Erol Çevikçe
Bilgin DHAMMAPADA
Doğruyu ve gerçeği öğrenen insan, kendisini imama ya da hatibe değil, aklına ve öğrendiklerine teslim etmiş olur.
17 Mayıs 2004— Kabataş Erkek Lisesini bitirdiğimde sosyal bilimler ilgimi çektiği için hangi fakülteye gitmem gerektiğini araştırıyordum. Gaziantep Üniversitesinin kurucusu ve 10 yıl rektörlüğünü yapan en yakın sınıf arkadaşım Prof. Uğur Büget’le konuştuk, “Mülkiye’ye Ankara’ya git” dedi, ben de “Oraya gitmem, ben vali olmak istemiyorum” dedim. O zamanlar mülkiyeden yalnız vali çıktığını sanıyordum. Hatta her alanda Türkiye’yi Harbiye ile Mülkiye’nin idare ettiğini hiç bilmiyordum.
Siyasal Bilgiler bilim kurumu olarak yaklaşık 150 yıldır eğitim veriyor. Siyasal Bilgiler Fakültesinde çok çalışmak gerektiği için, yıl sonunda yapılan mezuniyet törenlerine eskiden beri, “İnek Bayramı” denir.
Duvarımdan hiç eksik etmediğim Saatli Maarif Takviminin, Mülkiyenin kuruluş yıl dönümünü gösteren yaprağında Bilgin DHAMMAPADA’nın şu sözü var; “Öğrenmeden yaşlanan insan öküz gibidir, yalnız gövdesi büyür.”
Siyasal Bilgilerin mezuniyet bayramındaki ‘inek’ sözcüğü ile Bilgin’in öküz benzetmesi, Aristo’nun “İnsan düşünen hayvandır” sözünü çağrıştırıyor. Ne olursa olsun, hayvanın, önce buzağılık, daha sonra danalık dönemini geçirdiğini ve sonrada öküz olup irileştiğini biliyoruz. Demek ki, insan da bebek olup, çocuk oluyor, sonra genç, sonra da ergin ve yaşlılık dönemine ulaşıyor.
Düşünmeyen, irdelemeyen, sormayan, görmeyen ve sonunda gerçeği öğrenmeyen kişiye ergin insan denmez diyen DHAMMAPADA, insanoğluna kendi akıl gücüyle en büyük öğüdünü vermek istemiş.
DHAMMAPADA bu öğüdünü aklın, bilginin yerine dinlerin, doğmaların hâkim olacağı korkusu ile vermiş olmalı. Ancak o bilge kişi bile, 21. yüzyıla gelindiğinde, Cumhuriyet Türkiye’sinde gencecik çocuk beyinlerine, nesnel dünya gerçekleri yerine, kulluk bilincini doldurma savaşının süreceğini görmüş olamaz!
Dikkat edilirse, Bilgin okumayan demiyor, düşünmeyen de demiyor, bilmeyen de demiyor; “Öğrenmeyen insan öküz gibidir” diyor. Çünkü öğrenmek, hem gerçek, hem de nesnel bir sonuçtur. Aynı zamanda bilimsel nitelik taşır. İnsan öğrendiğinde hem gerçeği, hem doğruyu öğrenmiş demektir. Bütün meselede budur zaten.
Doğruyu ve gerçeği öğrenen insan, kendisini imama ya da hatibe değil, aklına ve öğrendiklerine teslim etmiş olur. Öylece, varsa daha önce teslim olduğu korkulardan ve aklının ermediği güçlerden kendisini kurtarmış olur.
Öğrenen insan, öküz olmaktan kurtulduğu için insanlara, hayvanlara ve eşyalara saldırmaz.
Öğrenen insan; sevmeyi, sevilmeyi de öğrenmiş olur.
Öğrenen insan, Suudi Arabistan’da da, Türkiye’de de, Alaska’da da, Rusya’da da öteki insanın da insan olduğunu öğrenmiş olur.
Öğrenen insan, artık kendisini de bu dünyada, güdülen bir öküz olmaktan kurtarır.
Artık öğrenmiştir ki, “Bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen, bu dünya yine de insanoğlunun biricik güzel mekânıdır” XSETIUS M.Ö. 9. Yüzyıl