İki öküz hikayesi

3 Haziran 2008

 

İki öküz hikayesi, Barlas ve Kongar, Gül-Bush, ABŞ, Zbigniew Brzezinski

İslam ARSLAN
Güncel Bakış
www.haber5.com

Dün Gül-Bush görüşmesi yapıldı.
“Müttefikiz, dostuz ve ortak düşmanımız PKK” mesajı verildi.
İki devletin küçük olanı yıllardır o örgütü besleyenle aynı şeyleri söyledi ve bize ülke olarak sevinmemiz gerektiği söylendi..
Koca Türkiye devleti bir örgütle oyalanadursun, ABD yani Amerika Birleşik Şirketleri (ABŞ) gerçek işini yapmaya devam ediyor.
Biz PKK ile “takılıyoruz”..
Yani ufkumuzu küçültmeye yönelik bir çıbanla takılıyoruz…
Ama toplantıdaki temel konu “enerji güvenliği”ydi…

Gül’ümüz “Geniş şekilde ele aldık” dedi…

Yani ABD’nin sömürdüklerinin, Amerika Birleşik Şirketleri’nin geleceği…

Biz ne alacağız?…

Hava…

Biz 80 yıl öncede kalmış “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” şarkısını söyleyeduralım, dünyada haritalar parayla, gazla, petrolle çiziliyor …

Yani büyük plan işliyor…

ABD’deki zirvenin özeti bu…

“Nasıl?” peki?

***

Emre Kongar ve Mehmet Barlas NTV’de konuşuyor.
Komik figürler bunlar…
Keyifle seyrediyoruz…
Dünkü (08.1.2008) programda Emre Kongar, antiemperyalist Erbakan’ın siyaseten bitirilerek “ABD malı” olduğunu söylediği AK Parti’nin tek başına iktidara getirildiğini söyledi. Kongar, AK Parti için üstüne basa basa “ABD malı” dedi ve bu konuda son derece de önemle durdu…
Barlas da buna prim vermediğini ifade ederek geçiştirdi ve “iki öküz hikayesini” anlattı. Yani Kongar’ı komplocu olarak tanımladı. Programı gülerek bitirdiler…
Hikaye özetle şu:
İki öküz samanlıkta sohbet ediyor. Öküzün biri diğerine “Bu insanlar bizi böyle yediriyor, içiriyor, her eksiğimizi karşılıyorlar da sakın bu işin sonunda bizi kesip sucuk, bonfile falan yapmasınlar” der. Diğer öküz kendinden gayet emin bir tavırla “Bırak komplo teorisi üretmeyi, yemene bak” der.
Hikaye “korkunç sonla” ilgili…
***
Zbigniew Kazimierz Brzezinski.
Gül-Bush görüşmesinde o da yer aldı.
Muhtemel daha sonraki ikili temaslarda da o vardı…
Önemli.
Asıl konumuz da bu.
Bu adam, ABD dış politikasının ve günümüzün en önemli sorunlarından biri olan enerjinin pirlerinden. Tıpkı Richard Perle gibi.

Richard Perle’nin bir toplantısını bizzat takip eden bir gazeteci olarak “Karanlıklar Prensi” ünvanını boşuna almadığını yakinen biliyorum.

Brzezinski dediğimiz adam, Perle’den beş gömlek daha önemli …

ABD dış politikasının Siyonistlerin güdümünde olmasının doğallığı kadar doğal ve gerçek bir Siyonist.

Carter’den bu yana ABD Dış Politikasını yönetenlerden.

Zbigniew Kazimierz Brzezinski (D. 28 Mart 1928 Varşova), Polonya kökenli Yahudi. Yani Aşkenaz Yahudisi bir siyaset bilimci ve devlet adamı.

Dünyanın en önemli stratejistleri arasında ismi sayılan Brezezinski ABD’de 1977-1981 yılları arasında Jimmy Carter’ın Ulusal güvenlik yardımcılığını yaptı. Samuel Huntington’la birlikte çalışarak, 43 sayfalık ve bir gizli bülten yazdı. Bu bültende gelecek yönetimin 10 önemli dış ve ulusal güvenlik politikası hedefi açıklanıyordu.

Huntington ve Fukuyama denilen küresel felsefeci olarak sunulan dangalaklar, bu adamın beslemeleri zaten…

Medeniyeler Çatışması denen hikayenin gerçek yazarı “bu” yani…

Onlarca yıl önceki hedefler ve planlar bugün de geçerli… 

Brzezinski’nin önemli kitapları var.

-Büyük Satranç tahtası (The Grand Chessboard)
-Büyük Çöküş
-Kontrolden Çıkmış Dünya
-Tek Seçenek diğer adıyla Tercih (The Choice)

ABD’nin gerçek Dışişleri Bakanlığı, Dış İlişkiler Konseyi (CFR – Council of Foreign Relations) Üyesi Siyonist Zbigniew Brzezinski Tek Seçenek ya da Tercih  (The Choice) adlı kitabında “bir misyonu” işaret ediyor:

“Nüfusunun büyük çoğunluğunu Sünnî Müslümanların oluşturduğu ülkelerdeki esas büyük siyasî meydan okuma, teokrasiyi bir hedef olarak görmeyip, İslâm’ı kapsamlı bir ideoloji olarak gören halkçı hareketlerden gelecektir…. Türkiye için daha dolaylı bir sıkıntı olacaktır. Bununla beraber, İslamcılık köktenciliğe karşı bir panzehir olmaktan ziyade, daha ciddî şeylere de gebe olabilir. Bu hareket, bir zamanlar çok canlı olup şimdilerde uyuşuk bulunan bu medeniyetin yeniden canlanmakta olduğunu işaret de ediyor olabilir… Oysa İslamcı popülizm, Batı’nın bâzı modern unsurlarını benimserken, bunları İslâm’ın kalıpları içinde ve demagojik bir şekilde ifade ederek, Batı hâkimiyetinin izlerini silmek yolundaki bir çaba olarak değerlendirilebilir. Sentezin oluşumuna ise daha zaman vardır. Öyle anlaşılıyor ki, tedricen ve bazen de acılar pahasına, her Müslüman ülke, katılımcı ilkeleri benimseyen modern siyaset ile İslâm’ın ilkelerini kendisine hâs bir şekilde bağdaştıracaktır” (Tek seçenek s.56-57)

Brzezinski, ABD’ye ve küresel şebekelere, ‘Sürdürülebilir bir Avrasya stratejisinin, manevralar ve diplomatik manipülasyonları kullanarak, Amerika’nın küresel üstünlüğüne meydan okuyacak herhangi bir düşman koalisyonun ortaya çıkmasının engellenmesini ve uzak bir olasılık da olsa tek bir gücün böyle bir olaya kalkışmasına kesinlikle izin verilmemesini’ öğütlüyordu. (Türkiye Günlüğü, s. 36.)

Bu anlamda Milli Görüş ve projeleri, ABD ve AB için tehditler içeriyordu.

”Erbakan neden siyasi mevta ilan edildi?” sorusunun cevabı da bu zaten…

Zbigniew Brzezinski ‘Tek Seçenek’ adlı yeni kitabında ABD’ye diyor ki ‘Sömürgeleştirilmiş olan ülkelerden çekinme. Halkı Sünni Müslüman olan, sömürgeleştirilmemiş ve İslam’ı teokratik bir rejim olarak hedeflemeyip sosyal hayatta yaşamayı hedefleyen politik hareketlerden kork’. Buradaki mahfuz adres Milli Görüş’tür. 2004’te çıkardığı kitapta açık açık yazıyor adam.
CFR Üyesi Siyonist Teorisyen Zbigniew Brzezinski’ye göre ise Avrasya’yı kucaklamak için, Türkiye’yi avuçlamak gerekiyordu. Ona göre Avrasya’ya egemen olan güç, dünyanın iki zengin bölgesi olan Batı Avrupa ve Doğu Asya üzerinde muazzam bir nüfuz kurabilecek, Ortadoğu’yu ve Avrupa’yı otomatik olarak kontrol edebilecekti. (Büyük Satranç Tahtası, s. 21–22)

Kısacası ABD’nin küresel üstünlüğünün yolu, Türkiye’den geçmek zorundaydı ve geçerken de Türkiye’yi çiğneyerek geçecekti.

Brzezinski’nin adeta 3. Dünya savaşından bahsedercesine anlattığı sadist ve paranoyak düşünceleri de var ve BUNLAR BİZİ ÇOK YAKINDAN İLGİLENDİRİYOR:
 
“Tehlikelerle dolu bu dörtgende taraflar arasında çeşitli biçimde şiddet olayları patlayabilir. Olası çatışmaların listesi insanı ürkütecek kadar uzundur. Bu çatışmalar bölgedeki devletlerde yaşayan etnik gruplar arasında çıkabilir. Rusya ile yeni Orta Asya Devletleri arasında olabilecek bir savaşta, Orta Asya Devletlerini güneydeki bazı Müslüman ülkeler destekleyebilir. Orta Asya`da yeni kurulan ülkeler güneydeki bazı Müslüman ülkelerin desteği ile birbiriyle savaşabilirler; Eğer Ukrayna`daki ekonomik sorunlar devam eder ve bu ülkedeki Rus azınlığın ayrılıkçı istekleri körüklenirse, Rusya ile Ukrayna arasında bir savaş olabilir; Bazı Balkan devletleri arasında Türkiye ve Yunanistan`ın bile karışabileceği bir savaş çıkabilir; İsrail ve bir Arap ülkesi savaşabilir; İran, bir körfez ile veya Amerika ile savaşa tutuşabilir; ya da Hindistan ile Pakistan arasında yeni bir savaş çıkabilir. Eğer Orta Asya`da Çin sınırına yakın bir yerde bir çatışma çıkarsa, ya da Hindistan ile Pakistan arasında yeni bir savaş çıkarsa, Çin`in de müdahalesine yakın bir ihtimal olarak bakılmalıdır… Doğada hiç bir hacim boş kalmayacağı için. Rus Emperyalizminin Orta Asya`da bıraktığı jeopolitik boşluğu başka ülkelerin, özellikle de komşu İslam ülkelerinin doldurmak istediği konusunda belirgin emareler vardır. Bu konuda Türkiye, İran ve Pakistan etki alanlarını genişletmek için çoktan faaliyete başlamışlar…” (Kontrolden Çıkmış Dünya. 1994)
 
Bu tarz paranoyaklıklara kafa yoran adamların kolları nereye kadar uzayabilir…

Artık siz hesabedin…
 
Brzezinski, 26 Mayıs 1998’de Barcelona’da yapılan Kuzey Atlantik Asamblesi’nde konuşurken de konuşmasının üçte birinde, Türkiye’nin gelecek yüzyıldaki stratejik önemini ve dengelerdeki büyük rolünü anlatıyor ve Avrupalılar, biraz endişe ve dehşetle kendisini takip ediyorlardı. Türkiye’nin Avrasya’ya ve enerji kanallarına olan yakınlığından bahseden Brzezinski, Avrupalılara “Eğer aklınız varsa, Türkiye’yi dışarıda bırakmak değil, Türkiye’yi yanınıza almak, Avrupa Birliğine almak… Bu, sizin menfaatinizedir; ama, bunu yapmazsanız, Türkiye’nin alternatifleri çoktur. Türkiye sizsiz daha kuvvetlidir ve daha da büyük işler yapabilir” diyordu.

Bunu tecrübeyle sabit D-8′den dolayı söylediğini bilmek için kahin olmaya gerek yok..

Bush beyefendi de dün “Türkiye’nin AB içindeki önemiyle ilgili desteğini” tekrar etti zaten…

Herneyse…

Büyük bir kıskaç içindeki Müslümanlar için, bizim tek teselli şu olmalı:

Yeryüzünü ve şu aciz insancıklığımızı ve kısaca herşeyi tüm kainatı yaratan ve yaşatan Allah (c.c) biliyor ve görüyor.
Bu, bizi elbette rahatlatıyor ama bizatihi bize verilen görev olan “çalışma” da ihmal edilmemeli…
Brzezinski de Bush da görevini yapıyor…
Ya “bizimkiler” ne yapıyor?
En önemlisi biz ne yapıyoruz?

***

Yıllardır bu ülkede Müslüman bir genç olarak yaşamama rağmen ve mesleğim olan gazeteciliğin bana verdiği histerileri de kullanarak “Türkiye’nin entegrasyonu” konusuna kafa yormama, bununla ilgili siyasal süreçleri incelememe rağmen işin içinden çıkamadığımı belirteyim…

Ama işin uluslar arası yönü ortaya çıktığında, kimin yada kimlerin “Siyonist ağzıyla konuştuğunu anlamak” bizim için kolay olmaya başladı.

İki öküz hikayesinden Barlas-Kongar edebiyatına kadar her şeyi de bunun için yazdık…

Zira “Komplocu Öküz muamelesi görmek hiç hoşumuza gitmez…

Bizler “zehirin hiç bir zaman gösterişsiz bir tasta değil, her zaman altın tasta verileceğini” çok iyi biliriz…

Bunu anlamayan saflar için bırakın komplocu olalım…

Bunu saplantı haline getirecek değiliz…

http://www.haber5.com/artikel.php?artikel_id=5203

09.01.2008-Haber5.com

Yorum Yapın