Arşiv Şubat, 2007

YEMEN SONRASI

6 Şubat 2007

ÖYLEYSE BİZ KARDEŞİZ Askerliğin on beş sene olduğu yıllarda, Kemalân ailesinden biri asker olmuş. Onu Yemen’e vermişler. Aradan dokuz sene geçmiş. Bunun küçük bir kardeşi de yetişip asker olmuş. Tesadüf bu ya, o da ağabeyinin görev yaptığı bölüğe düşmüş. İki kardeş birbirini tanımadan tam beş sene aynı bölükte görev yapmışlar. Bu arada askerliği on beş seneden beş seneye indiren kanun çıkmış. İki kardeşin de aralarında bulunduğu Yemen ordusunun kıdemi müsait bütün personeli terhis olmuş. Yemen, imparatorluğumuzun en güney ucunda olduğundan, terhis olanların hepsi kuzeye yönelmiş. Yolda Arabistanlılar ayrılmış, bizimkiler devam etmiş; Mısırlılar ayrılmış, bizimkiler devam etmiş; Suriyeliler ayrılmış, bizimkiler devam etmiş; Batı Anadolulular ayrılmış bizimkiler devam etmiş, Doğu Anadolulular ayrılmış bizimkiler devam etmiş… nihayet “Serkuran” denilen ve halen Eyüpler ile Şerifoğulları mahallelerimiz civarında bulunan bir mıntıkaya geldiklerinde ikisi yalnız kalmış. Bu arada orada yaşlı bir öküz görmüşler. Büyük kardeş hemen öküzünü tanımış, hasretle koşmuş, hayvanın boynuna sarılıp gözlerini öperek ağlamaya başlamış. Küçük kardeş de aynı şeyi yapmış. İki kardeş bir süre ağlaştıktan sonra birbirinin farkına varmışlar. Biri demiş ki, “yahu bu öküz bizim, sen niye ağlıyorsun?” Öteki, “Haydi oradan canım, öküz benim!” deyip tartışmaya başlamışlar. Tartışma kızışmış. İş tatsızlığa varmak üzere imiş ki, büyük kardeşin gözü parlamış, “yahu, dur bakalım, bu öküz ikimizin ise, biz birbirimizin nesi oluruz?” Öteki “o halde biz kardeşiz!..” deyip ağabeyinin elini öpmüş. İki kardeş orada birbirine sarılıp hasret gidermişler. (Biraz karikatürize edilen bu olayın gerçekten vuku bulduğu ve iki kardeşin Yemen’deki bölüklerinde tanıştıkları söylenir.)

Öküz öldü

6 Şubat 2007

İnek Testi

6 Şubat 2007

İnek Testi Bir gün Temel ve Dursun bakmışlar Türkiye’de iş yok Almanya’ya gitmeye karar vermişler ama ceplerinde para yok… O zamanlarda Almanya’ya hayvanlar bedava gidiyolarmış, bunlarda neleri varsa satıyolar ve bir inek kostümü alıyolar. Temel öne Dursun’da arkaya geçiyor ve gümrüğe gidiyolar gümrükteki memur bunları bir test edeyim diyor ve ineğin önüne bi tomar saman getiriyor sen gerçek ineksen bu samanları yersin diyor. Temel mecburen yiyor ondan sonra memur bir kova su getiriyor eger sen gerçek ineksen bunu içersin diyor ve Temel içiyor.. Memur bu sefer bi tomar taze ot getiriyo ve ineğin önüne koyuyor Temel mecburen yiyor… Artık Temel şişiyor ve bir lokma bir şey yiyemez hale geliyor. Ama bu sırada Temel başlıyor gülmeye. Dursun merak ediyor. Soruyor ula Temel neden gülirsen. Temel de cevap verir memur bizim gerçek inek olup olmadığımızı anlamak için bir tane öküz getiriyor…

Kırk Deliler

6 Şubat 2007

turkoloji.cu.edu.tr/HALK%20EDEBIYATI/8.php

Çok sıcak bir yaz günüydü , hava sanki alev esiyordu. Deliler ne yapacaklarını bilemediler, dam altına girmeye de akıl erdiremediler. Güneş altında adam akıllı terlemişlerdi. Serinlemek umuduyla dağ taş dolaşmaya başladılar. Geze dolaşa yolları bir havuzun yanına çıktı. Havuz başında toplandılar. İçlerinden birinin eli suya değdi, arkadaşlarına:

-Sıcaktan kurtulduk , su çok serin, gelin ayaklarımızı suya sokarak serinleyelim, dedi.

Kırk Bir Deliler havuz başına dizilerek ayaklarını suya soktular. Ayaklarını sallayarak suyla oynamaya başladılar. Su dalgalandıkça ayaklarının görüntüleri birbirine karıştı, kimse ayaklarının görüntüsünü diğerlerinden  ayıramadı.

İçlerinden biri:

-Bu ayak benimdir, bu ayak senindir , dedi.

Öteki: Yok, şu ayak benim , şu ayak senin, dedi.

Beriki:

-İkiniz de yanlışsınız, gösterdiğiniz ayaklar  benimdir.

Deliler ayak kavgasına başladı, o sırada havuzun yanından bir Bektaşi geçiyordu. Tartışmayı duyarak yanlarına gitti . Ne yaptıklarını sordu, cevabı duyunca yandaki ağaçlığa giderek sağlam bir ılgın çilpisi kesip havuz yanına geldi. Sırayla delilerin ayaklarına vurmaya başladı. Her vurduğunda delilerden biri:

-Ay ayağım,  dedi, ayağını sudan çekti. Bektaşi de o zaman:

-Hah, sudan çektiğin ayak senin ayağındır, dedi.

Bektaşi böyle böyle bütün delileri sıra dayağından geçirdi. Ayağını sudan çıkaran deli evine doğruldu. Bektaşi de yoluna devam etti.

 *   *   *

11)Aradan aylar geçtikten sonra Kırk Bir Delilerin akıllarına Bektaşi’den yedikleri dayak  geldi. Hepsi birden yollara düşerek Bektaşi’yi aramaya başladılar, geze dolaşa yolda bir sakallı adam görüp Bektaşi sanarak peşine takıldılar. Sakallı adam koştu deliler koştular. Sonunda sakallı adamın gücü kuvveti kesildi, peşinden koşanların da akıllı adamlar olmadığını anladı. Yolunun üstünde gördüğü kamışı alarak yerdeki öküz tersine batırarak kamışı bayrak gibi dikip , var gücüyle oradan uzaklaşmağa çalıştı. Deliler kamışın üzerindeki öküz tersine baktılar.

Biri:

-Öküz bu kamışın üstüne nasıl çıktı? Dedi.

Öteki kamışın yaprağını göstererek:

-Buraya bastı çıktı, dedi.

Bir diğeri:

-Yok, oradan değil buradan çıktı, dedi.

Onlar tartışırlarken sakallı adam da sıvışıp kaçtı.

ARABA BENİM ÖKÜZ BENİM, SİZE NE !

6 Şubat 2007

ARABA BENİM ÖKÜZ BENİM, SİZE NE ! Potur ve karısı öküz arabası ile yaylaya gidiyorlarmış. Birisi arabanın önünde, birisi arkada yürürmüş. Arabanın üzerinde yük yokmuş. Görenler takılmışlar :Yav ! Ağebey emi . Araba boş gidiy; biriz öyde, biriz arhada yeriysiz yohuşa yuharı. Bacahlarıyza yazuh. Arabıya niya binmiysiz ?

Potur cevabı yapıştırmış :

                           -  Ula beri bah ! Araba benim, garı benim, öküz benim. Size ne, sizin götüyze kim godu ?

Şaşırttı..

6 Şubat 2007

Halil Ağanın iki ineği var. Benekli ve Sarı Kız….

Devlet Üretme Çiftliğinden boğa kiralamış, iki inek için…

Ama tam boğanın geldiği gün, kaymakam bey de maiyetiyle köye gelmez mi?

Halil Ağa, konukları evinin baş odasına alırken, küçük oğlunu yanına çağırmış…”Boğayı ve inekleri izle… Gelişmeleri bana haber ver,” demiş…

İçerde kahveler içilir, sohbet koyulaşırken, kapı gümbür diye açılmış, küçük oğlan fırtına gibi içeri girmiş ve, “Baba… Baba,” diye haykırmış. “Boğa, Benekli’yi becerdi…” (Öyle dememiş tabi adıyla söylemiş işte…)

Halil Ağa kıpkırmızı, oğlanı hemen kapının dışına almış, “Bu muhterem zevatın önünde böyle laf edilirmi? Beni rezil ettin. Şimdi git durumu izle… Öyle , adıyla, becerdi falan da deme… Şaşırttı de ben anlarım…”

Aradan yarım saat geçmiş, baş odanın kapısı yine gümbür diye açılmış. Nefes nefese küçük oğlan…

Halil Ağa bir yanlışlığa meydan vermemek için atılmış “Ne oldu oğul? Boğa Sarı Kızı şaşırttı mı?..”

“Hem de nasıl şaşırttı baba… Hem de nasıl şaşırttı. Onu bıraktı. Benekli’yi bir daha becerdi…”

Tibet Öküzü

6 Şubat 2007

www.komikdunya.com/default.asp?istek=komik_resimler_bak&id=1139

Kayserili

6 Şubat 2007

www.erenet.net/fikralar.php?op=FikraOku&id=610

Kayseri`li Karadeniz`li Alışverişi

Kayseri`li birgün hayvan pazarına bir öküz almaya gitmiş Karadeniz`linin birisiyle pazarlığa tutuşmuş anan aşağı baban yukarı pazarlığı bitirmişler. Kayseri`li parayı vermiş öküzü alıp gitmiş aradan bir iki saat geçmemiş bunlar tekrar karşılaşmışlar Karadeniz`li, Kayseri`liye
-Hani siz Kayseri`liler çok uyanıktınızya ben seni kazıkladım sana sattığım öküzün ayağı topaldı demiş.
Tabi bizim Kayseri`li de hemen yapıştırmış,
-O da bişeymi benimde sana verdiğim paralar sahteydi.

Ahmet Ağa’nın öküzü

6 Şubat 2007
Ahmet Ağa’nın öküzü

(16.01.2004 – )
Merhaba sevgili internet kullanıcıları. Bundan böyle en az haftada bir olmak üzere bu sitede birlikte olacağız.

Amacım, özellikle uzun süre seçim stresi yaşamış sizleri bir an olsun o ortamdan uzaklaştırmak, itişme ve didişme ile geçen yaşantımızın içinde olan, ancak çoğu kez göremediğimiz güzellikleri sizlere hatırlatmak ve sizinle paylaşmaktır. Bu köşede kimi zaman bir fıkra, kimi zamanda bir küçük öykü bulacaksınız.

Fıkralar ile “Gülümseyecek” öyküler ile belki de “Hüzünleneceksiniz.!!!” Sizinde, bu siteden paylaşmak istediğiniz konular varsa bana yazabilirsiniz. Elektronik Posta Adresim

earca@koopbank.com

Bugün sizinle paylaşmak istediğim fıkra, bana Lefke Endüstri Meslek lisesindeki ingilizce hocamı hatırlattı, kulakları çınlasın, Oktay hocam, “Be çocuklar öğrenin bu ingilizceyi da karşınıza çıkacak.” Derdi hep… Ama bizden “Tıss…” çıkmazdı. Bu kez de, “Ahmet Ağa’nın öküzü bakar iki gözü” diye sessiz duruşumuzu özetlerdi. Ne kadar haklıymış Oktay hocam…İşte, ingilizce her an karşımızda. Öyle değil mi?

Bugünkü fıkramız çok eski, ama halâ lezzetli.

En güzel günler sizlerin olsun.

Halil Ağanın iki ineği var. Benekli ve Sarı Kız….

Devlet Üretme Çiftliğinden boğa kiralamış, iki inek için…

Ama tam boğanın geldiği gün, kaymakam bey de maiyetiyle köye gelmez mi?

Halil Ağa, konukları evinin baş odasına alırken, küçük oğlunu yanına çağırmış…”Boğayı ve inekleri izle… Gelişmeleri bana haber ver,” demiş…

İçerde kahveler içilir, sohbet koyulaşırken, kapı gümbür diye açılmış, küçük oğlan fırtına gibi içeri girmiş ve, “Baba… Baba,” diye haykırmış. “Boğa, Benekli’yi becerdi…” (Öyle dememiş tabi adıyla söylemiş işte…)

Halil Ağa kıpkırmızı, oğlanı hemen kapının dışına almış, “Bu muhterem zevatın önünde böyle laf edilirmi? Beni rezil ettin. Şimdi git durumu izle… Öyle , adıyla, becerdi falan da deme… Şaşırttı de ben anlarım…”

Aradan yarım saat geçmiş, baş odanın kapısı yine gümbür diye açılmış. Nefes nefese küçük oğlan…

Halil Ağa bir yanlışlığa meydan vermemek için atılmış “Ne oldu oğul? Boğa Sarı Kızı şaşırttı mı?..”

“Hem de nasıl şaşırttı baba… Hem de nasıl şaşırttı. Onu bıraktı. Benekli’yi bir daha becerdi…”

KOMİK CEVAPLAR

6 Şubat 2007
KOMİK CEVAPLAR
Öğretmen öğrencisine sorar: Yavrum öküz nedir?
Öğrenci:Biz onu geceleyin ışıklar kesilince yakarız.
Öğretmen:Hayır yavrum ona lüks denir.
Öğretmen başka bir öğrenciye söz vererek:Evet yavrum
Öğrenci:Öğretmenim Sezercik öküzdür.
Öğretmen :Hayır yavrum ona öksüz derler.
Öğretmen artık dayanamaz:Öküz yavrum, öküz nedir diyorum.
Gönderen : ramazantali@hotmail.com