Arşiv Haziran, 2007

ÇETİN ÖZDEMİR

26 Haziran 2007

ÖKÜZ AHMET

Ahmet diye biri yaşardı köyün birinde.

Bir öküzü vardı Ahmet’in,

Çalışırdı saban önünde.

Par par parlardı iki gözü,

Bakana parmak ısırtırdı

Ahmet’in öküzü!..

Tarlaları o sürerdi,

Zahireyi değirmene götürürdü,

Dinç, iri bir öküzdü.

Gün geldi ayakta uyur oldu;

Bir öğle karanlığında

Uzun uzun esnedi durdu.

Acaba dedi Ahmet:

/Fukara çok mu yoruldu?/

Yemeden, içmeden kesildi hayvan;

Bakar oldu yemlere, yavan yavan!

Komşular:

/Nazar deymiş,/ dediler.

Zavallıyı düşünceli ettiler.

Sordu akıllı bildiğine,

Çaresi nedir diye.

Dediler:

/Kurşun döktür,

Okut nefesli birine./

Kalktı sabah ezanında

Üç hocaya okuttu,

Aradan üç gün geçti,

Öküzü ölü buldu.

Ağladı saatlerce Yaradan can versin diye,

Öküz başını kaldırıp

Bakmadı bile!..

Kış geldi Ahmet öküzsüz,

Yaz çıktı öküzsüz.

Ekmek için tarlaları

Geçti saban önüne;

Koca gün saban çekti,

Döndü tarlanın içinde.

Görenlerin kimi güldü, kimi yandı.

O günden

Bu güne,

Ahmet’in adı,

Öküz Ahmet kaldı.

23.08.1973 Cağaloğlu

Çetin ÖZDEMİR |

cetinozdemir53@yahoo.com | sairinyeri.wordpress.com

Çetin Özdemir Beyefendiye katkılarından dolayı teşekkür ediyorum. (A.K)

Öküz Türküleri

25 Haziran 2007

TÜRKÜ

Kastamonu’lu değerli araştırmacı Ata Erdoğdu’nun tesbitlerine göre
öküz; Kına Türküleri’ne, ağır öşür vergisi dolayısıyla yakılan
türkülere (bir çift öküzünden biri alınan vatandaşın boyunduruğa
kendisinin girmesini anlatan Aşar Türküsü) ve nihayet dünya mizah
edebiyatına mal olmuş olan aşağıdaki türküye bile girmiştir.
(Erdoğdu-147,168)

Manda yuva yapmış söğüt dalına
Yavrusunu sinek kapmış gördün mü?
Sabah erken çifte giderken,
Öküzüm torbadan düştü gördün mü?
Öküzle ilgili türkülerin içinde en bilinen türkülerden biri Aşık
Mahzuni Şerife ait olan Bir Çift Öküz Yeter mi – Memmed Emmi
türküsüdür.

Bir Çift Öküz Yeter Mi
Aha Memmed Emmi
Böyle Baca Tüter Mi
Daha Memmed Emmi

Çoluk çocuk Uyumaz
Aha Memmed Emmi
Aç İnsanlar Yatamaz
Daha Memmed Emmi

Bu Tarla Susuz Tarla
Aha Memmed Emmi
Daha Zorla Ha Zorla
Daha Memmed Emmi

On Çocuk Arpa Yiyor
Aha Memmed Emmi
Beyler Bunu Bilmiyor
Daha Memmed Emmi

Memmed Emmi İrezil
Deha Memmed Emmi
Vallahi Yalan Değil
Daha Memmed Emmi

Gidelim Mahkemeye
Aha Memmed Emmi
Mahzuni Şerif Geldi
Daha Memmed Emmi.

http://www.turkuler.com/sozler/tB.asp

Afganistan’lı Özbek Türklerinden Mirhamza Hatunoğlu’nun anlattığına
göre Özbekistan’da Öküz Koşukları yani Öküz Türküleri varmış.
Pakistan Karakol şehrinde Öküz Koşukçu namında bir sanatçı dahi
varmış. Kars’ta at üstü makamları bulunduğuna göre Öküz Koşuklarının
ve koşukçularının bulunması çok tabiidir.

Hayvanların dilini bilmek

25 Haziran 2007

kıssadan hisse

Mustafa Ramazan BURSEVİ

Ağa birincide, öküzü sattı, zarardan kurtuldu. İkincide eşeği sattı, zarardan kurtuldu; ama bu sefer ağanın kendisi ölecek. Malına gelen bu defa kendi canına gelecek. Onun hayrına mutlaka sofralar kurulur. Kazanlar kaynar. Gelene gidene yemekler yedirilir. Onların artıklarından da, biz hayatımızın ziyafetini çeker, yiyebildiğimiz kadar yeriz.

Süleyman Aleyhisselâm, rüzgârlara, cinlere emreder, kurtların, kuşların bütün hayvanâtın dilinden anlardı. Adamın biri buna çok özendi ve Süleyman Aleyhisselâm’ın huzuruna çıkıp:
“Ne olur ey Allah’ın Nebisi, bana da hayvanların dilini öğret de ben de onların aralarında neler konuştuklarını anlayayım, bunu çok istiyorum.” diye yalvardı, ısrar etti. Süleyman Aleyhisselâm onun bu isteğini kabul etmedi ve ona:
“Her şeyi bilmek, iyi olmaz. Hele hayvanların dilinden anlamaman daha iyidir. Zira sen onların konuştuklarını anlarsan, bunun arkasındaki hikmeti idrak edemez, buna da sabredemezsin. Sen bu sevdadan vazgeç!” dediyse de adam bu konudaki ısrarını sürdürüyor, Süleyman Aleyhisselâm’dan, hayvanların dilini kendisine öğretmesini
istiyordu. Bunun üzerine Hz. Süleyman, Mevlâ’dan almış olduğu izinle bu adama gerekli nasihatleri yapıp, hayvanların dilini öğretti. Kendisine hayvanların dilini anlama hususunda salahiyet verilen adam, hakikaten de hayvanların tüm konuşmalarını anlıyor ve bundan çok büyük haz alıyordu.
Her gün ahıra hayvanlarına yem vermek için giden adam, “Hele şunlar neler konuşuyorlar bir dinleyeyim.” diye o gün biraz daha erken gitti. Baktı ki, ahırdaki eşekle öküz aralarında konuşuyorlar. Hemen kulak kabartıp dinlemeye başladı. Belli ki, öküz sabana sürülmekten, yaptığı işten şikayet ediyordu: “Eşek kardeş, doğrusunu istersen senin işine imreniyorum. Bana yazın da rahat yok, kışın da rahat yok. Sabah olunca beni yine çifte koşacaklar. Oysa sen öyle mi? Akşama kadar rahat rahat geziyor, yeşil çimlerden yiyor ve keyifle anırıyorsun.” Eşek kurnaz kurnaz gülümseyip, ona kaytarmanın yollarını öğretti. “Yahu bunlar hep senin ahmaklığından. Sen biraz gözü açık olsan bu kadar yükün altına girmezsin. Şimdi beni çok iyi dinle! Bak sahibimiz bize yem vermeye gelmiş. Sen bu gece yemlere hiç dokunma
ve öylece bırak. Sabah olunca da hasta numarası yap ve yerinden dahi kalkma. O da senin bu durumunu görünce sana acır ve çift koşmaktan vazgeçer. Böylece hiç olmazsa birkaç gün istirahat etmiş olursun.” diye akıl verdi. Bu anlatılanlar öküzün çok hoşuna gitmişti. “Hele bir deneyelim bakalım, durum ne gösterir?” diyerek, önüne koyulan yemi, o kadar aç
olmasına ve canı çekmesine rağmen yemedi. Öylece sabaha kadar aç olarak yattı. Tabi-î kurnaz geçinen eşek, öküzün yemediği yemleri kendisi afiyetle yedi. O da her zamankinden daha tok ve daha mutlu şekilde uyudu.
Tabi-î bunların aralarında geçen bu konuşmayı sahipleri duymuş ve hayret etmişti. “Bu hayvanların konuşmalarını anlamak ne güzel bir şeymiş!” diyerek ahırdan çıktı.
Sabah olunca, adam tekrar ahıra geldi. Baktı ki, öküz aç bir hâlde yatıyor. Şöyle birkaç kere onu dürtükledi; ama öküzün hiç kalkmaya niyeti yoktu. Akşam eşeğin ona öğrettiği planı çok iyi uyguluyordu. Kaytarma konusunda akıl veren eşeğe iyi bir ders vermek isteyen adam bunun üzerine:
“Madem evimizin öküzü hastalanmış, o ahırda istirahat etsin de, iyileşinceye kadar yerine eşeği çifte koşalım.” dedi. Ve eşeği aldı tarlaya götürüp sabana koştu ve akşama kadar onunla çift sürdü. O gün neredeyse eşeğin canı çıkacaktı. Akşam yediği fazladan ot burnundan fitil fitil geliyordu. Nasıl oldu da öküze böyle bir akıl vermişti, keşke bir şey demez olaydı. Akşam yorgun argın vaziyette, bitkin bir hâlde ahıra geldiği zaman öküz gayet mutluydu. Keyifle geviş getiriyor, kendisine böyle bir taktik öğreten eşeğe teşekkür
ediyordu. Fakat eşeğin aklı başına gelmişti. Bu durum böyle birkaç gün daha devam ederse, dayanamaz nalları dikerdi. Çekilecek bir durum değildi gerçekten. Onun için öküze başka bir akıl verip, bu durumdan kurtulmak istiyordu. Ve dedi ki:
“Öküz kardeş! Bu gün tarlada neler oldu, neler konuşuldu bir
bilsen?” diye söze başlayıp, onun merakını celbettikten sonra
anlatmaya devam etti. “Efendim bu gün sabana senin değil de benim koşulduğumu gören diğer çiftçiler sahibimize ‘Senin öküze ne oldu da bunu çifte koşuyorsun?’ diye sordular. O da:
‘O zaten tembel öküzün biriydi. Şimdi de durup dururken hasta olmuş, ben böyle işime yaramayan bir hayvanla uğraşamam. Onun için yarın onu kasaba götürüp kestireceğim.’ dedi. Yani senin anlayacağın şayet
yarın da hasta numarası yaparak yatarsan, kendini kasabın bıçağının altında bil.” diyerek onu işe gitmesi için ikna etmeye çalıştı. Adam ahırda bunların konuşmalarını dinledikçe zevkten dört köşe oluyor, katıla katıla gülüyordu. “Bu hayvanların dilinden anlamak ne güzel bir şeymiş!” diyordu.
Ertesi sabah olunca, henüz ahıra gitmeden şöyle bir çiftliği
dolaştı. Bir tarafta çiftliğin köpeğiyle horozu arasındaki konuşmaya kulak misafiri oldu. Köpek, horoza iyi beslenemediğinden yakınıyordu. “Horoz kardeş, sen arpayla buğdayla da karnını doyurabilirsin. Hiçbir şey bulamazsan, sağa sola saçılmış taneleri yesen, gene karnın doyar. Ama ben ağzıma göre uygun bir yiyecek bulmakta zorlanıyorum. Ne zamandır şöyle yağlı bir kemik yemiş değilim.” deyince horoz onu teselli etti ve müjde verdi:
“Sen hiç merak etme köpek kardeş! Yarın bizim ağanın öküzü ölecek. İşte o zaman hayatında yapmadığın şekilde bir ziyafet seni bekliyor. Hele sen bir yarına kadar sabret bakalım.” dedi. Bu konuşmaları duyan adam telaşlandı. Demek yarın öküz ölecekti öyle mi? Bu zarardan mutlaka kurtulmalıydı. Onun için derhal ahıra gitti, hemen öküzü kaldırdı ve doğru hayvan pazarına götürdü. Orada kelepir fiyatına hayvanı elden çıkardı ve:
“İyi ki, hayvanların dilini öğrendim, yoksa öküz elimde ölecekti ve zarar edecektim.” dedi. Tabi-î bizim köylü hayvanlardan aldığı bu haberlere çok alışmıştı,
onlara kulak kabartmadan, hayvanlar ne konuşuyor ne söylüyor dinlemeden artık rahat edemiyordu. Ertesi gün yine köpekle horoz arasında cereyan eden konuşmayı merak edip oraya gitti. Köpek, horoza sitem ediyordu.
“Sen bana yalan söyledin. Öküz ölecek, sen de ziyafet çekeceksin, demiştin. Hani ne oldu? Ne ziyafet, ne de bir şey. Yine aç, yine açıktayız.” Horoz cevap verdi:
“Aslında ağanın öküzü öldü ölmesine de, ağa açık gözlük edip öküzü pazarda sattı.” Tabi-î öküz onu satın alan adamın elinde öldü. Dolayısıyla biz avucumuzu yaldık. Ama sen hiç merak etme! Yarın onun eşeği ölecek. Mecburen onu buraya getirip bırakacaklar. Sen de bol bol et yer karnını doyurursun. Adam bunu duyunca yine aynı hızla kalkıp ahıra koştu. Hemen oradaki eşeği alıp pazara götürdü ve onu da sattı. Parasını cebine indirirken keyifle mırıldanıyordu.
“İyi ki hayvanların dilini öğrendim, yoksa eşek de elimde ölecekti.” Ertesi sabah ahıra gitmeden yine köpekle horozun bulunduğu yere gitti. Ne konuşacaklar diye çok merak ediyordu. Bu sefer köpek gerçekten çok kızmıştı. Çünkü şu bahsedilen ziyafeti bir türlü yapamamıştı. Horozla âdeta hırlayarak konuşuyordu. “Horoz kardeş, beni ne kandırıp duruyorsun? Hani ağanın eşeği ölecekti? Bana bak sabrımı taşırmaya başladın ona göre!” Horoz kendini savundu:
“Hayır! Ben kesinlikle seni kandırmıyorum. Ağanın eşeği gerçekten de öldü. Ama aynı şekilde götürdü, onu da sattı. Eşek sattığı zavallı adamın elinde öldü. Fakat üzülme bu sefer bu ziyafet mutlaka olacak. Hem de hepimiz bundan istifade edeceğiz.” Tabi-î köpek inanmadı:
“Haydi oradan! Yine beni aldatıyorsun. Hem bu sefer ne olacak ki, ziyafet olsun?” Horoz cevap verdi:
“Ne mi olacak? Bu sefer ziyafetin büyüğü olacak inan bana. Ağa birincide, öküzü sattı, zarardan kurtuldu. İkincide eşeği sattı, zarardan kurtuldu; ama bu sefer ağanın kendisi ölecek. Malına gelen, bu defa kendi canına gelecek. Onun hayrına mutlaka sofralar kurulur. Kazanlar kaynar. Gelene gidene yemekler yedirilir. Onların artıklarından da, biz hayatımızın ziyafetini çeker, yiyebildiğimiz kadar yeriz.”
Adam bu haberi duyunca, etekleri tutuştu. Ne yapacağını şaşırdı. Ölüm korkusu her yanını sardı. Ve şuursuzca bir sağa sola koşuşturmaya başladı. Son çare olarak Hz. Süleyman’ın huzuruna çıkıp durumu başından sonuna anlattı. Ve “Bunun çaresi yok mu?” diye yalvarmaya başladı. Süleyman Aleyhisselâm:
“Ben sana vazgeç bu sevdadan dememiş miydim? Sen onların
konuştuklarını anlarsan, bunun arkasındaki hikmeti idrak edemez, buna da sabredemezsin, dememiş miydim? Şayet sen öküzü satmasaydın, o ölecek ve gelecek olan belâ atlatılmış olacaktı. Fakat onu satıp güya zarardan kurtuldun. Ardından bu belâ eşeğine isabet edecekti. Ama sen eşeği de satıp yine sana gelecek zararı güya savuşturdun.
Lâkin başkalarını bile bile zarara soktun. Sadece kendi menfaatini düşünüp, başkalarının zararına sebep olanların ise, hâli budur.

www.beyan.com.tr/arsiv/nisan2005/kissa.htm

Sinema

25 Haziran 2007

Öküzler ve İnsanlar

21 Haziran 2007

http://www.hafif.org/yazi/okuzler-ve-insanlar

Bu yazıda dostlar, yaratılmışların en şereflisi “insan” ile hakaretlerimizde en başta söylediğimiz “öküz” arasında bir mukayese yapalım istedim.

  • Öküzler, arabasını tam yolun ortasına park etmezler!
  • Öküzler, sola sinyal yakıp sağa sapmazlar!
  • Öküzler, yolun ortasında böğürerek balgam tükürmezler!
  • Öküzler, mahallenin ortasında müziğin son sesine kadar açıp akşama kadar mahalleyi diskoya çevirmezler!
  • Öküzler, Pazar günleri sabah erkenden motosikletlerinin ne kadar çok bağırabildiğini test etmezler!
  • Öküzler, yemek yedikleri yere pislemezler!
  • Öküzler, yedikleri samanın hakkını vermeyerek, işten kaytarmayı düşünmezler!
  • Öküzler, bir gün silahın kendilerine dönebileceğini düşünmeksizin dolma tüfekleri doldurup durmazlar!
  • Öküzler, layık olmadıkları işe getirilmek için eşlerini, dostlarını araya sokarak ahbap çavuş ilişkisi ile makam mevki sahibi olmaya çalışmazlar!
  • Öküzler, yönetici olurlarsa eğer, yanlarına işin ehillerinin yerine yağcıları getirmezler!
  • Öküzler, yemek yerken ağızlarını şapırdatmazlar! (Şapırdatsalar da bundan rahatsız olacak kimse yoktur ya! Neyse…)
  • Öküzler, sattıkları malı yalanlarla överek 3 -5 ürün satmayı yapmayı kâr saymazlar!
  • Öküzler, yalakalık yaparak ye da onurlarını satarak bir yerlere yaranmaya çalışarak para kazanmayı şereflerine yediremezler!
  • Öküzler, yaşadıkları otlağın sorunlarına karşı duyarsız kalmazlar!
  • Öküzler, esnaf olurlarsa “öküzce” davranmazlar!
  • Öküzler, yaptıkları iyilikleri günü gelince hemen başa kakmazlar!

Öküzler…

Ve…..

Öküzler de insanlar da,

bu yazıyı nasıl okuyacaklarını,

çok iyi bilirler!.. :)

//

Spacer

// //

Vekil adayı

21 Haziran 2007

BTP

HİLMİ

ÖKÜZCÜ
İLK OKUL
SERBEST

Öküz Çanı

6 Haziran 2007

Sarı çiçekli öküz çanı

www.sanatalemi.net/Sayfala.asp 

Öküz Mehmet Paşa

6 Haziran 2007

Osmanlı sadrazamları

Duraklama Dönemi (1579-1683)
Semiz Ahmed Paşa (1579-1580) | Lala Kara Mustafa Paşa (1580-1580) | Koca Sinan Paşa (1580-1582) | Kanijeli Siyavuş Paşa (1582-1584) | Özdemiroğlu Osman Paşa (1584-1585) | Hadim Mehmed Mesih Paşa (1585-1586) | Kanijeli Siyavuş Paşa (1586-1589) | Koca Sinan Paşa (1589-1591) | Serdar Ferhat Paşa (1591-1592) | Kanijeli Siyavuş Paşa (1592-1593) | Koca Sinan Paşa (1593-1595) | Serdar Ferhat Paşa (1595-1595) | Lala Mehmed Paşa (1595-1595) | Koca Sinan Paşa (1595-1596) | Damat İbrahim Paşa (1596-1596) | Cığalazade Yusuf Sinan Paşa (1596-1596) | Damat İbrahim Paşa (1596-1597) | Hadim Hasan Paşa (1597-1598) | Cerrah Mehmed Paşa (1598-1599) | Damat İbrahim Paşa (1599-1601) | Yemişçi Hasan Paşa (1601-1603) | Malkoç Yavuz Ali Paşa (1603-1604) | Sokolluzade Lala Mehmed Paşa (1604-1606) | Boşnak Derviş Mehmed Paşa (1606-1606) | Kuyucu Murat Paşa (1606-1611) | Gümülcineli Damat Nasuh Paşa (1611-1614) | Öküz Kara Mehmed Paşa (1614-1616) | Damat Halil Paşa (1616-1619) | Öküz Kara Mehmed Paşa (1619-1619) | İstanköylü Çelebi (Güzelce) Ali Paşa (1619-1621) | Ohrili Hüseyin Paşa (1621-1621) | Dilaver Paşa (1621-1622) | Kara Davut Paşa (1622-1622) | Mere Hüseyin Paşa (1622-1622) | Lefkeli Mustafa Paşa (1622-1622) | Gürcü Hadim Mehmed Paşa (1622-1623) | Mere Hüseyin Paşa (1623-1623) | Kemankeş Kara Ali Paşa (1623-1624) | Çerkes Mehmed Ali Paşa (1624-1625) | Müezzinzade Filibeli Hafız Ahmed Paşa (1625-1626) | Damat Halil Paşa (1626-1628) | Gazi Ekrem Hüsrev Paşa (1628-1631) | Müezzinzade Filibeli Hafız Ahmed Paşa (1631-1632) | Topal Recep Paşa (1632-1632) | Tabanıyassı Mehmed Paşa (1632-1637) | Bayram Paşa (1637-1638) | Tayyar Mehmed Paşa (1638-1638) | Kemankeş Kara Mustafa Paşa (1638-1644) | Civankapıcıbaşı Sultanzade Semiz Mehmed Paşa (1644-1645) | Nevesinli Salih Paşa (1645-1647) | Kara Musa Paşa (1647-1647) | Hezarpare Ahmed Paşa (1647-1648) | Mevlevi Mehmed Paşa (1648-1649) | Kara Dev Murad Paşa (1649-1650) | Melek Ahmed Paşa (1650-1651) | Siyavuş Paşa (1651-1651) | Gürcü Mehmed Paşa (1651-1652) | Tarhuncu Sarı Ahmed Paşa (1652-1653) | Bıyıklı Koca Derviş Mehmed Paşa (1653-1654) | İpşiri Mustafa Paşa (1654-1655) | Kara Dev Murad Paşa (1655-1655) | Ermeni Süleyman Paşa (1655-1656) | Gazi Deli Hüseyin Paşa (1656-1656) | Zurnazen Mustafa Paşa (1656-1656) | Siyavuş Paşa (1656-1656) | Boynuyaralı Mehmed Paşa (1656-1656) | Köprülü Mehmed Paşa (1656-1661) | Köprülü Fazıl Ahmed Paşa (1661-1676) | Merzifonlu Kara Mustafa Paşa (1676-1683)

www.birseyogren.com/hakkinda/merzifonlu-kara-mustafa-pasa/

Bayrak

6 Haziran 2007

http://www.resimmax.net/cat4.htm 
 

 
http://www.resimmax.net/img96.htm

Bayraklar ilk zamanlarda sadece sinyalleşmek için kullanılmıştır. Ülkelerin kendilerine bayrak belirlemesi ise, savaşlarda tarafların bir birlerini ayırd edebilmeleri için, orta çağ başlarında ortaya çıkan bir olgudur. Kristof Kolomb zamanında, her geminin hangi ülkeye bağlı olduğunu gösterir bir bayrak taşıması zorunlu tutulmuştur ve bunun sonucunda, günümüzdeki bayrak sistemi ortaya çıkmıştır.

Bütün dünya tarafından bağımsızlığı kabul edilen, bir devletin egemenliği altında bulunan toprakların tümü, diyar, memleket.

 Türk Bayrağı Resimleri http://www.resimmax.net/img96.htm

http://www.resimmax.net/img2.htm

 

Tarihi

Osmanlı Devleti’nden önceki Türk devletlerinde kullanılan bayrak renk ve sembolleri hakkında yeterli bir bilgi yoktur.Türk Bayrağı’nı ilk olarak Anadolu Selçuklu hükümdarı Gıyaseddin Mes’üd tarafından Osman Bey’e gönderilen ak renkli sancak olarak görürüz.15. yüzyıldan sonra al bayrak, Yavuz Sultan Selim dönemindeki Çaldıran Savaşı’nda ise yeşil bayrak kullanılmaya başlanmıştır.Türk Bayrağı’na en yakın şekil ise III. Selim döneminde rastlanır.Bu bayrakta hilal ile birlikte sekiz köşeli yıldız kullanılmıştır. Yılıdızın beş köşeli halinde kullanılması ise 1842 yılında Abdülmecit dönemine denk gelir.Salatanatın kaldırılması üzerine 29 Mayıs 1936 tarihinde çıkartılan 2994 sayili kanunla Türk Bayrağı’nın şekli ve ölçüleri kesin bir şekilde tesbit edilmiştir.28 Temmuz 1937 tarihli 2/7175 sayili Türk Bayrağı nizamnamesi kararnamesi ile de Türk Bayrağı’nın kullanılışı düzenlenmiştir.

Türk Bayrağı ve Ölçüleri

Türkiye Cumhuriyeti Bakanlar Kurulunun, 25 Ocak 1985 tarih ve 85/9034 nolu “Türk Bayrağı Tüzüğü” kararının 4. maddesinde, bayrağın boyutları şöyle belirlenmiştir:

Bayrağın standartları:

Madde 4 – Bayrak, aşağıda gösterilen standartlara göre yapılır:

1. Bayrağın boyu, eninin bir buçuk katıdır,
2. Ay ve yıldızın meydana getirilmesi için çizilen çemberlerin merkezleri eksen üzerinde bulunur.
3. Ay, iç ve dış çemberlerinin birbirini kesmesinden meydana gelir,
4. Ayın dış çemberinin çapı, Bayrak eninin yarısına eşittir, merkezi,uçkurluğun iç kenarından Bayrak eninin yarısına eşit uzaklıktadır,
5. Ayın iç çemberinin çapı, Bayrak eninin onda dördüne eşittir, merkezi, dış çember merkezinden uçum yönüne doğru Bayrak eninin 0.0625 katı uzaklıktadır,
6. Ayın ağzı uçum yönüne bakar,
7. Yıldız, çapı Bayrak eninin dörtte birine eşit olan ve beş eşit parçaya bölündüğü farz edilen bir çemberin bölüşme noktaları birer atlanarak meydana getirilir, yıldızın uçlarından biri, Bayrak ekseniyle ayın iki ucundan geçtiği farz edilen çizginin kesiştikleri nokta üzerindedir, bu noktaya iç çemberin ekseni kestiği nokta arasındaki uzaklık, Bayrak eninin üçte birine eşittir, -matematiksel olarak bu mesafe bayrak eninin 1/3′ü olursa yıldız hilalin içine girmektedir. Nizami bir bayrakta bu oran 279/800′dür ve bu bilgi olmadan da bayrak çizilebilir-
8. Uçkurluğun genişliği, Bayrak eninin otuzda biridir.

Kanuna göre, Türk Bayrağı, yırtık, sökük, yamalı, delik, kirli, soluk, buruşuk veya layık olduğu manevi değeri zedeleyecek herhangi bir şekilde kullanılamaz.

Bayragin hangi devirde hangi millet tarafindan ilk defa kullanildigina dair kesin bir tarih gösterilemiyor.Çesitli kaynaklar ilk bayragn Yahudiler, Iranlilar, Misirlilar ve Çinliler tarafindan kullanilmis olmasi ihtimalini ileri sürmektedir.Fakat hicretten 2813 yil önce Misirlilarin kullandigina dair kesin kayitlar vardir.Iskenderin Dara ile olan savaslarinda da uzun gönderler üzerine büyük bayraklar bagladigida bilinmektedir.

————————————————————-

Sekline ve anlamina gelince; bir millet veya cemiyetin sembolü olarak kullanilan dört köse düz yada çesitli renkler tasiyan, bazilarinda özel isaretler ve resimler bulunan bir bezdir.Önemi olan resmi bayraklarla askeri kitalarda kullanilanlarla ve gemilerin arka taraflarina çekilen bayrakalra Sancak denilir.

————————————————————-

Bayrak kelimesinin asli mizrak anlamina gelen batrak sözünden gelmektedir.Zamanla T harfi düsmüs yerini Y harfi almistir.Eski Türkler savaslarda mizraklarinin ucuna kirmizi bir ipek kumas parçasi takarlardi bunlara Kutas denirdi, mizraklara kumas yerine yaban öküzü kuyrugu takarlardi ki bunlara da Yak denirdi.

————————————————————

Çesitli Türk topluluklari arasindaki bu deyimler daha sonradan Selçuk ve Osmanli Türkleri arasinda bayraklarin biçimlerine göre ayri ayri adlar almistir.At kuyrugundan olanlar Tug, kumastan olanlar Bayrak, ince uzun olanlara Yalav bayraklarin tepesine takilan kuyruklara Perçem veya Beçkem, alemlerede tanuk denilmistir.

Araplarin kullandigi bayrakalrin küçüklerine liva büyüklerine urayet denilmektedir.Türk topluluklarinda Ilhanlilarin kullandigi bayragin rengi beyazdir.Selçuk Türkleri hem siyah hemde beyaz bayrak kullanmislardir.Selçuklular çifte bayrak, Iranlilar günesli ve arslanli, Timur da ejderli bayraklar kullanmislardir

Osmanlilardan zamanimiza kadar kullanilan bayraklara gelince; Osman gazinin kurdugu büyük beylik toprak kazançlariyla hizla büyüyüp gelistigi devrede devleti temsil eden tek renkli ve tek sekilli bir bayrak yoktu.Anadolu Selçuklu hükümdari Giyasettin Mesut tarafindan osman gaziye egemenlik alameti olarak gönderilenler arasinda bir de beyaz bayrak vardir.Türk akinlarinda ordunun basinda bu bayrak dalgalanmistir.Bu tarihten önce yani beyaz bayrak gönderilmeden Osman gazi savas bayragi olarak kirmizi bayragi seçmistir.Osman gazinin kirmiziya karsi özel bir alkasi oldugu bilinmektedir.Bu yüzden kirmizi çuhadan serpus giymistir.Asiret halki da kirmizi rengi pek sevdiklerinden kirmizi keçeden yapilmis küahlar giymislerdir.

Osman gaziye emaret verilmesinden sonrada kirmizinin yerini beyaz bayrak almistir.Takii XV.y.y la kadar bu tarihten sonra Osmanlilarin beyaz bayrak yerine kirmizi bayrakda kullandiklari anlasiliyor.Bu devirlerde bayrak yine tek renk ve tek sekilde degildir.Devletin çesitli askeri ve sosyal kademelerinde türlü renk ve sekillerde bayraklar kullanilmistir.Bunlar hükümdarlara, kapikulu ocaklarina, devlet büyüklerine, beylerbeyi, sancak beylerine mahsus türlü renk ve sekilde bayraklardir.

Yeniçeri ocaginin çesitli ortalarininda özel bayragi vardir.Bunlarin sekilleri ve renkleri ayri ayridir.Üzerlerine Çapa, balik, anahtar, tavsan v.s. gibi her ortamin alameti bulunurdu.Topçu, humbaraci, lagamci gibi askeri örgütlerde bayraklari üzerine kendi alametleri olan top, humbara resimleri koyarlardi.

XVI. y.y.da yeniçeriler ve sipahiler ayri ayri renk ve sekillerde bayraklar kullanmislardir.Yeniçeriler ak, sipahi bölükleri kirmizi, silahtar bölükleri sari, orta ve asagi bölüklerde alaca bayrak kullanmislardir.Bu bayrak renkleri Kanuni Sulta Süleyman devrsnde yediye kadar çikmistir.Bu konuda yazilan bir eserde su bilgiler yer almaktadir.”Kanuni Süleyman zamaninda veziriazam fenk Ibrahim Pasa nemceye karsi savasa memur edildigi zaman Türk imparotorlugunun bayraklarinin adedi artirilmistir.O vakte kadar ancak dört çesit bayrak bulunuyordu.Bunlardan birisi beyaz ikisi yesil idi üzerlerine altin sirma ile kuran islenmisti.Buna üç bayrak daha ilave edildi.Hasanbey zadenin rivayetine görede bayraklardaki yildiz adedi yedi idi.Birisi beyaz, birisi yesil üçüncüsü sariydi diger dört adetten ikisi kirmizi ikisi de alaca renkli idi”. Eser sahibinin verdigi bu bilgiler Osmanli kaynaklarindaki kayitlara uymaktadir.Yalniz yesil renk denizciler tarafindan kullanilmis ve gazilik alameti sayilmistir.Hükümdarlarin kullandigi beyaz bayragi devletin timsali sayabiliriz.

Bugünkü kirmizi bes köseli ayyildizli bayraga dogru ilk adim ikinci Mahmut zamaninda atilmistir.Ayla beraber yildiz seklinin kullanilmasi ise XVIII. y.y sonlarinda ve III. Selim devrinde görülür.Yalniz o zaman ki yildiz sekli 8 kolludur kol adedi sekizden bese Abdülmecit zamaninda indirilmistir.Böylece XIX. y.y.’in ilk yarisindan itibaren bugünkü sekli ile ay yildizli bayrak Osmanlilarin devleti temsil eden resmi ve milli bayragi oldu.Ayrica padisahlara mahsus olan bayraklarin üzerlerinde tugra gibi özel isaretler vardi.

1922 yilinda saltanatin kaldirilmasi üzerine günesli ve tugrali bu özel bayraklar yerine hilafete mahsus yesil zemin ortasinda sekiz suali beyaz ayyildizli bir sancak kabul edildi.Hlafetinde kaldirilmasiyla Cumhuriyet hükümetince 1925 yilinda bir bayrak talimatnamesi yapildi.Böylece milli bayrakla savas ve ticaret gemilerine mahsus bayraklarin sekli tesbit edilmistir.

Sonradan milli bayraga ve bunun sekline daha kesin ve resmi mahiyet verilmek üzere B.M.M’ since 29 Mayis 1936 tarihinde bir kanu kabul edildi.1937 yilinda da bu kanunun uygulama seklini tesbit eden Türk bayragi nizamnamesi nesredildi ve böylece bugünkü ayyildizli bayragimiz kesin seklini almis oldu.

 Türk Bayrağı Resimleri http://www.resimmax.net/img2.htm

www.resimmax.net/rss.php ’den alıntı

K S A N T O S

6 Haziran 2007

 Antalya’daki antik kente ilk kez kabartma öküz figürü bulundu.

Ksanthos’ta Kazı Çalışmaları
Antalya’daki antik kente ilk kez kabartma
öküz
figürü bulundu.

Antalya’nın Kaş ilçesine bağlı Kınık Beldesi’ndeki Ksanthos antik kentinde, daha önce o bölgede hiç rastlanmayan ve Frigya uygarlığına ait olduğu tahmin edilen iki kabartma öküz figürü bulundu.

Anadolu’nun en eski uygarlıklarından Likya’nın 36 şehrinden biri olan Ksantos, çeşitli dönemlerde Roma ve Bizans uygarlıklarına da ev sahipliği yapmış antik bir kent.

Bizans’ın en büyük kilisesi, Roma’nın en büyük agorası Ksanthos’ta. 12 metrelik caddesiyle antik dönemin en geniş caddesi yine burada.

1950 yılından beri yürütülen kazı çalışmalarında bu yıl, geç dönem Frigya uygarlığına ait olduğu tahmin edilen iki kabartma öküz figürü bulundu.

Antik dönemde önemli kişilerin mezarlarında rastlanan arslanbaşı ve öküz figürü, gücü ve kudreti simgeliyor.

Ksantos’taki figürün de Likya döneminde önemli bir kişinin mezarı için yapıldığı, ancak Roma döneminde başka bir yapının temelinde kullanıldığı tahmin ediliyor.

Öküz figürü bölgede ilk olmasının yanısıra, Ksanthos’taki yerleşimin tarihini 200 yıl geriye taşıması açısından da önem taşıyor.