Ülkemizde nesli tükenen hayvanlar ve bitkiler

22 Mayıs 2007
ÜLKEMİZDEKİ SOYU TÜKENMİŞ VE TÜKENMEKTE OLAN HAYVAN TÜRLERİ
 
Soyu tükenmiş türler  Türkiyede nesli tükenen memeliler arasında en ilginçleri Asya aslanı (Panthera leo persica), Asya fili (Elephas maximus), Kafkas öküzü (Bison bonasus caucasicus), Hazar kaplanı (Panthera tigris virgata), Anadolu parsı (Panthera pardus tulliana), ve çita Acinonyx jubatus raddei türleridir.
Asya fili ve yaban öküzü, Anadolu’da, M.Ö 1. yüzyıl başlarına kadar yaşamışlardır. Türkiye’nin en son kaplanı 1970’de Hakkari Uludere’de, en son Anadolu parsı da yine 1970’li yıllarda vurulmuştur. Anadolu’nun batı, orta, güney ve güneydoğu bölgelerinde yaşamış olduğu bilinen aslan ise en son 19. yüzyılın ikinci yarısında görülmüştür. Güneydoğu Anadolu’da yaşayan çita da 19’ncu yüzyıldan sonra bir daha görülmemiştir.
Türkiye’de 8 kuş türü son 50 yıl içinde ortadan kaybolmuştur. Bunlardan mezgeldek, yakalı toy ve yılanboyun kuşlarının soyunun tükendiği resmen açıklanmıştır. Bunların haricinde, yeterince araştırılmadığı için soyu tükenip tükenmediği kesin olarak bilinmeyen türler vardır; bunlar kunduz, sığın ve su samurudur.Tehlike altında olanlarAnkara Üniversitesi Fen Fakültesi Zooloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erkut Kıvanç Türkiye’de önemli bir habitat tahribi hâlâ devam etmekte ve birçok hayvanların neslinin tehlike altında olduğuna dikkati çekmektedir:
“Bilinçli bir koruma olmazsa, doğal hayat bir gün bitecek. Sivrisineğin bile korunmaya ihtiyacı var. Ama yasaklar dinlenmiyor. Bu gidişle doğa diye bir şey kalmayacak” Onsekizmart Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nden Doç Dr. Ali İşmen de denizlerde kirliliğin her geçen gün türleri tehdit ettiğini, Karadeniz ve Marmara’dan sonra, son zamanlarda Akdeniz’de de kirliliğin arttığına dikkati çeker.
Yaşamın son 500 yıllık evriminde, biyosferin hiç bu kadar tahribata uğramadığını vurguluyan Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Zooloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Sıkı ise bu konu hakkinda şunları söylemistir:
“Bütün canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için kesinlikle insana ihtiyacı bulunmaz, ama insanın yaşamını sürdürebilmesi için en küçük hücreliden yırtıcılara kadar bu canlılara ihtiyacı var. Eğer habitat (hayvanların yaşam ortamı) tahribatı, plansız nüfus artışı, yapılaşma, ormanların yakılması, sulak alan tahribi sürerse, birçok tür tükenme tehlikesine girer. Bir türün, dünya üzerinde ya da lokal olarak bulunduğu bölgede yok olmasının kötü sonuçlarını kimse kestiremez. Bu, yakın zamanda da ortaya çıkmaz. Örneğin bizi rahatsız eden karasinek birden ortadan kalksa, her tarafı hayvan leşleri götürür. Ya da baykuşların yok olduğunu düşünelim; o zaman tarla fareleri üzerindeki baskı kalkar.” Türkiyede 8 kuş türü son 50 yıldır gözlenmezken, bunlardan 4 türün soyunun tükendiği kabul edilmiştir. Biyologlara göre, mezgeldek, yakalı toy, yılanboyun kuşlarıFlamingo ve tepeli pelikan türleri ise büyük tehlike altında bulunmaktadırlar. Bilimciler denizlerde de aynı tehlikenin devam ettigini söylemektedirler. Yunuslar ve fok, deniz alaları, işkine ve mersin balıkları, beni balığı, büyük ve küçük ayı istakozları, deniz kaplumbağaları, süngerler, pina, kırmızı yıldız, triton, denizatı, deniz kulağı, kırmızı ve siyah mercanlar, posidonai ve zostera da tükenme tehlikesi içindedirler.
 
 
Kategori: Bilim
              Doğa ve Hayvanlar
http://devrimhoca.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000001609914

Ülkemizde Nesli Tükenen Hayvanlar

VAŞAK (Felis lynx)
Kayalik ve ormanlik bölgelerde yasarlar. Çok yirtici hayvanlardir; tavsan, geyik, keçi ve kemirgenlerin yanisira herçesit evcil hayvana da çekinmeksizin saldirirlar. Diger kedilerin aksine yiyeceklerinden daha fazla birey öldürürler. (Sadece uçanlar ve kaçanlar kurtulurlar) Çanakkale, Kastamonu, Artvin, Siirt, Hakkari, Bitlis, Bingöl, Izmir, Mugla, Antalya ve Bolu’da halen görüldüklerine dair kayitlar vardir. Yasayla korunmalarina ragmen çok degerli olan postlari için kaçak olarak avlanirlar. Sayilarinin çok azaldigi tahmin edilmektedir. (Ben diyim 500, siz diyin 1000 tane)

Bir alt tür olan ve sadece Dogu Karadeniz bölgesinde -bir zamanlar- bulunan “Benekli Vasak”tan uzunca bir süredir haber alinamamaktadir. (Oglum Benekli Vasak. Eger hala yasiyorsan, sakin sesini çikarma! )
Baska bir alt tür olan “Step Vasagi” ise daha kalender bir hayvandir. Orman ve agaç diye tutturmaz; kaya kovuklarinda ve inlerde de yasayabilir. Diger akrabalarina nazaran daha ufak tefek olduklarindan dolayi tavsanlarla ve kemirgenlerle yetinirler. Izmir, Mugla, Antalya, Adiyaman, Adana, Kahramanmaras ve Malatya’da nadir olarak bulunduklarina dair kayitlar vardir.
Daha baska bir alt tür olan “Bataklik Vasagi” ise, adindan da anlasilacagi üzere, sulak bölgelerdeki dikenlikler, çaliliklar ve kamisliklar arasinda yasar. Orta büyüklükte bir köpek iriligindedirler. Su kuslarinin, tavsanlarin, farelerin ve diger kemirgenlerin korkulu rüyasidirlar. Belesçi bir tabiatlari vardir; tilkilerin ve porsuklarin yuvalarina sahiplenirler. Izmir, Mugla ve Antalya’nin bataklik bölgelerinde; buralardaki nehir ve göl kenarlarinda; Göller Bölgesi ve Sultansazligi bölgelerinde numunelik olarak az sayida yasamaktadirlar. Soylari tükenmeye yüz tutmus olup yasayla korunmaktadirlar.
“Arap Vasagi” ise ülkemizin Iran ve Irak sinirina yakin bölgelerindeki sulak ve agaçlik alanlarda yakin zamana kadar yasiyordu. Suriye ve Irak’ta hala az sayida da olsa yasiyorlarmis. Allah onlara uzun ömür versin artik…
Tüm vasak türleri olaganüstü hareketlidirler. Görme ve koku alma duyulari çok gelismistir. Kisa mesafede iyi kosarlar, çok iyi siçrarlar ve yüzerler. Ayrica çok iyi kafa ve uçan tekme atarlar. Prensip olarak yalniz yasarlar; ancak büyük avlar için sürü kurduklari da nadiren olur. Bununla birlikte insanlara karsi bir terbiyesizlikleri görülmemistir. Bilakis, insanlar Iran ve Hindistan’da vasaklari av için kullanirlar.

LEOPAR = PARS = PANTER (Panthera tulliana)
Çok degil, 100 yil öncesine kadar ülkemizde çok sayida yasiyorlarmis. Trakya, Kuzey Marmara ve Dogu Karadeniz hariç bütün bölgelerimizde yasadiklarina dair kayit ve gözlemler bulunmaktadir. Halen Güney Ege, Bati Akdeniz ve Hakkari’de zaman zaman görülmekte olduklarina dair duyumlar alinmaktadir. Zaman zaman yerel pazarlarda satisa sunulan postlar görülebilmektedir. Avlanmalari yasaktir; ancak is isten geçmis gibi görülmektedir. Ülkemizde son olarak 17 Ocak 1974 tarihinde Beypazari’nin (Ankara) Bagözü köyü yakinlarinda bir tane görülmüs ve köylülerce vurularak öldürülmüstür.

HAZAR KAPLANI (Panthera tigris virgata)
Hint, Çin, Sumatra ve Sibirya kaplanlarina nazaran daha küçüktürler. Küçük dediysem yanlis anlamayin, yine de vurdu mu devirirler. Geyik, yaban sigiri, yaban keçisi ve bunlardan küçük her canliyi yalayip yutarlar. On metreye kadar siçrayabilir, agaçlara çikabilir ve yüzebilirler. Amuda kalkabilir ve ters takla atabilirler. Estetik yaratiklardir; bence aslandan daha kral bir hayvandirlar. Orman, savan ve kayalik yerlerde bulunurlar. Kökenleri Hazar Gölü çevresi, Iran ve Afganistan’dir. Buralarda hala az da olsa bulunurlar. Ülkemizde ise Siirt ve Hakkari illerinde (Sirnak, Uludere ve Çukurca arasindaki üçgen), Irak sinirindaki daglarda ve vadilerde yakin zamanlara kadar bulundugu anlasilmaktadir. Son olarak Subat 1970’de Hakkari’de (Uludere) Sehit Sen isimli bir köylü tarafindan 122 cm. gövde uzunlugunda bir erkek birey vurulmustur. Bu kaplanin postu 3 yil sonra yörede bitki arastirmalari yapan Istanbul Üniversitesi Eczacilik Fakültesi ögretim üyesi Prof. Dr. Turhan Baytop tarafindan Istanbul’a getirilmistir. (Ali Üstay Kolleksiyonu) Prof. Baytop bu bulgusunu 1974 yilinda Münih’teki “Saugetierkundliche Mitteilungen” isimli bilimsel dergide yayimlamis ve makalesinde daha önceki yillarda da Uludere ve Sirnak bölgelerinde 8 adet kaplanin vuruldugunu köylülerden duydugunu yazmistir. Bu tarihten sonra hiç görülmemistir. 33 yildir görülmemesi hayra alamet olmasa gerektir. Bununla birlikte bölgenin kirsalinda yasayanlar tarafindan hala görüldügü kimi zamanlar ihbar edilmektedir. Kuzey Iran’in Türkiye sinirina yakin olan bir bölgesinde zoolog Paul Joslin tarafindan 1974 yilinda bulunan 17 cm. genisligindeki ayak izi gözönüne alinirsa bu ihbarlarin dogru olabilecegi düsünülebilir.

IRAN ASLANI (Panthera leo persica)
“Iran Aslani”, aslan familyasinin en batiya ulasmis alt türüdür. 13. yüzyil baslarina kadar ülkemizde, özellikle Orta, Dogu ve Güneydogu Anadolu’da çok sayida yasamislardir. Suriye sinirinda 1905 yillarinda görüldügüne dair kayitlar vardir. Bu tarihlerden itibaren hiç görülmedikleri için ülkemizde soylarinin tükenmis olduklari kabul edilmektedir.

ÇITA (Acinonyx jubatus)
Ülkemizde (özellikle Güneydogu Anadolu) geçen yüzyilin sonuna kadar makul sayida bulundugu bilinmektedir. Nitekim, Anadolu ve Ortadogu’da zoolojik arastirmalar yapan Sir Danfors, Birecik’in (Urfa) güneyinde bir yerel seyhin kendisine canli bir çita hediye ettigini notlarinda belirtmektedir. (Sene 1879) Ayrica 15, 16 ve 17. yüzyillara ait, padisahlarin av sahnelerini gösteren minyatürlerin bir çogunda av için yetistirilmis boynu tasmali çitalar görülmektedir. Yari çöl, açik çayirlik ve küçük çaliliklarla donatilmis alanlarda yasayan çitalarin ülkemizde soylarinin tamamen tükendigi anlasilmaktadir.

YABAN KEDISI (Felis silvestris)
Evlerimizde mincikladigimiz kedilerin ormanlarda yasayan akrabalaridir. Bunlari minciklamak pek mümkün degildir; zira yanlarina kimseyi yaklastirmazlar. Türkiye’nin kuzeyindeki ormanlarda; daha az miktarda da bati ve güneyde yasarlar. Agaç ve kütük kovuklarinda ve kaya yariklarinda barinir; tavsanlari ve kemirgenleri avlarlar.

AKDENIZ FOKU (Phoca monachus)
Akdeniz ve Karadeniz’de yasayan tek fok türüdür ve sayilari çok azalmistir. Akdeniz’de en fazla ragbet ettikleri ülke Türkiye’dir. Kariyi, pardon karayi severler. Dinlenmek ve uyumak için karaya çikarlar, karada aga-nigi yaparlar ve karada dogururlar. Arada sirada da ayip olmasin diye denize girerler. Denizde olduklarinda genellikle sarp ve ulasilmasi zor magara ve kayaliklarin yöresini tercih ederler. Her çesit balik ve ahtapot yerler. Aglara zarar verdikleri ve aglardaki baliklari lüpledikleri için balikçilar tarafindan pek sevilmezler. Uluslararasi koruma altina alinmislardir. Ülkemizde en çok görüldükleri yer Foça’dir. Yanisira Antalya, Mugla ve Içel sahillerinde de görülürler. Karadeniz’de son kayit 1987 yilinda Karadeniz Ereglisi’nden verilmistir. Balikçilar tarafindan sürekli katledildiklerinden dolayi; bunu yanisira yasam alanlarinin turizme açilmasindan ve çevre kirliliginden ötürü soylari tükenme tehlikesi içindedir.

ASYA YABAN ESEGI (Equus hemionus)
Yukari Mezopotamya kökenli bir hayvandir. Asur, Babil ve Sümer devletleri tarafindan askeri amaçlarla kullanilmislardir. Yine bunlar tarafindan Afrika Esegi (Equus africanus) ile çiftlestirilerek “evcil esek” elde edilmistir. Ortaya çikan bu güçlü ve dayanikli hayvani tarimda kullanarak zengin bir uygarlik kurabilmislerdir. Bugün genleri evcil eseklerle karismis olmakla birlikte Irak ve Iran sinirina yakin yari sulak bölgelerde dogal popülasyonlarinin yasayabildigi düsünülmektedir.

AFRIKA ESEGI (Equus africanus)
M.Ö. 6000 yilindan itibaren Nil Vadisi’nden Arabistan’a ve Anadolu’ya, oradan da Avrupa’ya yayilmistir. Ekonomik degeri yüksek oldugu için insanlar tarafindan hep aranan bir hayvan olmustur. Güçlü ve dayanikli bir hayvan oldugundan dolayi tarimda ve ulastirmada kullanilmislardir. Seker ve protein açisindan çok zengin olan sütü tarih boyunca degerli bir içecek olmustur. Derisi parsömen yapiminda kullanilmistir. Eti günümüzde bile Ortadogu’da bazi topluluklar tarafindan sevilerek yenmektedir. Gözleri sairlere ilham kaynagi olmustur. Soylari tükenme tehlikesiyle karsi karsiyadir. Popülasyon yogunluklarini en yüksek ülke olan Somali’de korunma altina alinmislardir. Güneydogu Anadolu bölgemizde nadir olarak bulunabilecegi tahmin edilmektedir.

YABANI AT (Equus przewalskii)
Kökeni Mogolistan’dir. M.Ö. 4000 yillarinda Mezopotamya ve Çin’de evcillestirilmis ve buradan da Avrupa’ya yayilarak insanogluna büyük yardimlarda bulunmustur. Fazla yagmur aldigi için çok agirlasan ve tarim yapilmasi çok güç olan Avrupa topraklarinda atin ve sabanin birlikte kullanilmasi ile “ürün patlamasi” olmus ve böylece insan nüfusu belli bir miktarin üzerine çikabilmistir. Bugün sayilari serbest dogada çok azalmistir; genleri evcil atlarla karismis oldugundan dolayi zoolojik özellikleri tam olarak belirlenememektedir. Bir alt tür olan ve “Tarpan” ismi verilen “Avrupa Yabanati” Güney Rusya’da yasamis; ancak 1876’dan beri soyu tükenmistir. Yabani atlarin günümüzde sadece hayvanat bahçelerinde örnekleri bulunmaktadir. Arada sirada ülkemizde görüldügü ileri sürülenlerin “Yaban Esegi” olma olasiliklari yüksektir. Bununla birlikte Iç Anadolu’nun güneyi ile Dogu ve Güneydogu Anadolu bölgelerinde az da olsa bulunma olasiliklari kabul edilmektedir.

KIZIL GEYIK (Cervus elaphus)
Genis yaprakli ve karisik – bataklikli ormanlari sever. Igne yaprakli ormanlarda da yasayabilir. Yaz aylarinda ormanlarin üst sinirlarina hatta yaylalara kadar çikarlar. En çok görüldükleri yerler Istranca ormanlari ile Adapazari, Bolu, Kastamonu ve Sinop’un ormanlik bölgeleridir. Yanisira Ankara (Kizilcahaman, Beypazari, Nallihan), Afyon (Akdag), Kütahya, Manisa, Denizli, Kahramanmaras (Binboga daglari), Artvin, Toros daglari (Akseki – Beysehir kesimi), Cudi dagi, Kigi-Hozat-Solhan daglarinda görülürler. Bos vakitlerinde futbol ve televole muhabbeti yaparlar. Genis yayilislarina ragmen sayilari çok azalmis ve birçok bölgede soylari tükenmeye yüz tutmustur.

ALAGEYIK (Cervus dama)
Akdeniz bölgesindeki alt kismi makilerden olusan kizilçam ormanlarinda yasarlar. Yasam alanlari Akdeniz’in Anadolu’daki tüm kiyilari ile Izmir civari ve Gönen’dir. 1950 yilina kadar Kesan-Enez arasinda ve Semdinli’nin Rubanuh bölgesinde de yasadiklari bilinmektedir. 1960 yilindan sonra ülkemizde yok olma asamasina gelmisler; neyse ki alinan önlemler ve bunlarin basarili uygulanmasi sonucunda “yirtmislardir” 1966 yilinda Antalya – Düzlerçami’nda saptanan 7 adet alageyik koruma altina alinmis ve 2000 yilinda sayilari 500’ü asmistir. Halen Düzlerçami Üretme Istasyonu’nun yanisira Akyaka’da da (Ula – Mugla) bir üretme istasyonu bulunmaktadir. Alageyige çok az da olsa Manavgat, Tasagil, Çatalan Ormani (Adana) ve Aksu vadisinin üst kisimlarinda da rastlanilmaktadir.

SIGIN (Cervus dama mesopatamica)
Hakkari ve civarindaki daglik bölgelerde yasayan küçük bir geyik türüdür. Kökeni Luristan (Iran) bölgesidir. Avlanmalari yasak olmakla birlikte eti ve postu çok makbul oldugu için ciddi tehlike altindadirlar. Dogal popülasyonlari ülkemizde çok azalmis durumdadir.

YABANKOYUNU (Ovis orientalis anatolica)
Endemik (tek bir bölgeye özgü) bir türdür. Dünyada sadece ülkemizde, Orta Anadolu’da yasamaktadir. 1950 yilina kadar Ankara (Nallihan), Eskisehir (Sivrihisar), Afyon (Emir daglari) ile Konya ve Karaman’in daglik bölgelerinde yasiyorlardi. Bugün ise sadece Bozdag / Konya’da 42.000 hektarlik alanda koruma altinda yasamaktadirlar.

ÇENGELBOYNUZLU DAG KEÇISI (Rupicapra rupicapra)
Dogu Karadeniz ve Dogu Anadolu’nun daglik-sarp bölgelerinde (Kaçkar, Munzur, Tendürek ve Süphan daglarinda, Erzurum ve Bingöl arasindaki engebeli bölgede, Tekmen ve Eleskirt bölgelerinde) yasarlar. Çok ürkek ve çevik hayvanlardir. Dogal popülasyonlari gittikçe azalmaktadir.

CEYLAN (Gazelle subgutturosa)
1950’lere kadar Güneydogu Anadolu’da çok yaygin olarak yasiyorlardi. Bugün dogal popülasyonlari tükenmistir. Sadece Ceylanpinar Devlet Üretme Çiftligi (Urfa) sahasinda ve koruma altinda yasamaktadirlar. (Cumhuriyetin ilk yillarinda Mekteb-i Mülkiye, yani bugünkü SBF, Istanbul’dan Ankara’ya tasinmis. Okula gelen Urfali ögrencilerden biri yaninda bir de ceylan getirmis. Tüm ögrenciler bu durumu sempatiyle karsilamislar ve ceylani sahiplenmisler. Ceylan, okulun çevresindeki bos araziyi hiç yadirgamamis; buralarda gayet mutlu-mesut yasamis. Sokak köpeklerinden ürktügünde seke seke yurtlarin oldugu binanin -bugünkü Sütunlu Salon- bahçesine kaçiyormus. Bilmeyenler için söylüyorum; sözünü ettigim yer bugünkü Cebeci’dir)

KUNDUZ
20. yüzyilin baslarina kadar Suriye siniri civarinda ve Habur çayi, Yukari Kizilirmak, Karasaz ve Sultansazligi’nda görüldügüne dair kayitlar vardir. 1959 yilinda Körsulu çayinda (Kahramanmaras) bir tane vuruldugu, 1963 yilinda ise Ceyhan yakinlarinda 3 tane vuruldugu ve 1 tane canli yakalandigi bilinmektedir. Yukarida belirtilen bölgelerde halen çok az sayida yasadigi sanilmaktadir. Çogu kisi tarafindan susamuru ile karistirilmaktadir.

SU MAYMUNU (Myocastor coypus)
Anavatani Güney Amerika olmakla birlikte kürkleri için 20. yüzyil baslarinda Avrupa’ya getirilmis ve çiftliklerden kaçan bireyler zamanla çogalarak dogal yasamin bir parçasi olmuslardir. Iri ve hantal hayvanlardir. Boylari 60 cm, agirliklari ise 7-9 kilo kadar olabilir. Bataklik bölgelerde yasarlar. Meriç ve Tuna nehirlerinde az sayida yasadiklarina dair kayit vardir.

OKLUKIRPI (Hsytrix indica)
Akdeniz, Ege ve Güneydogu Anadolu bölgelerinde yasarlar. Popülasyon yogunluklari çok düstügü için yok olma sürecine girmislerdir. Avlanmalari yasaktir. Dogal düsmanlari azdir; buna karsilik çingeneler tarafindan kocakari ilaci yapiminda kullanildiklarindan ve etleri de yine bunlar tarafindan yendiklerinden dolayi büyük kayiplar görmektedirler.

YUNUS BALIGI
Ülkemiz denizlerinde en çok görülen tür “Siyah Yunus”dur. Deniz kirliliginden ve yasadisi avlanmalarindan dolayi sayilarinin hizla azaldigi bilinmektedir.
“Yuvarlakbasli Yunus” ve “Beyazburunlu Yunus”tan da ülkemiz sularinda çok az sayida bulunmaktadir.
Tüm yunus türlerinin avlanmalari yasaktir. Ancak aglara verdikleri zararlardan dolayi balikçilar tarafindan sürekli olarak tüfekle vurulmaktadirlar.

BALINALAR
Ülkemizin tüm denizlerinde görülen tek yerli balina türü “Domuz Balinasi”dir. Familyadaki en küçük balina türüdür (ortalama 3 metre) ve bu nedenle çogu kez Yunus Baligi sanilmaktadir. Eti ve yagi için uluslararasi balikçi filolari tarafindan ve korsan olarak avlanmaktadirlar. Soylari tehlikededir.
Ülkemiz denizlerinin sürekli hayvanlari olmayan ve rastlantisal olarak denizlerimizde görülen balinalar ise “Fin Balinasi” (ortalama 25 metre), Mavi Balina (33 m), Kasalot (18 m) ve Gagali Balina’dir (7 m)

KURT (Canis lupus)
Ülkemizin tüm bölgelerinde yaygin olarak bulunmakla birlikte evcil hayvanlara büyük zararlar verdiklerinden ve yasayla da korunmadiklarindan dolayi abartili miktarda avlanmaktadirlar. Çevre kirliligi ve yogun yapilasma nedeniyle yasma alanlari da gitgide daraldigindan dolayi yakin zamanda popülasyonlarinda büyük düsüsler olmasi kaçinilmaz olacaktir. Sosyal hayvanlardir; sürü halinde yasarlar. Yaygin kaninin aksine çok aç kalmadikça ve sýkýstirilmadikça insanlara saldirmazlar.

TILKI
Ülkemizin hemen her bölgesinde ve çok sayida bulunurlar. (Çok uzaklarda aramayin. Geceleri Eymir gölündeki çöp konteynirlarini yoklamaya geldiklerinde arabalarinizin içinden izleyebilirsiniz) Kürkünün ekonomik degeri oldugu ve kümes hayvanlarina da kötü niyetle yaklastiklari için çok sayida avlanirlar. Ayrica kirsal bölgelerdeki köpekler tarafindan da bolca haklanirlar. Kuduz tasiyicisi olduklarindan dolayi da her hastalik vak’asinin ardindan etrafa zehirli etler konulur. Yasam alanlari da gittikçe daraldigindan dolayi yakin zaman sonra korunmaya alinmalari gerekebilecektir.

AYI (Urcus arctos)
Ülkemizde yasayan en büyük etçil memelidir. Trakya bölgesi hariç ülkemizin her bölgesinde boz ayi bulunur. (En çok Artvin, Rize, Erzurum, Kastamonu, Bolu) Yasam alanlari ormanlar ve sarp daglardir. Etin yanisira bitkilerle de beslenirler. Avare hayvanlardir; her daim yer degistirirler. Kedigiller gibi ugrunda ölecekleri belli bir egemenlik sahalari yoktur. Postlari degerlidir. Yanisira, ari kovanlarina zarar verdigi gerekçesiyle ve sifali olduguna inanilan yaglari için kaçak olarak avlanmaktadirlar. Aci kuvvetlerine ragmen insanlardan çekinirler; dolayisiyla olaganüstü durumlar disinda insanlara zarar vermezler.

SIRTLAN (Hyaena hyaena)
Ege, Akdeniz ve Güneydogu Anadolu’nun step, yari-çöl, kayalik ve seyrek agaçli bölümlerinde yasarlar. Insanlardan korkmazlar; ancak insanlara saldirmazlar da. Genelde lesle beslenmekle birlikte aç kaldiklarinda kümes hayvanlari ile küçükbas hayvanlara zarar verirler. Çok çaresiz kaldiklarinda kavun, karpuz ve üzüm de yerler. (Raki da içiyor olabilirler) Ekonomik degerleri olmamakla birlikte olumsuz imajlari nedeniyle görüldükleri yerde vurulurlar. Bu nedenle sayilari çok azalmistir.

KAYA UYURU (Dryomys Laniger)
Endemik bir kemirgen türdür. Dünyada sadece Toros daglarinda ve Tunceli çevresinde görülür. Yasam alanlari yüksek daglarin kayalik bölümleridir. Sayilari çok azalmistir. Kis uykusuna yatarlar ve tohum, bitki sürgünü ve eklembacaklilarla beslenirler. Akreplerin bas düsmanlaridir.

KARAKULAK (Caracal caracal)
Türkiye’nin güneyinde ve batisindaki seyrek ormanlar, makiler ve bozkirlarda görülür. Yirtici bir kedigildir; uzunlugu 80 santime kadar çikabilir. Genellikle gece etkindirler. Kaya kovuklarinda ve inlerde barinir ve tavsan, fare, kuslar ve kemirgenleri avlarlar. Sayilari hizla azalmaktadir.

YABANDOMUZU (Sus scrofa)
Türkiye’nin hemen her yerinde yasarlar. Yasam alanlari ormanlar, sazliklar, batakliklar, göl ve akarsu kenarlaridir. Bitki yumrulari ve kökleri, böcek ve solucanlari yerler. Kendilerini tehlikede hissettikleri zaman çok tehlikeli olurlar; özellikle yarali bireylerin saldirilari ölümcüldür. Yetiskinlerin uzunluklari 2 metreyi bulabilir.

KARACA (Capreolus capreolus)
Ülkemizin kuzey ve güneyindeki yaprak döken ormanlarda ve çaliliklarin bulundugu otlaklarda yasarlar. Taze sürgün, tomurcuk, yaprak ve otlarla beslenirler.

YABANKEÇISI (Capra gegagrus)
Ülkemizin güney ve dogu bölgelerinde (özellikle Toros daglarinda) yayilis gösterirler. Yasam alanlari sarp kayalik ve bodur çaliliklarin bulundugu ormanlik ve daglik alanlardir. Gündüz etkindirler; ot, yaprak, meyve ve taze sürgünlerle beslenirler.

ÇAKAL (Canis aureus)
Türkiye’nin kuzey, bati ve güneyindeki alçak kesimlerde görülürler. Yasam alanlari ormanlar, maki, fundalik, bozkir ve deltalardir. Magaralarda ve agaç kovuklarinda barinir; hayvan lesleri, kemirgenler ve zorda kaldikça da bitkilerle beslenirler.

KARA AKBABA (Aegypius monachus)
Ülkemizde yasayan en büyük kustur. (Kanat açikligi 2 metreyi geçebilir) Soylari dünya genelinde (Ispanya hariç) tehlikededir; ülkemizde de sayilari çok azalmistir. Genellikle orta yükseklikteki ve yasli agaçlarin (özellikle karaçam) bulundugu ormanlik bölgelerde yasarlar. Ülkemizde Iç Ege, Iç Anadolu ve Dogu Anadolu’nun kuzeyinde görülürler. En yogun popülasyonlarinin bulundugu yer Soguksu Milli Parki’dir (Kizilcahamam / Ankara)

KIZIL AKBABA
Kara akbabadan biraz daha küçüktür. Ülkemizde sayilari en hizli azalan türlerden biridir. Akdeniz havzasindaki pekçok ülkede soyu tükenmistir; ülkemiz son siginaklarindan birisidir. Özellikle kaya duvarlarinin ve hayvanciligin yaygin oldugu açik alanlarda yuva kurarlar. Yüksek daglar, bozkirlar ve makilerde görülürler. Ülkemizde Toros ve Ilgaz daglarinda, Çoruh ve Dicle vadilerinde, yanisira Ankara ve Eskisehir’in engebeli bölgelerinde yasarlar.

KÜÇÜK AKBABA
1950’li yillara kadar tüm Türkiye’de yasiyorlardi; günümüzde Bati Anadolu ve Trakya’da tamamen yok oldular, diger bölgelerde az sayida bulunuyorlar. Dik kanyonlardaki kayalarin arasina yuva kurarlar.

SAH KARTAL
Soylari dünya genelinde (Macaristan hariç) çok ciddi tehlikededir. Ülkemizde Iç Anadolu, Iç Bati Akdeniz ve Dogu Anadolu’da, çevresinde genis bozkirlarin bulundugu ormanlarda görülürler.

AKKUYRUKLU KARTAL
Türkiye’de tümüyle yok olmak üzeredir; en fazla 15 çift kaldigi tahmin edilmektedir. Çevresinde dogal orman bulunan sulak bölgelerde yasarlar. Ülkemizde Igneada, Nallihan, Akdag ve Göller Bölgesi’nde görülürler. Kanat açikliklari 2 metreyi asabilir; kartallarin en kalin gövdelisidir. Beyaz kuyrugu, kalin boynu ve genis kanatlariyla diger türlerden ayrilirlar.

YILAN KARTALI
Sulak alanlara yönelik yogun kurutma çalismalari nedeniyle (özellikle baraj yapimlari) YILAN KARTALI’nin artik ülkemizde yuva kurmadigi anlasilmaktadir.

ALADOGAN, DELICE DOGAN ve BIYIKLI DOGAN
Ülkemizde soylari henüz tehlikede olmayan; ancak Arap ülkelerine canli olarak kaçirildiklari için gelecekte popülasyonlari azalma tehlikesinde olan türlerdir.

YESIL ARIKUSU (Merops persicus)
Yari çöl, çöl, yariçöllerdeki nehir kenarlarinda, çaliliklarda ve kum yamaçlarinda yasarlar. Ülkemizde Güneydogu Anadolu bölgesi ve Igdir ovasinda çok az sayida kalmislardir. Sayilarinin hizla azalmalarinin temel nedeni barajlardir. Isminden de anlasilacagi üzere yesil renklidirler. Sürmesi siyah ve kalin, gidisi sari, bogazi
kizil, gagasi ve kuyruk telleri uzundur.

TOY (Otis tarda)
20 kiloya yaklasan agirligi ve devasa boyuyla Türkiye’de yasayan en büyük kus türüdür. Bati, Orta ve Dogu Anadolu’daki bozkirlar ve kuru tarim alanlarinda yasarlar. Avcilik, asiri otlatma, kimyasal gübre kullanimi ve tarim alanlarinin genislemesi sonucunda ülkemizde sayilari çok azalmistir. Ciddi önlemler alinmadigi taktirde on yil içinde ülkemizde tamamen yok olacaklari tahmin edilmektedir.

KELAYNAK (Geronticus eremita)
Bilimsel arastirmalara ragmen eski dagilis bölgelerinde hiçbir canli birey bulunamamistir. Baska bir deyisle serbest dogada soylarinin tükenmis oldugu düsünülmektedir. Dünyada sadece ülkemizde (Birecik / Urfa) ve Fas’da koruma altinda az sayida bulunmaktadirlar.

DENIZ KAPLUMBAGASI (Caretta caretta)
Tüm Akdeniz’de yuvalayan disi birey sayisi 2000 civarindadir. Kendilerini en fazla güvende hissettikleri ve en çok ragbet ettikleri ülke Türkiye’dir. (Yaklasik 800 birey) Ekincik, Dalyan, Dalaman, Fethiye, Patara, Kale, Kumluca, Çirali, Alata, Tekirova, Belek, Kizilot, Demirtas, Gazipasa, Anamur, Göksu Deltasi, Kazanli, Akyatan ve Samandag’da görülürler. Diger deniz kaplumbagalarina nazaran iri gövdeleri ve büyük kafalariyla dikkat çekerler. Üreme kumsallarindaki yapilasmalar, deniz kirliligi ve sorumsuz balikçilar nedeniyle tehlike altindadirlar.

YESIL DENIZKAPLUMBAGASI (Chelonia mydas)
Nesli dünya genelinde tehlikededir. Tüm Akdeniz’de 500 dolaylarinda disi birey belirlenmistir; bunlarin çogunlugu (yaklasik 400 birey) ülkemizde yasarlar. Üredikleri en önemli alanlar Kazanli, Akyatan ve Samandag’dir. Kendilerini tehdit eden tehlikeler Deniz Kaplumbagasi’yla aynidir.

FIRAT KAPLUMBAGASI (Rafetus euphraticus)
Sadece Mezopotamya havzasinda yasar ve nesli ciddi tehlike altindadir. Ülkemizde Firat ve Dicle nehirleri ile kollarinda ve dibi çamurlu göllerde bulunur. Baraj yapimlari nedeniyle ülkemizdeki sayilari çok azalmistir. Boylari 1 metreyi geçmez; kafalarinin ucunda yumusak bir hortum bulunur.

ÇÖL VARANI (Varanus griesus)
Türkiye’de yasayan en büyük kertenkele türüdür. Uzunlugu 1 metreyi geçebilir. Sirtinda koyu bir serit bulunur. Ülkemizde tamamen yok olmak üzeredir. Sayilarinin 100’den az kaldigi tahmin edilmektedir. Iyi bir yüzücü olduklarindan dolayi görüldükleri yerlerde “timsah” ismiyle de bilinirler. Çöl ve yari çöllerde yasarlar ve kaya yariklarina ve magaralarda yuva yaparlar. Ülkemizde sadece Urfa’nin Suriye sinirina yakin olan bölgelerinde bulunurlar.

HOPA ENGEREGI:
Anavatani Kafkas daglaridir. Ülkemizde Artvin bölgesinde, özellikle Hopa ve Borçka’da görülürler. Zehiri insanlar ve küçük memeliler için ölümcüldür. Ülkemizde soylari tehlikededir.

ANADOLU DISLI SAZANCIGI (Aphanius anatolias)
Dünyada sadece Türkiye’nin göllerinde bulunur. Tatli ve aci göllerde yasar. Gölcük gölü (Isparta), Burdur gölü ve Acigöl’de (Afyon) yayilis gösterir. Vücudunun ince-uzun sekli ve pul düzeninin farkli olmasi nedeniyle diger türdeslerinden ayrilir. Su kirliligi ve kurutma çalismalari nedeniyle sayilari çok azalmistir; nesli ciddi tehlikededir.

BEYSEHIR SIRAZI (Capoeta pestai)
Dünyada sadece Beysehir ve Egridir göllerine özgü bir türdür; ancak bu göllere yirtici Sudak baliklarinin salinmasi sonucunda Beysehir gölünde azinliga düsmüsler; Egridir gölünde ise yok olmuslardir. Günümüzde sadece Beysehir gölü havzasindaki Mutluköy su birikintilerinde bulunabilir.

ANADOLU YAGBALIGI (Phoxinellus anatolicus)
Dünyada sadece Konya kapali havzasinda (Beysehir gölü ve Saz gölü) bulunan endemik bir türdür. Durgun sulari sever; baraj yapimlari nedeniyle nesli tehlikededir.

APOLLO KELEBEGI (Parnassius apollo)
En görkemli ve en büyük dag kelebegidir. Arka kanat üzerindeki etrafi siyah halkalarla çevrili iki kirmizi leke bu türü diger türdeslerinden ayirir. Daglik bölgelerde açik, tasli ve bol çiçekli çayirlarda yasarlar. Ülkemizde Göller Bölgesi, Uludag, Sultan daglari (Afyon), Aladaglar (Nigde) ve Dogu Karadeniz daglarinda görülürler. Tehlike kategorisini belirleyecek yeterli veri bulunmamaktadir. Bununla birlikte koleksiyonculuk için çok sayida toplanmalari nedeniyle sayilarinin azaldigi gözlemlenmektedir.

MEZOPOTAMYA ÇOKGÖZLÜSÜ (Polyommatus dama)
Gökmavisi renkte çok güzel bir kelebektir. Bozulmamis bozkirlarda yasar. Eskiden Maras ve Mardin’de de yasarlarken bugün sadece ve çok az sayida Malatya’da görülmektedir

http://www.myhamster.org/mybb/showthread.php?tid=1067

ÖLÜME UÇAN KUŞ; “TOY”

               Toy, nesli hızla tükenen bir kuş türüdür. özellikle yasadışı avcılık nedeniyle toyun nesli tehdit altındadır. ülkemizde yaşayan (500 birey) toy kuşu’nun 295 bireyi muş ovasındadır.

               Toy (Otis tarda), nesli dünya ölçeğinde tehlike altında bulunan ve ‘Hassas’ (Vulnerable) kategorisinde sınıflandırılmış bir türdür (BirdLife International 2000). Tür aynca, Avrupa Birliği’nin ‘Yaban Kuşları Direktifi’ (Wild Birds Directive) Ek 1; ‘Bern Sözleşmesi’ Ek II; ‘Bonn Sözleşmesi1 Ek I ve ‘CITES’ Ek I bölümlerinde yer almaktadır. BirdLife International’ın Avrupa ölçeğinde koruma Önceliğine sahip türleri belirlemek için yaptığı çalışmaya göre toy, 1. kategoride bulunmaktadır. Bu kategori kısaca SPEC1 olarak tanımlanmaktadır (Tucker & Heath 1994).

               BirdLife International bünyesindeki bir çalışma grubu olan ‘Bozkır ve Çayırlık Kuşları Grubu(Steppe and Grassland Birds Group) yaklaşık 20 yıldır toy üzerinde çalışmalar gerçekleştirmektedir (EC 1996). Modernleşme ile birlikte ilaç, makine ve sulama yöntemlerinin kullanıldığı yoğun tarım faaliyetlerinin yaygınlaşması, aşın otlatma baskısı ve artan insan yerleşimleri türün özellikle Avrupa’daki popülasyonlarının azalmasına ve parçalanmasına neden olmaktadır.

               Ülkemizde toyun uygun yaşam alam olan doğal otlak ve açık alanların hızla bozulduğu ve yok olduğu düşünüldüğünde; koruma çalışmalar acil olarak başlamalı, ve bu şekilde popülasyonlarının parçalanmasına ve yok olmasına engel olunmalıdır. Avrupa Komisyonu Toy Koruma Eylem Planı’nın (EC 1996) Türkiye için önceliklerinden biri; ülkemizdeki toy popülasyonlar hakkındaki bilgi boşluğunun  giderilmesi için araştırmalar yapılması ve toy için önemli yaşam alanlarının belirlenmesidir. Bu çerçevede toy, Türkiye’de doğal çayır ve bozkır alanların uluslararası önemi hakkındaki bilincin arttırılmasında bir ‘bayrak tür’ olarak kullanılmalıdır.

               Şu ana kadar Avrupa eylem planında yer alan toy populasyonu araştırmasının tamamlanmasına yönelik bazı çalışmalar yapılmışsa da, henüz tüm Türkiye taranmamışlar. 1998 yılında Türkiye Doğal Hayatı Koruma Derneği’nin (DHKD) Konya Havzası’nda yürüttüğü bir araştırma toyun yalnızca Tuz Gölü ve Çöl Gölü civarında, düşük bir olasılıkla da Bor-Zengen Ovası’nda ürediğini ortaya koymuştur (Eken & Magnin 2000). Bu araştırmayı takiben DHKD ve Su Kuşları ve Sulakalanlar Uluslararası Çalışma Grubu (International VVaterbird & Wetland Research- Working Group WIW0), 2000 yılında, Tuz Gölü yakınlarında, 1998 yılında toyun kaydedildiği yerleri daha detaylı araştırmak amacıyla bir proje gerçekleştirmiştir. Proje sonucunda 4 kur yapma alanı ve 80 kadar üreyen birey saptanmıştır (Heunks et al. 2001). DHKD gerçekleştirdiği Güneydoğu Anadolu Biyolojik Çeşitlilik Projesi kapsamında da türün bu bölgedeki üreme dağılımı hakkında bilgi toplamıştır. Toyun diğer yayılış alanları olan İç Ege, Göller Bölgesi, Sakarya Havzası, İç Kızılırmak Havzası, Yukarı Fırat Havzası ve Doğu Anadolu konusunda ise 2002 yılına kadar bir araştırma yapılmamıştır.

               Toy için uygun, geniş yaşam alanları sunması ve bölgede doğa üzerindeki insan etkisinin nispeten azlığı Doğu Anadolu Bölgesi’nin Türkiye’de en çok sayıda toy barındıran bölgelerden biri olduğu fikrini desteklemektedir. Aynca, bu bölgeye ait gözlem verilerinin Türkiye’nin diğer bölgelerine göre kısıtlı olması, türün ülke genelindeki durumunun saptanmasını engel olmaktadır. Bu nedenlerden dolayı, DHKD, Türkiye’deki kuş gözlem topluluklarının katılımlarıyla, 2002 yılında, Toy Koruma Projesi’ni gerçekleştirmiştir. Projenin ilk aşamasında yapılan arazi çalışmasıyla Doğu Anadolu Bölgesi’nde üreyen toy sayısı ve dağılımının son durumu ortaya çıkarılmıştır. Böylece toyun ülkemizde uzun vadede korunmasının sağlanması için bir altyapı hazırlanmış ve ulusal eylem planının hazırlığı başlamıştır. Eldeki verilere göre, Sakarya Havzası, İç Kızılırmak Havzası, Yukan Fırat Havzası’nda da toyun büyük popülasyonlarının olma olasılığı vardır. Bundan sonraki araştırmalarda bu bölgelere öncelik verilmelidir.

               Ülkemizdeki otlak ve açık alanların hızla doğallığını kaybetmesi nedeniyle Türkiye’deki toy popülasyonlar parçalanma ve yok olma riskiyle karşı karşıyadır (Heunks et al. 2001). Toyun en geniş üreme dönemi dağılımı Trakya, Güney Ege, Batı Akdeniz ve Karadeniz Bölgesi kıyı şeridi hariç tüm bölgelerimizdeki deniz seviyesinden 1,800 metre (hatta bazen daha da çok) yüksekliğe kadar olan neredeyse bütün düzlükleri içermekteyken, geçtiğimiz yüzyılın ortalarından sonra hem üreme hem de kışlama dağılımının oldukça daralmış ve daha önce kullanılan birçok alanın terk edilmiştir (Şekil 2, 3). Toy popülasyonu birkaç alan hariç pek çok yerde doğal bozkırların bulunduğu alanlara doğru çekilmiştir. Şu anda, Türkiye popülasyonunun biri İç Anadolu ve İç Akdeniz diğeri ise Doğu Ve Güneydoğu Anadolu’da olmak üzere iki alt popülasyona bölünmüş olduğu düşünülmektedir (Kasparek 1989). İç Kızdırmak Havzası ve Yukan Fırat Havzasi’nda yapılacak olan araştırmalar bu iki popülasyon arasındaki bağı ortaya koymak açısından büyük önem taşımaktadır.

Yaşam Alanı ve Biyolojisi

               Toy, yaşam alanı olarak doğal ve ikincil bozkır alanları, otlakları ve yoğun tanm yapılmayan arazileri tercih eder. Alçak, düz ve açık araziler ile nehir havzaları tür için çok uygundur. Ağaçlık ya da taşlı ve dik arazileri tercih etmezler. Etraflarım rahatça görebilecekleri ve engelsiz olarak hareket edebilecekleri bir araziye ihtiyaç duyarlar. Tarih içerisinde toylar, önceleri doğal bozlar alanları yaşam alanı olarak kullanırken, insan etkisiyle yaratılan ve çok çeşiüi beslenme olanakları sunan tarım ve otlak arazilerini tercih etmeye başlamıştır.

               Yuvalama alanları deniz seviyesiyle 3,000 metre arası yükseldikte olabilir, ülkemizdeki üreme alanları Marmara Bölgesi’nde deniz seviyesindeki düzlüklerden Doğu Anadolu’da 2500 metredeki platolara kadar varır (Kasparek 1989). Çoğunlukla tahıl ekilen tarım alanlarında yuva yaparlar. Ayrıca yuvalama alanı çevresinde nadas veya boş araziler bulunması yiyecek ve koruma sağlama açısından çok gereklidir. Başarılı üreme gerçekleşebilmesi için rahatsız edilmemeleri çok önemli bir etkendir (BI 2000). Bununla birlikte, üreme döneminde kur yapmak için önemli sayılarda belli alanlarda toplanmaları ve tehditlere çok fazla açık olmalarından dolayı koruma çalışmaları bu dönemlerde çok önem kazanmaktadır. Üremek için toplandıkları alanların çok iyi korunması gerektiği böylece ortaya konulmaktadır.

               Toylar fazla yağış alan ya da çok kurak bölgelerden kaçınırlar. Kışın geniş nadasa bırakılmış arazilerde, yonca ve kolza tarlalarında barınırlar. Soğuğa dayanıklı olmakla beraber yerin karla örtülü olduğu zamanlarda daha sıcak alanlara düzensiz küçük göçler yaparlar. Örneğin, Türkiye’deki toy popülasyonların kış dağılımı büyük çoğunlukla, Ocak ayı ortalama sıcaklığının 0°C’nin alana düşmeyen alanlarda sınırlı kaldığı görülmüştür (Kasparek 1989).

               Toylarda eşeysel dimorfîzm görülür. Erişkin erkek ve dişilerin görünüşleri birbirinden oldukça farklıdır. Erişkin erkekler dişilerin yaklaşık iki kati büyüklüğünde olup, beyaz bıyıklan, çok kalın boyunları ve kızıl bir göğüs bandı şeklinde olan tüyleri vardır. Erişkin erkek toylar üreme döneminde boyunlarını şişirip kuyruklarını yukarıya doğru kaldırarak dolaşırlar. Erkek toyların tamamen erişkin hale gelmesi 5-6 yıl sürer. Dişiler için bu sure 3-4 senedir. Yavrular ise büyüklük ve görünüm olarak dişilere benzer. Toy erkekleri üreme döneminde ‘tek’ denilen gruplar oluşturur. Bu gruplarda erkekler bir araya toplanır,kabararak birbirleriyle yansır ve dişileri etkilemeye çalışırlar. Kur davranışı sırasında kabaran erkek toylar, kahverengi olan tüylerini kabartıp ters çevirerek bembeyaz olurlar. Bu esnada başlarım içeriye çeker ve bıyıklarım yukarıya doğru dikerler.
Çiftleşme sonrası gruplar dağılır. Dişiler tek başına, genellikle çiftleşme yerleri yakınlarında, yuva kurar. Yuvalar ekin içinde, toprak üzerindedir. Genelde 2 yumurta bırakırlar, bu sayı 1-4 arasında değişebilir. Kuluçka dönemi 25-27 gün sürer. Dişi rahatsız edildiği takdirde yuvayı kolaylıkla terk eder (EC 1996). Çıkan yavrular gelecek kur dönemine dek anneyle beraber kalırlar.

Göç Hareketleri

               Bilinen Toy popülasyonlarının çoğu yerleşiktir. Kötü kış şartlan dolayısıyla doğu Avrupa’dan batıya doğru, Fransa ve Hollanda’ya kadar varan uzun mesafeli yer değiştirmeler görülmüştür (EC 1996). Bu kısmi göçler genellikle yiyecek açısından elverişsiz olan alanlardan kaynakların halen mevcut olduğu bölgelere doğrudur. Aynca, bu göçler sırasında uygun olmayan yaşama koşullan sebebiyle ölüm oranlan çok yüksek olduğundan üreme alanlarında sağlanacak koruma önlemlerine ek olarak kışlama bölgelerinde de koruma sağlanmalıdır.

               Türkiye Orta Anadolu popülasyonlarının da yerleşik olduğu düşünülmekle beraber, kış aylarında don görülen alanlardan kaçınarak üreme bölgelerinin dışına kısmi göçler gerçekleştirdikleri bilinmekledir. Toyun ülkemizdeki kış dağılımının genellikle Ocak ayı ortalama sıcaklığının 0°C’nin altına düşmeyen bölgelerle sınırlı olduğu görülmüştür. Doğu Anadolu’daki üreyen popülasyonların ise kış aylarında bölgeyi terk ettikleri görülmektedir. Arazi çalışmalarımız sırasında bölgede yaşayan avcıların verdiği bilgilerden de toyların karın düşmesiyle ayrıldıklan ve ancak Mart sonu-Nisan başında geri geldikleri anlaşılmaktadır. Ayrıca, İç Anadolu popülasyonlarının da aşın soğuk kış aylarında güneye doğru indikleri haritalanan kayıtlardan görülmektedir (Şekil 2, 3).

               Soğuk hava, don ve kar örtüsüne bağlı bu bölgesel göçler dışında, düzenli göç hareketi Rusya ve Orta Asya popülasyonlarında görülmektedir (EC 1996). Bu göçmenler, kışı güney Ukrayna (göç geçişinde ve kışın 8,000-10,000 toy görülmektedir) ve üreme bölgelerinin güneydoğusunda; Suriye’den kuzey Irak’a, doğuda İran’a kadar olan bölgede, Güneydoğu Rusya’da ve Orta Asya’da, özellikle Tacikistan’da geçirmektedirler (Cramp & Simmons 1980).

               Ülkemizdeki toy göç hareketleri çok az bilinmekle beraber bu seneki arazi çalışmamız sırasında edindiğimiz bilgiler ve eski verilerin değerlendirilmesi Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinin düzenli göçmen toylar açısından büyük önem taşıdığım gösterdi (Şekil 2, 3). Özellikle sonbahar göçü sırasında Toylar kuzeyden gelerek Murat-Fırat vadisi boyunca geçit yapıyor ve Suriye, İran, frak üçgeni içindeki kışlama alanlarına varıyorlar. Ülkemizden geçişleri sırasında dinlendikleri düzlüklerde gruplar halinde büyük sayılarda gözleniyorlar. Örneğin, Ceylanpinar Tarım İşletmesi arazisinin kışın ve sonbaharda önemli miktarlarda (800-1,000) toy barındırdığı rapor edilmektedir (Kasparek 1989). Sonbahar göçü sırasında büyük gruplar halinde görülen göçmen toyların yüksek sayılarda avlanması ülkemiz dışındaki toy popülasyonlarını da etkileyeceğinden bu konuda Önlemler alınmalıdır.

Tehditler ve Yasal Düzenlemeler

               Türe karşı en büyük tehdit uygun yaşam alanlarının yok olmasıdır, Bozkır alanların sürülmesi, yoğun otlatma, ağaçlandırma, sulama ve yol çalışmalarının artması, arazi etrafına çit ve hendekler yapılması uygun yaşama ve üreme alanlarının daralmasına ve bölünmesine yol açmaktadır. Ayrıca, ekilen ürün çeşidi ve miktarlarının değiştirilmesi ya da tarımsal tekniklerde yapılan değişiklikler türü olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Arazilerin özelleştirilmesi sonucunda tarım faaliyetlerinin yoğunlaşması çok önemli bir potansiyel tehdittir. Yoğun tarımın yaygınlaşmasıyla artan makine, kimyasal ilaç ve gübre kullanımı üreme başarısını düşürmektedir. İhsan baskısının artması da tehditler arasındadır. Özellikle kur gruplarının oluştuğu alanlarda rahatsız edilmeleri üreme başarısını düşürmektedir. Büyük ve manevra kabiliyeti az olan bir kuş olduğundan elektrik telleri ile çarpışmalar sonucunda yaralanma ve ölümler olmaktadır. Türün yasadışı avlanması halen sürmekte olan Önemli bir tehdittir (EC 1996, BI2000).

                Ülkemizdeki önemli tehdit unsurları:; aşın otlatma ve sulama/drenaj projeleri sonucu üreme alanlarının zarar görmesi, insan baskısı sonucu uygun yaşam alanlarının azalması, yasadışı avcılık, tarım faaliyetlerinin yoğunlaşması, besin azlığı, kimyasal kullanımı, elektrik telleri ile olan çarpışmalar olarak sıralanabilir (EC 1996, Heunks et al. 2001).

               Tür Avusturya, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Almanya, Macaristan, Portekiz, Romanya, Rusya, Slovakya, İspanya, Türkiye ve Ukrayna’da yasal olarak koruma altında olup, ülkelerin ulusal kırmızı üstelerinde sınıflandırılmıştır. Avlanması tüm yıl boyunca yasakür ve çeşitli cezalara tabidir. Ayrıca, tarımsal alanların ve toy yaşam alanlarının yönetim planı uygulamalarıyla türün popülasyonlarının korunmasına çalışılmaktadır. Koruma alanları ayrılması ve üretme çabalan da koruma faaliyetleri arasındadır.

               Ülkemizde tür, Nesli Tehlike Altındaki Türler Kırmızı Listesi taslağında ‘Nadir’ olarak sınıflandırılmış ve avlanması 1977’den bu yana yasaklanmıştır. Ayrıca, Milli Parklar ve Av-Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü tarafından 1993 yılında Kütahya-Altıntaş Ovası’nda 20,000 dönümlük alan Toy Koruma Alanı ilan edilmiştir (EC 1996).

 http://www.mus.gov.tr/toykusu.aspx

Türkiye’deki 42 bitki ve hayvan türünün, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğu bildirildi.

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Çevre ve Orman Bakanlığı, Bölgesel Çevre Merkezi (REC) Türkiye, Kuş Araştırmaları Derneği ve Doğa Derneği’nin iş birliğinde üç yıllık hazırlık aşamasından sonra hazırlanan ve bu yıl okullarda kullanılmaya başlanan “Yeşil Kutu” adlı eğitim setinde, Türkiye’deki biyolojik çeşitliliğe ilişkin veriler yer aldı.

AA muhabirinin eğitim setinden derlediği bilgilere göre, coğrafi konumu dolayısıyla yaklaşık 12 bin bitki çeşidine ev sahipliği yapan Türkiye’de 120 memeli, 400’den fazla kuş, 130 sürüngen ve 300 balık türü yaşıyor.

Bitki ve hayvan türlerinin bölgelere göre dağılımına bakıldığında, Marmara, Doğu Karadeniz, Doğu Anadolu, Toros Dağları, Amanos Dağları ve Tuz Gölü çevresi en zengin bölgeler olarak görülüyor. Tüm bu zenginliklere rağmen yaşam alanlarının yok olması, çevre kirliliği, yasa dışı ticaret ve avcılık ile yangınlar nedeniyle türler yok olma tehlikesi yaşıyor.

Sadece Türkiye’de yetişen (endemik) “İstanbul nazendesi”, “Konya gaşağı” ve bir yonca türü olan “Trifolium Parchycalyx”in de aralarında bulunduğu bitkiler, yok olma tehlikesi altında bulunuyor. Giderek azalan yaban keçisi, alageyik ve çizgili sırtlan gibi hayvanların sayıları, av üretme ve koruma istasyonlarında çoğaltılmaya çalışıyor.

Öte yandan, Avrupa’da bitki ve hayvan türlerinin korunması için 1979’da kabul edilen, Türkiye’nin 1984 yılında imzaladığı Bern Sözleşmesi ile yok olma tehlikesi altındaki bitkiler de koruma altına alındı.

10 hayvan türünün nesli tamamen tükendi

Geçmişte sadece Türkiye’de yaşayan Anadolu Parsı ile Anadolu topraklarında görülen Asya fili, yabani sığır, yaban eşeği, aslan, çita, kunduz, yılanboyun, kelaynak ve kaplanın ülkedeki nesilleri tamamen tükendi. Türkiye’deki yok olma tehlikesi altında bulunan 42 bitki ve hayvan türü şunlar: Bozayı: Sayılarının çok azaldığı tahmin ediliyor. Telli Turna: Türün az sayıda kalan nesli, özel koruma altına alındı.

Akdeniz Foku: Türkiye denizlerindeki sayısının 50-60 arasında olduğu tahmin ediliyor. Alageyik: 1970’lerin başında sayıları 50’nin altına düşen tür, sadece Antalya ve Muğla’daki av üretme ve koruma istasyonlarında yaşıyor. Ceylan: 1982’de Şanlıurfa Ceylanpınarı’nda koruma altına alındı.
Çizgili Sırtlan: Sadece Güneydoğu Anadolu bölgesinde az sayıda bulunuyor.

Mezgeldek: ’Küçük toy’ olarak da bilinen hayvan türüne 1998’de Orta Anadolu’da rastlandı. Sayılarının çok azaldığı tahmin ediliyor.
Su samuru: Yakın zamana kadar Türkiye’nin tüm nehir ve çaylarında yaşayan türün sayısı hızla azaldı. Kuyruksüren: “Firavun sıçanı” olarak da adlandırılan ve ülkenin güney kısmında görülen tür, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Ulu Geyik: Geçmişte, Orta Anadolu ve Trakya’da yaygın olarak rastlanan türün av üretme istasyonları dışında sayısı çok azaldı. Yaban koyunu: Konya Bozdağ’da koruma altına alınması sonucu sayıları 2 bin 500’ü geçti.

Yaban keçisi: Av üretme ve koruma istasyonlarında sayıları artırılıyor.

Karakulak: “Step vaşağı” olarak da anılan tür, aralarında Çanakkale, İzmir, Muğla, İçel’in de bulunduğu bazı illerde görülüyor.

Çengel boynuzlu dağ keçisi: Av üretme ve koruma istasyonlarında sayıları artırılıyor.

Vaşak: Marmara, Karadeniz, Doğu Anadolu ve İç Anadolu bölgelerinde nadir olarak görülüyor.

Kurt: Avrupa’nın bir çok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de nesli tükenmek üzere olan kurtlar için acil önlem alınması gerekiyor.

Dikkuyruk: Tüm dünyada sayılarının 15 bin olduğu bilinen türün, bazı yıllarda yüzde 70’inin Türkiye’de kışladığı biliniyor. Yaşam alanlarının yok olması nedeniyle türün nesli tükenmek üzere.

Şah Kartal: Türkiye’de yaklaşık 60 tane yaşıyor.

Kara Akbaba: Daha çok yaşlı ağaçların bulunduğu ormanlarda yaşayan türün sayısı, yaşam alanlarının yok olması nedeniyle azalıyor.

Huş tavuğu: “Kafkas horozu”, “dağ horozu” olarak da adlandırılan hayvan türü, Kuzeydoğu Anadolu’da yaşıyor. Nesli, tüm dünyada tükenmek üzere.

Toy: Avrupa ve Anadolu’nun en iri kuşlarından olan Toy’un nesli tükenmek üzere.

Çöl Varanı: Sürüngenler familyasından olan Çöl Varanı, sadece Ceylanpınar ve Birecik ilçelerinde görülüyor.

Bitkiler

Konya gaşağı: Dünyada sadece Konya’da yetişen bitkiden, 2006 verilerine göre doğada yalnızca 9 kök kaldı. Bitkiyi koruma çalışmaları sürüyor.

Sevgi çiçeği: Halk arasında “gelin düğmesi” olarak da bilinen bitki türü, Türkiye’ye özgü ve sadece Ankara’nın Gölbaşı ilçesinde yetişiyor.Bu bitki, Bern SÖzleşmesi ile korumaya alındı.

Sığla: Dünya üzerindeki tek doğal yayılış alanı Türkiye’nin güneybatısıyla Rodos Adası olan sığla ağacı, Türkiye’de 1348 hektarlık ormanda bulunuyor.

Beyaz Çiçekli Çakal Nergisi: Dünyada sadece Türkiye’de Muğla-Fethiye çevrelerinde yetişiyor.

Termopsis Turcica: Dünya’da sadece Konya’daki Akşehir Gölü çevresinde yetişen bitki türü, Dünya Doğal Yaşamı Koruma Konseyi tarafından koruma altına alındı.

Narin Acı Çiğdem: İstanbul’a özgü küçük çiçekli acı çiğdem türü, denetimsiz kentleşme ve yanlış ağaçlandırma nedeniyle tükenme tehlikesi yaşıyor. Bern Sözleşmesi ile koruma altına alındı.

Mavi Yıldız: Türkiye’nin kuzeybatısında ve Yunanistan’ın bazı bölgelerinde ender görülen bitki türü, Bern Sözleşmesi’yle koruma altına girdi.

Yabani Siklamen: Yumrulu bitkiler familyasındaki tür, Bern Sözleşmesi ile korunuyor.

Çan Çiçeği: Sadece Çoruh Vadisi’nde yetişen türün soyu, tüm Avrupa’da tehlike altına girdi.

Karadeniz Salkımı: Soyu, tüm dünyada tehlike altına girdi.

Kilyos Peygamber Çiçeği: Türkiye’de Batı Karadeniz kıyılarında yetişen bitki türü, Bern Sözleşmesi ile koruma altına alındı.

Göl Soğanı: Bern Sözleşmesi ile koruma altına alındı.

Çöven: İç Anadolu’nun tuzlu steplerinde yetişen bitkinin soyu, tüm dünyada tehlike altında.

İstanbul nazendesi: Dünyada sadece Türkiye’nin kuzeybatısında görülüyor.

Erzincan süt otu: Dünyada sadece Erzincan Ovası’nın doğusundaki tuzlu bataklıklarda yetişen bitki, Bern Sözleşmesi ile korumaya alındı.

Çorak Gülü: Tuz Gölü civarında yetişiyor.

Kardelen: Türkiye’de doğal olarak yetişen 9 türü bulunuyor. 2 türü dışında kardelen soğanlarının doğadan toplanarak ihraç edilmesi yasaklandı.

Sphaerophysa Kotschyana: Dünyada sadece İç Anadolu’da 800-1000 metre arasında değişen yükseklikte yetişiyor.

Trifolium Parchycalyx (Yonca): Bern Sözleşmesi ile koruma altına alındı.

Yabani Karanfil: Balıkesir ve Aydın’da görülüyor.

About these ads

42 Yanıt to “Ülkemizde nesli tükenen hayvanlar ve bitkiler”

  1. aysegul acemi cadı AŞıĞI Says:

    evet doğru ama sanırım mezgeldek ülkemizde hala var

  2. gizem Says:

    tşk ödewim vrdı yardımcı oldunuz=)

  3. sude Says:

    tşk ödevim vardı saolun

  4. incitanesi Says:

    teşekkür ederim öğrencilerime nesli tükenen hayvanları anlatıcam. çok yardımcı oldunuz

  5. berna şenyiğit Says:

    ben nesli tükenen hayvanlarn adlarını listeliyorum


  6. ben burda nesli tükenen hayvan isimlerini arıyorum gerçekten bilmediklerimide öğrendim tşk ler:D :)

  7. kubra eroglu Says:

    bence cok ii alnatılmıs bilgileriniz için tesekir ederim byss

  8. zulal Says:

    gerekli bilgileri yeğenim için buldum teşekkürler

  9. mehmet Says:

    amcamın oglu ile yeterince bilgi sahibi olduk daha fazla hayvan cesidi bulabilirmisiniz.Tesekkurler

  10. beyza Says:

    çok teşekkürler.performansım vardı da…

  11. elif Says:

    ben burdan ödevımı yaptım ve cok gusel yapanlara teşekkur ederım

  12. yonca Says:

    çok güzel olmuş gerçekten ellerinize sağlık sizin sayenizde aradıklarımı buldum çokk teşekkürler

  13. jale Says:

    yazık çuk kötü hayvanlar yok oluyorlar bence bizler duyarlı olmazsak şimdiki hayvanlarda yok olacan hayvanları koruyalım!!!!!!!!!!!!!!!!!1

  14. ersin Says:

    ya çokteşekkür ödev vardı yaptım hayvanlar keşke tükenmese hayvanlarısevmek çokgüzelllll:::::::

  15. selda Says:

    ya varya çook işime yaradı 2 gün bu ödev için öretmenden bağırtı yedim bu site beni kurtardı “allah razı olsun yolunuz açk olsun……!”

  16. selda Says:

    ya bence bu hayvanların nesli hiççç tükenmemeli bilginiz yoksa niye avlıyosunuz kardeşim.. onlarda sizin gibi canli yani…

  17. ayşe Says:

    çok güzel yaaaaaaaaa ben bayıldım

  18. cengizhan Says:

    sagol çok güzel yalnız hepsini yazamadım

  19. cengizhan Says:

    çok fazla

  20. gülşah Says:

    teşekkürler ödevimi yapabildim sizin sayenizde

  21. YaĞmUr IrMaq Says:

    burada çoğu nesni tükenen diğerleride nesni tükenmyeyen bunları neden koydunuz biz nesni tükenen arıyouz

  22. naciye Says:

    yazık olmuş pek sevimliymişler ama dinozorların nesli tükenmemiş olsaydı…

  23. tuğçe Says:

    çooooooooooooooooook güzel bayıldım ödevime yardımcı oldu

  24. hande Says:

    valla çok teşekkür ederim ödevimi yapmama çok yardımcı oldunuz yapanlara çok teşekkür ediyorum:d

  25. özkann Says:

    harika bence tşk…

  26. ésmér $qhér Says:

    süper yha ama biras kısa olsa olmazmı :D

  27. xxx Says:

    Latincesi ”Polyommatus dama” olan kelebek birçok bölgede var. Sadece Malatya ile sınırlı değil. Memlekete gittiğimde su kenarlarında binlercesini görebiliyorum.

  28. engin Says:

    vaybe biz mi bu hayvanları yok etmisiz ne kadar acımazızmıs bu insanoğlu

  29. CANBAZ Says:

    paylaşım için çok saolun

  30. hilal Says:

    çok kötü hiç bir şey yokkkkkkk :(:(:(:(

  31. xxxxxultradragoxxxx Says:

    çok güzel bilgiler var (: süper bilgiler
    5yıldızlı pekiyi

  32. boran bayram Says:

    abi ödev var annem bunu buldumu ögrenirse ben ölürüm

  33. hatice Says:

    çoook tşkkr ederim sağolun varolun ALLAH RAZI OLSUN

  34. deniz Says:

    ben çok tesekkür ederım bu sıteyı kurdugunuz ıcın ve bizm gıbı odev arastırması yapan kısılere yardımcı oldugunuz için. ıyı gunler dılerım.

  35. ismini vermek istemeyen yorumcu Says:

    her şey var sağolun yardımcı oldunuz da keşke kafkas öküzüde olsaydı

  36. berfin Says:

    ■■■■■■■■■■■■■■■■■■■■Ya ben akdeniz de nesli tükenen bitki diyorum ne çıkarmışlar yâaaaaaaaa■■■■■■■■■■■■■■

  37. asude... Says:

    Bence gayet mükemmel olmuş tam istediğim gibi sadece site keşkekeskedaha yukarılarda olsaymis ben çok sonra buldum

  38. ayça Says:

    performans için iyi oldu teşkürler

  39. lale Says:

    bana yardimci oldunuz icin tesekkur ederim

  40. semra Says:

    çok güzel beyendimmmmmmmmmmmmmm:)


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 1.806 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: