Ayağa düşen öküz…

6 Ocak 2012

http://www.zapkolik.com/249800/annamaz-okuz-ne-anlar-camis.html


Çok Yiyen Çok Uyur

22 Nisan 2011

Gönül insanlarından biri sıtmaya yakalanmıştı. “ilacı şekerdir bunun” dedi bir dostu, “filan kişide var, ondan biraz iste.”

Adam, “ölüm acısı, onun ekşi suratının verdiği sıkıntıdan iyidir.” Diye cevapladı. Aklı başında olan kendini beğenlenmişlikle dolu kimsenin elinden şeker yemez. Çünkü onun eli şeker, yüzü sirke yapar.

Nefsin isteklerini izleme. Beden semirdikçe ruh güçsüzleşir. İnsanı aşağılık durumlara nefsi düşürür. Nefsin istediği her şeyi yiyecek olursan, zaman seni birçok isteğinden geri bırakır.

Mide tandırını durmaksızın yakmak, yokluk gününde bela getirir. Obur kişi mide yükünü bulamayınca, gam yükünü taşımaya mecbur kalır. Bollukta midesini küçültenin, darlıkta yüzü solmaz. Midesine kul olan çoğu zaman utanılası hallere düşer.

Çok yiyen öküze acınmaz.
Çok yiyen çok uyur.

Öküz gibi semiren, eşek gibi, insanların mihnetine uğrar.

http://dil-ibicare.org/bostandan-hikayeler/cok-yiyen-cok-uyur.html


KARABAĞ’DA ÖLEN ÖKÜZ

14 Nisan 2011

Hüseyin MÜMTAZ

Öküz aslında Lefkoşa’da ölmüştür de sürütülerek götürülüp Hankendi’nde bir çukura atılmıştır..

Gençler pek bilmez, “paralel örgüt” kavramı Soğuk Savaş döneminden kalma bir terim olup, “yerel” Komünist Partilerinin yasal olarak kurulma imkânı bulunamayan “hür” batı ülkelerindeki örtülü örgütlenmelerini ifade etmek için kullanılırdı.

Hoş şimdi “hür” ve “batı demokrasisi” anlamları da hayli su götürüyor ya, neyse..

O zamanların, “ülke nüfusunun oranına göre” dünyanın en büyük Komünist Partisi ise; Makarios’un politikası sonucu “Bağlantısızlar Hareketi” içinde yer alan Kıbrıs Cumhuriyetindeki AKEL idi. Ve Rumların bu AKEL’inin, Türkler arasında da vücut bulması ihtiyacı vardı..

İşte CTP vakti zamanında bu ihtiyaca cevap vermek üzere kurulmuş bir “paralel örgüt” olup böyle olduğu hiçbir zaman inkâr edilmemiştir.

O zaman “sendikalar” ve parti polit büroları “gizlin” buluşurlardı.

Nicosia’daki “Sovyetler Birliği Büyükelçileri” de CTP ile türlü-çeşitli, gizli kapaklı ama devamlı görüşürlerdi.

Soğuk Savaş’ın sona ermesi, ama bilhassa 2004’le girilen çakma AB süreciyle beraber
“münasebetler” ortalığa dökülmüştür. Artık açık olarak orada ve burada ve
göstere göstere “ortak” düzenlenmeye başlanılan çeşitli “iki toplumlu etkinlikler”,
uzo-rebetiko-şeftali muhabbetleri, kültürel bir takım fasariyalar işte bu
“kankalık”ın günümüze yansımalarıdır…

Mevcudiyetinin temelini “BEY Faşizmine Son” sloganıyla “1974 Harekâtı, Türkiye ve Türk askeri düşmanlığında” görselleştiren CTP’nin; 2004 Referandum sürecinden itibaren “durum icabı” sisteme dâhil edilme mecburiyeti hâsıl olmuştu.

Dünya görüşleri ve hayat felsefeleri birbirine taban tabana zıt “Ankara” ile CTP arasında mecburiyetten doğan bir “zoraki nikâh” gerçekleşti.

“Ankara”nın batıya akredite olmak için AB rüyasına, CTP’nin de AB şemsiyesi altında bile olsa “ortak vatan”a ihtiyacı vardı.

Bu denklemin ortak çarpanı Kıbrıs idi.. Ankara Kıbrıs
kapısından AB rüyası görüyordu; bu hedefe kuzeydeki sağ-ulusalcı-milliyetçi
çoğunluk karşı çıkacağı için CTP mecburi-zoraki partner seçildi.

“Süreç” 2004-2009 arasında işletilmeye çalışıldı.

Denktaş “emekli edildi”, UBP iktidardan uzaklaştırıldı.

Talât Cumhurbaşkanı, Soyer Başbakan yapıldı..

Olmadı..

Referandum’da kuzeye “cebren ve hile” ile “Yes be Annem” dedirtildiği halde ne Kıbrıs Türklerine verilen sözler tutuldu ne Türkiye AB’ye alındı..

Zaten “tek dişi kalmış canavar”ın baştan beri böyle bir niyeti yoktu..

“Kıbrıs Türkleri” kaybettikleri mevzileri 2009 Genel Seçimleri ve 2010 Cumhurbaşkanlığı seçimi ile geri aldılar. CTP ve Talât “asıllarına rücu ettiler”.

“Ankara”nın da gelinen süreçte zaten artık AB rüyasına ihtiyacı kalmamıştı.

Öküz öldü, ortaklık buzdolabına kaldırıldı.

Öküzün ölmesi CTP’nin içeride ve dışarıda olmak üzere faaliyetlerine iki cephede hız vermesi sonucunu doğurdu.

6 Nisan 2011 günü Güney Kıbrıs’taki iktidarın büyük
ortağı, AKEL partisinden bir heyet, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Gazimağusa İlçe Merkezi’ni “göstere göstere” ziyaret etti. Genel Sekreter Andros Kiprianu başkanlığındaki AKEL heyeti, bölgede tarihi yerleri de gezdi.

“AKEL heyeti, CTP Gazimağusa İlçe Merkezi’nde Genel Başkan Ferdi Sabit Soyer tarafından karşılandı. İki parti lideri ziyareti takip eden Türk ve Rum basın mensuplarına açıklama yaptıktan sonra heyetleriyle birlikte bir süre görüştüler. Görüşmenin ardından CTP Genel
Başkanı Ferdi Sabit Soyer, Gazimağusa’ya ilk kez gelen Kiprianu’ya Namık Kemal
Meydanı (Othello Kulesi. HM) ve Lala Mustafa Paşa Camii (Saint Nicolas
Katedrali HM) gibi tarihi mekânları gezdirdi. Gezinin ardından heyetler St.
Mark Cafe’de öğle yemeği yedi. Yemeğin ardından CTP heyetine veda eden Kiprianu
ve heyeti araçlarından inmeden kapalı Maraş’ın etrafında tur attıktan sonra
15.30 sıralarında Gazimağusa’dan ayrıldı. Kipiranu’ya partisinin Merkez Yönetim
Kurulu üyeleri Venizelos Zanettos, Alekos Hristo, Melia Avraam ve Nikos Yuanni
eşlik ederken; CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer’e de Gazimağusa milletvekilleri
Sonay Adem ile Teberrüken Uluçay, Dışilişkiler Sekreteri Erkut Şahali ile İlçe
Başkanı Ali Gulle eşlik etti. AKEL Genel Sekterei Andros Kiprianu CTP
Gazimağusa İlçe Merkezi’nde yaptığı açıklamada, CTP ile görüşmelerinin her
zaman yararlı olduğunu ve çözüm sürecinin ileriye götürülesine ilişkin
katkıların ele alındığını ifade etti. Kiprianu, Kıbrıs’ta zor dönemden
geçildiğini, AKEL ve CTP’nin çözüm isteyen iki siyasal güç olduğunu kaydetti. Mağusa’yı ziyaretlerinin sembolik bir önemi bulunduğunu söyleyen Kiprianu, Mağusa’nın 1978 yılından bu yana hep gündeme gelen bir konu olduğunu, bu konuda birtakım adımların atılabileceği
inancında olduklarını söyledi. AKEL’in Mağusa’yla ilgili tezlerinin bilindiğini
kaydeden Kiprianu, “İyi niyet ifadesi olarak Maraş’ın yasal sahiplerine
açılması, Mağusa Limanı’nın işlerlik kazanması, Kıbrıs Türk toplumunun doğrudan
ticaret hakkı kazanması sürece önemli ivme kazandırır” dedi.

Soyer de açıklamasında, Kıbrıs sorununun çözümünün Türkler ve Rumlar
için hayati bir konu olduğunu ifade etti. Kıbrıs üzerinde çeşitli ülkelerin
farklı çıkarları bulunduğunu söyleyen Soyer, “Kıbrıs, Türklerin ve Rumların
ortak vatanıdır, anavatanıdır. Dolayısıyla bizim çıkarlarımız kendimize,
memleketimize dairdir. Çözüm, Rumlarla Türklerin demokratik varlıklarını
doğrudan geliştirmeleriyle ilgili bir durumdur. Biz, kendimizi Kıbrıs sorununun
çözümüne konsantre etmek zorundayız” dedi. “Yarım elmanın Kuzey’de de Güney’de
de karın doyurmayacağını”, adanın birleştirilmesi gerektiğini söyleyen Soyer,
çözümün temelinin de 23 Mayıs ve 1 Temmuz anlaşmaları olduğunu, bunun da tek
egemenliğe sahip, iki kurucu devletin eşitliğine dayalı, iki bölgeli, siyasi
eşitliğe dayalı federal bir çözüm olduğunu kaydetti. Kıbrıs sorununun çözümünde AKEL ile ana prensiplerde çok yakın olduklarını bir takım farklılıkların da bulunduğunu kaydeden Soyer, farklılıkların da aşılamayacak sorunlar olmadığını belirtti”. (www.yeniduzen.com)

Bu öküzün ölümünün içerideki fotoğrafıydı. Ölü öküz CTP aracılığı ile bir de dışarıda
resim çektirdi.

TAK’ın 7 Nisan 2011 tarihli haberine göre; “CTP-BG Genel Sekreteri Kutlay Erk, Dağlık Karabağ ve Kıbrıs sorunları arasında benzerlikler bulunduğunu belirtti. Erk, Ermenistan’ın başkenti Erivan’daki panellerde konuştu. CTP-BG Basın Bürosu’ndan verilen bilgiye göre uluslararası düşünce kuruluşu International Alert’in Ermenistan’ın başkenti Erivan’da düzenlediği ‘Silahlı Çatışmaların ardından Kıbrıs’taki yakınlaşma’ ve ‘Barış Arayışları deneyiminin Azeri-Ermeni Sorununda Taraflarla Paylaşılması’ başlıkları altında 1-7 Nisan tarihleri arasında yapılan panellerde konuşan Erk, Dağlık Karabağ ile Kıbrıs sorunları
arasında, savaşlar, kan dökülmesi, göçmenler ve kuşatmalar gibi birçok
benzerlik bulunduğunu kaydetti. Erk, esas benzerliğin ise çatışmaları çözmenin
yollarının bulunmasının gerekliliği olduğunu ifade ederek her iki bölgedeki
sorunların benzerliklerinin altını çizerken ‘Buna karşın düşmanlıklar bile
Kıbrıslı Türk ve Rum toplumlarının varlığını sonlandıramadı, bu nedenle barış
içinde bir arada var olmaları gerekir’ şeklinde konuştu.

‘Sorunların çözümü için uzlaşma, karşılıklı anlayışın arzulanması ve güven yaratılması gerekir’ diyen Erk, ‘Kıbrıs özelinde çatışan tarafların ilişkiler kurma konusunda istekli olduğunu, ancak bunun Karabağ’da söz konusu olmadığını’ ifade etti. Erk, ne Azerbaycan, ne de Ermenistan’ın görüşmeleri yoğunlaştırıp doğrudan ilişkiler oluşturma konusunda isteklilik göstermediklerini söyledi ve ‘Her iki taraf da kendilerini -zarar görmüş taraf- olarak kabul ediyor. Ancak statüko en iyi çıkış yolu değildir’ dedi.”

Hazirûn; 1-3 Nisan tarihleri arasında Azerbaycan’ın işgal altındaki Hankendi şehrine de
giderek İngiltere’nin “Uluslararası alarm” kuruluşunun organizatörlüğü ile
“Kıbrıs örneğinde, silahlı çatışma sonrası barış ve huzurlu ortak yaşam
deneyimi” konusundaki toplantıya katılarak “yasadışı” Yukarı Karabağ
ziyaretinde bulundu.

Katılımcılar arasında “aynı zamanda” eski Lefkoşa Belediyesi Başkanı şu an Kuzey Kıbrıs
İşadamları Derneği Başkanlığı yapan Kutlay Erk’den başka ve İnsan Hakları Vakfı
Başkanı KKTC Yargı Konseyi Üyesi Emine Çolak’ da bulunuyordu.

Kutlay Erk herhalde ay’da yaşamaktadır.

Kıbrıs’ta çatışma mı vardır ki konusu çatışma olan bir toplantıya maydanoz olmuştur?

Çünkü Kıbrıs ile Karabağ sorunlarının benzer olduğunu söylemek için ya ay’da yahut
Rum kesiminde hem de Rum olarak yaşıyor olmak lâzımdır.

Tarihe ancak Rum göz(lüğ)üyle bakarsanız Kıbrıs ve Ermeni sorunları arasında benzerlik
bulabilirsiniz.

Karabağ “kadîm” bir Türk yurdudur. Stalin zamanında Kafkasların, “ileride kullanılmak
üzere” çeşitli ad ve şekillerde bölünmesiyle “oluşturulan diğerleri gibi” yapay
olarak oluşturulan bu yurt, Sovyetler çökme sürecinde yine ileride kullanılmak
üzere bu sefer Ruslar tarafından Ermenilere peşkeş çekilmiş ve işgal
edilmiştir.

Kıbrıs da 500 yıllık bir Türk yurdudur. Ada’yı 1571’de Rum’dan almadığımız için onlara
herhangi bir borcumuz bulunmamaktadır. Kaldı ki tarihin hiçbir devrinde Rum
ada’da hâkim otorite olarak bir hükümranlık kurmamış, 1960 Cumhuriyeti’nde de
ancak “iki ortak”tan biri olarak yer almıştır.

1974 müdahalesi, ada’yı Rumlaştırmak için yaratılan bir oldu-bittiye karşı; 1571’de
fermanla gönderilen Türkmenlerin can ve mal güvenliğini ve Türkiye’nin milli
çıkarlarını korumak için gerçekleştirilmiştir. Adanın diğer yarısındaki Rum
işgali halen devam etmektedir.

İki Türk yurduna biri Rus-Ermenilerin, diğeri Türklerin farklı amaçlı müdahalesi
nasıl ve ne tür bir ruh için “benzer”likler taşıyabilir?

Rum Alithia gazetesi, ziyaretin ardından Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü
Elhan Poluhov’un, Türkiye’den “KKTC heyetinin ziyareti ile ilgili” açıklama
beklediklerini belirttiğini yazmıştır..

KKTC Bakü Temsilciliği ise konuyla ilgili basın açıklaması yaparak, bu şahısların
Hankendi ziyaretinden dolayı üzüntü duyduklarını ifade etmiştir..

Aşağıdaki haber Kutlay Erk’le beraber; ille de Ermenistan’a Kars’tan kapı açmak
isteyenlere kapak olsun.. (DHA; 07 Nisan 2011)

“Ermeni lider ‘Kars’ı istedi! Ermenistan’da Türkiye’ye karşı sertlik yanlısı Taşnak Ermeni Devrimci Federasyonu’nun (ARF) lideri Vahan Hovhannisyan, Ermenistan’ın başkentinin Kars olması gerektiğini söyledi.

Taşnak lider, halen Dağlık Karabağ’ın başkenti olan Stepanekert’in (Hankendi) Ermenistan’ın da başkenti olması gerektiği yolunda son zamanlarda aşırılık yanlıları tarafından sıkça dile
getirilen tartışmaya bambaşka bir iddiayla katıldı.

Hovhannisyan, Ermeni Civilitas Vakfı
tarafından düzenlenen bir konferansta konuya ilişkin düşüncesini aktarırken, ‘Spepanekert’in
Ermenistan başkenti olmasına karşı değilim, ancak ben Kars’ı tercih ederim. Ermenistan’ın
başkenti Kars olmalı’ dedi”. (www.milliyet.com.tr)

Sonra da külahınız önünüze koyup bir düşünün ve şu iki konu hakkında artık kesin bir
karar sahibi olun, tavır belirleyin.

1)Demek Rumlar’ın “Megali İdea”sından başka Ermenilerin de “Batı Ermenistan” aşkları
varmış. 2) “Biz” 2004 Referandum sürecinde meğer kimlerle “işbirliği”
yapmışız..

Yoksa siz de bir türlü o lâf anlatamadıklarımızdan mısınız?

11 Nisan 2011

57′NCİ ALAY HER YERDE / HEPİMİZ 57′İNCİ ALAY’IN NEFERLERİYİZ

mumtazbay@hotmail.com


Boynuzlar Havaya

11 Şubat 2011

OYUNUN ADI:Boynuzlar Havaya
OYUNUN YERİ:Sınıf-Salon veya Bahçe
OYUNUN ARAÇ VE GERECİ:-
OYUNUN SÜRESİ:Sınırsız
OYUNUN SEVİYESİ:8-12 yaş ve üzeri
OYUNCU SAYISI: Bir sınıf
OYUNUN AMACI VE EĞİTSEL DEĞERİ:Oyuncuların dikkat ve takip yeteneklerini geliştirir.
OYUNUN AÇIKLAMASI:Öğrenciler ellerini masaya veya dizleri üzerine koyarlar. Oyunu yöneten başkan arkadaşlarına “Bütün boynuzlar havaya” dedikten sonra; “kedinin boynuzları havaya” derse oyuncuların ellerini yukarı kaldırmamaları gerekir. Çünkü kedinin boynuzları yoktur. Eğer başkan “Öküzün boynuzları havaya” derse oyuncuların hepsi ellerini havaya kaldırmalıdır. Başkan arkadaşlarını şaşırtmak için kendi de ellerini havaya kaldırır. Şaşıran olursa cezalandırılır. (Çeşitli hayvan isimleri bu oyunda kullanılır)

http//www.eminegitim.com/oyunla_egitim_oyunlar-t5985.0.html için


Düğünlerde Seğmenler

11 Şubat 2011

Kahramanmaraş Köylerinde Düğünlerde Sağmenler (Seymenler)
Kahramanmaraş köylerindeki düğünlerde, oğlan evi tarafından davet edilerek çevre köylerden gelen topluluğa sağmen (Seymen) denilmektedir. Düğünün olduğu köyden davet edilenler sağmen olamazlar. Sağmenliği meydana getiren kişiler oğlan evi tarafından okuntu gönderilerek çağrılır. Okuntu gönderme düğüne davet etme demektir. Bunun için, çağrılan kişilere birkaç elma, bir miktar şeker, bir değirmi basma, havlu, mendil, çorap gibi şeyler gönderilir. Bunlara okuntu, okuntuyu götürenlere okuyucu denir. Okuyucu okuntu dağıttığı kişilere “Size …..ın selamı var, önümüzdeki hafta düğüne buyurmanızı söyledi” der. Okuyucular genellikle dili tatlı, bu işe uygun kişiler arasından seçilir.
Köylerdeki düğünlerin çoğu Pazartesi ya da Salı günü kurulur. Sağmen alayı, düğünün başladığı gün gelir. Sağmen gelirken beraberinde keçi, koyun, inek ve öküz gibi hediyeler getirir. Bunlar düğün evine verilir.Sağmenler, düğün olan köye yaklaştıkları zaman silah sıkarlar. Bu davranış sağmenin gelmekte olduğunu duyurur. Sağmenin gelişini haber alan köylü, davulla birlikte karşılamaya çıkar. Belli bir yerde karşıladıktan sonra birlikte düğün evine dönerler. Köylü, bu gelen topluluğu üçer, beşer paylaşır. Bu davranış düğün sahibini müşkül durumdan kurtarmak içindir. Düğün sahibi kendisine getirilen canlı malı kestirerek sağmene yemek ikram eder.

http://www.marasliyiz.biz/site/kahramanmaras/kahramanmaras-kultur-ve-gelenekleri/kahramanmaras-koylerinde-dugunlerde-sagmenler-seymenler.html


Bilmece

4 Şubat 2011

Benim bir öküzüm var / boynuzunu kırmadan dama girmez (Armut)

http://tdae.ege.edu.tr/files/dergi7ii.pdf


Atasözü

4 Mart 2010

at biniciyi öküz koşucuyu tanır


Öküz Masalı

4 Ocak 2010

Büyük öküz sürüsü yayılmış gönlünce otlakta
Aslanlar etrafında sürünün fırsat aramakta
Ama mümkün değil girmek güçlü sürü arasına
Telef olup gitmek var ya tekmeye ya boynuz yarasına

Dolaşmakla geçiyor günler zavallı aslanların
Açlıktan ölüp gidecekler bugün olmazsa yarın
Öküzler güçlü her şeyleri ile ve derileri de kalın
Ağızları öküzlere sulanan aslanların halini anlayın

Günler böyle birbirini kollamakla geçer
Günlerin birinde tilkinin yolu o otlağa düşer
Anlatır aslanlar dertlerini tilkiye birer birer
Meraklanmayın der tilki derdiniz bende biter

Yavaş yavaş yanaşır tilki öküzlerin yanına
Aklındakini fısıldar büyük öküzün kulağına
Şu sarı öküz sizin merhem olur tüm kaygılarınıza
Aslanları o kızdırmış atın onu kucaklarına

Toplanmış öküz meclisi bir köşede hemen
O kızdırmış verelim, kurtulsun sürü, o olsun giden
Onlar aslan güçlü, biz öküz,biz olalım taviz veren
Bütünlük içinde otlamaktır gönlümüzden geçen

Sarı öküz birlik için kurban olmuş aslanlara
Günü kurtarmış öküzler çıkmak için yarına
Unutmuşlar ihanet hiç kalmaz diğerinin yanına
Öküz tadı yerleşmiş artık aslanların aklına

Acıkınca aslanlar varmışlar yine tilkinin kapısına
Oda yollanmış yeniden öküzlerin otlağına
Demiş benekli öküz fitneyi sokan aslanların kafasına
O giderse fitne biter rahatlarsınız bugünden yarına

Sarı, benekli, boz derken gitmiş öküzler teker teker
Semirmiş aslanlar yerken öküzleri birer birer
Artık her gün bir öküz olmuş kurban gider
Birlik bekleyen öküzler şimdi eskisinden de beter

Acil olarak toplanmış öküz şurası yeniden
Bu bozguna bulmak için çare ve neden
Bilge öküz konuşmuş kimseye söz vermeden
Başka yerde aramayın sarı öküzü vermektir bizi mahveden

Mesut Özbek
3/01 /2009

http://www.antoloji.com/siir/siir/siir_SQL.asp?sair=47725&siir=1315759&order=tarih


F. ATTAR’DAN

4 Ocak 2010

REZİL EDEN DÖRT ŞEY

Ey oğul;
Kim dört şeye sahip olursa,
mevcut olur başka dört şey.
Öfkenin pişmanlığa yok çaresi.
Rezillik gelir inadın sonunda.
Düşmanlık kibirden çıkar kuşkusuz.
Rezillik tembellikten hasıl olur.
İnatçı muhatap oldu mu, kul rezil olur onun şomluğundan.
Öfkelendi mi cahil, pişmanlık fayda etmez.
Azarlarsa dostlar seni,
suya yazılan yazı gibi az olur tesiri.
Namertlerle düşüp kalkarsa insan, az dostluk görür onlardan.
Gül kokusundan uzak olduğu için karga, nefret eder bülbülle sohbetten.
Kadınlara duyulan sevgiyi devamsız bil namertlere duyulan sevgi gibi.
Güzel kadın şefkatsiz olur. Az aldı mı nasibini, uzatır dilini.
Zulmederse sultan halkına, mülkündeki kalıcılığı az olur.
Öküzden aşağı kalır yanı olmaz canına düşkün bencilin;
eşektir hatta.

BİR “SARI ÖKÜZ” HİKAYESİ

21 Aralık 2009
  Yazdir E-posta
Yazar Ülker Fahri   
07 August 2009, Friday
Dünya hızla dönüyor.

Daha dün gibi “millenium” diye 2000 yılını karşılamaya hazırlanırken, 2010 yılına merdiven dayadık da, geçen 10 yılda, ne “yılların nasıl geçtiğini” ne de “yıllardır niye yerinde saydığımızı” fark edebildik.

Ne tuhaf…. “Çözüm ve Avrupa Birliği” hayalleri ile adım attığımız 2000’li yılların başlarında, Denktaş ve UBP yönetimini götürmeyi ve yerlerine Talat ve CTP yönetimini getirmeyi başarı sandık…..

Sandık sanmasına da….

5 yıl içinde, hep birlikte “yüzümüze gözümüze buladığımız” “Çözüm ve Avrupa Birliği” hayallerimizi yok ederken, daha büyük bir başarıya imza atarak UBP’yi tek başına iktidara taşıma becerisi gösterdik.

Ve….

Şimdi de başladık, nisan 2010’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile oyalanmaya ve “Türkiye kimi isterse o Cumhurbaşkanı olacağını bilmezmişiz gibi” kendi aramızda “acaba kim” diye “laf” gevelemeye. (F.S.Soyer yine “seçmenlere hakaret ediyorsun, insanların hiç mi kendi iradeleri yok” diyerek kızacak ama, ben birisinden oy beklemediğim için rahatlıkla inandığım gerçekleri söyleyebiliyorum “evet, yok” çünkü Kıbrıslı Türkler’in iradesi taşınan nüfusa kullandırılan oylarla gasb edilmiştir, sandıktan çıkan sonuç, Kıbrıslı Türkler’in iradesini yansıtmıyor. Beslenen ağaları, bir işarete bakar ve istediklerine oy verdirirler, halen bu gerçeği göremeyen varsa, gözünü açsın lütfen. R.R.Denktaş bile dememiş miydi “Türkiye kimi isterse o seçilir” diye)

Evet…..

Hızla 2009 sonuna yaklaşıyoruz.

Hani….

Cumhurbaşkanı M.A.Talat ve CTP’nin “Referandum” yapılacak dedikleri 2009 yılı sonu var ya o yıl sonu.
Şimdi, söyleyin bakalım…..

Ben bu yazıyı yazarken, Talat ve Hristofyas haftada bir görüşerek çözmeye çalıştıkları “Kıbrıs Sorunu”na ara vererek tatile çıkmışlardır.

Aylardan ağustos ve yıl sonuna 4 ay kalmıştır.

M.A.Talat ve sözcüleri, neredeyse “her konuda anlaşma sağlanmıştır” açıklamaları yaparak, Kıbrıs sorununun çözümüne çok yaklaşılmıştır havası yaratmaya gayret ederlerken…..

D.Hristofyas ve sözcüleri ise”henüz hiçbir konuda anlaşma sağlanamamıştır” açıklamalarını yapmaktan çekinmemekte, onları yalanlamaktadırlar.

***  

Bilmenizde yarar var….

Yıl sonunda, “Ek Protokol” uygulaması için AB’nin Türkiye’ye tanıdığı 3 yıllık süre doluyor.

Aralık ayı ortasında gerçekleşecek “AB Liderler Zirvesi”nde, karar verilecek “Tamam mı Devam mı” diye.

Kimimize göre….

AB kararlı bir şekilde ilkelerine ve kararlarına sahip çıkarak, Türkiye ile üyelik görüşmelerini durduracak….

Kimimize göre….

Türkiye’nin bölgedeki stratejik gücü karşısında AB geri adım atacak ve bir ara formül bulunacak….

Ben diyorum ki…..

Avrupa Birliği içinde, belirleyici üye ülkelerinin “çıkarları” doğrultusunda, ne yapılmasını gerektiriyorsa, Türkiye ile ilgili verilecek karar o yönde olacak.

O nedenle….

Bu düşünceyi gayet iyi bilen Türkiye yöneticileri, haliyle “Türkiye’nin çıkarları” ne gerektiriyorsa, o yönde adım atacaklardır.

Atacakları adıma göre de burada…..

Kimin Cumhurbaşkanı, kimin Başbakan, hangi partilerin hükümette, hangi partilerin muhalefette olacağına karar verilecektir. (F.S.Soyer yine kızacak)

Haberiniz olsun……
Kıbrıslı Türkler’in geleceğinin ne olacağını düşünen de olmayacaktır.

Ve…. hiç şüpheniz olmasın….

Türkiye’yi yönetenler “Türkiye’nin çıkarlarını” hesap ederken…..

Kıbrıs’ı yönetenler(!) “kendi koltuklarını” hesap edeceklerdir….

Göreceksiniz….

M.A.Talat ve CTP “yıl sonu Referandum” diye diye, 2009’u bitireceğiz….. Gerçekleşmeyecek referandumun arkasından, 2010’a girer girmez, “yarım kalmış görev”i bitirmek için, nisan’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi için sizden “oy” istenecektir.

Ve….

Her seçim döneminde yaptığımız gibi….

Belli duruşu olan ve seçimleri göstermelik olarak yorumlayan kesimleri ayırıyorum, hiç kimsemiz, yaşananlara ve yaşatılanlara değil, o gün söyleneceklere “kulak vererek” “ulvi görev olan oyunumuzu kullanmanın gururu içinde” vatandaşlık görevimizi yapacağız.

Sonra da….

Çok da zaman geçmeden, hep yaptığımız gibi, şikayet etmeye başlayacağız.

Ama hiç akıllanmayacak, aklımızı hiç geliştirmeyeceğiz. Çünkü, henüz “sütten kesilmeyi” öğrenebilmiş değiliz.

Sütten kesilmeyi öğrenemediğimiz gibi, aramızda “prens” olmaya meraklı o kadar çok meraklı var ki….

Baksanıza…..

Hükümet “bütçede para yok, imkanlar bu kadar” diye feryat ederken…..

Sağcısı-solcusu bir olmuş hep birlikte “isterukh” diye grevlere hazırlanıyorlar.

***

Siz “Sarı Öküz” hikayesini bilir misiniz?

Hani….

Ormanın birinde…
Aslanlar toplanmış.
“Yahu” demişler, Hesapta kralız, açlıktan öleceğiz birader…
Maymuna saldırsak, ağaca kaçıyor; fillere saldırsak, fazla büyük…Ceylanlar hızlı, yetişemiyoruz; kuşa dalsak, uçuyor, Eee, balık yakalayacak halimiz de yok…
 
N’aapsak?”
Bir tanesi “En iyisi, öküzlere saldıralım” demiş,
“İri yarı görünüyorlar ama ne pençeleri var, ne de dişleri diş… tam dişimize göre!”
Olur mu?  Olur.
Hücum!
Ama evdeki hesap çarşıya uymamış;
Öküz, öyle yabana atılacak hayvan değilmiş meğer…
Organize oluyorlar, topluca savunma yapıyorlar, püskürtüyorlarmış.
Aslanlar aç…
N’aapsak, n’aapsak?
“Tilkiye danışalım” demişler. Tilki “kolay” demiş,
“Beni, öküzlerin yaşadığı zengin otlakların prensi yapın, işinizi halledeyim…”
Kabul etmişler.
Tilki, elinde beyaz bayrakla öküzlere gitmiş, “Saygıdeğer öküzler” demiş, “Aslında aslanlar uysaldır, sizi de çok seviyorlar… Ama, şu aranızdaki sarı öküz var ya, sarı öküz, işte sorun o…
Görünce tahrik oluyorlar, canları çekiyor, verin şu sarı öküzü, kurtulun, Kurtulun kardeşim, huzur içinde yaşayıın.

Öküz heyeti düşünmüş taşınmış,
”Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığıyla, verivermişler sarı öküzü…
Aslanlar da afiyetle yemiş.
 
Bir gün, iki gün…. Tilki gene gelmiş.
“Bakın gördüğünüz gibi, saldırılar kesildi, mutlu mutlu yaşıyorsunuz” demiş ve eklemiş: “Ama benekli öküz var ya, benekli öküz, o burada olduğu sürece size rahat yüzü yok arkadaş, canları çekiyor, verin kurtulun”
 
Öküz heyeti düşünmüş,
“otlağın selameti için” teslim etmişler benekli öküzü..
 
Üç gün, dört gün… Tilki gene gelmiş.
Kuyruğu uzun olanı, burnu beyar olanı, tombul olanı…. tek tek alıp gitmiş.

Otlak seyrelmiş, aslanlar semirmiş.
 
Bir gün… Tilki gelmemiş!
Gerek kalmamış çünkü. Direkt Aslan gelmiş.
 
“Hanginizi istiyorsam, canım hanginizi çekiyorsa, onu vereceksiniz, adamı hasta etmeyin” demiş.
 
Otların arasında tir tir titreyen, tek tük kalmış öküzler, “keşke saraı öküzü vermeseydik” demiş ama iş işten geçmiş.
 
İşte böyle sevgili okurlar…
Hikayenin yazarına göre, “Öküzlük” böyle bir şey.

http://portal.kibris.net/index.php?option=com_content&task=view&id=3642&Itemid=39


Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 968 other followers