VAAZLAR
ALTIN BUZAĞI
Çıkış 32
Bu bölümdeki anlatı bizi 21.yy.da bile düşündürmektedir. Burada kendi düşüncemizi nasıl yansıtmaya kalktığımızı gözlemleyebiliriz.
1. Şimdi bu buzağıya onu isteyenlerin bakış açısından bakalım Bu insanlar bizim gibi insanlardı; çok zor zamanları vardı. Mısır altında çok çekmişlerdi ve şimdi kurtulmuşlardı. Bir Tanrı istiyorlardı. Musanın görevlendirdiği Haruna bu konuyu getirdiler. “Bizim önümüzde yürüyecek bir Tanrı yap.” Önünde eğilebilecek ve oldukça mükemmel görünebileeek, güvenilebilecek, umutları ve korkuları için son nokta olabilecek bir Tanrı, uğrunda yaşayacakları ve ölebilecekleri bir Tanrı istiyorlardı. Bu gerçekten bütün insanlığın en çok istediği şeydir.
Görebilecekleri bir Tanrı istiyorlardı, Allah hakkında görünmez bilinmez gibi bir kavramla karşılaşmak istemiyorlardı. Harun bunu başından beri biliyordu. Önlerinde görebilecekleri bir figür istiyorlardı.
Bunda en büyük sorun, insan oldukları için en önemli bir noktayı unutmuşlardı. Bu da Musanın kendisiydi. Onlara yaşamını vermiş Musayı unutmuşlardı. Kendini onlar için riske atan Musayı unutmuşlardı. Onları Mısır diyarından kurtaranı ihmal etmişlerdi.
Yalnızca bunu değil, çöldeki uzun yol boyunca bütün tehlikeler boyunca Tanrı ile kendi aralarında gidip gelen Musa’yı unutmuşlardı. Aslında Musa’nın aracılığı ile Tanrıyı unutmuşlardı. Musa onlara tanrı hakkında daha önce hayal bile edemeyecekleri bir şeyi göstermişti. Bu Allah bu halk ile ilgilenmiş, onlara adaleti ile dokunmuştu. Kadın ile erkek arasındaki adaleti sağlamış, doğruluğu onlara göstermişti. Bu Tanrı onları eziyet diyarından kurtarmıştı. Ama bütün bunlar unutulmuştu.
Bugün bizim burada olma nedenimiz Mesih İsa ile bize sunulmuş olunan prensipler ve idealler, görüşler nedeniyledir. Bütün bunlar Mesih İsa’da aramızda yer almıştır. İnsanın kurtuluşu ile insanlığın itibarı olmuştur. Fakat bu birkaç yüzyıldan beri halk Allahı unutmuştur. Ve insanlar altın buzağıyı arar hale gelmişlerdir. Kayıp çocuklara giden hac yolcusu babalardan sadece üç asır sonra insanlık altın buzağı yapmaya başlamıştır.
Bu kişiler denenmenin en büyüğüne girmişlerdir. Allahtan daha aşağı olan şeylere tapınmaya başlamışlardır. Biz kendimizi hemen bu durumdan istisna tutacağız.
Aslında biz de bu küçük altın imajları oluşturmaktayız. Yarı Tanrılar oluşturup önünde eğiliyoruz. Bizler gerçekten önümüzde gidecek bir Tanrı arıyoruz.
II. Şimdi böyle bir buzağıya onu yapanın gözü ile bakalım.. Harun oldukça ilginç bir kişidir. Aslında kendisi Musa’nın kardeşidir. İyi ve yetenekli bir adamdır. Bu nedenle Musa bu kişiye sorumluluk vermiştir. Daha çok kendisini izleyenlerin istediklerini veren bir liderdir. Her zaman şu sözleri işitebilirsiniz ” Eğer bu kişiler altın bir buzağı istiyorlarsa, Allahı altın buzağı da göreceklerse neden olmasın, istediklerini verebiliriz.
Biz aslında başkalarını memnun etme gönüllüsü kişilerle hep karşılaşırız. Aslında böyle ailelerde vardır. Çocuklarını memnun etmeye çalışırlar. Böyle vaizlerde vardır.
Her çeşit insan bu tarz ilişkilerde bulunur. Harun yaptığının yanlışlığını anladığında bizim yaptığımız gibi yapmaktadır: Yani sorumluluğu başkasına atmaktadır. Musa bu konuyu gündeme getirdiğinde Harun aynı bizim yaptığımız gibi yaptı: “Bütün suçu oradaki halkın ne kadar fesat olduğunu söyleyerek halka attı.” “Ben hiçbir şey yapmadım” Öncelikle suçu kişilerin üstüne attı, bundan sonra onun kişisel utancını görebilirsiniz.Onlara söylediklerinin geri dönüşünü gördü. Bundan sonra tekrar denedi. “Ben Tanrılarınızı getirin ateşe atacağım dediğimde, onlar getirdiler ve bende ateşe attım bu çıktı” dedi. Önce halkı suçladı, sonra da ateşi suçladı. Yaşamımızda hep suçu başkalarına yüklemenin yollarını aruyoruz. Kendi yaşamımızda kaç kez. “İşte bir çocukluktu oldu gibi sözler söyledik.” İnsanlar bir kez yaşam önünde eğilmeye başlıyorlarsa aslında kendilerini alçaltmaya da başlamış oluyorlar. Bir kez yaşamı hafife alıyorlarsa, kendileri de tepetaklak gidiyorlar. Eğer durumlara göğüs gerecek bir imanla ayakta duramazsanız o zaman siz Harun gibi düşeceksiniz.
III. Şimdi burada anahtar olan kişiye bakalım. Birde buzağıya onu kıran kişinin gözü ile bakalım. Bütün bu olanlar Musa dağda iken onlardan uzakta iken oldu. Bu Tanrısallığın yerini aldı. Orada ne yaptığını bilmiyoruz ama dağdan yasa ile indiğini görüyoruz. Kollarında yazılı tabletlerle indiği o an en eski antlaşmanın en önemli anıdır. Yeşu onunla birlikeydi ve henüz uzaktaydılar, Musa kamp yerinden gelen sesleri uyuyordu. Yeşu Musa’dan daha iyi niyetli bir biçimde, aslında daha az sezgi içinde konuştu. “Kamptan savaş sesleri geliyor” dedi. Musa “Hiçte öyle değil” diye cevap verdi. Dağın etekleerine vardıklarında onları görebiliyordu. Buzağıyı ve etrafında dönüp duran halkı gördü. Liderlerin hayal kırıklığı anlarını bilirsiniz. Özellikle güven duydukları kişilerden gelen durumlarda büyük bir hayal kırıklığına uğrarlar. Onlardan büyük birşeyler beklerle ama durum tam tersine döner.
Musa onların arasına indi, buzağıyı yaktı. Onu toza çevirdi, onu suya fırlattı ve halkın onu içmesini istedi. Musa halkı gördüğümüz gibi hiçte hafife almamıştı.
Bu öyküde aslında bizi bekleyen tehlikeleri, ayartılmaları, fırsatlarımızın ne olduğunu görebiliriz.
Acaba benim oluşturduğum put nedir? Rab ne olursun bugün bu putu kırmam için bana yardım et ki, yalnız sana tapınayım….
—-Adamın biri NewYork hava alanında gümrükten geçiyordu. Bavulunda İncilini gören görevli adama şöyle dedi: “Kardeşim, Amerika’da bunu okumaya vakit bulamazsın. Biz burada yalnızca dolar kazanmakla vakit geçiririz. Güç sahibi doların Tanrımız olduğunu da düşünebilirsin” ——
http://www.twpc93.com/index20.html