi barış ve sevgi içinde iki taraf da hayatını sürdürsün.”

Boz Öküz, yine kurmaylarını toplamış, istişare yapmış sürünün
ulularıyla. Yine sadece Benekli Öküz olmuş karşı çıkan. Hepsi de
verelim gitsin, demişler. İstişare daha da kısa sürmüş bu defa.
Dışlamışlar, ayırmışlar Uzun Kuyruk’u sürüden. Saatler sürmüş
zavallının çırpınışları ama sonunda o da yenik düşmüş aslanlara.

Çeşitli bahanelerle tekrar tekrar yinelenmis bu olanlar. Her geçen
gün daha da semirmiş aslanlar. Alabildiğince güçlenmişler.

Aslanlarla “uyum içinde olmak hayali”yle avutulan öküzler ise her
gecen gün daha da zayıflamışlar, seyreldikçe seyrelmişler. Aslanlar
ise, küstahlaştıkça küstahlaşıyorlarmış. Artık herhangi bir sebep
bile söyleme gereği duymadan “Verin bize su öküzü da, yoksa
karısmayız” demeye başlamışlar. Zavallı öküzlerin “Hayır” demeye ne
güçleri kalmış, ne sayıları. Hepsi birer birer can veriyormuş,
aslanların pencesinde. Boz Öküz de aralarında olmak üzere bir kaçı
kalmış en sona.

“Ne oldu bize, ne zaman kaybettik bu harbi aslanlara karsı, oysa ne
kadar da güçlüydük?” diye sormuş biri Boz Öküz’e.

“Biz” demis Boz Öküz, gözleri nemli ve sesi pişmanlıkla
titreyerek, “Sarı Öküz’ü verdiğimiz o ilk gün kaybettik bu harbi.”

Hikayenin hikmeti, “Kıbrıs’ı verelim kurtulalım” diyenlere ithaf
olunur ..

http://www.yenimesaj.com.tr/index.php?
sayfa=yazarlar&haberno=5580&tarih=2004-04-04

MEKTUPLAR – Galip ERDEM “MASAL SEVER MİSİNİZ ?”

8 Mayıs 2007

MEKTUPLAR – Galip ERDEM “MASAL SEVER MİSİNİZ ?”

Arif Ramazanoğlu dostumuz bana anlattı. Ona da babası anlatmış. Çok
hoşuma giden bir masaldır, sizlerin de beğeneceğini umarım.

Zamanın bir vaktinde, memleketin birinde üç öküz varmış. Akça öküz,
kara öküz, sarı öküz.. Diğer öküzlere hem benzerlermiş, hem
benzemezlermiş! Hangi taraflarının benzediği malum. Benzemeyen
yanlarına gelince, birbirleriyle pek dost imişler. Hani, Canciğer
kuzu sarması dedikleri cinsten. Birbirlerinden hiç ayrılmaz, her
yere birlikte giderlermiş. Beraberce otlar, yiyecek sıkıntısı
çekseler bile bulduklarını kardeşçe paylaşır, asla dövüşmezlermiş.
Bir tehlike ile karşılaştıkları zaman derhal birleşir, iri ve
korkunç boynuzlarını kullanarak en azılı düşmanlarını korkutur,
yanlarına yaklaştırmazlarmış. Doğrusunu isterseniz, dostluğun çok da
faydasını görmüşler. En verimli çayırlara gidiyor, birlikte güzel
güzel otluyor, semirdikçe semiriyorlarmış. Eğer bir gün öküzlükleri
tutmasaymış, ömürlerinin sonuna kadar gül gibi geçinip
gideceklermiş!…

O sıralarda, hayvanlar padişahı Arslanın canı sıkıntılı imiş. Çünkü,
ormanda hiç işi yokmuş. Yenecek hayvanların sanki de nesli tükenmiş.
Arslan hazretleri sabahtan akşama kadar hep esniyor, midesi de
kazındıkça kazınıyormuş. Bakmışki, böyle olmayacak: “Bari, demiş,
ormana çıkayım da çayırlara doğruşöyle bir uzanayım, belki de
birşeyler bulurum.” Dediği gibi de yapmış. Çayıra gelince üç ahbap
öküzü görmüş, ağzından sular akmış, “Ah, diye söylenmiş.şunları bir
yesem de midem bayram etse!…” Önce adeti üzere kükremiş, sonra
öküzlerin üstüne yürümüş. úç ahbap, arslanın sesini duyunca, hemen
yan yana durup safları iyice sıklaştırmışlar, bir de hafiften
bir “boynuz” gösterisi yapmışlar! Arslanda akıl çok…Vaziyetin
nezaketini anlamış, siyasetini hemen değiştirmiş. Fazla yaklaşmadan
öküzlere seslenmiş: “Günaydın,arkadaşlar nasılsınız?” Padişah hatır
sorunca, tabii akan sular durmuş,eğilip saygılarını sunmuş, cevap
vermişler: “Sağolun efendim, çok iyiyiz!” Arslan tekrar
seslenmiş: “Değerli arkadaşlar, gelişimi galiba yanlışanladınız,
sizi yemek istediğimi sandınız. Asla böyle bir niyetim yoktur.
Karnım da zaten pek toktur. Günlerdir sizi gözlüyorum. Dostluğunuza,
samimiyetinize hayran kaldım. Yiyecek her zaman bulunur, ama candan
bir dost bulmak çok güçtür. Beni de aranıza almanızı, dost olmamızı
teklif ediyorum. Sizi hiçbir zaman yemeyeceğime, üstelik bütün
düşmanlarınıza karşı koruyacağıma söz veriyorum. Hayvanlar padişahı
ile dost olmak istemez misiniz?…” Öküzler, arslanın dostluk
teklifine öyle sevinmişler ki, neşelerinin fazlalığından böğürmeye
başlamışlar. Bir arslanla üç öküz arasındaki duyulmamışdostluk
böylece kurulmuş. Bir gün, üç gün geçer, arslanın iştahı kabardıkça
kabarır, münasip fırsat kollar. Fırsat çıkmayınca, dayanamaz
icadeder. Bir gün, akça öküz, çayırın yanındaki dereden su içmeye
gitmiş. Arslan, kara öküzle sarı öküze ya nasip demişki: “Sevgili
arkadaşlar, size büyük bir tehlikeyi haber vermek zorundayım. Akça
öküz arkadaşımız yüzünden her gece kötü bir duruma düşüyoruz. Çünkü
akça öküz, rengi çok uzaklardan seçildiği için, karanlıkta yerimizi
belli ediyor, düşmanlarımızın silahına hedef oluyoruz. Çok düşündüm;
yazık ki, başka bir çare bulamadım. Yaşamak istiyorsak, akça öküzden
kurtulmamızşarttır. Onu aramızdan atmalıyız. Siz ne
fikirdesiniz? “Kara öküzle sarı öküz boynuz boynuza verip
konuşmuşlar. Akça öküz giderse, çayırın kendilerine kalacağını da
söyleyememişler ama, hesaba katmışlar. Nihayet; “Ferman
efendimizindir, tedbiriniz münasiptir.” Cevabını vermişler. Arslan
teşekkür ettikten sonra, “Akça öküz aramızdan ayrılınca ya bir
kaplanın veya insanoğlunun midesine inecek. Arkadaşımızın
düşmanlarımızı beslemesinden herhalde hoşlanmazsınız. Iyisi mi ben
yiyeyim. Sizi çok seven bir dostunuzdan bu kadarcık bir armağanı
esirgemeyeceğinizi umuyorum.” demiş. Kara öküzle sarı öküz, arslanın
sözlerini akla yatkın bulmuşlar, akça öküzün yenmesine razı
olmuşlar. Aradan beşgün geçmiş, arslan; sarı öküzle tek başına
konuşmuş. Aynı hikaye, aynı düzen! Kara öküz de mideyi boylamış. Bir
beşgün daha geçmiş: arslan, sarı öküzü almışkarşısına. Bir
kökremiş “Ey öküz oğlu öküz, demiş,sıranın kendine geleceğini hiç
düşünmedin mi?”

Masal böylece bitiyor. Arslan, muradına ermiş, biz kerevetine
çıkmışız: öküzler de arslanın midesine inmiş!

Bakıyorum: Yiyenlerin arslanlıkla en ufak bir ilgileri yok; yenenler
de öküz değil. Yine de yenme işi devam ediyor. Neyin nesi acaba?…

*Galip Erdem, Mektuplar – Masal Sever misiniz, Devlet Dergisi, 1
Eylül 1969, sf.5

ÖNEMLI NOT: Sizin de elinizde Galip Erdem Ağabey’le ilgili bir yazı
veya belge,fotoğraf vb. varsa lütfen gönderiniz. Sağolunuz.

BİR FIKRA , KISSADAN HİSSE

3 Mayıs 2007

Selamunaleyküm

Merhaba gönüldaşlarım, ben Bekir Akoğul.

Bugünki yazıma bir fıkra ile başlamak istiyorum. Kimse yanlış anlamasın sadece kıssadan hisse!!!!

Bir yaylada üç tane öküz varmış, her türlü yırtıcı hayvanlara karşı üçü birden karşı koyarlarmış. Aradan belirli bir zaman geçtikten sonra öküzlerin otladıkları yaylaya bir çakal dadanmış. Devamli gelir uzaktan öküzleri izlermiş, bu böyle bir müddet devam ettikten sonra birgün öküzlerin birbirinden ayrılmalarını fırsat bilen çakal hemen iri olan öküzün yanına yaklaşır ve der ki, “-merhaba öküz kardeş” Öküz bakar ki çakaldan bir zarar gelmeyecek otlamaya devam eder. Bunu fırsat bilen çakal hemen söze başlar.
“-Öküz kardeş, biliyor musun sen çok güçlüsün kuvvetlisin sen olmasan diğer iki öküzün işini şuracıkta bitirmiştim, ama onlar sana dua etsinler ” der ve gider. Sonraki gün yine gelir bakar ki öküzler otluyor, hemen iri olanının yanına tekrar yaklaşır der ki, “-Merhaba kardeş, nasılsın biliyor musun benim gücüm sana hiç yetmez. Sen çok güçlüsün kuvvetlisin” der tabi serde öküzlük varya öküz gevşemeye başlar ve çakal hemen der ki “-Öküz kardeş biliyor musun şu kenarda otlayan çelimsiz öküz seni hiç sevmiyor. Müsade etde şunun işini bitireyim, biliyorsun benim gücüm sana yetmez, deyince öküz kafasını yere eğer çakal anlar ki iş
tamam, hemen zayıf olanının yanına yaklaşır yaklaşmaz boğazına yapışır gırtlağını parçalar ve sürükleyrek götürür. Kaldı iki öküz. Aradan iki üç gün geçtikten sonra çakal tekrar iri olan öküzün yanına gelir ve “Selam kardeş ben geldim” der ve hemen mevzuya girer “müsade et şunun da işini bitireyim tüm yaylanın otları sana kalsın zaten benim gücüm sana yetmez” deyince öküz yine kafayı yere eğer ve o sırada çakal diğer öküzün yanına yaklaşır ve öküz ne kadar seslense de bagırsa da bu kafayı kaldırmaz ve çakal onun da işini bitirir.
Aradan bir kaç gün geçtikten sonra çakal gelir ve herzamanki gibi “Merhaba öküz kardeş kaldık başbaşa” deyince öküz anlar başına geleceği ve son pişmanlık fayda etmez çünkü işişten çoktan geçmiştir, öküz hernekadar biz seninle arkadaşız dese de çakal ” Kardeşlerini ve komşularını satandan, onların feryadına kulak asmayandan bana arkadaş olmaz” der ve bir pençe ile onun da işini bitirir !!!!

Değerli gönüldaşlarım, sizleri Allah’a emanet eder, Başbuğumuza ve aziz şehitlerimize rahmetler dilerim.
En derin saygı ve sevgilerimle.

Üç öküz’e zeyl

3 Mayıs 2007

AVRUPA´NIZ BAŞINIZA ÇALINSIN (A. SAVAŞ ÇOLAK )

16 October 2006, Kaynak : Ortadoğu

Ne bekliyordunuz merak ediyorum.

Hayır efendim Türkiye’nin yoğun baskılarına ,büyük yaptırım gücüne ,ulusal lobilerine dayanamayarak tasarıyı geri çekmek zorunda kaldık;

demelerini mi?

Bunların olacağını zaten hepimiz biliyorduk değil mi?

Ama kıçı kırık Ermenistan Türkiye’ye tercih edildi.

Bu mevcut iktidarla farklı bişey olmasını beklemek zaten hata olurdu.

Her şekilde ver kurtulcu zihniyetin açtığı tahribatları açın gözünüzüde görün biraz!

 

-Adamın biri köyde ağa bir sürü öküzleri var.

-Bizim öküzler gibide değil kıymetli öküzler.

-Bir gün Adamın biri gelir ağaya şu senin sarı öküzü bana versen ağam der.

-Ağada öküz çok; çıkartır ahırdan verir.

-Bir zaman sonra başka adam gelir şu siyah öküzü bana versen ağam der .

-Nasıl olsa öküz çoktur ağa da verir.

-Gel zaman git zaman vere vere ağa arkasına bir bakar ki verecek öküz kalmamış.

-Ben hatayı nerde yaptım diye oturur düşünür ve kendi kendine cevabı verir.

-Sarı öküzü vermekle yaptım hatayı der!

-Siz sarı öküzü çok zaman oldu kara papaza göndereli artık iflah olmazsınız.

Nerde korkudan dünyayı titreten Osmanlı!

Nerde avrupa birliğine girme sevdasıyla ya bizi almazlarsa diye korkudan titreyen öküzler!

Bu mudur Türk devlet duruşu ?

Bu mudur şahsiyet, karakter ?

Avrupanız başınıza çalınsın.

Bir söz söyleyin bişey yapın adamı çatlatmayın.

Çoluğu çocuğu katleden Ermeni çeteciler yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali her yerde baskın çıkıp kararlar aldırtıyorlar.

Bizim hariciyemiz,hükümetimiz ne yapıyor Cezayir katliamını gündeme almayı düşünüyor.

Bak! Bak Bak!

Kırk tane Cezayir soykırımını gündeme alsan sana vurulan bu darbenin yerini tutar mı?

Şimdi çok sevdiğiniz el ele fotoğraflar çektirdiğiniz Fransa cumhurbaşkanına gidin de sorun bunun hesabını bakalım ne cevap verecek!

ya da tenezzül edip bir cevap verecek mi?

sevgili dostum mevzu bahis vatansa gerisi teferruattır mı diyecek?

Sayın Dışişleri Bakanı bir Türk’ün Nobel ödülü almasından dolayı çok mutluymuş ve kutluyormuş Türk’Ü!

Ya; kardeşim bizim zekamızla neden alay ediyorsunuz.

Bu adam Türk’lere sövdü bir buçuk milyon Ermeni Türkiye’de katledildi diye söylediği için dünyada önemsenme di mi?

Böyle büyük yaralayıcı bir kararın alındığı günde bu yazara nobel barış ödülü verilmesi sizce de manidar değil mi?

Onurlu siyasetin, milli devletin, yürekleri liğme liğme edilenlerin, gözleri al bayrağa değdiğinde yürekleri yaşaranların,

Umudu garpta, şarkta değil umudu Türk’lükte arayanların seslerini duyan gelsin.

Yürekleri birleşenler, gönülleri titreşenler sesimizi zerre zerre duyan gelsin.

BİR HİKAYE

27 Nisan 2007