Arşiv 'Atasözleri ve Deyimler'Kategori

Öğrenmeden yaşlanan insan öküz gibidir, yalnız gövdesi büyür

30 Ocak 2009

Erol Çevikçe

Bilgin DHAMMAPADA

Doğruyu ve gerçeği öğrenen insan, kendisini imama ya da hatibe değil, aklına ve öğrendiklerine teslim etmiş olur.

 

17 Mayıs 2004—  Kabataş Erkek Lisesini bitirdiğimde sosyal bilimler ilgimi çektiği için hangi fakülteye gitmem gerektiğini araştırıyordum. Gaziantep Üniversitesinin kurucusu ve 10 yıl rektörlüğünü yapan en yakın sınıf arkadaşım Prof. Uğur Büget’le konuştuk, “Mülkiye’ye Ankara’ya git” dedi, ben de “Oraya gitmem, ben vali olmak istemiyorum” dedim. O zamanlar mülkiyeden yalnız vali çıktığını sanıyordum. Hatta her alanda Türkiye’yi Harbiye ile Mülkiye’nin idare ettiğini hiç bilmiyordum.

       Siyasal Bilgiler bilim kurumu olarak yaklaşık 150 yıldır eğitim veriyor. Siyasal Bilgiler Fakültesinde çok çalışmak gerektiği için, yıl sonunda yapılan mezuniyet törenlerine eskiden beri, “İnek Bayramı” denir.
       Duvarımdan hiç eksik etmediğim Saatli Maarif Takviminin, Mülkiyenin kuruluş yıl dönümünü gösteren yaprağında Bilgin DHAMMAPADA’nın şu sözü var; “Öğrenmeden yaşlanan insan öküz gibidir, yalnız gövdesi büyür.”
       Siyasal Bilgilerin mezuniyet bayramındaki ‘inek’ sözcüğü ile Bilgin’in öküz benzetmesi, Aristo’nun “İnsan düşünen hayvandır” sözünü çağrıştırıyor. Ne olursa olsun, hayvanın, önce buzağılık, daha sonra danalık dönemini geçirdiğini ve sonrada öküz olup irileştiğini biliyoruz. Demek ki, insan da bebek olup, çocuk oluyor, sonra genç, sonra da ergin ve yaşlılık dönemine ulaşıyor.
       Düşünmeyen, irdelemeyen, sormayan, görmeyen ve sonunda gerçeği öğrenmeyen kişiye ergin insan denmez diyen DHAMMAPADA, insanoğluna kendi akıl gücüyle en büyük öğüdünü vermek istemiş.
       DHAMMAPADA bu öğüdünü aklın, bilginin yerine dinlerin, doğmaların hâkim olacağı korkusu ile vermiş olmalı. Ancak o bilge kişi bile, 21. yüzyıla gelindiğinde, Cumhuriyet Türkiye’sinde gencecik çocuk beyinlerine, nesnel dünya gerçekleri yerine, kulluk bilincini doldurma savaşının süreceğini görmüş olamaz!
       Dikkat edilirse, Bilgin okumayan demiyor, düşünmeyen de demiyor, bilmeyen de demiyor; “Öğrenmeyen insan öküz gibidir” diyor. Çünkü öğrenmek, hem gerçek, hem de nesnel bir sonuçtur. Aynı zamanda bilimsel nitelik taşır. İnsan öğrendiğinde hem gerçeği, hem doğruyu öğrenmiş demektir. Bütün meselede budur zaten.
       Doğruyu ve gerçeği öğrenen insan, kendisini imama ya da hatibe değil, aklına ve öğrendiklerine teslim etmiş olur. Öylece, varsa daha önce teslim olduğu korkulardan ve aklının ermediği güçlerden kendisini kurtarmış olur.
       Öğrenen insan, öküz olmaktan kurtulduğu için insanlara, hayvanlara ve eşyalara saldırmaz.
       Öğrenen insan; sevmeyi, sevilmeyi de öğrenmiş olur.
       Öğrenen insan, Suudi Arabistan’da da, Türkiye’de de, Alaska’da da, Rusya’da da öteki insanın da insan olduğunu öğrenmiş olur.
       Öğrenen insan, artık kendisini de bu dünyada, güdülen bir öküz olmaktan kurtarır.
       Artık öğrenmiştir ki, “Bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen, bu dünya yine de insanoğlunun biricik güzel mekânıdır” XSETIUS M.Ö. 9. Yüzyıl

http://www.ntvmsnbc.net/search/Redirect.asp?id=270408

Manzum

29 Mayıs 2007

Hayatta rehberdir Atalar sözü.

Bilip uymayanın; görmez mi gözü?

Toplum içinde yaşayıp barınamaz;

Gider yabana, dost edinir öküzü.

 

www.geocities.com/harikasozler/atasozu/ortayore.htm

 

Holavar

29 Mayıs 2007

Holavarlar

 Qara öküz aranda
Çıxar gün qızaranda.
Xodaq murada çatar
Torpaqdan bir alanda.
***Qaşqa gəlim boz, ala
Tarlaya saldım yola.
Tay öküzlə iş aşmaz,
Öküz gərək cüt ola.
*** Dağ döşündə yatana,
Gün gedər ay batana.
Qara öküz qarğıyar
Cütün macın tutana.
*** Gün düşdü qar üstünə
Bağçada bar üstünə.
Tənbəl yatan öküzün
Quşlar qonar üstünə.
*** Qara kəl gedər işə
Qorxum var bağrı bişə.
Nola bir bulud gələ
Yağış yağa, nəm düşə.
*** İrandakı boz öküz
Qoparıbdı toz öküz.
Alıb yerin canını
Çıxsın yalan göz, öküz.
*** Öküz, öküz, xan öküz.
Boynu qızıl qan öküz.
Çək çayırı çəməndən
Sənə can qurban öküz.
*** Öküzlər qoşa getdi
Güc vurdu daşa getdi,
Cütün macı* qırıldı,
Zəhmətim boşa getdi.
*** Qızıl öküzüm yeri,
Qoyma şum qala geri.
İti tərpən, maralım,
Düşmənlər baxır bəri.
*** Gözlə xoruz banını,
Kəllər işdə sanını.
Cütə getməyən öküz
Yerişindən tanını.
*** Öküz qıyar canını,
Bilməz qamçı sayını.
Qayış çəkən qaşqa kəl
İş üstündə tanını.
*** Qara kəl, ilim barı,
De dərdin bilim barı,
Məni mağmın eyləmə
Açılsın dilim barı.
*** Kotanın xodaqları,
Partlayıb dodaqları.
Qarğayın kotan sınsın
Dincəlsin xodaqları.
***Boynunu mən yağlaram,
Yaman gözü dağlaram,
Tez çək, maral öküzüm,
Geri qalsan ağlaram.
*** Öküzüm birdi mənim,
Taleyim kürdü mənim.
İki oldu öküzüm
Qaraçuxam durdu mənim.
*** Başına mən dolanım,
Mən dönüm, mən dolanım.
Ölmə, olmə yazığam
Kölgəndə mən dolanım.
*** Öküz qayıtdı qaşdan,
Ay allah, saxla daşdan,
Bədnəzər qabaqdadı
Yolunu sal bu başdan.
*** Dağların enişi var,
Diki var, enişi var.
Cütə gedən öküzün
Özünün yerişi var.
*** Axşamlar, ay axşamlar,
Axşamlar yanar şamlar,
Hərə evinə gedər
Xodaq harda axşamlar.
*** Qara kəl asta gedər,
Dolanar, dosta gedər,
Ay qaranlıq gecədə
Hastabahasta gedər.
*** Öküzlərim naz eylər,
Quyruq bular, toz eylər.
Hər axşam gün batanda
Kövşəndə pərvaz eylər.
*** İşlək malı öyəllər,
Tənbəlini söyəllər.
Öküz cütə getməsə,
Qaşqasına döyəllər.
*** Qara kəlim san gedir,
Öküzlərdən yan gedir.
Gecə-gündüz işləyir
Dırnağından qan gedir.
*** Qara kotan ağırdır,
Öküzlərim yağırdır.
Qarmax tellim çəkməyir
Xınalım da sağırdır.
*** Qurd sürüdən pay salır,
Çoban dağa hay salır,
Öküz ax-vay deməkdən,
Boyunduruq vay salır.
*** Çəkən öküz mərd olur,
Çəkməyənə dərd olur.
Tənbəl öküz yiyəsi
Xəcil olur pərt olur.
*** Hola dedim düşdü qac,
Göydə oynadı qırmanc.
Öküzlər ota getdi
Qara kəlim qaldı ac.

*Xışın açdığı şırım

childbook.aznet.org/childbook/emek_negme01.html

Ağıt/Sürek öküz gibi boynunu bükmek

29 Mayıs 2007

Çanakkale Savaşı’nda; birçok eli kalem tutan, okur-yazar Türk genci şehit olmuş, niceleri sakat kalmıştır. Ağabeyi Çanakkale Savaşı’nda şehit olan bir kız tarafından yakılan aşağıdaki ağıt bunu ne güzel ifâde etmektedir:

Çanakkale derler yeşil gavaklı,
Mollaların mürekkebi boyaklı,
Neçe gulların var ağaç ayaklı,
Ağaç ayağınan gelsen n’olurdu.

Çanakkale derler yeşil söğütlü,
Neçe molla getti eli divitli,
Bi mektup atayım üstü tahütlü,
Mektubum ordunu bulur m’ola.

Ağılıdır Çanakkale goyağı,
Babamoğlu dizlerimin dayağı,
İrengide bana benzer bayağı,
Gurbanlar olurum babamoğluna.

Edem gözelidi gıyıdan getmiş,
Sürek öküz gibi boynunu bükmüş,
Şu gevur dinsizi denklemiş atmış,
Acep babamoğlun yudular m’ola.
Yumadan gabire godular m’ola. (Yaldızkaya 1992: 39)

ziranbula.blogcu.com/2616862

Öküz gelip öküz gitmek

28 Mayıs 2007
Engin Ardıç:  Halı, kilim, travel

 Türkiye’de başka ülkelerde olmayan bazı ayıplar vardır: Örneğin, para kazanmak ayıptır.

Parayı yemek de ayıptır. Üstüne sekiz düğüm atacaksın ve ‘param yok’ diye ağlayacaksın. Bu seni hem kem gözlerden, hem maliye müfettişinden, hem de borç isteyenlerden korur.

Böylece, yaşamayı erteleye erteleye, bu dünyaya öküz gelir bu dünyadan öküz gidersin ama artık o kadarcık da bedel ödeyeceksin… Hem, cimriliğini haklı göstermek için ‘dinimizde israf haramdır’ gibi fikirler de geliştirebilirsin kendi kendine…

Türkiye’de tatil yapmak da ayıptır.

ÖKÜZ ÖLDÜ BOOOZ!..

28 Mayıs 2007

Öküz, mezbahanede hakkın rahmetine kavuşunca cenazesini kasap kaldırırmış! Elalemde güya hazmedemediğin keleklerin, hem de en ağababasını, sen her daim misliyle yapmışsan. Adam yerine koymadıklarından bile daha bir adam olamamışsan. Düşene vuruşta çok çatal yürek olup, zoru görünce altına kaçırmışsan, ortaya koyduğun işten çok çenenle yarışmayı marifet sanıyorsan.. İşyeri sohbetinden, habercik mavrasına, sırdaş sofralarından meslek sotalarına kadar, eh elbette bildiğin, zaten de herkeslerin bildiği bin türlü eylemi-söylemi mekan değiştirip, ortak öküzün ölünce, şahane bir bilgi-bulgu muhteşem bir ifşaat diye zırvalıyorsan, yediği kaba tükürür gibi, eski defterlerin arasından dünyalık doğrultuyorsan da gastecisin..
www.hurdusun.com/dortkose.htm

Hırsız evden olanda öküz bacadan çıkar

27 Mayıs 2007

“Gülen Dadaş”

HER yerde olduğu gibi “Erzurumlu Mizah Kültürü”nde de “gelin-kaynana” çatışması başta gelir.
Haluk Harun Duman, Erzurum üzerine yaptığı araştırmaların sonuncusunu “Gülen Dadaş” adıyla topladı.
Erzurum’da erkeklere, özellikle delikanlılara “Dadaş” denir. “Dadaş” sıfatı “yiğit” kavramını kapsar. (x)
Delikanlı, yiğit adam gülmez mi?
Niye gülmesin?
***
DEDİK ya “gelin-kaynana” çatışması bitmez. Erzurumlu bir gelin de kaynanasından şikâyetçidir;
“Rafa fincan koydum/İçine mercan koydum/Gayhanamın adını/Poççikli (dedikoducu) sıçan koydum.
*
Atım var, gatırım var/Elimde satırım var/Vallah vurur öldürürem/Oğlunun hetiri var.
*
Çarşıdan aldım kilimi/Kes gaynana dilini/Akşama oğlun gelirse/Gıra a kambur belini.
*
Çarşıda havuç gaynana/Oğlun çavuş gaynana/Akşam oğlun gelince/Ahıra savuş gaynana.”
***
KAYNANA bu lafları yer mi, yutar mı?
O da karşılık verir:
“Çift minderin çift yüzi/Ne tanırdıh biz sizi/Kürk geydin hanım oldun/Aslın çingene kızi.
*
Ellerin elçekli gelin/Golların golçaklı gelin/Oğuki ben doğurdum/Kedi bacahlı gelin.”
***
AYLARDAN ramazan, millet oruçlu. Erzurumlu iki kardeş garajda ayran satıyor, ne bakan var ne içen…
O sırada bir otobüs durur, ihtiyaç molası verilmiştir, biraz sonra kalkacaklar. Kardeşlerden biri güğümü kaptığı gibi otobüsün içine dalar, buz gibi ayran kapış kapış gider. Ayrancı kardeşine bağırır:
“İkinci gügümü de al gel!”
O da bitince:
“Abi goş goş, öteki gügümleri de cetir; bu yolcuların hepsi cavur!”
***
ERZURUMLULARIN konuşmasını dinlemek keyiftir, hele kulağınız onların şivesine alışıksa…
Erzurum Lisesi’nde öğretmen, arkada oturan öğrencisini sözlüye kaldırmak ister…
“-Arhadaçi…
-Buyur hocam neçi?
-Adın neçi?
-Memmet Zeçi!
-Numaran neçi?
-İçibin içiyüz içi!
-Memleçetin nereçi?
-Erzürüm’ün içi!
-Baban neçici?
-Belediye’de icçi!”
Öğretmen kimlik tespiti yaptıktan sonra, öğrenciye soruyu bilip bilmediğini sorar:
“-Soriyi bilir misen peçi?
-Hocam sori neçi?
-Erzürüm’ün nüfusu neçi?
-Hocam bilmiyemçi…
-Eyleyse otur içi!
-Hocam ben neyettimçi?”
***
ERZURUM’UN ilginç deyişleri de vardır…
Mesela “Hırsız evden olan da, öküz bacadan çıkar!”
Peki bu deyim nerede kullanılır?
Hazine’yi soyanlara, devlet’i hortumlayanlara uymaz mı?
Hırsız içeriden olunca, öküz bacadan çıkmaz mı?

(x) DUYAP Yayıncılık

h.pulur@milliyet.com.tr

Şeyh Ahmed’in öküzü

27 Mayıs 2007

Şeyh Ahmet

Kepez köyü yakınında gür çam ağaçları ile kaplı bir tepenin üzerindedir. Her türlü dilek ve istek için ziyaret edilip, adaklar adanıp kurbanlar kesilen bu ziyaret yerinin bir tek çöpünü bile götürenin büyük bir belaya uğrayacağına inanılır. Bu ziyaret yeri genellikle Hıdırellez’de o yıl bolluk ve bereket olsun diye de yöre halkı tarafından ziyaret edilmektedir.

Burayı ziyarete gelen ve kurban kesip yeyip içen halk buradan bir çöp almadan gider. Burada istediği kadar ağaç kesip yakar. Fakat kesinlikle bir çöp dışarı çıkmaz. İnanca göre burada yatan evliya orman ürünlerini götüren şahısları gece sabaha kadar rahatsız eder, götürülen bir tek çöp ya da bir kozalak bile olsa yerine geri bırakılmasını ister. Geri getirmeyenlerin bir felakete uğrayacaklarına inanılır.

Şeyh Ahmet’le ilgili çeşitli menkıbeler anlatılmaktadır. Bunlardan biri şöyledir:

Vaktiyle burada yaşayan Şeyh Ahmet adlı bir zat ormandan çeşitli ürünler elde eder, kepçe, kaşık, nalın, oklava vb. yapar bunları öküzünün boynuzuna asar ve bir ihtiyaç listesini ekleyerek öküzü şehre salarmış.

Öküz şehir esnaflarının dükkânları önünde tek tek durur dışarıdan dükkânlara bakarmış. Dükkân sahipleri de “Bizim Ahmet’in öküzü geldi.” der, ihtiyaç listesine ve alacaklara bakar, alacaklarını alır vereceklerini verirlermiş. Öküz bütün esnaflar önünde durduktan sonra tekrar yola koyulur Şeyh Ahmet’in yanına dönermiş.

Bugün Zile’de aptal aptal bakan insanlar için sık sık söylenen “Ahmet’in öküzü gibi ne bakıyorsun” deyimi buradan kaynaklanmaktadır.

“ÖKÜZ ALEYHİSSELAM!”

26 Mayıs 2007

 

Kötü bir kimseye -hâşâ- “öküz aleyhisselam” demek, insanı uçuruma götürebilecek sözlerden biridir.

Aleyhisselam, “Allah’ın selamı üzerine olsun” anlamında bir selam ve saygı ifadesidir. Dinî literatürde peygamberlerin adını söyledikten sonra “aleyhisselam” derken, Peygamber Efendimiz için “Aleyhissalâtü vsselam” veya “Sallallâhu aleyhi vesellem” deriz.

“Aleyhisselam” ifadesi peygamberler için kullanılır. Bu söz bırakın bir hayvan için, peygamberlerin dışında hiçbir insan için dahi söylenmez. Çünkü peygamberler, Allah tarafından özel olarak görevlendirilmiş Allah’ın elçilerdir. Peygamberler, insanlığın en yüce ve en yüksek mertebesinde bulunan insanlardır.

Bunun içindir ki, bir mümin, peygamberlerin adını söylerken, onlardan bahsederken, onları anlatırken kullanmış olduğu saygılı ifadeleri ne bir insan için, ne de bir hayvan için kullanmamalı. Hele hele bir hakaret anlamı taşıyan “öküz” lafıyla birlikte hiçbir zaman kullanma cüretinde bulunmamalı.

 daideruni.wordpress.com/2007/01/16/agzimizdan-cikan-sozlere-dikkat/

 

Yiyen öküz ölmez, öküz gibi yemek

26 Mayıs 2007

sabah kahvaltısı

15.6.2005

—-)Dünün sabah kahvaltı menüsü: İki domates rendelenir, az zeytinyağında biraz pişirilir, üstüne üç adet yumurta kırılır ve yarım ekmekle afiyetle yenir..
—-)Günün sabah kahvaltı menüsü: İki domates rendelenir, az zeytinyağında biraz pişirilir, üstüne üç adet yumurta kırılır buna ek olarak değişiklik olsun diye dolaptaki kavrulmuş kıyma eklenir. Yarım ekmekten biraz az ekmekle afiyetle yenir..Böylelikle pazar günü alınan bir ekmekten çok az bir miktar kalır..
—-) İki gündür sabahları( aslında öğlen) tabiri caizse öküz gibi yiyorum..
—-) Ama biliniz ki bu yediğim tek öğün.. Diğerlerini abur cuburla geçiştiriyorum..
—-) Bu sıralar böyle..
—-) Allahtan bu sıralar böle çünkü hep olsa çok yaşamam ben, ben size söliim…
—-) Ben hep derim ki “Ye koçum ye, can boğazdan gelir, yiyen öküz ölmezmiş..”
—-)Neymiş yiyen öküz ölmezmiş….
—-)Ama birgün yiyen öküz çok yemekten çatlayıp gebermişşş….

Yazan: Mathy

bencede.blogspot.com’dan ülonto.