Arşiv Ocak, 2007

Araştırılacak

25 Ocak 2007

Pars Tuğlacı, Sözlük (5 ciltlik)

 

Ramazan Karça, Hamit Zübeyr Koşay. Karaçay-Malkar Türklerinde Hayvancılık ve Bununla İlgili Gelenekler. Ankara, TTK, 1954(Öküz vd)

 

Zenaatler Sözlüğü-(Üvendere hk.)

 

Yaşar Çoruhlu, Mitolojiye giriş, Öküz hk. Bölümler

————

Alkışlar, Kargışlar, ilençler….

 

12 Hayvanlı Türk Takvimi

 

ilkel Mitoloji.Jozeph Campbell-Kızılderili masalları

 

Alfabe.Baha Dürder(Öküz hikayesi)

 

Kızılderili Mitolojisi-Boğa ile ilgili hikayeler

 

Hadisler-Dini Hikayeler

—-

 

Türk Edebiyatında (şiirinde?) Atasözleri  …Eyüboğlu

 

Avrupa mitolojisinde öküz

 

Mustafa Kemal’in Kağnısı adlı şiirin bulunduğu kaynak, kaynaklara ve metne eklenecek.Tiyatrosu da yapılmış(Çocuklar için)

 

Mısır Mitolojisinde öküz

 

Uzakdoğu mitolojisinde öküz

 

Masklar

 İbrahim balaban –Öküz esimleri(Nazım Hikmetin arkadaşı)

Gökbilimde Öküz

25 Ocak 2007

ÇİN FALI Öküz, Keçi, Kaplan, Maymun,Tavşan, Horoz, Ejderha, Köpek,Yılan, ve Domuz’dan oluşan Çin burçlarından Öküz’ün durumu aşağıdadır:Çin takvimine göre yıllara göre burcunuz  

·  Fare yılları: 1936 1948 1960 1972 1984 1996

·  Öküz yılları: 1937 1949 1961 1973 1985 1997

http://www.maskelibalo.com/info_cinburclari.asp 
 Yin – yang: Yin
Ugurlu Sayısı: 1
Renk: Koyu Mavi
Hayvan: Ayı
Bitki: Krizantem, Armut Ağacı
Şifalı Ot: Adaçayı
Baharatı: Kişniş
Kıymetli Maden: Bakır
 

İnsanının hayatında hiç bir şey ortalama değildir. Her şeyi “iyi” ya da “kötü” olarak sınıflandırır. Olayları ve deneyimlerini geniş perspektiften ele almayı ve değerlendirmeyi tercih eder. Yaşamındaki sınırları belirlemek ve kabul etmek Öküz insanın temel gereksinimleri arasındadır. Belirsizliklerden son derece rahatsız olur. Dolayısıyla, kurallar ve kaideler hayatının belkemiğini oluşturur. Ortak yaşama girebilmesi için muhakkak karşısındaki insana güvenmesi gereklidir. Güvenini kazanan insanlara karşı oldukça açık ve verici bir yapısı vardır. Aslında katı bir görüntü sergilemesine rağmen, duygusal, duyarlı ve şefkatlidir. Değer verdiği insanlara karşı oldukça yumuşak bir tavır içindedir. Ancak kendisine karşı yapılan hatalarda esnekliğini yitirebilir ve intikam hislerine de kapılabilir. İradesi kuvvetli, sakin ve iyi gözlem yapabilen bir insandır Öküz. İnsan ilişkilerinde sessiz kalarak, gözlemeyi ve fikir edinmeyi tercih eder. Sadık bir insan olan Öküz, geçmişe, geleneklere ve anılara son derece bağlıdır. Bir kez dost olduğunda ya da sevdiğinde, ömür boyu bırakmak istemez. Sorumluluklarına sahip bir insan olan Öküz, kuvvetli hafızasıyla iş yaşamında da oldukça beceriklidir. Enerjisini boşa harcamayı sevmediği için, her eyleminin faydalı ve verimli olmasına dikkat eder. Somutluğu tercih etmesine karşı, soyut kavramlardan da uzak değildir. Ama yine de hayaller ya da fantaziler yaşamının ana parçaları değildir. Hareketsizliğe çok eğilimli olan Öküz insanı, sanki gösterdiği direnç ve atalet ile gücüne güç katar. Uzun yıllar aynı mekanda yaşamak ya da aynı işte çalışmak, Öküz’ü hiç rahatsız etmez. Bu hareketsizlik, kimi zaman inat olarak da tezahür eder. Sabitliğe olan yatkınlığı ve değişime karşı gösterdiği direnç, diğer insanlar tarafından kimi zaman sıkıcı ve boğucu bir insan olarak nitelendirilmesine neden olabilir. Öküz insanı yemek yemeği çok sevdiği için genellikle kilo almaya eğilimlidir. Ancak çelik gibi iradesiyle, kendini kontrol altına almaya başladığı zaman, istediği mükemmel görünüme de kavuşabilir. Öküz’ün kendi istediği değişiklikleri kusursuz bir şekilde gerçekleştirebilme kapasitesi vardır. Öküz kadını, tuttuğunu koparan ve cesaretli bir karakterdedir. Ailesine çok bağlı olan bu kadın genellikle tekeşli olmayı ve sadık kalmayı tercih eder. Kendisi de aldatılmaya dayanamaz. Doğayla tam bir uyum içinde yaşayabilen Öküz kadını, çok düzenlidir. Sorumluluklarını gayet iyi bilir ve bunları tam zamanında yerine getirebilmek için, kendine mükemmel bir düzen yaratır. Zaman zaman kendine dönme ve içine kapanma alışkanlığı da vardır. Öküz erkeği, yaşamında taviz vermekten hoşlanmayan, kendi istediklerinden zor vazgeçen bir yapıya sahiptir. Ancak sevdikleri için esneklik gösterebilir. Yoksa yaşamı boyunca kendi ilkelerinden vazgeçmesi olanaksızdır. Öküz erkeğinin iş yaşamı hayatının en önemli alanıdır. Evde, uykuda, eğlencede, kısacası her yerde aklı işindedir. Hayatını güvence altına almak, gelecekle ilgili kaygısız bir yaşam sürebilmek için durmaksızın çalışır.

( http://www.e-kolay.net/astroloji/astroloji/cin_astrolojisi/okuz.asp )

 Öküz

Özellikleri

Sabırlı, cesur, sadık, vefalı, muhafazakar.

Kişiliği

Çin takvimine göre Öküz yılında doğan kişinin ne kadar sabırlı olduğunu herkes bilir. Aynı zamanda sıkı bir çalışma kapasitesi vardır. Yıl için adı verilen hayvan da esasında katır kadar inatçı ve azimkardır. Bu yılda doğan kişiler de bu özellikleri paylaşırlar. Özellikle uğraşları sevdikleri bir konu üzerinde olursa, yorgunluktan bitap düşene kadar çalışabilirler.

Bu yılda doğan kişinin kayıtsız durgunluğuna bakıp, onun sersem birisi olduğunu düşünenler yanılırlar. Bunlar başkalarının farketmeyeceği kadar zeki ve akıllı kişilerdir. Bu, bir amaca dönük mantıklı bir akıldır. Yaşamda hedefe ulaşmak için güvenilir olmak ve sonra da çalışmak gerektiğine inanırlar.

Duygusal Yaşamları

Bu kişiler ihtiraslı ve tutkulu sözcükler kullanarak sevgilerini açıklayamazlar. Onlardan, bir Donjuan veya Kazanova gibi sevgililerine tutkulu aşk mektupları yazmaları beklenemez. Bununla beraber, aşk heyecanı duymadıkları ve karşı cinsi arzulamadıkları da düşünülemez. Bunların ihtiraslarını kolayca uyandırmak mümkün değildir. İlk bakışta aşık olmak ise alışılmamış bir durumdur. Buna benzer şekilde, şıpsevdi oldukları ve kolayca aşk sevdasından kurtulduklarını da söyleyemeyiz. Aşkları aylar ve yıllar boyunca gelişir ve serpilir ve güçlenir.

Bir kere zirveye ulaştımı kimse vazgeçiremez. Bunlar erkek veya kadın yaşamlarını paylaştıkları kişiye sadık olurlar. Bunlar içinde evlilik ortağını aldatan pek az kişi çıkar. Öküz yılı doğumluların uzun süreli başarılı ilişki kuracakları karşı cins Koyun yılında doğanlardır. Gerçekten de bu iki sakin gurup birbirleri ile iyi anlaşabilirler.

Esasında Öküz yılı doğumlularla uyumlu bir ilişki kurabilmek oldukça güç gözükmektedir. Bu kişiler almaktan çok verenler gurubuna girerler. Birbirlerine benzer mizaçları olan kişilerin berberlikleri sıkıcı olur. En uzun ömürlü ve uyumlu beraberlikler birbirine zıt mizaçlar arasında kurulabilir. Öküz yılı doğumlular, Horoz yılında doğanlar ile uyumlu bir ilişki kurabilirler. Bundan başka, nisbeten dikkatli ilişki kurabilecekleri kişiler, Köpek ve Kaplan yılı doğumlulardır. Bu ilişkilerde aşılması gereken zorluklar vardır.

Öküz Yılında Elementler

Tüm elementlerin kutupsallığı (-) dir.

·         Metal – Öküz: Bu kişiler anlamlı bir konuşma tarzına sahiptir. Zeki ve çoğunlukla sanatkar olurlar. Bu olumlu yanları bunların bakış açılarının genellikle olumlu olduğu sonucunu çıkartır. Ayrıca öteki aynı yıl doğumlulara nazaran daha sıkı çalışırlar. Bu oluşumlar kişiye tartışmayı seven mizaç verir. Özellikle keriyerini içeren konularda görüş ve fikirlerini açıklamaktan kesinlikle kaçınmazlar. Metal – Öküz yılı doğumlular genellikle zor bir meslektaş olurlar ama güvenilir kişilerdir.

·         Su – Öküz: Başkalarının öğüt ve fikirlerine kulak vermeye daha hazırlıklıdırlar. Bunun anlamı yeniliklere karşı duyarlı olmaları değildir. Tüm Öküz yılı doğumlular gibi muhafazakar mizaçlıdırlar fakat, mantıklı tartışmalardan kaçınmazlar. Bunlara eskiye nazaran yeninin daha başarılı olduğu kanıtlanırsa, tüm güçleri ile bunu gerçekleştirecek yöntemlere sarılırlar. Yine de yeninin üstünlüğünü kabul etmekte pek ısrar etmezler ve değişimin getireceği bazı zararlara karşı da hazırlıkları yoktur. Bunlar kendilerine düşkün olurlar ve başkalarından da bunu beklerler.

·         Tahta – Öküz: Çalışma üzerinde ötekilerden daha iyicedirler. Ayrıca başkalarının duygularını daha dikkate alırlar. Bunlar çok büyük güç harcayarak çalışma azmi ile doludurlar. Ötekilere nazaran da müzmin bir inatçılık göstermezler. Bu nedenle öteki Öküz yılı doğumlulara nazaran yaşamda ün ve başarı kazanmaya daha yatkın olurlar.

·         Ateş – Öküz: Diğer tipler arasında ateşin tüm yakıcılığına sahip kişileridir. Bunlar konuşmalarında, davranışlarında ve başkalarının kusurlarını göstermekte acı ve alaylı bir üslup ve yorum kullanırlar. Nezaket açısından sözünü esirgemeyen kişiler sayılırlar. Eğer yorumlarında keskin ve acı davranmışlar ve yargılarında yanılmışlarsa, hemen özür dilemeye de hazırdırlar. Birçok yönden karakterleri yaşamda pek çok şeyi güçleştirecek yapıdadır. Diplomasi ve incelik isteyen işlerde buna uygun bir kimlik elde etmeleri oldukça zordur. Bununla beraber başarılı bir kariyere sahip olurlar. Bu kariyer savaşarak elde edilmiş sayılmalıdır. Hukuk ve ordu işlerinde başarılı olurlar.

·         Toprak – Öküz: Tüm Öküz yılı doğanlar içinde en kayıtsız olanlar bunlardır. Pek çok yeteneklere sahip olurlar. Örneğin, sadakat, bağlılık, içtenlik ve güçlü bir mantık gibi. Fakat bu kişilerde hayal gücüne bağlı yaratıcılık ve duyarlılık yok gibidir. Buna üzülecekleri sanılmasın, yaşamda ulaşmayı planladıkları yere ulaşacaklardır. Bu hedefe ulaşmak için sabır, yoğun bir çalışma ve kararlılık içinde olurlar.

http://www.maximumbilgi.com/astroloji/astrocin.htm

 Yahudi Tesirindeki Kemal Menemencioğlu diyor ki; Ay ve yıldız, bir çok insan için İslam’ın sembolü olarak görülür. Aslında kökeni kadim ay kültlerine dayanır, daha sonra Bizanslılar tarafından kullanıldı ve son olarak Türkler tarafından Müslüman ülkelere yayıldı. Resimde görülen sekiz köşeli yıldız da bu kaynaklardandır. Onun yerinde güneş veya dolunay olabilir. Türk bayrağındaki beş köşeli yıldız Mars çağrışımı yapıyor. Yukarı bakan hilal boynuzlar olarak da telakki ediliyor. Güneşe yakınlığından dolayi Venüs de hilal şeklini alır, ancak bazı sembollerde yıldız Venüs’tür. Genel olarak bu sembolü ateş ye su birleşkeni olarak görebiliriz. Ay suyun simgesidir. 

 ( http://www.hermetics.org/element.html )

 ÖKÜZ

En Belirgin Özelliği: Sabırlı, cesur, sadık, vefalı ve tutucu insanlardır. Karakteri: Öküz yılında doğan kişiler çok sabırlı aynı zamanda da çok inatçı ve azimlilerdir. Sevdikleri ya da arzu ettikleri konu üzerinde hiç durmadan, sabahlara kadar çalışabilirler. Durgun görünümlerinin aksine çok zeki kişilerdir. Amaçları için kafa yorarlar. Onlar için hayatta en önemli şey güvenilir olmaktır.Duygusal Açıdan: Tutkularına kapılıp mantığını yitiren insanlar değillerdir. İlgilerini kazanmak biraz zordur. Aşkları genelde zaman içerisinde başlar ve gelişir. Aşkta da hayatlarının diğer alanlarında olduğu gibi, mantık ve sadakat ön plandadır. En uzun ilişkilerini Koyun yılında doğan insanlarla kurarlar. Öküz yılında doğanlarla ikili ilişki kurmak zordur. Horoz yılında doğanlarla iyi anlaşabilirler. Köpek ve Kaplan yılında doğanlarla da biraz çabayla iyi ilişkiler kurabilirler.METAL-ÖKÜZ
En olumlu Öküz’lerdir. Diğer Öküz’lere oranla daha çok çalışırlar. Güzel konuşma yetenekleri ve zekaları en dikkat çekici özellikleridir. Her ne kadar anlaşması biraz güç de olsa Öküz’ler çok güvenilir kişilerdir.
SU-ÖKÜZ
En yenilikçi Öküz’lerdir. Ama her türlü yeniliğe açık oldukları söylenemez. Önce dinler sonra kendi fikirlerini savunurlar.
TAHTA-ÖKÜZ
En çalışkan Öküz’lerdir. Diğer Öküz’lerin aksine, insanların duygularına daha fazla önem verirler. İnatçı olmamaları onları hayatta başarılı kılar.
ATEŞ- ÖKÜZ
En tehlikeli Öküz’lerdir. Biraz kendini beğenmiş ve kırıcı olurlar. Ama bunun yanı sıra hata yaptıklarında da özür dilemesini çok iyi bilirler. Yapı itibariyle hayatı kendilerine daha zor kılan tiplerdir. Kariyerlerinde başarılılardır.
TOPRAK- ÖKÜZ
En kayıtsız Öküz’lerdir. Sadakat, bağlılık, içtenlik ve güçlü bir mantık gibi olumlu özellikleri vardır. Hayal güçleri neredeyse yoktur. Ama yine de amaçlarına ulaşmak için her türlü çabayı gösterir ve başarılı olurlar.
http://www.egos.com.tr/batu/cinfali_okuz.asp ÖKÜZ

Metal öküzü1964- Su öküzü 1966- Tahta öküzü 1985- Ateş öküzü 1997- Toprak öküzü 1949

Kişiliği : sakin bir kişiliğe sahiptir. Çok sinirlendiğinde aşırı tepkiler verebilir. Öküz, eşitliğin simgesidir. Çok çalışkandır ve bütün işlerinin düzenli ve sıralı bir şekilde devam etmesine dikkat eder. Espri yeteneği fazla gelişmemiştir ve pek yaratıcı olduğu söylenemez. Daha ziyade sert ve geleneksel bir tiptir. Ev hayatına düşkündür ve özen gösterir. Özel eğitim gerektiren işler tam ona göredir. Sanata karşı da yeteneği vardır. Fare , tavşan, yılan ve horozla çok iyi anlaşır.

Ünlü öküzler: George Clooney, Prenses Diana, Gwyneth Paltrow, Meg Ryan

http://www.mutasyon.net/kultur/makaleler/gkavak/default7.asp ÖKÜZ Çalışkan ve adildir. Programlı bir hayatı vardır. Prensiplerine bağlıdır. Lider özelliklerine sahiptir. Aldıkları sorumlulukları her zaman yerine getirir. Kararlı ve çalışkandır. Çevresi onları her zaman güvenilir olarak tanır. Sakin ve sesizdir. Espri yetenekleri çok gelişmemiştir buna karşın kendini komik durumlara sokarak insanları güldürür. Sesiz ve derin olmalarına rağmen çabuk öfkelenir. Sert ve geleneksel bir mizaca sahiptir. Evine çok önem verir. Değişimlere karşıdır. Güvenilir bir dosttur. Kendi doğruları vardır. Sakin görünümlerinin altında güçlü ve hırslı kişilikleri yatar.

Rüya Tabirleri

25 Ocak 2007

 RÜYA TABİRLERİ Rüyada Öküz görmek, paranızın ve malınızın artmasına, rahata ermeye yorumlanır. Bulunduğunuz bir toplulukta lider konuma geçeceksiniz demektir. Öküz almak büyük bir iyilik yapacağınızı işaret eder. Öküz satmak işlerinizin kötüye gideceğini işaret eder. Öküzün sizi kovaladığını görürseniz bu sizi iş yaşamında dertli günler beklediğine yorulur. 

http://www.2000.com.tr/kozmik/ruya/o_.htm

 

Rüyada öküz görmek; mal ve mülk sahibi olmaya, öküze binmek; bulunduğu mevkide yükselmeye, öküzü öldürülürken görmek; işini kaybetmeye, öküz tarafından boynuzlanmak; bulunduğu mevkiden düşmeye, besili öküz görmek; zengin olmaya, zayıf öküz; fakir düşmeye, kendi öküzünü kesmek; iş ve itibarını kendi eliyle mahvedeceğine işarettir.

ÖKÜZ : Bir lider pozisyonuna yükseleceksiniz. Rüyada öküz görmek yakında evleneceğiniz anlamına gelir. Öküzün sizi kovaladığını görmek, iş hayatında sıkıntılı günler yaşayacaksınız. Öküz sağlıklı ve evcilse, hayatınızı kontrol altına aldınız demektir. http://www.turkyeri.com/ruya/Ruya_Yorumlari_O2_.htm

Öküz ve Eşekten Petrol’e

25 Ocak 2007

Öküz ve Eşek’ten Petrol’e
Eski toplumdan… Günümüze…
17.03.2003

Teknoloji üstünü ABD, dünyayı yeniden pay etme ve petrol alanlarına tam olarak sahip olma hedefi doğrultusunda Irak’a karşı uzun bir zamandır saldırı hazırlığı içinde.Şimdiki ABD yönetiminin bu barbar hedefe aracı kılmaya çalıştığı Türkiye’nin parlamentosundaki Tezkere oylaması bir noktayı berrak bir şekilde yeniden ortaya çıkardı: Teknolojik üstünlüğün de göstergesi olan maddi zenginlik ve kimi ekonomik çıkar bir yana; insan haysiyeti ve onun yurt düzeyindeki toplamı olan ulusal onur bir yana!Tezkere’nin reddini, insan kanı akıtma ve savaşı red etmek olarak kavrayanlar; insan haysiyetine ve onuruna sahip çıkanlar, şimdi artık küçümsenmeyecek bir güç oluşturmaktadır.Türkiye’nin mutluluğunu, “Avrupa ülkelerindeki ulusal gelir düzeyine çıkabilme” hedefine endekslenmiş yazılarla formüle eden ve dolayısıyla savaşın bile getirilerini kuyumcu terazisinde tartmaya çalışan yazarlar, birey ve topluluk mutluluğunun, yalnızca maddi servetler ve teknolojik üstünlüklerde değil, her şeyden önce, insana özgü öteki değerlerde zemin bulduğunu göremiyor veya göstermek istemiyorlar. Unutmayalım ki, kişi başına düşen gelir düzeyi bakımından örnek alınan Avrupa ülkeleri ve ABD yurttaşlarının dünyanın en mutlu insanları oldukları henüz ispatlanmış değildir! İspatlanacak gibi de görünmüyor!Küresel dönemin yeni peygamberlerinden Bay Hardt ve Bay Negri de, başka noktalardan yola çıkarak benzer ‘maddiyatçı’ sonucu çok yineledikleri “muazzam servetler” gibi sözlerle gerekçelendirmektedirler. Kendisinden politik sonuçlar da çıkarılan bu ‘muazzam servet’ sözlerinin içinde gizli olduğuna inanılan değerler, gerçekte, toplum tarihinde yalnızca görece özellikleri bakımından anlam taşımaktadırlar.Aslına bakılırsa, birey olarak insanın tarihi, onun ana rahmine düşme koşullarının yaratılması öncesinden itibaren, aidi olacağı ve olamayacağı önceden saptanmış olan toplum birimlerine karşı hak ve yükümlülüklerden oluşmuş belirleyici ilişkilerin yeniden ve yeniden düzenlenmesi bileşik süreci toplamından oluşur. Bu toplam süreçte durmaksızın konumlanışını değiştiren “birey“, topluluğun bir parçası olduğuna göre, toplumsal tarih, bireyin aidi olduğu toplum birim ile aidi olmadığı toplum birim arasındaki (dolayısıyla bir öteki birey arasındaki), özünde, yiyecek ve cinselliğe ilişkin temel paylaşım ilişkilerinin düzenlenmesi sürecinin toplamından başka bir şey değildir. Bu tarihsel süreçte paylaşımın biçimi öne çıkar. Bir asır önceki insanın ‘yiyecek’ ve ‘cinsellik’ doyum kavramlarından anladığı ile şimdiki torunlarının bu olguları algılayış ve yaşayış derinliği çok farklı olmakla birlikte, üleştirilme isteği bakımından anaçizgilerde en küçük bir değişiklik yaşanmaz.Toplumsal düzenlenişin yeni baştan şekillenmesi sürecinin, her şeyden önce, toplumun ekonomik üretim biçimlenişinin irdelenmesiyle tanımlanabileceği savından yola çıkan çabalar başarısız olmuştur. En büyük teorileri ortaya çıkardığını sanan yakın tarihin bu yanılgısı, Sovyetler Birliği sisteminin çöküşüyle de tam olarak noktalanmıştır.Şimdiki ‘küresel’ görüntüye ilişkin tanıtıcı bilgiler sunulurken dayanılan ve öteki bütün değer kavramları gibi, ancak görece özelliğiyle anlam kazanan ‘muazzam’ ve ’servet’ kelimeleri, toplum tarihi içine yayılarak ele alındığında, son derece yavan ve güçlü kabuk altında zayıf yineleme sözcükleri haline dönüşürler. İfade edişin anlatım vurgusuna karşın, bu kavramlar, tarihsel boyutta güçsüz geçici sığıntılar ve soyut retorikler olmak ötesine gidemezler; kullanıcılarına da, bu özelliklerinin analizdeki darlaştıcı sıkıntılarını her an yaşatırlar; tarih boyutları açısından analizin tanımlayıcı etmenleri olmak özelliğini yitirmiş, zayıf sıfatlar halini alırlar: Altıbin yıl önceki eski Sümer toplumunda, verimli bir tarla ile bakır çapa, üç ağaç parçasından yapılı bir saban, bakımlı bir öküz ile güçlü bir eşek, ne muazzam servetler olarak değerlendirilmişti!Toprak – öküz ve eşek reformuSümer yerleşim birimi Uruk’un yöneticisi Urukagina’nın, topluluğunun desteğini de alarak eski kurallara geri dönen ve konusu daha çok “toprak, öküz, eşek” olan reformlarını tarih yazıcıları 4000 yıl önceki kil tablet kayıtlarında büyük bir zevkle şöyle anlatıyorlardı:“Canının istediği en verimli tarlaları kendisine ayıran Yönetici (Ensi)’nin topraklarını sürmek için Tanrılara ait tapınak öküzleri kullanılıyordu. Papazlar, eşek ve öküzlerin en iyilerini alıyorlardı. Papazlar buğdayları, Ensi’nin adamlarına dağıtıyorlardı; herhangi bir köyde, yoksul bir kadının bahçesindeki ağaçları kesiyor, meyvelerini topluyorlardı. Bir ölüyü mezarına koyduğumuzda, papaz, yedi fıçı bira, 420 ekmek, 120 ölçü buğday, bir elbise, bir yatak, bir yastık alıyordu.”Birkaç asır sonra, bu kez Urnammu, adalet namına ”bir şekel’lik insan, bir mana’lık insana teslim edilmedi, 250 gramlık gümüşü olan 500 gram gümüşü olanın egemenliğine bırakılmadı” derken toplumsal dağılım bakımından ne muazzam bir övünç duymaktaydı!6000 yıl kadar önce, kil kalıp içerisine dökülen ilk bakır kazma ve çapa, toprağın kullanımında ne muazzam bir teknik gelişme yaratmıştı! Öküzün sabana koşulması, kil kap-kacak imalatını aniden beş katına çıkaran döner kasnağın ortaya çıkarılması da muazzamdır! Sümer insanı, bu nedenle olsa gerek, ‘kazma’, ‘çapa’ ve ’saban‘ın yaratıcısı tanrılara asırlar boyunca ilahilerle şükretmiş, bu buluşların yaratıcısı Enlil, Enki, İnanna isimli tanrı ve tanrıçaların sunaklarını kurbanlardan eksik etmemiştir.Yalnızca iki asır önce buhar kazanının endüstriye ulanması; ilk buhar kazanlı gemi, ilk lokomotif de Avrupa’da “sanayi devrimi“ne yol açmıştı.Bütün bunlar günümüzün “iletişim ve teknoloji” toplumu bakımından şimdi ne kadar gerilerde kalmış, ne muazzam anlamsız değerlerler olarak görünmektedir!Bu nedenle, insan toplumuna ilişkin yargıların şekilleneceği asıl alan, gidilebilen en eski biçimiyle toplumun üleşim ilişkileri olmalıdır. Henüz üretim tanımayan ve sadece taş kullanabilen ve ancak taş yontabilen eski toplum, avcılık ve yamyamlık döneminde de üleşim kurallarına sahipti. 4000 yıl önceki yazılı yasalar bu bakımdan, eski toplumun iç paylaşım ilişkilerinin anlaşılmasını sağlayan önemli belgelerdir. Eski toplumun ve onun temel değerlerinin günümüzden uzak olduğu düşüncesi bir yanılgıdır. Modern toplumunun bütün temel direkleri, eski toplumdan devralınmış, dönüşmüş yeni toplumun mihenk taşları olarak varlığını korur. Toplumsal süreçte görece hızlı yıpranan birey – toplumbirim ve birey ile bir öteki birey arasındaki verili ilişkilere karşı; bu ilişkilerin hukuki düzenleyicisi olan yasaların ve yasa tanımını ifade eden anlatım dilinin görece ağır dönüşen fenomenlerden biri olmasının doğurduğu paradoksal görüntüyü, tüm azametli ayrıntılarıyla devletler arası diplomatik ilişki yaptırımlarında da izlemeye devam ederiz. Günümüzden 5000 yıl önce, kerpiç surların çevrelediği bir Sümer yerleşimindeki doğu ve batı kapılarının gerçek kilitlerinin gerçek anahtarını, ‘şehri’ birkaçyüz yurttaşı ile muhasaraya almış gal-lu-gal (büyük-adam-büyük)’e uzatıp vermek kan dökülmeden teslim olmanın ve bu şekildeki bir zoraki barışın devamının şart göstergesiydi. Şimdi o, günümüzün modern seremonilerinde, gümüş tepsi içinde sunulan şehrin altın anahtarı olarak kendini sürdürmeye devam eder. Toprağını çiğnetmeyen, düşmanını evinin eşiğine bastırmayan eski toplum, şimdi konuk cumhurbaşkanının uçak kapı eşiğine değin uzatılan kırmızı diplomatik halıyla kendisini bize bağlar.Kanun dilinin uzmanlık gerektiren ağdalı yapısı ve onun genel olarak toplumsal gelişmeyi geriden yaşlı adımlarıyla takip etmeye çalışırken tutunduğu baston sözcükleri hala koruyan bugünkü hukuk dili, günümüz ile eski toplum arasında uzanan yolda yürümemize yardımcı olan geçiş merdiveni görevi üstlenir. Modern dünyanın devralıp sürdürdüğü, dili ve çerçevesiyle, kanun düzeneğinin ilk yazılı biçimlerinin yaratıcıları, elimizdeki kiltablet çözümlemelerine göre, Sümerler olmuştu. Bu tabletler, bir yandan, kanun yazıcılığının biçimsel form mirasının adım adım izlenmesini olanaklı kılarlar. Öte yandan da, hak ve ödev ilişkilerinin paylaşım kısmının kayıt altına alınması olan yazılı eski yasalar, toplumbirimin iç ayrışmasını, bireyin andaki hak ve yükümlülük görüntülerini en iyi şekliyle bize sunarlar.
Yasa koyucu, yasa koyma gerekçesi olan gerçek çelişmelerin adını anmış olduğu için, tarihsel gelişme süreci içinde verili insan topluluğunun bütünlük ve parçalanışını ve sonra yeniden şekillenişini yasalar kadar gerçekçi anlatan çok az metin bulunur.
Urukagina yasalarıGünümüzden 4350 yıl kadar önce yazılmış ve elimize ulaşıp çözümlenebilmiş ilk yazılı yasa tableti olma özelliğini koruyan Urukagina yasalarıdır. Urukagina‘nin 4350 yıl önceki toplumunun gerçek sorunlarını; iç ayrışmasını ve Urukagina’nın gerçekleştirdiği değişiklikleri, daha doğrusu eskiye geri dönerken karşılaştığı yeni yapılanmanın görüntülerini yasa-koyucunun duygularıyla ve o toplumda yaşarcasına incelemek, çelişme kaynaklarının anlaşılabilmesi yönünden de değer taşır. Yasanın bir bölümü şöyledir:”Kıral’ın altında bulunan (yurttaşlardan) bir kişinin
iyi bir eşeği doğarsa,
onun yöneticisi ona ‘eşeği alacağım’ derse,
yönetici eşeği almak üzere iken,
o (yurttaş) kişi, (yöneticiye) gönlümü hoşnut edecek kadar gümüşü tart, derse;
veya son gün, ‘eşeği vermeyeceğim’ derse,
yönetici, canı istediği gibi onu döğmesin!
Bir büyük (zengin) adamın evi,
bir adamın (yurttaşın) evi ile bitişikse,
o büyük (güçlü, zengin) adam onu (satın) alayım derse,
o (yurttaş) kişi, gönlümün istediği kadar gümüş tart,
benim evimin değeri kadar bana arpa (ver), derse,
veya evi vermez ise,
o zaman büyük adam (amir) kıralın altındakini (küçük adamı) zorlamıyacaktır.”
Buharlı lokomotifi, şimdi taş balta, saban, kazmanın yanında müzelere yerleştirmiş olan modern toplum gerçekten de 5000 yılda ‘muazzam servet’ler yaratmış durumdadır. Modern toplumun paylaşım ilişkileri bakımından aldığı muazzam yola gelince, bu bir arpa boyunu geçmez!İnanmayan, ‘eşek’ ve ‘ev’ kelimeleri yerine ‘petrol’ koyup Urukagina kanun metnini yeniden okusun!17.03.2003
Safa Kaçmaz, Moskova
e-posta: safakacmaz@yahoo.com

Öküz başlı antiloplar

25 Ocak 2007

 

   

 Öküz Başlı Antilopların Hızları

Öküz başlı Güney Afrika antilopları görünüş olarak bufalolara benzer. Sürüler halinde yaşayan bu antilop türünün bazen 100, hatta daha fazla üyesi birarada bulunur. Son derece hızlı hareket edebilen bu antilop türü, düşmanları tarafından takip edildiğinde yarış atlarından daha hızlı koşabilir. Güney Afrika antiloplarının buzağıları da son derece hızlıdır. Öyle ki, sadece iki günlükken bile büyüklerinden geride kalmayacak şekilde hızlı koşabilirler. Zorlu koşullarda yaşayan bu canlılar Allah’ın onlara verdiği bu özellikler sayesinde yaşamlarını rahat bir şekilde sürdürebilir. (Our Amazing World Of Nature, Its Marvels & Mysteries Reader’s Digest, s. 177 )

Öküz Mantarı

25 Ocak 2007

ÖKÜZ MANTARI

Boletus bovinus

Şapka
4-10 cm büyüklüğündedir. Önce tümsektir, daha sonra yayvanlaşır. Düz ve yapışkandır. Renk bakımından kırmızımtrak kösele gibidir, aşağıdan bakıldığında kenarı beyazdır.
Borucuklar: Sarımtrak yeşildir, daha sonra pas rengine döner, nihayette zeytin yeşili esmer olur. Sap üzerinde az olarak devam eder.
Delikçikler: Geniş ve köşelidir, ışınsal olarak dizilidirler. Her biri 3-4 adet daha küçük odacığa ayrılmıştır.
Sap
Önce ve düzgündür, yukarı doğru hafifçe kalınlaşır. Renk bakımından soluk esmerdir. Boyu 5 cm, kalınlığı 1 cm kadardır.
Etli Kısım
Sarıdan pembemsi kırmızımsıya kadar degişir. Oldukça kuvvetli bir kokusu vardır.
Spor İzi
Sarı, pembemsi yeşilimsidir.
Yetişme Yeri ve Zamanı
İğne yapraklı ağaç meşçerelerinde bilhassa çam altında çok sayıda ortaya çıkar. Temmuzdan Kasıma kadar görülebilir. Tadı mülayim, kokusu hoş ve meyvemsi olan bu mantar yeme bakımından gençken iyidir, fakat hemen böcek kurtları ile dolar. Kesildiğinde böcek kurtlarının açtığı oyuklar kolayca görülebilir. Yaz sonları ve sonbaharda ortaya çıkan bu mantar, yapışkan şapkası, sap üzerinde devam eden borucukları, geniş köşeli delikçikleri ile tanınabilir

Öküz Gözü

25 Ocak 2007

Çocukta ‘öküz gözü’ne DİKKAT

Göz küresinde büyüme ve ışığa aşırı duyarlılık, doğumsal glokomu akla getirmelidir

- Bize glokomun çocuklardaki belirtilerini sayar mısınız?

- Glokom hastalarındaki şikayetler ve belirtiler hastalığın tipine ve ortaya çıkış yaşına göre değişiklik gösterirler. Çocukluk döneminde ortaya çıkan glokomlarda göz içi basıncı ön kamara açısındaki gelişim bozukluğuna bağlı olarak anne karnında artmıştır. Doğuma kadar devam etmiş yüksek basıncın etkisi ile göz küresi büyüyecektir. Biz buna öküz gözü görünümü diyoruz. Bu durum göz içindeki hassas yapıların ve özellikle görme sinirinin korunması amacını taşır. Kornea tabakasında gerilmeye bağlı çatlamalardan aköz sıvısı kornea katlarının arasına girer bu nedenle kornea şeffaflığını kaybederek bulanık bir görünüm alır. Bebek ışıktan çok rahatsızdır, gözde sürekli sulanma vardır ve göz kapaklarını kapalı tutmak ister. Özellikle bebekle ilk karşılaşan aile hekimi ya da doğum-çocuk hekimleri bu üçlü ile karşılaştıklarında doğumsal glokomu akla getirmelidirler. 2 yaşından sonra ortaya çıkan glokomlarda ve genç erişkin döneminde ise göz küresi elastikiyetini kaybetmiş olduğundan ötürü basınç artışına büyüyerek karşı koyamaz ve genellikle öküz gözü görünümü görülmez.http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2003/01/20/yazidizi/yazidizi1.html

Bakır ve Tarih

25 Ocak 2007

ArkeolojiBakır ve Tarih

Uluburun Gemisi Külçeleri


Bundan 3300 yıl önce, zengin bir ticaret gemisi, Mısır sahillerinden kuzeye doğru denize açıldı.Altın ve gümüş eserlerden, tonlarca ağırlığındaki bakıra kadar zengin bir yüke sahip olan gemi, muhtemelen bugünkü Suriye sahilindeki bir limana uğradı.

Kazıda çıkarılan silah çeşitlerine bakılırsa, gemide en azından üç farklı kültürden tüccar bulunuyordu.

Daha sonra gemi rotasını batıya çevirerek, Kıbrıs  sahillerine ulaştı. Buradan geminin en önemli yükü olan 10 tona yakın bakır külçeyi yükledi.

354 adedi öküz gönü dediğimiz şekilden oluşan bakır, yine gemideki 1 ton kalayla birleştirildiğinde, koca bir orduyu silahlandırabilecek kadar bronz malzemeye sahip olunacaktı.

Zamanın kral ve firavunlarının birbirlerine gönderdiği hediyeleri konu alan Amarna tabletlerindeki kadar zengin yüküyle, tarihe ışık tutacak gemimiz, Anadolu sahillerine geçerek yoluna devam etti.

Gemimizin yaşadığı talihsizliğin ne şekilde meydana geldiğini kesin olarak bilmiyoruz ama, Antalya yakınlarında bulunan Uluburun’da, kıyıdan 60 metre açıkta denizin derinliklerini boyladı.

Aradan tam 3300 yıl geçti. Geçen zaman içinde gemi çevresiyle bütünleşti, adeta tabiatın içine gizlendi

1982 yılında Kaptan Ahmet Güntaş’ın teknesinde süngerci olarak çalışan Mehmet Çakır, sünger avlamak için denizin derinliklerine daldığında, sualtı araştırmacılarının bahsetmiş olduğu kulaklı bisküitlere benzeyen, bakır külçeler yığınını farketti. Kaptan Ahmet Güntaş durumu Bodrum’daki sualtı araştırmacılarına bildirdi.

Oğuz Alpözen’in gemiyi tarihlendirmesinden sonra Sualtı Arkeolojisi Enstitüsü geminin kazısına başladı, 1984 yılında George Bass ile başlayan kazı, Türk arkeolog Cemal Pulak başkanlığında 11 yıl devam etti ve batığa 22.500 dalış gerçekleştirildi

3300 yıllık geçmişi ile kazısı yapılan dünyanın en eski gemisi Uluburun batığının maketi ve eşsiz değerdeki eserleri, bugün Bodrum Kalesinde sergileniyor

1984 yılında Uluburun Batığının Kazısı başladı…

Suyun altında geçirdikleri 33 asır içinde deniz dibiyle bütünleşen eserleri su üstüne çıkarmak araştırmacıların en zor göreviydi.

Denizin 50 metre derinliğindeki bu sessiz dünyada, kazı ekibi yılmadan on bir yıl çalıştı.

Eserler sudan çıkar çıkmaz konservasyon çalışmaları başlıyordu.

Eserlerin Virazon teknesine taşınıldığı sırada yaşanan görüntüler, bronz çağında da buna benzer olmalıydı. Bakır külçeler omuzlarda taşınarak, birer birer geminin güvertesine yerleştirildi. Tıpkı geçmişte olduğu gibi, geminin güvertesine zarar vermelerini önlemek için hasırlar konuldu. Külçelerin dengesinin sağlanması amacıyla ufak tahta parçalar kullanıldı. Virazon teknesinde gerçekleştirilen bu işlemler, 3300 yıl önceki insanların yaşamış oldukları zorluklar ve geliştirmiş oldukları yöntemler hakkında fikir vermekteydi.

Külçeler yarım kalan yolculuğuna başladı, ancak bu sefer başka bir limana doğru…

Gemi Bodrum’a vardığında ekip eserleri tek tek müzedeki konservasyon laboratuarına taşıdılar.
Yıllarca sürecek konservasyon ve restorasyon çalışmaları başlayıncaya kadar külçeler tatlı su tanklarına yerleştirildiler.

Patricia Sıbella

-Sualtı Arkeoloğu-

“Gemide on ton kadar külçe vardı. Bu külçeler bakırdan yapılmıştı. Bakırın o tarihlerde Kıbrıs’tan geldiğini biliyoruz. Bu şaşırtıcı değil, çünkü Kıbrıs maden ocaklarıyla tanınmış bir yerdi. Burada gördüğünüz külçelerin hepsi size aynı geliyor olabilir ama aslında çok farklılar. İki tip külçe var. Bu görmüş olduklarınız, dört tane tutamağı olan külçeler. Bununla beraber iki tutamaklı külçeler de var.Külçeler öküz gönü şeklinde tanımlanıyordu. Burada temelde yanlış bir adlandırma söz konusu. Külçelerin şekli öküz postuna benzetiliyordu ve bu yüzden külçeler öküz gönü olarak tanımlandırılıyordu. Bir diğer neden de, külçelere biçilen parasal değer sistemiyle ilgiliydi. Daha sonra nedenlerin bunlarla ilgili olmadığını keşfettik. Külçeler daha çok elle taşımayı kolaylaştırmak amacıyla böyle tasarlanmıştı. Ayrıca, Kıbrıs’taki gemilere atların veya eşeklerin sırtlarına bağlanarak taşınan külçeler, bu biçimleriyle taşıma sırasında kolaylık sağlıyor olmalıydı.

Burada farklı tip bir külçe görüyoruz. Bu, Uluburun batığında bulunmuş olan tek örnek. Bu külçe de bakırdan yapılmıştı. Ve diğer külçeler gibi yüzde 95 saflıktaydı.

Burada gördüğmüz gibi külçenin yüzeyi oldukça sert, ama bu, diğer külçelerden tamamen farklı.

Gördüğünüz gibi burada bir oluk var. Alt tabaka, ikinci tabaka üzerine dökülürken daha önceden dışarıya doğru biraz taşmış durumda görülüyor. Sıcak metal ile soğumuş olan metal arasındaki yoğunluk farkından dolayı, bir çekim gücü geçekleşerek burada bir oluk oluşmuş. Külçeleri alt tabakalı ve üst tabakalı ya da sert yüzey ve pürüzsüz yüzeye sahip olanlar diye ayırıyoruz. Üst yüzey, alt tabakadakinden farklılık göstermekte. Bakırın döküldüğü kalıbın ilk tabakasını oluşturan yüzey pürüzsüz olur. Üzerine dökülen ikinci tabakanın yüzeyi havayla temas ettiğinden, üzeri kabarcıklı ve girintili çıkıntılı.

Burada sizlere gemiye benzeyen çok değişik bir işareti göstermek istiyorum. Daha yakından bakılırsa, çizgilerin güverte ve yelkene benzediği görülebilir. Bunlara benzer başka örnekler de var. Üzerinde işaretler bulunan külçelerin hepsi, gemide aynı pozisyonda yerleştirilmişti. Bütün külçeler, geminin arka tarafına doğru bakıyordu.

Müzedeki külçelerin üzerinde çalışıldıktan ve çizimleri yapıldıktan sonra, külçeler arasında mukayese yapabilmek için çalışmalara başladık. Burada daha önce size göstermiş olduğum yelkenli gemiyi görüyorsunuz. Şekilde yelkeni simgeleyen çizgi açıkça görülebiliyor. Bütün bu işaretleri bilgisayara geçireceğiz. 

Ve burada, bilgisayarda yapılan çalışmalardan sonra, ortaya çıkardığımız bazı işaretlerden örnekler var. Bunların hepsi birbirinden farklı. Bu işaretlerin bazıları denizle ilgili. Burada bir balık görüyorsunuz, bu bir olta ucu, ve yine balıkçılıkta kullanılan bu üç başlı zıpkın, hep denizle bağlantılı olan işaretleri simgeliyor…” www.denizinsesi.com

Köseledeki Toplumsal Çelişki

25 Ocak 2007

Köseledeki Toplumsal Çelişki

Çivi söküp, düzeltmekle başladığı ayakkabıcılığında, kendi yöresinde usta bir isimdi artık. Bir dönem zenne üzerine çalıştığını söylüyorduysa da, kadınların zerafet noktasında çok ince eleyip sık dokuduğunu söyleyerek çilelerinin büyük olduğunu, bu büyük çileye de katlanılamayacağını ekleyerek zenneyi neden bıraktığını anlatıyordu.

Kadının tepkisini çekmiş olsa da bu sözü, aslında gerici biri değildi kunduracı Zeynel usta. Sağlam bir halkçı yanı vardı. Ve belki de bu halkçı dokusundandır rahmetli Fakir Baykurt’a yapılanı unutmayışı.

Kendisi anlatırdı. Fakir Baykurt, bir dönem ilçelerinin Camlı Kahve’sine konuşmaya gelir. Dinlemek üzere toplanan epeyce bir kalabalık da vardır ama dönemin dik kulaklı itleri çevirmiştir kahvenin dört bir yanını, “Komünisti konuşturmayız” diye.

Komünisti konuşturmazlarmış.

Kavga gürültü çıkarıp, provokasyon yapmak istediklerinden Fakir Baykurt konuşmasını yapmaksızın gerisin geri çekip gitmiştir.

“Fakir Baykurt’u bile konuşturmadılar bu itler” diye içerler dururdu, her laf açıldığında kunduracı Zeynel usta. Ve ardısıra Fakir Baykurt’u anlatmaya devam ederdi.

Gerici değildi kunduracı Zeynel usta.

Güçlü bir sınıfsal güdüye ve bu güdüyü Fakir Baykurt’larla bezediği sağlam bir halkçı bilince sahipti.

Togo marka ayakkabılarını çamuru ile getiren her ağaya ya da ağa özentisine karşı sunturlu bir küfür savurarak “Markasından dolayı alır giyer ama tarlada giyilmeyeceğini bilmez öküz herif” derdi.

Bir gün bu öküz heriflerden biri elinde altı delinmiş ayakkabısını pençe yaptırtmak için geldiğinde “Zeynel usta biraz sağlamca yerinden olsun” deyince, kunduracı Zeynel usta refleks bir tavırla kürsüsünden hafif yan dönerek yerden bir kösele parçasını kaldırıp, en kalın yerini göstererek “Aha burdan yapacam, en kalın yeri,” deyiverdi. Adam ise “Valla iyi, allah senden razı olsun” diyerek çekip gitti.

Adamın ardısıra Zeynel usta içerdeki arkadaşlarına dönerek “Bunlar,” dedi, “ağa takımı, parayı bok gibi sıçarlar ama kafaları çalışmaz. O kalın yeri görünce sevindi fukara, halbuki gönün en gevşek kısmıdır orası. Bunu onlara yapıp üç gün sonra geri getirip harçlığını çıkaracaksın, sağlam yerini de fukaraya yapıp ayakkabısının ömrünü uzatacaksın.”

http://www.devrimcidemokrasi.org/guncel/2003/Sayi-14/kultur1.htm

Öküz Nefesi

25 Ocak 2007

(Öküz Nefesi)

Anadolu’lu Azizler

   Dr. Meryem Acara – Öğretim Görevlisi
   Hacettepe Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Sanat tarihi Bölümü

 Bir gün başmelek Gabriel Meryem’e görünür ve henüz nişanlı olduğu Yusuf kendisinibilmeden gebe kalacağını, doğacak çocuğun kutsal olacağını müjdeler. Meryem’in gebe olduğunu öğrenen Yusuf O’ndan ayrılmaya karar verir ancak, gördüğü bir rüya sonucu bu kararından vazgeçer. Birlikte nüfus sayımı için Beytüllahim’e gittiklerinde kaldıkları handa İsa doğar, olayın tanığı olan bir öküz ve eşek nefesleri ile bebeği ısıtırlar. http://www.tureb.org.tr/anadoluazizler.asp