Dün Gül-Bush görüşmesi yapıldı.
Gül’ümüz “Geniş şekilde ele aldık” dedi…
Biz ne alacağız?…
Hava…
Biz 80 yıl öncede kalmış “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” şarkısını söyleyeduralım, dünyada haritalar parayla, gazla, petrolle çiziliyor …
Yani büyük plan işliyor…
ABD’deki zirvenin özeti bu…
“Nasıl?” peki?
***
Richard Perle’nin bir toplantısını bizzat takip eden bir gazeteci olarak “Karanlıklar Prensi” ünvanını boşuna almadığını yakinen biliyorum.
Brzezinski dediğimiz adam, Perle’den beş gömlek daha önemli …
ABD dış politikasının Siyonistlerin güdümünde olmasının doğallığı kadar doğal ve gerçek bir Siyonist.
Zbigniew Kazimierz Brzezinski (D. 28 Mart 1928 Varşova), Polonya kökenli Yahudi. Yani Aşkenaz Yahudisi bir siyaset bilimci ve devlet adamı.
Huntington ve Fukuyama denilen küresel felsefeci olarak sunulan dangalaklar, bu adamın beslemeleri zaten…
Medeniyeler Çatışması denen hikayenin gerçek yazarı “bu” yani…Onlarca yıl önceki hedefler ve planlar bugün de
geçerli…Brzezinski’nin önemli kitapları var.
-Büyük Satranç tahtası (The Grand Chessboard)
-Büyük Çöküş
-Kontrolden Çıkmış Dünya
-Tek Seçenek diğer adıyla Tercih (The Choice)
“Nüfusunun büyük çoğunluğunu Sünnî Müslümanların oluşturduğu ülkelerdeki esas büyük siyasî meydan okuma, teokrasiyi bir hedef olarak görmeyip, İslâm’ı kapsamlı bir ideoloji olarak gören halkçı hareketlerden gelecektir…. Türkiye için daha dolaylı bir sıkıntı olacaktır. Bununla beraber, İslamcılık köktenciliğe karşı bir panzehir olmaktan ziyade, daha ciddî şeylere de gebe olabilir. Bu hareket, bir zamanlar çok canlı olup şimdilerde uyuşuk bulunan bu medeniyetin yeniden canlanmakta olduğunu işaret de ediyor olabilir… Oysa İslamcı popülizm, Batı’nın bâzı modern unsurlarını benimserken, bunları İslâm’ın kalıpları içinde ve demagojik bir şekilde ifade ederek, Batı hâkimiyetinin izlerini silmek yolundaki bir çaba olarak değerlendirilebilir. Sentezin oluşumuna ise daha zaman vardır. Öyle anlaşılıyor ki, tedricen ve bazen de acılar pahasına, her Müslüman ülke, katılımcı ilkeleri benimseyen modern siyaset ile İslâm’ın ilkelerini kendisine hâs bir şekilde bağdaştıracaktır” (Tek seçenek s.56-57)
Brzezinski, ABD’ye ve küresel şebekelere, ‘Sürdürülebilir bir Avrasya stratejisinin, manevralar ve diplomatik manipülasyonları kullanarak, Amerika’nın küresel üstünlüğüne meydan okuyacak herhangi bir düşman koalisyonun ortaya çıkmasının engellenmesini ve uzak bir olasılık da olsa tek bir gücün böyle bir olaya kalkışmasına kesinlikle izin verilmemesini’ öğütlüyordu. (Türkiye Günlüğü, s. 36.)
Bu anlamda Milli Görüş ve projeleri, ABD ve AB için tehditler içeriyordu.
”Erbakan neden siyasi mevta ilan edildi?” sorusunun cevabı da bu zaten…
Kısacası ABD’nin küresel üstünlüğünün yolu, Türkiye’den geçmek zorundaydı ve geçerken de Türkiye’yi çiğneyerek geçecekti.
“Tehlikelerle dolu bu dörtgende taraflar arasında çeşitli biçimde şiddet olayları patlayabilir. Olası çatışmaların listesi insanı ürkütecek kadar uzundur. Bu çatışmalar bölgedeki devletlerde yaşayan etnik gruplar arasında çıkabilir. Rusya ile yeni Orta Asya Devletleri arasında olabilecek bir savaşta, Orta Asya Devletlerini güneydeki bazı Müslüman ülkeler destekleyebilir. Orta Asya`da yeni kurulan ülkeler güneydeki bazı Müslüman ülkelerin desteği ile birbiriyle savaşabilirler; Eğer Ukrayna`daki ekonomik sorunlar devam eder ve bu ülkedeki Rus azınlığın ayrılıkçı istekleri körüklenirse, Rusya ile Ukrayna arasında bir savaş olabilir; Bazı Balkan devletleri arasında Türkiye ve Yunanistan`ın bile karışabileceği bir savaş çıkabilir; İsrail ve bir Arap ülkesi savaşabilir; İran, bir körfez ile veya Amerika ile savaşa tutuşabilir; ya da Hindistan ile Pakistan arasında yeni bir savaş çıkabilir. Eğer Orta Asya`da Çin sınırına yakın bir yerde bir çatışma çıkarsa, ya da Hindistan ile Pakistan arasında yeni bir savaş çıkarsa, Çin`in de müdahalesine yakın bir ihtimal olarak bakılmalıdır… Doğada hiç bir hacim boş kalmayacağı için. Rus Emperyalizminin Orta Asya`da bıraktığı jeopolitik boşluğu başka ülkelerin, özellikle de komşu İslam ülkelerinin doldurmak istediği konusunda belirgin emareler vardır. Bu konuda Türkiye, İran ve Pakistan etki alanlarını genişletmek için çoktan faaliyete başlamışlar…” (Kontrolden Çıkmış Dünya. 1994)
Bu tarz paranoyaklıklara kafa yoran adamların kolları nereye kadar uzayabilir…
Artık siz hesabedin…
Brzezinski, 26 Mayıs 1998’de Barcelona’da yapılan Kuzey Atlantik Asamblesi’nde konuşurken de konuşmasının üçte birinde, Türkiye’nin gelecek yüzyıldaki stratejik önemini ve dengelerdeki büyük rolünü anlatıyor ve Avrupalılar, biraz endişe ve dehşetle kendisini takip ediyorlardı. Türkiye’nin Avrasya’ya ve enerji kanallarına olan yakınlığından bahseden Brzezinski, Avrupalılara “Eğer aklınız varsa, Türkiye’yi dışarıda bırakmak değil, Türkiye’yi yanınıza almak, Avrupa Birliğine almak… Bu, sizin menfaatinizedir; ama, bunu yapmazsanız, Türkiye’nin alternatifleri çoktur. Türkiye sizsiz daha kuvvetlidir ve daha da büyük işler yapabilir” diyordu.
Bunu tecrübeyle sabit D-8′den dolayı söylediğini bilmek için kahin olmaya gerek yok..
Bush beyefendi de dün “Türkiye’nin AB içindeki önemiyle ilgili desteğini” tekrar etti zaten…
Herneyse…
Büyük bir kıskaç içindeki Müslümanlar için, bizim tek teselli şu olmalı:
***
Yıllardır bu ülkede Müslüman bir genç olarak yaşamama rağmen ve mesleğim olan gazeteciliğin bana verdiği histerileri de kullanarak “Türkiye’nin entegrasyonu” konusuna kafa yormama, bununla ilgili siyasal süreçleri incelememe rağmen işin içinden çıkamadığımı belirteyim…
İki öküz hikayesinden Barlas-Kongar edebiyatına kadar her şeyi de bunun için yazdık…
Zira “Komplocu Öküz“ muamelesi görmek hiç hoşumuza gitmez…
Bizler “zehirin hiç bir zaman gösterişsiz bir tasta değil, her zaman altın tasta verileceğini” çok iyi biliriz…
Bunu anlamayan saflar için bırakın komplocu olalım…
Bunu saplantı haline getirecek değiliz…
09.01.2008-Haber5.com