MEKTUPLAR – Galip ERDEM “MASAL SEVER MİSİNİZ ?”
Arif Ramazanoğlu dostumuz bana anlattı. Ona da babası anlatmış. Çok
hoşuma giden bir masaldır, sizlerin de beğeneceğini umarım.
Zamanın bir vaktinde, memleketin birinde üç öküz varmış. Akça öküz,
kara öküz, sarı öküz.. Diğer öküzlere hem benzerlermiş, hem
benzemezlermiş! Hangi taraflarının benzediği malum. Benzemeyen
yanlarına gelince, birbirleriyle pek dost imişler. Hani, Canciğer
kuzu sarması dedikleri cinsten. Birbirlerinden hiç ayrılmaz, her
yere birlikte giderlermiş. Beraberce otlar, yiyecek sıkıntısı
çekseler bile bulduklarını kardeşçe paylaşır, asla dövüşmezlermiş.
Bir tehlike ile karşılaştıkları zaman derhal birleşir, iri ve
korkunç boynuzlarını kullanarak en azılı düşmanlarını korkutur,
yanlarına yaklaştırmazlarmış. Doğrusunu isterseniz, dostluğun çok da
faydasını görmüşler. En verimli çayırlara gidiyor, birlikte güzel
güzel otluyor, semirdikçe semiriyorlarmış. Eğer bir gün öküzlükleri
tutmasaymış, ömürlerinin sonuna kadar gül gibi geçinip
gideceklermiş!…
O sıralarda, hayvanlar padişahı Arslanın canı sıkıntılı imiş. Çünkü,
ormanda hiç işi yokmuş. Yenecek hayvanların sanki de nesli tükenmiş.
Arslan hazretleri sabahtan akşama kadar hep esniyor, midesi de
kazındıkça kazınıyormuş. Bakmışki, böyle olmayacak: “Bari, demiş,
ormana çıkayım da çayırlara doğruşöyle bir uzanayım, belki de
birşeyler bulurum.” Dediği gibi de yapmış. Çayıra gelince üç ahbap
öküzü görmüş, ağzından sular akmış, “Ah, diye söylenmiş.şunları bir
yesem de midem bayram etse!…” Önce adeti üzere kükremiş, sonra
öküzlerin üstüne yürümüş. úç ahbap, arslanın sesini duyunca, hemen
yan yana durup safları iyice sıklaştırmışlar, bir de hafiften
bir “boynuz” gösterisi yapmışlar! Arslanda akıl çok…Vaziyetin
nezaketini anlamış, siyasetini hemen değiştirmiş. Fazla yaklaşmadan
öküzlere seslenmiş: “Günaydın,arkadaşlar nasılsınız?” Padişah hatır
sorunca, tabii akan sular durmuş,eğilip saygılarını sunmuş, cevap
vermişler: “Sağolun efendim, çok iyiyiz!” Arslan tekrar
seslenmiş: “Değerli arkadaşlar, gelişimi galiba yanlışanladınız,
sizi yemek istediğimi sandınız. Asla böyle bir niyetim yoktur.
Karnım da zaten pek toktur. Günlerdir sizi gözlüyorum. Dostluğunuza,
samimiyetinize hayran kaldım. Yiyecek her zaman bulunur, ama candan
bir dost bulmak çok güçtür. Beni de aranıza almanızı, dost olmamızı
teklif ediyorum. Sizi hiçbir zaman yemeyeceğime, üstelik bütün
düşmanlarınıza karşı koruyacağıma söz veriyorum. Hayvanlar padişahı
ile dost olmak istemez misiniz?…” Öküzler, arslanın dostluk
teklifine öyle sevinmişler ki, neşelerinin fazlalığından böğürmeye
başlamışlar. Bir arslanla üç öküz arasındaki duyulmamışdostluk
böylece kurulmuş. Bir gün, üç gün geçer, arslanın iştahı kabardıkça
kabarır, münasip fırsat kollar. Fırsat çıkmayınca, dayanamaz
icadeder. Bir gün, akça öküz, çayırın yanındaki dereden su içmeye
gitmiş. Arslan, kara öküzle sarı öküze ya nasip demişki: “Sevgili
arkadaşlar, size büyük bir tehlikeyi haber vermek zorundayım. Akça
öküz arkadaşımız yüzünden her gece kötü bir duruma düşüyoruz. Çünkü
akça öküz, rengi çok uzaklardan seçildiği için, karanlıkta yerimizi
belli ediyor, düşmanlarımızın silahına hedef oluyoruz. Çok düşündüm;
yazık ki, başka bir çare bulamadım. Yaşamak istiyorsak, akça öküzden
kurtulmamızşarttır. Onu aramızdan atmalıyız. Siz ne
fikirdesiniz? “Kara öküzle sarı öküz boynuz boynuza verip
konuşmuşlar. Akça öküz giderse, çayırın kendilerine kalacağını da
söyleyememişler ama, hesaba katmışlar. Nihayet; “Ferman
efendimizindir, tedbiriniz münasiptir.” Cevabını vermişler. Arslan
teşekkür ettikten sonra, “Akça öküz aramızdan ayrılınca ya bir
kaplanın veya insanoğlunun midesine inecek. Arkadaşımızın
düşmanlarımızı beslemesinden herhalde hoşlanmazsınız. Iyisi mi ben
yiyeyim. Sizi çok seven bir dostunuzdan bu kadarcık bir armağanı
esirgemeyeceğinizi umuyorum.” demiş. Kara öküzle sarı öküz, arslanın
sözlerini akla yatkın bulmuşlar, akça öküzün yenmesine razı
olmuşlar. Aradan beşgün geçmiş, arslan; sarı öküzle tek başına
konuşmuş. Aynı hikaye, aynı düzen! Kara öküz de mideyi boylamış. Bir
beşgün daha geçmiş: arslan, sarı öküzü almışkarşısına. Bir
kökremiş “Ey öküz oğlu öküz, demiş,sıranın kendine geleceğini hiç
düşünmedin mi?”
Masal böylece bitiyor. Arslan, muradına ermiş, biz kerevetine
çıkmışız: öküzler de arslanın midesine inmiş!
Bakıyorum: Yiyenlerin arslanlıkla en ufak bir ilgileri yok; yenenler
de öküz değil. Yine de yenme işi devam ediyor. Neyin nesi acaba?…
*Galip Erdem, Mektuplar – Masal Sever misiniz, Devlet Dergisi, 1
Eylül 1969, sf.5
ÖNEMLI NOT: Sizin de elinizde Galip Erdem Ağabey’le ilgili bir yazı
veya belge,fotoğraf vb. varsa lütfen gönderiniz. Sağolunuz.