Arşiv Nisan, 2007

Bir dağ köyünde…

30 Nisan 2007
09 Nisan 2006
Akşam oluyordu Kazım ağa uyanmamıştı. Ayşe kız da babasını rahatsız etmek istemiyordu.Hiç seslenmedi. Kendisi de uyuya kalmıştı orada. Artık ortalık kararmıştı.

-yaşanmış bir hikaye-

 

İsmail DETSELİ

 

Görgülü, dağlarının zirveleri bol kar tutan, dağ eteklerinde çiğdem kekik biten, seherlerde keklik öten, baharda mis gibi kokan bir dağ köyüydü. Zümreler bu köyün erkek evladı olmayan ailelerinden biri idi. Aileyi bir arada tutan geleneksel aile bağlarına olan tutkunluktu.

Evin hanımı tutumlu bir kadın, baba da çalışkan bir ev reisi… Tek bir tatsızlık var gibi evde, o da bir oğlan çocuklarının olmayışı… Ama ailenin dört kızı var, onlar da pek hamaratlar. 1950’li yıllardı. Bu ailenin variyeti yerindeydi. Anne kızları ile evin işlerini yaparken, baba İzmir, İstanbul gibi büyük şehirlere gider. Kendine has bilgi ve becerileri ile ticaretle uğraşır yüklüce para kazanır. Bazen senede bir, bazen iki senede bir gelir ama yüklü para ile gelir. Evinde aile bireylerinin refah düzeyi yüksektir. Ama köyün usulüne de uymak lazımdır. Tabi ailenin o zamanki yaşama şartlarından ve evlerinin ihtiyacı olan iki merkebi iki öküzü bir iki ineği danası ve belki de sekiz on koyun ve keçisi vardır. Hayat böyle devam eder. Tabi köyde tarla bahçede vardır ya. Onun da işlenmesi lazım.

Dağ köylerinde, toprağın işlenmesi o yıllarda başlı başına bir eziyet. Beyi gurbette rızk peşinde iken köyde Gürcü kadın, kocasının gönderdiği harçlıkları biriktirir. Kendisinin gidemediği, uzaklardaki tarlaları bir yakın akrabasına veya ihtiyaç sahibi bir köy sakinine yevmiye verip sürdürür. Ekinini ektirir. Kızlarından birini yanına alarak kara sabanı pulluğu sarar merkebe, öküzlerini önüne katar gider. Yavaş yavaş sürer, eker ve gelir. Bu işleri hep yevmiye verip para ile yaptırsa hem kocasının gönderdiği para yetmez hem de tembel diye köyde kınanırdı. Gürcü kadın bunun bilincindedir.

Gurbetle köy arasında gidip gelmeler devam eder. Yalnız, Kazım Ağa için son yıllarda bir değişiklik meydana gelmeye başlamıştır vücudunda. O da bilmez bunun ne olduğunu… Bol bol yediği halde karnı doymak bilmez. Bir taraftan yer bir taraftan da “Ne o len goca Kazım doymak bilmiyon oburlaştın mı yoğsam?” der. Sonra da gülümseyerek “Hadi canım sen de, sen böyle değildin” der, kendisini teselli etmeye çalışır.

Bu sefer aşırı bir tatlı yeme isteği belirdi vücudunda. Tatlıya karşı aşırı bir istek duyuyordu. O sene de köye geldi. Ve iki ay kadar köyde kaldı. Biraz değişiklik olsa da, aynı hastalığın henüz vücudundan gitmediğini hissediyordu.

Bir gece hanımı Gürcü’ye durumu anlattı. O da “Bırak canım, yaşımız ilerliyor elbette vücudumuzda böyle değişiklikler olacak. Biz çocukluğumuz da öyle bol şeker tatlı mı gördük? Yokluk vardı kıtlık vardı. Onun hırsından olabilir. Aklına kötü şeyler getirme. Bak büyük kızımızın gelinlik çağı da geldi. Köyden dünür gelenler var ama senin temelli gelmeni bekliyorlar, bir de güz mevsiminin gelmesini…”

Bizim oralarda güzün işler toparlanır, ondan sonra kız isteme faslı başlar. Söz alınan kızların düğünü de kış içersinde olur. Çünkü yazın işlerin yoğunluğundan köylerde düğün yapılmaz.

Kazım Efendi “Ekini, harmanı şöyle birez kolaylayayım” diyerek köye gelmişti. Tekrar İstanbul’a işinin başına dönecekti.

Daha fazla gecikirse birçok müşterisini kaybedebilirdi. Bunun bilinci ile işleri çarçabuk toparlayıp İstanbul’a döndü. Hanımına da “Kızı istemeye falanlardan gelen olursa; ‘Nasip, babası bilir’ de ama falanlardan gelen olursa usulünce sav, o zamanımız değil, deyiver” diye de tembihledi.

Gitti İstanbul’a gitmesine de, gözü de arkada kalmıştı. Çünkü en büyük kızı yirmisine varmıştı. Arkasından da öbürleri geliyordu. “Şu işleri biraz toparlayayım, olmazsa; bir başkasına birkaç seneliğine işi devredeyim. Birkaç yıl çocuklarımın başında kalayım. Bu gurbetlik benim de çocuklarımın da canına tak etti” diyordu.

Bunları düşünerek yattı, sabah erkenden kalktı, işine gitti. Öğleyin işi bitiyordu. Köye gidince işi çoğalmış, o gün biraz fazla sürmüştü sanki. Yine de ikindiye doğru evine gelmişti. Evi, birkaç köylüsü ile paylaşıyordu. O gün erkenden evde olmalıydı. Akşama tüm köylüler gelecek köyden haberler soracaklardı.

Aslı da hep yemeğini kendisi yapar yerdi zaten sebze meyvenin de bol zamanıydı amma o bazen yemek yediği ve köftesini çok beğendiği Köfteci İhsan’ın ufacık köfteci dükkânına giriverdi. Bir haylide acıkmıştı. “İhsan bana iki porsiyon köfte” dedi “Hay hay abi” dedi İhsan. Zaman geçmek bilmiyordu. Köfteler gelince alel acele yemeye başladı. Köftenin yarısını yemişti ki hemen İhsan’a seslendi, “İhsan bana iki porsiyon daha köfte at” dedi. “Tamam” dedi İhsan. O iki porsiyonu yerken yine seslendi “İki porsiyon daha” dedi. Bunun üzerine İhsan durumun vahametini anladı ve koşarak dışarı çıktı. Kazım ağanın bir tanıdığına rastladı “Gel Çavuş ağa Kazım ağam var benim dükkanda, altmış köfte yedi daha istiyor, bir şey olacak başımdan al götür şunu” dedi.

Çavuş ağa geldiğinde Kazım ağa yere yıkılmış kendinden geçmiş, üzerine de kaçırmıştı. Çavuş ağa ile İhsan acele ederek Kazım ağayı bir doktora götürdüler. Muayeneden sonra o zamanlar az bilinen şeker hastası olduğunu öğrendiler.

Bundan sonra Kazım ağa İstanbul’da tutunamadı, işini bir başkasına geçici olarak devretti ve köye döndü. İşi geçici olarak devretmişti devretmesine ama onun İstanbul’dan son dönüşüydü bu. Kendisi de bunun farkında idi. Çünkü dizlerinin dermanı yavaş yavaş kesiliyordu.

Köyüne döndü. Köy hayatı devam ederken, büyük kızını gelin etti, arkasından onun küçüğünü… Evde iki kızı bir de Gürcü hanımla kendisi kaldı. Eski saltanatı da sona erdi. İstanbul’da çalışmaya pek cesareti de yoktu… Burada kıt kanaat idare edeceklerdi kendisi ufak tefek çalışıyordu ama işte öylesineydi.

Bir sabah kalktı, güz mevsimiydi… Ekinler ekiliyordu… Köye çok uzak bir yerde büyükçe bir tarlaları vardı. Buraya dört gün ekin ekmeye giderlerdi öküzlerle… Hanımına “Pulluğu, boyunduruğu hazırla, tohumu koy, bugün Karadiken’e ekin ekmeye gideceğim. Ortalık dönüp yaş olmadan orayı ekelim, orası bize bir harman yapar” dedi. Gürcü kadın kocasının dediğini yaptı fakat kocasının durumunu da pek iyi görmüyordu. Onun için telaşla “Herif bugün beraber gidelim, benim de sana yardımım olur. Sen tohumu saçarken ben öküze eşeğe bakarım” dedi ve kocasını ikna etti. Beraber tarlaya gittiler o gün ekin ektiler amma Kazım ağa öküzleri dinlendirince yatıyor, uyuyordu. Hatta bu arada çift sürmenin yabancısı olmayan Gürcü kadın kocasını kaldırmaya kıyamadı kendisi de biraz çift sürdü.

O akşam eve geldiler. Ertesi gün yine gideceklerdi. Çift malzemeleri zaten tarladaydı. Bugün sadece tohum katılacak ve öküzlere yem katılacaktı. Başka adama da ihtiyaç yoktu, Kazım ağaya göre ama Gürcü kadın öyle düşünmüyordu. Kocasının yanında mutlaka birisinin gitmesi lazımdı. Onun için kocasına yalvardı, “Ne olur herif ben de gideyim hem çalışır hem de eşirgeniriz (konuşuruz)”… Kazım ağa “Hayır sen evde başka işlere bak” dedi o gün. Baktı ki olmayacak Gürcü hanım “Hiç olmazsa Ayşe kızımız gitsin seninle öküzlere falan yardımı olur” diye ısrar etti. Ayşe en küçük kızlarıydı. Kazım ağa onu çok severdi onun gitmesine bir şey demedi.

Yol uzundu iki saatte varılırdı onun için erkenden çıkmışlardı. Yola giderken Kazım ağa dertlendi. Bir of çekti Ayşe “Ne oldu baba bir şey mi var?” diye sordu. Kazım ağa “Kızım ablan; oğlan olsaydı, şimdi ekin ekmeye o gider, ben de evde rahatça otururdum ama olmadı sen oğlan olsaydın sen ekin ekmeye giderken ben de gider sana tohumu saçıverirdim. Sen çift sürerken ben de ırahatca yatar seni seyrederdim. Ama felek böyle istedi, eh napalım, buna da şükür, yine benim canlarımsınız” dedi. Kızı da tebessüm etti sadece…

Tarlaya varmışlardı. Tohumu indirdiler, öküzleri boyunduruğa koştular, yemlediler. Öküzler yem yerken baba tohumu saçtı ve “Bismillah” diyerek öküzleri yürütmek için “hooh” dedi. Elindeki üvendirenin ucundaki çiviyi öküzün arkasına batırır gibi yaptı. Biraz tarlayı sürdükten sonra öküzleri dinlendirdi. Sonra yine kalktı biraz daha sürdü ve öküzleri durdurmak için “doooovah dedi. Boyundurukta bağlı olan öküzleri yemledi. Öğle olmuştu kızı azık çıkınını çıkardı, Allah ne verdi ise yediler. Ya rabbi şükür deyip kalktı. Dizlerindeki dermansızlık gitgide artıyordu. Toprak testiden bir abdest aldı öğle namazını kıldı. Duasını yaptı… Kızına “Ayşe’m gel şöyle otur da dizine yatayım, biraz uykum var. Sonra kalkar tekrar çifti sürerim” dedi. Yattı ve kızının dizinde düşünmeden edemedi “Be ahmak adam eğer bu oğlan olsaydı dizine yatabilir miydin. Bak hiç itiraz etmedi” diye… “kız evladı öz evladı” diye boşuna mı söylemiş atalarımız, diye geçirdi içinden…

Akşam oluyordu Kazım ağa uyanmamıştı. Ayşe kız da babasını rahatsız etmek istemiyordu.

Hiç seslenmedi. Kendisi de uyuya kalmıştı orada. Artık ortalık kararmıştı. Etraftan kurt ulumaları geliyordu. Uzaktan köylülerin sesleri gece karanlığını yırtarcasına gelmeye başladı: Ayşeeeee, Kazım Ağaaaaaa… Ayşecik gözlerini açtı işin vahametini anlar gibi olmuştu. Ayşe’nin dizinde uyuyan babasının bedeniydi artık. Kazım ağa ruhunu oracıkta teslim etmişti. Ayşe bunun farkına bile varamamıştı.

Ve gece karanlığında Kazım ağa iki merkebin sırtına kurulan bir ağaçtan tabutla evine dönüyordu. Allah rahmet eylesin kabri cennet mekânı olsun.

21 Haziran 2005

http://www.memleket.com.tr/index.php?islem=detay&id=6712

Öküzleri Karıştırdı

30 Nisan 2007
Çoban öküzleri karıştırdı
Ekleyen : Kenan Balcı   
Pazar, 24 Aralık 2006
sigirŞavşat Karaağaç Köyü ( Verhunal ) yazın yaylada öküz çobanı olan az sayıda ki köylerden biri. Dolayısıyla Şavşat, Ardanuç’ a bağlı komşu köylerden de öküzlerini Karaağaç yaylasına gönderen vatandaşlar var. 2006 yazında Ardanuç Kutlu Köyünden ( Goraşet ) bir kaç kişi de öküzlerini Verhunalın yaylasına götürmüş. Bu vatandaşlardan birisi olan Goraşetli Mehmetali Demirci bir çift öküzünü kasaba verilmek üzere Karsniya’li bir vatandaşa satmış. Öküzleri satınalan vatandaş öküzleri teslim almak için yaylaya gitmiş. Ancak çoban yanlışlıkla yine Goraşetli olan Dursun Balcı ya ait bir öküzü Mehmetali’ nin öküzü diye teslim etmiş. Öküzler kasaba gitmiş. Sonradan Mehmetali eminin öküzü köye gelince, Dursun eminin öküzüde kayıp olduğu görülünce anlaşılmış ki çoban öküzleri karıştırmış.

Sonunda taraflar işi tatlılıkla çözmüşler.

Koca öküz genç öküzden sorumludur!

27 Nisan 2007

BİR KÖYLÜ ANLATMIŞTI
Çiftçinin biri çift sürüyor. İki öküzü var. Biri yaşlı biri daha toy. Toy öküz sürekli hattın dışına çıkıyor, kafasını sallıyor. Boyunduruğu çıkarmaya çalışıyormu. Çiftçi ise genç öküzün her hatasında yaşlı öküzü mesesle dürtüyor. Bu durumu gören biri ” Yahu dikkat ettim genç öküz hata yapıyor sen yaşlıyı cezalandırıyorsun. Bu nasıl iştir? Anlamadım” demiş. Çiftçi “Ben anlamam. Koca öküz genç öküzden sorumludur. O ona nasıl yapması gerektiğini öğretsin.” demiş
Osman Sert

BİR HİKAYE

27 Nisan 2007

FIKRALAR

27 Nisan 2007

Adın ayı ama söyleyemiyorum

SON dönemde güncel konuları, anlattığı fıkralarla yorumlayan 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Kuzey Irak’ta Türk askerlerinin başına ABD’li askerler tarafından çuval geçirilmesi olayını da yine aynı şekilde değerlendirdi. ABD’nin Türk askerine çuval giydirmesinin dostluğa sığmadığını ifade eden ve bu konuda bazı şeyleri “söyleyemediğini” vurgulayan Demirel, durumu bir “ayı fıkrasıyla” anlattı. Demirel’in fıkrası şöyle: 
 
“Adamın birinin öküzü ölmüş. Devlete gitmiş ‘Çift süremiyorum, bana öküz verin’ demiş. Devlet büyükleri araştırmışlar, ‘Öküz bulamadık. Ayı verelim’ demişler. Çiftçi de ‘Ayıyı ne yapacağım’ demiş, ama eli boş dönmemek için ayıyı almış. Yalnız köy halkına mahçup olmamak için şöyle bir şey uydurmuş: ‘Ayı, ismiyle hitap edilmesinden hiç hoşlanmıyor. İsmini söylemeyin.’ Sonra gitmiş köyde ayıyla çift sürmüş. Ama bir süre sonra ayının boynu ağrımış. Sonra ayıyı almış karşısına, ‘Senin adının ayı olduğunu ben de biliyorum, ama gel gör ki söyleyemiyorum’ demiş.” 

www.akparti.org.tr/tbmm/tbmmgrup/HABER%252030%2520OCAK%25202006.doc+Ba%C5%9Fbakan%27a+%C3%B6k%C3%BCz+hediye+edildi&hl=tr&gl=tr&ct=clnk&cd=11

Ahmet Ağa’nın öküzü

(16.01.2004 – )
Merhaba sevgili internet kullanıcıları. Bundan böyle en az haftada bir olmak üzere bu sitede birlikte olacağız.
Amacım, özellikle uzun süre seçim stresi yaşamış sizleri bir an olsun o ortamdan uzaklaştırmak, itişme ve didişme ile geçen yaşantımızın içinde olan, ancak çoğu kez göremediğimiz güzellikleri sizlere hatırlatmak ve sizinle paylaşmaktır. Bu köşede kimi zaman bir fıkra, kimi zamanda bir küçük öykü bulacaksınız.

Fıkralar ile “Gülümseyecek” öyküler ile belki de “Hüzünleneceksiniz.!!!” Sizinde, bu siteden paylaşmak istediğiniz konular varsa bana yazabilirsiniz. Elektronik Posta Adresim

earca@koopbank.com

Bugün sizinle paylaşmak istediğim fıkra, bana Lefke Endüstri Meslek lisesindeki ingilizce hocamı hatırlattı, kulakları çınlasın, Oktay hocam, “Be çocuklar öğrenin bu ingilizceyi da karşınıza çıkacak.” Derdi hep… Ama bizden “Tıss…” çıkmazdı. Bu kez de, “Ahmet Ağa’nın öküzü bakar iki gözü” diye sessiz duruşumuzu özetlerdi. Ne kadar haklıymış Oktay hocam…İşte, ingilizce her an karşımızda. Öyle değil mi?

Bugünkü fıkramız çok eski, ama halâ lezzetli.

En güzel günler sizlerin olsun.

Halil Ağanın iki ineği var. Benekli ve Sarı Kız….

Devlet Üretme Çiftliğinden boğa kiralamış, iki inek için…

Ama tam boğanın geldiği gün, kaymakam bey de maiyetiyle köye gelmez mi?

Halil Ağa, konukları evinin baş odasına alırken, küçük oğlunu yanına çağırmış…”Boğayı ve inekleri izle… Gelişmeleri bana haber ver,” demiş…

İçerde kahveler içilir, sohbet koyulaşırken, kapı gümbür diye açılmış, küçük oğlan fırtına gibi içeri girmiş ve, “Baba… Baba,” diye haykırmış. “Boğa, Benekli’yi becerdi…” (Öyle dememiş tabi adıyla söylemiş işte…)

Halil Ağa kıpkırmızı, oğlanı hemen kapının dışına almış, “Bu muhterem zevatın önünde böyle laf edilirmi? Beni rezil ettin. Şimdi git durumu izle… Öyle , adıyla, becerdi falan da deme… Şaşırttı de ben anlarım…”

Aradan yarım saat geçmiş, baş odanın kapısı yine gümbür diye açılmış. Nefes nefese küçük oğlan…

Halil Ağa bir yanlışlığa meydan vermemek için atılmış “Ne oldu oğul? Boğa Sarı Kızı şaşırttı mı?..”

“Hem de nasıl şaşırttı baba… Hem de nasıl şaşırttı. Onu bıraktı. Benekli’yi bir daha becerdi…”

YEMEN SONRASI

ÖYLEYSE BİZ KARDEŞİZ

 Askerliğin on beş sene olduğu yıllarda, Kemalân ailesinden biri asker olmuş. Onu Yemen’e vermişler. Aradan dokuz sene geçmiş. Bunun küçük bir kardeşi de yetişip asker olmuş. Tesadüf bu ya, o da ağabeyinin görev yaptığı bölüğe düşmüş. İki kardeş birbirini tanımadan tam beş sene aynı bölükte görev yapmışlar. Bu arada askerliği on beş seneden beş seneye indiren kanun çıkmış. İki kardeşin de aralarında bulunduğu Yemen ordusunun kıdemi müsait bütün personeli terhis olmuş. Yemen, imparatorluğumuzun en güney ucunda olduğundan, terhis olanların hepsi kuzeye yönelmiş. Yolda Arabistanlılar ayrılmış, bizimkiler devam etmiş; Mısırlılar ayrılmış, bizimkiler devam etmiş; Suriyeliler ayrılmış, bizimkiler devam etmiş; Batı Anadolulular ayrılmış bizimkiler devam etmiş, Doğu Anadolulular ayrılmış bizimkiler devam etmiş… nihayet “Serkuran” denilen ve halen Eyüpler ile Şerifoğulları mahallelerimiz civarında bulunan bir mıntıkaya geldiklerinde ikisi yalnız kalmış. Bu arada orada yaşlı bir öküz görmüşler. Büyük kardeş hemen öküzünü tanımış, hasretle koşmuş, hayvanın boynuna sarılıp gözlerini öperek ağlamaya başlamış. Küçük kardeş de aynı şeyi yapmış. İki kardeş bir süre ağlaştıktan sonra birbirinin farkına varmışlar. Biri demiş ki, “yahu bu öküz bizim, sen niye ağlıyorsun?” Öteki, “Haydi oradan canım, öküz benim!” deyip tartışmaya başlamışlar. Tartışma kızışmış. İş tatsızlığa varmak üzere imiş ki, büyük kardeşin gözü parlamış, “yahu, dur bakalım, bu öküz ikimizin ise, biz birbirimizin nesi oluruz?” Öteki “o halde biz kardeşiz!..” deyip ağabeyinin elini öpmüş. İki kardeş orada birbirine sarılıp hasret gidermişler. (Biraz karikatürize edilen bu olayın gerçekten vuku bulduğu ve iki kardeşin Yemen’deki bölüklerinde tanıştıkları söylenir.)

www.kultur.gov.tr/TR/dosyagoster.aspx?DIL=1&BELGEANAH=109898&DOSYAISIM=letifelerfikralar.pdf

HÖKİZ MENİALDİ / ÖKÜZ BENİALDI

Efendi bazardan hökiz alıb keleyatgen edi,
yol-yolekey “Efendi, hökizni satıb aldınizmi, qança boldı?” değen savaller yağılıb ketdi. Efendi camdan bezar bolıb, arqannift bir uçıni öz boynıge bağlab aidi ve yene bir adam:- Efendi, hökizni aldınizmi? deb soragen edi, u: -Yoq,
birader, hökiz meni aidi, narhimni undan soren, dedi.

Hoca pazardan öküz alıp geliyordu. Yolda “Hoca,öküzü satın aldınız mı, kaça oldu?” sorulan yağdı. Hoca canından bıkıp, urganın bir ucunu kendi boynunabağladı. Yine bir adam:
Hoca, öküzü aldınız mı? diye sormuştu. O:- Yok,
birader, öküz beni aldı. Değerimi ondan sorun, dedi.

ENDİARMANIMYOQ / ŞİMDİ ARZUM YOK

Efendinin bir şâhdar hökizi bolar edi, uninşâhıge minisini köpden beri arzu qılardı. Bir küni uköçeden kelib qarasa,
hökiz âftabde uhleb yatıbdi. Efendi kelib unin şâhıge mingen heman, hökiz bir-den başıni silteb, Efendini ulaqtırıb yubardi. Efendi yıqılıb, huşiden ketdi. Hatıni yüzige suv sepib, Efendini huşige kel tirdi.

- Cinni boldıfiızmi, hökiznifi şâhıge hem mi- nedimi kişi? dedi u.

- Ay, nadan, dedi Efendi,

- dünyada her bir kişinin bir arzusı boladı, şu arzusıge yetse, ölse ar- mani yoq. Menin hem armanim hökiznin şâhıge miniş edi, endi armanim yoq.

Hoca’nın bir boynuzlu öküzü var idi. Onun boynuzuna binmeyi çoktan beri arzu ederdi. Bir gün o sokaktan
gelince baksa ki, öküz güneşte uyukluyordu. Hoca gelip onun boynuzuna bindiği zaman, öküz birdenbaşını sallayıp, hocayı fırlattı. Hoca düşüp kendinden geçti.
Hanımı yüzüne su serpip, Hoca’yı kendine getirdi:

- Cinni mi oldunuz, öküzün boynuna kişi binermi? dedi o.

- Ey akılsız, dedi Hoca, dünyada herkesin bir arzusu olur, bu arzusuna yetse, ölse de gam yemez. Benim de arzum, öküzün
boynuzuna binmekti, şimdi arzum yok.

-”Yok öküz beni aldı. Değerimi ondan sorun.” dedi.

Olay ısparta Eğirdir ilçesi Seniçbey köyünde geçer. O köyde benim dayılarım var o köyde beş on sene öncesine kadar herkesin öküzleri var ve bütün bu öküzleri her gün sırayla bir kaç köy genci imece usulü otlağa götürür güderler. dayım ve iki arkadaşı sıcak bir yaz sabahı köyün öküzlerini otlağa götürürken dere kenarında buldukları çok önceleri ölmüş ve kocaman boynuzları nı söküp almışlar otlak yerine varmışlar orada büyük karadut ağaçları var ve dutlarda iyice ermişler. öğleye doğru sürünün lideri gökmen emminin ak öküzüne bi öküz şakası yapmaya karear verirler ak öküzü tutarla bolca topladıkları karadutlarla boyarlar öküzü buda yetmez gelirken bulup getirdikleri kocaman boynuzlarıda öküzün zaten kos kocaman olan kendi boynuzlarının ucuna çakarlar. gökmen emminin ak öküzü mosmor ve devasa boynuzlarıyla kaçar ellerinden …a canım o öküz o sürünün lideri idi. o biçimiyle dalın ca sürünün içine bütün öküzler onu bilemezler saldırırlar bu yabancıya her önüne gelen boynuzlar zavallıyı kaçar döner gene sürüsüne dalar. sürüye daldıkça boynuzlanır . bakarki adeta öldürecekler doğruca köye kaçar tabiki evlerine .. açık olan kapıdan dalar içeriye sahibi olan gökmen emmide avludadır bakarki aman allah bu biçimsiz yabancı öküz.alır eline bi sopa yallah alamadınmı veremedinmi döver …. zavallı öküz ahırına kaçar ordan çıkartıp kovmak için basar sahibi sopayı. o döver öküz evden çıkmaz. Bizimkiler arkadan gelip olan biteni anlatırlar. Olayı anlayan gökmen emminin sopasından tabiki biraz nasiplerini alırlar..

osman civan,Erkek,ısparta

İki softa, ramazanda bedava yiyip içeriz diye bir Bektaşi köyüne misafir olurlar. Hoşbeşten sonra, içlerinden biri tuvalete gider. Bektaşi, bu softaları kontrol etmek için odada kalana sorar: – “Senin arkadaşın nasıl bir adam? Bilgisi var mı, yok mu?” O da kendini üstün göstermek için “Bırak şunu, eşeğin tekidir”, cevabını verir. Biraz sonra öteki softaya da aynı soruyu sorar: – “Senin arkadaşın nasıl bir adam? Bilgisi var mı, yok mu?” Bu softa da öteki gibi “Bırak şunu, öküzden farkı yoktur”, cevabını verir. Akşam olunca iftar sofrası kurulur. Fakat tepsinin üzerinde arpa ile samandan başka bir şey göremeyen softalar hayretle sorarlar: – “Bunlar ne erenler?” Bektaşi gülerek cevap verir: – “Biriniz eşek, ötekiniz öküz. Sizin için bunlardan daha iyi azık olur mu?”

www.karpuz.com/fikralar/bektasi_fikralari.html

turkoloji.cu.edu.tr/HALK%20EDEBIYATI/8.php

Çok sıcak bir yaz günüydü , hava sanki alev esiyordu. Deliler ne yapacaklarını bilemediler, dam altına girmeye de akıl erdiremediler. Güneş altında adam akıllı terlemişlerdi. Serinlemek umuduyla dağ taş dolaşmaya başladılar. Geze dolaşa yolları bir havuzun yanına çıktı. Havuz başında toplandılar. İçlerinden birinin eli suya değdi, arkadaşlarına:

-Sıcaktan kurtulduk , su çok serin, gelin ayaklarımızı suya sokarak serinleyelim, dedi.

Kırk Bir Deliler havuz başına dizilerek ayaklarını suya soktular. Ayaklarını sallayarak suyla oynamaya başladılar. Su dalgalandıkça ayaklarının görüntüleri birbirine karıştı, kimse ayaklarının görüntüsünü diğerlerinden  ayıramadı.

İçlerinden biri:

-Bu ayak benimdir, bu ayak senindir , dedi.

Öteki: Yok, şu ayak benim , şu ayak senin, dedi.

Beriki:

-İkiniz de yanlışsınız, gösterdiğiniz ayaklar  benimdir.

Deliler ayak kavgasına başladı, o sırada havuzun yanından bir Bektaşi geçiyordu. Tartışmayı duyarak yanlarına gitti . Ne yaptıklarını sordu, cevabı duyunca yandaki ağaçlığa giderek sağlam bir ılgın çilpisi kesip havuz yanına geldi. Sırayla delilerin ayaklarına vurmaya başladı. Her vurduğunda delilerden biri:

-Ay ayağım,  dedi, ayağını sudan çekti. Bektaşi de o zaman:

-Hah, sudan çektiğin ayak senin ayağındır, dedi.

Bektaşi böyle böyle bütün delileri sıra dayağından geçirdi. Ayağını sudan çıkaran deli evine doğruldu. Bektaşi de yoluna devam etti.

 *   *   *

11)Aradan aylar geçtikten sonra Kırk Bir Delilerin akıllarına Bektaşi’den yedikleri dayak  geldi. Hepsi birden yollara düşerek Bektaşi’yi aramaya başladılar, geze dolaşa yolda bir sakallı adam görüp Bektaşi sanarak peşine takıldılar. Sakallı adam koştu deliler koştular. Sonunda sakallı adamın gücü kuvveti kesildi, peşinden koşanların da akıllı adamlar olmadığını anladı. Yolunun üstünde gördüğü kamışı alarak yerdeki öküz tersine batırarak kamışı bayrak gibi dikip , var gücüyle oradan uzaklaşmağa çalıştı. Deliler kamışın üzerindeki öküz tersine baktılar.

Biri:

-Öküz bu kamışın üstüne nasıl çıktı? Dedi.

Öteki kamışın yaprağını göstererek:

-Buraya bastı çıktı, dedi.

Bir diğeri:

-Yok, oradan değil buradan çıktı, dedi.

Onlar tartışırlarken sakallı adam da sıvışıp kaçtı.

Hasan ile Mehmet ayni köyden olup ayni birlikte askerlik görevini yapmaktadırlar.Mehmet memleket izninden dönünce Hasan ailesi hakkında çok bilgi ister,sorar Mehmet’e:Benim sarı öküz nasıl ?-Senin öküz dedenden iki gün sonra ölmüş,-Dedemde mi ölmüş?-Ninenin ölümüne dayanamamış O da ölmüş,-Ninem demi ölmüş?-Babanın öümüne dayanamamış O da ölmüş,-Babam da mı ölmüş?-Annenin ölümüne dayanamamış O da ölmüş,- Annem de mi ölmüş?Karının ölümüne dayanamamış O da ölmüş,-Yahu karım da mı ölmüş?Çocukların sele kapılıp ölünce O da kahrından ölmüş,-Vah vah,desene bütün ailem yok oldu,evimiz kapalı kaldı ,deyince Mehmet -Yok canım o kadar merak etme babanın borcuna karşılık icra memurları kapınızı alıp gitti eviniz açık kaldı,demiş…

Gönderen: Şahin Galip Durum

Potur ve karısı öküz arabası ile yaylaya gidiyorlarmış. Birisi arabanın önünde, birisi arkada yürürmüş. Arabanın üzerinde yük yokmuş. Görenler takılmışlar :Yav ! Ağebey emi . Araba boş gidiy; biriz öyde, biriz arhada yeriysiz yohuşa yuharı. Bacahlarıyza yazuh. Arabıya niya binmiysiz ?

Potur cevabı yapıştırmış :

                           -  Ula beri bah ! Araba benim, garı benim, öküz benim. Size ne, sizin götüyze kim godu ?

Hakim Temel , birisine ‘öküz’ diyerek hakaret eden bir suçluya beşyüzbinlira ceza verir. Avukat itiraz eder : _Nasıl olur hakim bey gecen gğn benzer söz içun yüzbin lira ceza vermiştunuz. _O künten pu güne öküz fiyatlarinda peş misli artiş olti da ondan. Diye cevap vermiş…

gencbestekar.blogcu.com/fikra

ADAMIN BİRİSİ KARISIYLA BİRLİKTE TARLA SÜRÜYORLARMIŞ. BUNLARIN BİDE ÖKÜZLERİ VARMIŞ HERŞEYİ O ÖKÜZMÜŞ TARLAYI O SÜRER KARI KOCAYI O TAŞIRMIŞ. BİR GÜN TARLA SÜRDÜKTEN SONRA KARI VE KOCA ÖKÜZÜN ÜSTÜNDE GİDERKEN BİRDEN ÖKÜZ SENDELEMİŞ ADAM İNMİŞ VE ÖKÜZE : ETTİ BİİİR DEMİŞ.

SONRA Bİ SÜRE SONRA GİDERKEN GENE TEKRAR SENDELEMEYE BAŞLAMIŞ ADAM İNMİŞ VE : ETTİ İKİİİİ… DEMİŞ.

SONRA TEKRARDAN YOLA KOYULMUŞLAR VE TEKRAR SENDELEMİŞ VE ADAM ALMIŞ SİLAHI ÖKÜZÜ VURMUŞ. KADIN ONU NEDEN VURDUN O BİZİM HERŞEYİMİZDİ SEN ONU ÖLDÜRDÜN SONRA DA ADAM KADINA ETTİ ÜÇÇÇ  DEMİŞ

www.erenet.net/fikralar.php?op=FikraOku&id=610

Kayseri`li Karadeniz`li AlışverişiKayseri`li birgün hayvan pazarına bir öküz almaya gitmiş Karadeniz`linin birisiyle pazarlığa tutuşmuş anan aşağı baban yukarı pazarlığı bitirmişler. Kayseri`li parayı vermiş öküzü alıp gitmiş aradan bir iki saat geçmemiş bunlar tekrar karşılaşmışlar Karadeniz`li, Kayseri`liye
-Hani siz Kayseri`liler çok uyanıktınızya ben seni kazıkladım sana sattığım öküzün ayağı topaldı demiş.
Tabi bizim Kayseri`li de hemen yapıştırmış,
-O da bişeymi benimde sana verdiğim paralar sahteydi.

Ekmek müzesine ‘öküz’ aranıyor

 

Ankara Büyükşehir Belediyesi Halk Ekmek Genel Müdürü Ali İlkbahar, fabrikada ekmek müzesi kurduklarını belirterek, herşeyin tamamlandığını ancak öküz aradıklarını söyledi. İlkbahar, halk ekmek fabrikası olarak Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdiklerini belirterek, fabrikanın içine ekmek müzesi yaptıklarını söyledi. Müzede geçmişten günümüze ekmek malzemelerinin olduğunu hatırlatan İlkbahar, en kısa zamanda öküzü de müzeye dahil edeceklerini ifade etti. İlkbahar, dünden bugüne ekmeğin nasıl geldiği hakkında vatandaşlara bir müze sunduklarını belirterek, Ankaralılar’ın müzeyi fabrikanın içinde görmeleri için gezmelerini istedi. İlkbahar, müzenin içinde çok eski malzemeler bulunduğunu dile getirerek şunları söyledi: 

“Geçmişten günümüze dedelerimizin o nasırlı elleriyle kullandıkları malzemeleri müzemizde sergiledik. Karabasandan başlayıp geçirdiği bütün evreleri kullanılan aletlerle anlatmaya çalışacağız. Bu sahadaki teknolojinin hangi aşamadan geçtiğini ziyaretçilerimiz gördüğünde anlamış olacak. Bu aletler içerisinde 200 yıllık aletler bile var. Bu müzeyi yaparken geçmişimize bir saygı ve hangi fedekarlıktan geçtiklerini düşünerek tasarladık”. 

Lüks lokantalarda bazı parçaların dekor olarak kullanılmasının yeterli olmadığını savunan İlkbahar, “Bir müzenin olmaması sadece lüks lokantalarda bazı parçaların dekor olarak kullanılmamasının yeterli olmadığını gördük. Bu müzede karabasan, kağnı, dirgen, yaba, ve bir çok eski malzemeleri sergiledik” diye konuştu.

 18 Eylül 2006 

SÜRGÜCÜ

Sürgücü köyünde bir aile otururmuş. o ailenin bir öküz‘ü varmış öküz bir gün evin içine girmiş ve evde bulunan büyük su küpünün içinden su içmek isterken kapası küpün içinde kalmış. o esnada ev sahibi eve gelmiş ve bakmış öküzün kafası küpün içinde kalmış kafasını bu yana çevirmiş oyana çevirmiş fakat kafasını küpün içinden çıkaramamışlar.düşün taşınmışlar en iyisi köy akıllısı jirik’in yanına gitmişler ve ona sormuşlar
-”bizim öküzün kafası küpün içinde kalmış nasıl çıkaracağımızı bilmiyoruz” jirik hemen cevap vermiş çok basıt demiş
-”bana bir balta getirin hemen çıkaracağım.” öküz sahibi koşarak hemen bir balta getirmiş ve jirik baltayı kaldırıp öküzün başına vurarak ikiye ayırmış ve gövdesini alarak
-”alın öküzünüzü demiş sonra öküz sahibi benim öküzümün kafası nerde” demiş ama jirik
-”çok basit demin getirin bana bir çekiş” inek sahibi koşarak bir çekiç getirip jirike vermiş jirik çekici kaldırdığı gibi küp’e vurmuş ve küpü parçalamış öküzün kafasını öküz sahibine vermiş öküz sahibi hiç bir şey olmamış gibi
-”allah sizden razı olsun benim öküzümü bana verdiğiniz için diyerek öküzünü alarak ayrılmış.

KOMİK CEVAPLAR

Öğretmen öğrencisine sorar: Yavrum öküz nedir?
Öğrenci:Biz onu geceleyin ışıklar kesilince yakarız.
Öğretmen:Hayır yavrum ona lüks denir.
Öğretmen başka bir öğrenciye söz vererek:Evet yavrum
Öğrenci:Öğretmenim Sezercik öküzdür.
Öğretmen :Hayır yavrum ona öksüz derler.
Öğretmen artık dayanamaz:Öküz yavrum, öküz nedir diyorum.
Gönderen : ramazantali@hotmail.com

 Öküz” ve ”Tren”arasındaki duygusal konuşma

Öküz: Kara trenim,kömürüne kurban oldugum bizim askimizi kiskanan bazi kesimler var beni çok sinirlendiriyorlar!!Tren: Tabi kiskanacaklar ben ne zaman geçsem sen hemen pencereye çikip bana bakiyorsun

Öküz: Ne yani istemiyormusun yoksa sana anlamli anlamli bakmami?Tren: Yaa isterim tabii ama üzerimde oturan yolcular “suna bak öküz gibi buraya bakiyor” diyorlar kiskaniyorum seni..Öküz

: Lan utandirdin simdi beni..Tren: Utanma öküzüm utanma seninle biz daha ne bakismalar yapacagiz ne bakismalar..
bizi kiskanacaklar arkamizdan öküzün trene baktigi gibi bakisiyorlar diye nameler yapacaklar elalem kiskansin bizim sevdamiz asirlarca daha devam eder..

Öküz: Benim en çok hangi bakisimi seviyorsun lan..Tren: Hani bir öküz gibi olani varya o bakisina eriyorum iste..Öküz

: Kara trenim benim, allah cuf cufuna zeval vermesin..Tren: Öküzüm benim, Allah bakislarini baska ulasim araçlarina çevirtmesin

AMİN DYYELİM SON CÜMLEYE

 

Mustafa ÖNCÜL

Bazı hayvan isimleri, kişiler için sıfat olarak kullanıldığında kişiyi sevindirir, gururlandırır:

Mesela, aslan gibi adam, at gibi kadın, kaplan gibi kaleci…

Bazı hayvan isimleri aralarda bir yerlerdedir: İnek mesela… Dersten başka hiçbir şeyi gözü görmeyen çocuklar için kullanılır. Kaba olarak algılanmaz genelde. Şirin göründüğü bile söylenebilir.

“Minik civcivler okula başlamış” dese biri, aklımıza ilkokula başlayan küçük çocuklar gelir hemen.

Bazı hayvan isimleri ise düpedüz hakaret için kullanılır:

Öküz, eşek (ya da eşşek), ayı, köpek, çakal, yılan, akrep…

Ben özellikle “öküz”e takmış durumdayım son günlerde.

Kimler öküz sıfatını, isminin önüne almayı hakkeder?

Benim ilk aklıma gelen insan gurubunu yazayım buraya. Başkaları da vardır mutlaka ama ben bunlara taktım, bunları yazacağım!

Hani, Carrefour, Real v.s. gibi büyük alışveriş merkezleri var ya… Genellikle hafta sonları  Amerikan filmlerinde olduğu gibi, ailecek oralara gidiyor insanlar. Hem alışveriş yapıyorlar, hem de gezip eğleniyorlar. Çünkü buralarda eğlence ve dinlence yerleri de var.

Hafta sonu bir çok aile buralara gidince, doğal olarak büyük bir kalabalık oluşuyor. Bu kalabalık da, arabası  ile gidenler için park yeri sorunun birlikte getiriyor.

“Öküz”lere işte buralarda rastlıyoruz!.. Daha doğrusu rastlayamıyoruz. Çünkü biz park yerine ulaşıp, döne döne arabamız için park yeri ararken, “öküz”ler arabalarını 3 arabanın park edebileceği bir alana düzensiz ve sorumsuzca bırakıp, kuyruklarını sallaya sallaya içeriye gitmiş oluyorlar. Şeytan diyor, “Git şu arabanın lastiğini indir, camını kır, kaportasını çiz!”… sonra, “Boş ver” diyorsunuz, “Öküzle öküz olma”… Yeniden arabanız için park yeri aramaya devam ediyorsunuz.

Peki “öküz”lere sadece alışveriş merkezlerinin park yerlerinde mi rastlanıyor?

Tabii ki hayır!

Öküz diyorsunuz!.. Öküz her yerde öküzdür.

Evlerinin (yani ahırlarının) bulunduğu apartmanların park yerlerinde de aynı davranıyorlar, iş yerlerinin (yani ikinci ahırları) park yerlerinde de…

Akşam eve gidiyorsunuz… Bizim öküzler arabalarını yine 5 arabanın park edebileceği bir alana bırakıp, ahırlarına çıkmışlar!..

Bir anda sizi bir düşünce alıyor: “Acaba bizim apartmanda kaç ahır, kaç öküz var?” Apartmanın park yerinde arabanız için bir park yeri bulamıyor, çıkıyorsunuz caddenin üzerine, uygun bir yer bulup park ediyorsunuz arabanızı.

Ama öküzlerin öküzlüğü biter mi?

Bitmez!

Ola ki park yerinde bir yer bulup, arabanızı park ettiniz diyelim… Sevinirsiniz değil mi? Boşuna sevinmeyin! Öküzler 7 gün, 24 saat görev başındadır!

Gece acil bir durum olur, bir yere gitmeniz gerekebilir. Sabah erkenden kalkıp, işe gideceksinizdir… Hazırlanıp inersiniz arabanızın başına… O ne?!.. Arabanızın arkasında bir araba! 80-100 daireli apartmanın kim bilir hangi dairesinde oturuyordur bizim öküz hazretleri? “Bir öküzlük de sen yap, çal tüm dairelerin zillerini” der şeytan kulağınıza eğilip… Olmaz! Yapamazsınız. Öküzlere çok kolay gelse de öküzlük yapmak, insanlar için çok zor, hatta olanaksızdır! Çaresiz beklersiniz, öküzü tanıyan bilen birisini bulana ya da öküz, arabasını gelip çekene kadar!

Güne kötü bir başlangıç yaparsınız o gün öküz sayesinde.

Gün, başka öküzlülerin öküzlükleri ile çekilmez hale gelir…

Veya bir “insan” çıkar karşınıza… Bin öküzün öküzlüğünü unutturur size, sıcak bir gülümseyiş, tatlı birkaç söz ile… İnsanlığınızla, insanlarla gurur duyarsınız.

Kıssadan hisse: Demek ki ne yapıyormuşuz? Arabamızı park ederken dikkat ediyormuşuuuuuz.. Park ettikten sonra, bakıyormuşuz, düzenli bir park olmuş mu diyeeeee…

Çünkü niye?

Çünkü arabasını düzgün park etmeyip, başka insanların haklarına tecavüz edenler, öküz olarak adlandırılıyormuuuuuş!( http://www.acilibirbucuk.com/Guncel/guncelyazilar/okuzler.htm )

 THE ÖKÜZ ve DANALARIM.

Hanifi Çelebioğlu

Dünya tarihinde insanoğlu pek çok dini sistemlere inanmış, inançları uğruna pek çok büyük savaşlar vermişlerdir. Semavi dinleri bir kenara bıracakacak olursak, diğer inanç sistemlerinin içerisinde en ilginci ‘İneğe Tapmak’dır. Bu inanca göre ‘Dünya bir ÖKÜZ’ün boynuzları üzerindedir. Deprem, sel vs gibi tabii afetlerin sebebi ‘bu Öküz’ün boynuzlarını hareket ettirmesidir. Dünyadaki tüm dengeler bu Öküzün boynuzları üzerinde durmaktadır. O yüzden bu Öküz kızdırılmamalı, saygılı ve hürmetli davranılmalıdır. Bu inanış her ne kadar yok oldu gibi görünse de, kabuk değiştirip günümüze kadar gelmiş ve çağdaş kavramlarla da bezenerek halen aynı mantık, dini kavram olarak olmasa bile, insanlar arasında etkin biçimde devam etmektedir. Bu inanç sisteminin devam ettiğine dair deliller ve günümüz versiyorları şöyledir.20. Yüzyılın son yarısında Dünya ‘iki Öküz’ün boynuzları üzerinde dengede durmayı başarmıştı. Şimdilerde
denge işi tek öküze kalmış ve bütün dünya onun boynuzları üzerinde hayatını idame ettirmeye çalışmaktadır. Bazı danalar, öküzlüğe soyunsalar da, Büyük öküzün kutsal bir tekmesiyle kendine gelip, tevbe istiğfar ederek secdeye kapanmak zorunda kalmaktadırlar. Maazallah, öküz ufacık bir rahatsız edilse, veya samanı biraz azalsa, derhal boynuzlarını sallar ve taş taş üstünde bırakmaz. Üstelik büyük öküz öyle maharetlidir ki, boynuzlarını her salladığında, dünyanın dilediği noktasında dilediği bölgesinde depremler, kasırgalar oluşturabilir. Hiç kimse ondan habersiz maden işletemez, petrol kuyusu açamaz, güvenlik amaçlı da olsa silah üretemez. Velev ki, böyle bir şeye tevessül edilse, derhal boynuzlarını büyük bir hışımla sallar ve ilgilinin icabına bakar. Dünyadaki bütün buzağılar, danalar, inekler, enikler, köpekler ve eşşekler bu öküzün gönüllü havarileri, lejyonerleri ve misyonerleridir. Bu öküz, kendinin boynuzlu olmasına aldırmadan Dünyanın namusunu korumaya kendini adamıştır.

Bu öküzün bir tüyü bile Dünyanın bütün danaları için kutsaldır. Onun tarafından üretilen her şey, her yerde büyük bir itibar görür. Danaların hepsi, etkin ve yetkin bir makama gelmeden önce mutlaka bu öküzden icazet ve el alırlar. Aksi halde öküz derhal boynuzlarını sallamaya başlar. The Öküz parası dünyada en geçerli paradır. O yüzden para babaları, çıngırak yılanları, akrepler ve cikcikler kendi paralarını değil The Öküz Parasının değerini korur ve kollarlar.

The Öküz’den medet umup, ondan buzağı bekleyen odunlar ve danalar bilsinler ki, “Öküze tapanlar ve ondan korkanlar, inek gibi sağılmaya mahkumdur”
. The Öküz’ü bilemediniz mi hala? Bakın bakalım dünya’yı inek gibi sağan kim?( http://www.ulkuocaklari.org.tr/gundem/hanifi )

REHA OĞUZ’LA TANIŞMA-Nihal Atsız

Dünya binbir türlü süt emmiş insanlarla doludur. Ayrıca her insan az veya çok inek sütü de içmiştir. Demek ki her insanın bir anası, bir de inek süt anası var. Tabiî her ineğin bir öküz kardeşi olur. Şu halde her insanın da bir öküz dayısı var demektir. İnsanların niçin zeka ve insanlık dışında hareket ettikleri anlaşılıyor değil mi? Her insan bir öküzün yeğenidir. Oğlan dayıya, kız halaya çeker derler. Herhalde bazı insanlar, süt dayılarına fazla çekiyorlar. Bundan da cihanın huzursuzluğu doğuyor.İnsanın ister kendi yaratılışından, ister süt dayılarına çekmekten olsun bu kadar düşmeleri bana huzursuzluk verir; dünyadan tiksinirim.Fahişeler vardır, namustan bahseder. Kanaatini ve kalemini satmışlar vardır, vicdandan dem vuru. Vurguncular vardır, ağızlarından fazilet sözü düşmez. Çifte pasaportlular vardır, vatan diye haykırır. Palikaryalar vardır, kahramanlık iddia eder. Bazı iyi niyet sahipleri de bunların hepsine inanır. Gel de bu insanların arasında huzur içinde yaşa.Bu felsefeler de nereden çıktı diyeceksiniz. Çağrışımlar insanı aldığı gibi böyle yüksek fikirlere iletiyor. Yükseliş hoş, fakat bir de hakikate iniş var ki düşman başına…

 http://www.nihalatsiz.org/tkhs_7.htm 

   Bektaşinin iki öküzü  

Bektaşinin iki öküzü varmış. Biri kırmızı, biri sarı. Kırmızı öküz lanet, tembel, çalışmaz, durmadan yermiş. Sarı öküz iyi huylu, çalışkan, yeterince yer, tarlayı sürermiş. İş o kerteye gelmiş ki, canına tak diyen Bektaşi, ellerini kaldırıp dua etmiş:

- Ey Allahım, şu kırmızı öküzün canını al da kurtulayım.

Ertesi sabah ahıra girince ne görsün, sarı öküz ölmüş, kırmızı dipdiri duruyor. Bektaşi dışarı çıkmış, yoldan geçen küçük bir çocuğu alıp gelmiş:

- Evladım bunun hangisi kırmızı? Çocuk kırmızı öküzü gösterince Baba Erenler ellerini havaya kaldırmış:

- Bacak kadar çocuk öküzlerin rengini ayırıyor da sen ayıramıyorsun!..

 http://www.turkyasam.com/archive/index.php?t-106066.html

Kadim dostum Sefa Kaplan’ın bir haberini, Hürriyet gazetesi salı günü manşetten verdi. Buna göre, Çankaya’daki “Abdullah Cevdet Sokağı”nın adı, Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun ismiyle değiştiriliyor. Buna da Abdullah Cevdet’in, “Çirkinleşen Türk ırkını düzeltmek için Macaristan’dan damızlık, yakışıklı erkek getirelim” sözü gerekçe olarak gösteriliyor.

Batıcılık cereyanının önemli isimlerinden kabul edilen Abdullah Cevdet zaman zaman ortaya attığı böyle garip fikirlerle, uzun yıllar çıkardığı “İçtihat” dergisiyle sürekli gündemde kalmayı başardı. Hele İslam düşmanlığıyla ünlü Hollandalı müsteşrik Doktor Dozi’nin “Tarih-i İslamiyet” adındaki garazkar eserini Türkçe’ye çevirmesi dindar ve muhafazakâr çevrelerin büyük tepkisine sebep oldu. Bu kitabın yazarına ve mütercimine cevap vermek için bir çok araştırma ve inceleme yapıldı.

Şurası bir gerçek ki, Abdullah Cevdet’i en fazla hırpalayan, hakkında en ağır sözleri söyleyen Türk yazarlarının başında Süleyman Nazif geliyor. Ahmet Haşim tarafından “Kelimelerin Serdarı” ilan edilen ve kalemini keskin bir kılıç gibi kullanan Süleyman Nazif’in, Abdullah Cevdet’le ilgili fıkraları hayli yekun tutuyor. Hele onun bir “Öksüz – Öküz” fıkrası var ki, “Batarya İle Ateş” yazarının, muhaliflerini nasıl ateşe tuttuğunu, bütün açıklığıyla gözler önüne seriyor. Aslında Abdullah Cevdet ile Süleyman Nazif önceleri iki dost idi. Fakat, bir ara Abdullah Cevdet, Diyarbakırlı Said Paşa’nın Kürt olduğunu ileri sürüyor. Süleyman Nazif, buna büyük bir tepki gösteriyor. Tercüman-ı Hakikat gazetesine bir makale göndererek, “Benim anam, babam, yedi sülalem Türk’tür!” diyor. Süleyman Nazif Bey, kendisine Kürtlük isnat edilmesinden fena halde rahatsız oluyor. Ve iki yazarın arasındaki dargınlık işte böyle başlıyor. Hazır yeri gelmişken, Süleyman Nazif’in Abdullah Cevdet’le ilgili fıkralarından bazıların nakledelim: Abdullah Cevdet, bir gün yolda Süleyman Nazif’le yüz yüze geliyor; “Aman efendim öyle bir mürettip hatasıyla karşılaştım ki, olur şey değil. Bir şiirimde “Ben bu vatanın öksüzüyüm” demiştim. Bir harf düşmüş, şiir “Ben bu vatanın öküzüyüm” diye basılmış.” şeklinde konuşuyor. Süleyman Nazif bu fırsatı kaçırır mı, derhal bir kahkaha atıyor, arkasından da, “Mirim, buna mürettip hatası demezler, mürettip savabı derler!” cevabını veriyor.

Bir gün Süleyman Nazif’in yanında, Abdullah Cevdet’in paraya olan hırsından söz ediliyor. Orada bulanan bir zat, Abdullah Cevdet için, “Meteliğe kurşun atar!” diyor. Süleyman Nazif, “Hayır, kurşun atmaz, göbek atar” diye cümleyi değiştiriyor.

Süleyman Nazif hakkında ayrıntılı bir eser kaleme alan İbrahim Alaaddin Gövsa’nın verdiği bilgilerden anlaşıldığına göre, ünlü yazarımızın, Abdullah Cevdet’e duyduğu kin, günden güne artıyor. Kütüphanesinde bir zarfın içinde muhafaza ettiği, Abdullah Cevdet’e ait dosyanın üzerinde, daha önce sadece “Abdullah Cevdet’in Dosyası” yazılı iken bir süre sonra yerine, “İçtihatçının dosyası” kelimelerini yazıyor. Bir müddet sonra, bunu da yeterli bulmuyor, “Mahut mecmua sahibinin dosyası” kaydını düşüyor. Fakat daha sonra bununla da tatmin olmuyor, öncekini silip “Mahut herifin dosyası” haline getiriyor. En sonunda hepsini siliyor, “Keratanın dosyası!” yapıyor.

Abdullah Cevdet, bir gün Süleyman Nazif’in kabrini ziyarete gidiyor. Nazif, mezardan başını kaldırıyor ve: “Beyefendi, aramızdaki dargınlığa rağmen, eski hukuka riayet ederek, mezarıma gelmen beni son derece sevindirdi. Fakat bununla yetinmek istemiyorum, seni ayrıca gece yatısına bekliyorum” diyor.

Konuyla ilgili daha başka fıkralar da var ama biz bu kadarıyla yetinelim. Efendim, Abdullah Cevdet 1932′de İstanbul’da hayata veda ediyor. Ne yazık ki bu zatın ölümü de ayrı hadise oluyor. Cenaze namazının kılınıp kılınmayacağı konusunda anlaşmazlık çıkıyor. Sonunda, “Madem ki ismini değiştirmedi ve açıkça başka bir dine girmedi” deniliyor ve cenaze namazı kılınarak Müslüman mezarlığına gömülüyor.

Haydi onun hakkında bir de olumlu kayıt düşelim: Dr. Abdullah Cevdet, “Mevlânâ’dan İlhamlar” başlığıyla, “Dilmesti Mevlânâ”yı kaleme alıyor. 

http://72.14.207.104/search?q=cache:IR9vrPyKrrcJ:www.tercumangazete.com/2005/08/18/yaz1405-60004-126.html+Bir+%C3%B6k%C3%BCz+f%C4%B1kras%C4%B1&hl=tr&gl=tr&ct=clnk&cd=18

 BAŞBAKAN Erdoğan, partisinin dünkü Meclis Grubu’nda, hükümete yönelik eleştiri ve tepkilere yanıt verirken, ‘‘Birbirlerine zaaf isnat edip, vehim üreten, artık öküz altında buzağı arama aşamasını da geçip, buzağı altında öküz aramaktan başka bir şey yapmayan, milletten kopmuş siyasetçilerin gündemlerinden de kurtulmalıyız’’ dedi. Daha sonra Hak İş’e bağlı Öz Gıda-İş ve Et-Balık Türkiye temsilcileri Erdoğan’a bir öküz maketi hediye etti. 

http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~7@nvid~275384,00.asp

Ankara Büyükşehir Belediyesi Halk Ekmek Genel Müdürü Ali İlkbahar, fabrikada ekmek müzesi kurduklarını belirterek, herşeyin tamamlandığını ancak öküz aradıklarını söyledi. İlkbahar, halk ekmek fabrikası olarak Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdiklerini belirterek, fabrikanın içine ekmek müzesi yaptıklarını söyledi. Müzede geçmişten günümüze ekmek malzemelerinin olduğunu hatırlatan İlkbahar, en kısa zamanda öküzü de müzeye dahil edeceklerini ifade etti. İlkbahar, dünden bugüne ekmeğin nasıl geldiği hakkında vatandaşlara bir müze sunduklarını belirterek, Ankaralılar’ın müzeyi fabrikanın içinde görmeleri için gezmelerini istedi. İlkbahar, müzenin içinde çok eski malzemeler bulunduğunu dile getirerek şunları söyledi: 

“Geçmişten günümüze dedelerimizin o nasırlı elleriyle kullandıkları malzemeleri müzemizde sergiledik. Karabasandan başlayıp geçirdiği bütün evreleri kullanılan aletlerle anlatmaya çalışacağız. Bu sahadaki teknolojinin hangi aşamadan geçtiğini ziyaretçilerimiz gördüğünde anlamış olacak. Bu aletler içerisinde 200 yıllık aletler bile var. Bu müzeyi yaparken geçmişimize bir saygı ve hangi fedekarlıktan geçtiklerini düşünerek tasarladık”. 

Lüks lokantalarda bazı parçaların dekor olarak kullanılmasının yeterli olmadığını savunan İlkbahar, “Bir müzenin olmaması sadece lüks lokantalarda bazı parçaların dekor olarak kullanılmamasının yeterli olmadığını gördük. Bu müzede karabasan, kağnı, dirgen, yaba, ve bir çok eski malzemeleri sergiledik” diye konuştu.

 18 Eylül 2006 

Millî Kütüphanede bulunan öküzle ilgili kitaplar

27 Nisan 2007

000001  SYSNO: 0630210; YER: Ft 1994 MK 355; ESER: [Köylüler Tarlada Öküz Kağnısına Sap (Ekin) Yüklerken] [Grafik]; YAYIM: [19??]; FizTAN: 1 Fotoğraf : S-B. ; 30×35 Cm; DIL: TUR.  

000002  SYSNO: 0661987; ESER: ÖKÜZ’LEMELER (DM.1998-2004).  

000003  SYSNO: 0663474; ESER: Eşek İle Öküz (DM.5273-2004).  

000004  SYSNO: 0020105; YER: 1970 AD 1438; YAZAR:
La Fontaine, Jean de, 1621-1695; ESER: Öküz Olmak İsteyen Kurbağa / Jean de
La Fontaine ; Çeviren Necat Akdemir; YAYIM: İstanbul : Işıl Kitabevi, [1970?]; FizTAN: 26 S. : Res. ; 22 Cm.; SERI: Işıl Kitabevi Yayınları
La Fontaine Hikayeleri Serisi ; No 4.; DIL: $atur Fre~~TUR; BASIM: 2.
Bsk.; EKGIRIS: Akdemir, Necat.  

000005  SYSNO: 0020362; DEWEY: T813.317; YER: 1970 AD 2123; YAZAR: Kocagöz, Samim, 1916-1993; ESER: Bir Çift Öküz / Samim Kocagöz; YAYIM: İstanbul : Ararat, 1970; FizTAN: 302 S. ; 22 Cm.; DIL: TUR.  

000006  SYSNO: 0032916; DEWEY: 087.8; YER: 1947 AD 1652; ESER: Arslanla Öküz / Hazırlayan Vasfi Mahir Kocatürk; YAYIM: İstanbul : Kültür Kitabevi, [1947?] (Sebat Basımevi); FizTAN: 31 S. ; Res. ; 18 Cm.; SERI: Kültür Kitabevi Çocuklara Pembe Kitaplar ; 6; DIL: TUR.  

000007  SYSNO: 0046303; DEWEY: T817.317; YER: 1991 AD 736; YAZAR: İzgü, Muzaffer, 1933-; ESER: Halo Dayı ve İki Öküz : Roman / Muzaffer İzgü; YAYIM: Ankara : Bilgi, 1990 (Ankara : Demircioğlu Matbaacılık); FizTAN: 381s.; 20 Cm.; SERI: Bilgi Yayınları ; 255 Yeni Mizah Dizisi ; 9; DIL: TUR; BASIM: 5.bs..  

000008  SYSNO: 0057222; DEWEY: 087.T813; YER: 1988 AD 2900; YAZAR: Kuru, Metin; ESER: Sarı Öküz ve Traktör / Metin Kuru; YAYIM: İstanbul : Meram Yayıncılık, 1988 (Metinler Matbaacılık); FizTAN: 16 S. : Res. ; 19 Cm.; SERI: Meram Yayıncılık. En Güzel Çocuk Hikayeleri Serisi ; 8. Altın Seri; DIL: TUR.  

000009  SYSNO: 0064974; DEWEY: 087.T813; YER: 1986 AD 4956; ESER: Sarı Öküz; YAYIM: Ankara : Engin Yayınlar, [1986?]; FizTAN: 16 S. : Res. ; 19 Cm.; SERI: Engin Yayınlar. Keloğlan ; 6; DIL: TUR.  

000010  SYSNO: 0066332; DEWEY: T817.317; YER: 1986 AD 5142; YAZAR: İzgü, Muzaffer, 1933-; ESER: Halo Dayı ve İki Öküz / Muzaffer İzgü; YAYIM: Ankara ; İstanbul : Bilgi Yayınevi, 1986 (Ankara : Aslımlar Ofset); FizTAN: 381 S. ; 17 Cm.; SERI: Bilgi Yayınları ; 255. Yeni Mizah Dizisi ; 9; DIL: TUR; BASIM: 4.bs..  

000011  SYSNO: 0074714; DEWEY: 087.T813; YER: 1980 AD 3067; YAZAR: Nâzım Hikmet, 1902-1963; ESER: Sevdalı Bulut : Masallar / Nâzım Hikmet ; Çizgileyen: Yılmaz Aysan; YAYIM: Ankara : Ankara Belediyesi Basın Yayın Müdürlüğü, 1979 (Em-Aş Veb Ofset); FizTAN: 62 S. : Res. ; 17 Cm; SERI: Ankara Belediyesi. Bir Milyon Çocuk Kitabı; DIL: TUR; EKGIRIS: Aysan, Yılmaz, Res~~Sabahattin Ali, 1907-1948~~Aziz Nesin, 1915-1995~~İhmal Amca, 1913-1987~~Orhan Kemal, 1914-1970~~Sırça Köşk~~Öküz Başkan~~Palyaço~~Harika Çocuk.  

000012  SYSNO: 0078049; DEWEY: 04 T813.317; YER: 1982 AD 592; YAZAR: İzgü, Muzaffer, 1933-; ESER: Halo Dayı ve İki Öküz / Muzaffer İzgü; YAYIM: Ankara : Bilgi Yayınevi, 1982 (Aslımlar Basımevi); FizTAN: 381 S. ; 19 Cm.; SERI: Bilgi Yayınları ; 255. Mizah-Yeni Dizi ;9; DIL: TUR; BASIM: 3.bsk..  

000013  SYSNO: 0090685; DEWEY: T811.317; YER: 1982 AD 521; YAZAR: Sevimay, Hayri Ruhi, 1933-; ESER: Kır Öyküleri : [Şiir Öykü] / Hayri Ruhi Sevimay; YAYIM: [Y.y. : Yayl.y., 1982?] (Kazancı Matbaacılık); FizTAN: 69 S. ; 20 Cm; DIL: TUR; EKGIRIS: Güllü Gelin~~Aldı Ağa~~Sarı Öküz.  

000014  SYSNO: 0100869; DEWEY: 087.T813; YER: 1984 AD 409; YAZAR: Demir, Hasan, 1954-; ESER: Yetmişlik Osman Dayı İle Sarı Öküz / Hasan Demir ; Resimleyen : Cemalettin Güzeloğlu; YAYIM: Ankara : Kandil Yayınları, 1984 (Ankara : Gaye Matbaası); FizTAN: [14] S. : Res. ; 19 Cm; DIL: TUR.  

000015  SYSNO: 0112040; DEWEY: T813.317; YER: 1980 AD 5410; YAZAR: İzgü, Muzaffer, 1933-; ESER: Halo Dayı ve İki Öküz / Muzaffer İzgü; YAYIM: Ankara : Bilgi Yayınevi, 1980 (Aslımlar Basımevi); FizTAN: 382 S. ; 18 Cm; SERI: Bilgi Yayınları ; 255. Mizah Yeni Dizi ; 9; DIL: TUR; BASIM: 2. Bs.  

000016  SYSNO: 0117860; DEWEY: T813.317; YER: 1969 AD 1674; YAZAR: Emir, Sabahat, 1943-; ESER: Öküz Kafalı Şaban Bey destanı : (Küçük Hikâyeleri) / Yazan : Sabahat Emir; YAYIM: [İstanbul : Yayl.y., 1969?] (İstanbul : Babıâli Aziz Uçtay Matbaası); FizTAN: 64 S. ; 17 Cm; DIL: TUR.  

000017  SYSNO: 0130746; DEWEY: 891.774; YER: 1975 AD 3604; YAZAR: Fazıl İskender (F); ESER: Keçi Öküz Yıldızı / Fazıl İskender ; Çeviren : Nail Mutlugil; YAYIM: İstanbul : Hürriyet, [1974?] (Dizerkonca Matbaası); FizTAN: 224 S. ; 20 Cm; SERI: Hürriyet Yayınları ; 90 Çağdaş Yazarları ; 13; DIL: TUR; EKGIRIS: Mutlugil, Nail.  

000018  SYSNO: 0192557; DEWEY: 087~~T813.317; YER: 1963 AD 2184; YAZAR: Kuğay, Faruk; ESER: Üç Öküz / Yazan : Faruk Kuğay ; Resimler : Hayati Gülünay; YAYIM: Ankara : Ankara Neşriyat, 1963 (Ankara : Ayyıldız Matbaası); FizTAN: 16 S. : Res. ; 20cm; SERI: Ankara Neşriyat ; 22 Çocuk Kitapları ; 9; DIL: TUR; EKGIRIS: Gülünay, Hayati (F).  

000019  SYSNO: 0194800; YER: Af1973 DD 421; ESER: Sarı Öküz Parası Afiş; YAYIM: [Y.y.] : Erkan Film, [1973?] (Mimeray Ofset Matbaacılık); FizTAN: 1 Afiş : Rnk. ; 100×70 Cm; DIL: TUR.  

000020  SYSNO: 0236956; DEWEY: 668.102; YER: 1950 AD 2287; ESER: Türk Ev Kadını İçin Türk İşçisi Tarafından Türkiyede Yapılan Colman Öküz Baş Çamaşır Çividi Hakkında Birkaç Mühim Söz; YAYIM: [İstanbul : Yayl.y., 1950?] (İstanbul : Kağıtçılık ve Matbaacılık); FizTAN: [20] S. : Res. ; 12X17 Cm; DIL: TUR.  

000021  SYSNO: 0247698; YER: 1959 AD 2945; ESER: Akıllı Öküz / Hazırlayan : Necmettin Arıkan; YAYIM: İstanbul : Rafet Zaimler Yayınevi, [1959?] (Tan Matbaası); FizTAN: 40 S. : Res. ; 10 Cm; SERI: Rafet Zaimler Yayınevi ; 31; DIL: TUR; EKGIRIS: Arıkan, Necmettin.  

000022  SYSNO: 0253420; DEWEY: T811.317; YER: 1974 AD 4623; YAZAR: Uçar, Nedim, 1945-; ESER: Öküz : Şiirler / Nedim Uçar; YAYIM: [Ankara? : Yayl.y, 1974 (Ankara : Emel Matbaacılık); FizTAN: 112 S. ; 19 Cm; DIL: TUR.  

000023  SYSNO: 0299541; DEWEY: 087.T813; YER: 1978 AD 253; YAZAR: Aziz Nesin, 1915-1995; ESER: Öküz Başkan / Aziz Nesin; YAYIM: Ankara : Köyün Çocuğu Yayınları, [1977?] (Maya Matbaacılık); FizTAN: 48 S. : Şkl. ; 20 Cm; SERI: Köyün Çocuğu Yayınları. Ünlü Yazarlar Dizisi ; 1; DIL: TUR.  

000024  SYSNO: 0305074; YER: Af1970 DD 369; ESER: Öküz Gülnaz Afiş; YAYIM: [Y.y.] : Dünya Film, [1970?] (Yılmaz Film); FizTAN: 1 Afiş : Rnk. ; 100×70 Cm; DIL: TUR.  

000025  SYSNO: 0400675; YER: 202 ALF Ö; ESER: Öküz Mehmet Paşa; YAYIM: İstanbul : [Yayl.y.], 1949-; FizTAN: C. ; 40 Cm; DIL: TUR.  

000026  SYSNO: 0428395; YER: Mus P 1989 A 26; ESER: Koca Öküz [Ses Kaydı] / Söz, Müzik : Ayla Algan; Söyleyen: Ayla Algan. Vermediler /müzik: Cemil Demirsipahi; Ayla Algan; YAYIM: [Y.y.] : Türkofon , [19??]; FizTAN: 1 Plak : 33 1/3 Dnş. ; 17 Cm; DIL: TUR; EKGIRIS: Algan, Ayla (F)~~Demirsipahi, Cemil (F)~~Vermediler.  

000027  SYSNO: 0487156; YER: Br 1994 AD 2681; ESER: Clup Caravanserail Hotel-Restaurant [Grafik] : Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı; YAYIM: Kuşadası : Clup Caravanseral, [1982?] (Ankara : Ajans Retma); FizTAN: 1 Broşür : Rnk. Fotoğ. ; 17×12 Cm; DIL: Turengfreger~~TUR/ARA.  

000028  SYSNO: 0487708; YER: Pn 1994 CD 1402; ESER: Sarı Öküz Parası [Grafik]; YAYIM: [Y.y. : Yayl.y., [1972?] (Mimeray Ofset Matbaacılık); FizTAN: 1 Pankart : S-B., Rnk., Fotoğ. ; 26×46 Cm; DIL: TUR.  

000029  SYSNO: 0507871; DEWEY: 813.42; YER: 1995 AD 4951; YAZAR: İzgü, Muzaffer, 1933-; ESER: Halo Dayı ve İki Öküz : Roman / Muzaffer İzgü; YAYIM: Ankara : Bilgi, 1995 (Cantekin Matbaacılık); FizTAN: 381 S. ; 20 Cm; SERI: Bilgi Yayınları ; 255. Yeni Mizah Dizisi ; 9; DIL: TUR; BASIM: 6.bs.  

000030  SYSNO: 0509779; DEWEY: 808.06831; YER: 1995 AD 5210; YAZAR: Kuru, Metin; ESER: Sarı Öküz ve Traktör / [Yazarı]: Metin Kuru; YAYIM: İstanbul : Cemre Yayıncılık, 1995 (Metinler Matbaacılık); FizTAN: 16 S. : Res. ; 20 Cm; SERI: Cemre Yayıncılık Çocuk Kitapları Serisi ; 08; DIL: TUR.  

000031  SYSNO: 0536870; DEWEY: 817.42 20; YER: 1998 AD 263; YAZAR: İzgü, Muzaffer, 1933-; ESER: Halo Dayı ve İki Öküz : Roman / Muzaffer İzgü; YAYIM: Ankara : Bilgi Yayınevi, 1997 (Cantekin Matbaacılık); FizTAN: 404 S. ; 19 Cm; SERI: Bilgi Yayınları ; 255. Yeni Mizah Dizisi ; 9; DIL: TUR; BASIM: 7. Bs.  

000032  SYSNO: 0538353; DEWEY: 810.05~~705; YER: 1998 SB 246; ESER: Öküz; YAYIM: İstanbul : Şimera Yayıncılık, 1998 -; FizTAN: C. : Res. ; 34 Cm; DIL: TUR; ISSN: 1301-0220.  

000033  SYSNO: 0557358; DEWEY: 398.245297358; YER: 1999 AD 4957; YAZAR: Ayme, Marcel, 1902-1967; ESER: Kitap Okuyan Öküz İle Yaramaz Öküz / Marcel Ayme ; Çev. Orhan Şevket; YAYIM: İstanbul : Bumerang Kitaplar Yayınevi, 1999 (Mir Ajans); FizTAN: 63. : Res. ; 20 Cm; DIL: TUR; BASIM: 1.bsk; EKGIRIS: Şevket, Orhan, Çev; KONTROL #: 2000555708.  

000034  SYSNO: 0578528; DEWEY: 305.5680922561; YER: 1999 AD 7682; ESER: Yeni Şehir Mobilyaları / Oktay Güzeloğlu; YAYIM: İstanbul : Parantez, 1999 (Mart Matbaacılık); FizTAN: 143 S. ; 20 Cm; SERI: Genel Dizi ; 109. Öküz Dizisi ; 2; DIL: TUR; BASIM: 1. Bsk; EKGIRIS: Güzeloğlu, Oktay; KONTROL #: 2000578528.  

000035  SYSNO: 0584227; DEWEY: 817.42; YER: 1999 AD 7735; YAZAR: Müjde, Gani, 1959-; ESER: İsim Şehir Hayvan Bitki / Gani Müjde; YAYIM: İstanbul : Parantez, 1999 (Mart Matbaası); FizTAN: 196 S. : Res. ; 20 Cm; SERI: Genel Dizi ; 108. Öküz Dizisi ; 1; DIL: TUR; BASIM: 1. Bsk; KONTROL #: 2000584227.  

000036  SYSNO: 0616525; DEWEY: 726.409565425 20; YER: 2001 BD 710; YAZAR: Gültekin, Eser; ESER: Ulukışla ve Öküz Mehmet Paşa Menzil Külliyesi / Eser Gültekin; YAYIM: Ankara : Kültür Bakanlığı, 2001 (Kuban Matbaacılık); FizTAN: Xii, 256 S. : Res., Şkl. ; 29 Cm; SERI: T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları ; 2628. Yayımlar Dairesi Başkanlığı Sanat Eserleri Dizisi ; 333; DIL: TUR; NOT: Bibliyografik Bilgi İçerir; KONTROL #: 2002616525; ALTDIZI: Yayımlar Dairesi Başkanlığı Sanat Eserleri Dizisi (T.C. Kültür Bakanlığı) ; 333.  

 

 

000001  Keçi-Öküz Yıldızı; Fazıl İskender, [Çeviren: Nail Mutlugil]; Kasım 1974, 192 S.; ***UNDEFINED YAYIN KODU 50        ***: 90; 2: 13.  

000002  Ayna+beyaz Öküz; Erden Kıral, Osman Şahin; Nisan 1985, 78 S.; ***UNDEFINED YAYIN KODU 166       ***; 8.

Öküz Dili Sarması

6 Nisan 2007
Öküz Dili Sarması Öküz dili(yabani ot) , bulgur, kıyma, baharat

http://www.ciya.com.tr/?yemek=et